HER FIRSATTA DEVLETİMİZİ TEHTİD EDEN MİHRAC URAL HACKED ! BİZ GELDİK ! KEREM ŞAH NOYAN & ZENCİ MUSA


ÜÇ HARFLİLER GELDİ !

ÜÇ HARFLİLER GELDİ !

Mihrac Ural’la BBC’nin yaptığı röportaj;

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/09/120907_mihrac_ural_int.shtml

“Suriye'de isyancılara karşı savaşan Türkiyeliler”

Mahmut Hamsici

BBC Türkçe

Suriye'de yaşanan gelişmelerin, önemli oranda Arap nüfusa sahip Hatay ve çevresindeki yansımaları son dönemde Türkiye basınında geniş yer buldu.

Bazı basın organları yerel halkın, Beşar Esad yönetimi karşıtı isyancıların Hatay'daki varlığından rahatsız olmasını öne çıkarırken bazılarıysa ortada bir rahatsızlığın değil, Esad yanlılarının kışkırtmalarının olduğunu öne sürdü.

Hatay'da son dönemde gerçekleştirilen iki önemli etkinlik de farklı basın organları tarafından bu iki farklı tavır doğrultusunda değerlendirildi.

25-26 Ağustos'ta Hatay'a bağlı Yeşilpınar Belediyesi tarafından düzenlenen 'Barışa Çığlık' etkinliğiyle, 1 Eylül'deki barış mitingini, kimi basın organları Suriye'deki savaşa tepki olarak kamuoyuna yansıtırken kimileriyse provokasyon olarak aktardı.

Yeni Şafak ve Sabah onu manşetlerine taşımıştı

Bu ikinci kesimdeki basın oranlarından Yeni Şafak ve Sabah gazeteleri, manşetten verdikleri haberlerde 'bu provokasyonları THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi) Acilciler örgütünün lideri Mihraç Ural yürütüyor' iddiasında bulundu.

Bu haberler Hatay’da Suriyeli muhaliflerin sokaklarda karşılıklar çıkardığı ve halın da bundan tedirgin olduğu yönündeki haberlerle, içinde muhaliflere silahlı eğitim verildiği iddia edilen Apaydınlar kampıyla ilgili olarak Türkiye basınında yayımlanan haberleri takiben yayımlandı.

BBC Türkçe'nin Suriye üzerinden telefonla ulaştığı Mihraç Ural, hakkındaki suçlamaları yanıtlamanın yanısıra kendisinin aktif olarak yer aldığını söylediği çatışma alanına ilişkin gözlemlerini ve içinde yer aldığı yeni örgütü Mukaveme Suriye'yi anlattı.

'Lazkiye'deyim, 32 yıldır Hatay'a gelmedim'

Ural, Alevileri kışkırttığı ve Hatay'a gelip gittiği iddialarını yalanlarken, 'Lazkiye'de olduğunu', 32 yıldır da Hatay'a ayak basmadığını, Türkiye'ye dönmek istediğini, ancak hakkındaki soruşturmaların zamanaşımından düşmesini önlemek için sürekli davalar açıldığı için dönemediğini belirtiyor.

Suriye istihbarat teşkilatı El Muhaberat'a yakın olduğu iddialarını da reddeden Ural, "Tam tersine Suriye zaman zaman bize baskı yaptı, 'Türkiye bizim komşumuz, bu topraklardan Suriye'ye zarar veremezsiniz' dedi. Ve biz sorumluluklarımızı üstlenmek için zaman zaman Suriye'nin dış politikasını zorlayan işlere kalkıştık çünkü halkımızı yalnız bırakmayacaktık" diyor.

Ural, Suriye'de rejimin sıkı bir savunucusu izlenimi verdiği konusunda ise, durumun pek de göründüğü gibi olmadığını söylüyor.

Anlattıklarına göre, Suriye kendisini dört kez tutuklamış.

1999'da Öcalan Suriye'yi terkettikten sonra Türkiye'nin talebi üzerine tutuklandıktan sonra bir yıl hücrede kaldığını söylüyor.

2000'de hücreden çıkttığını ama "Türkiye'yle biz bugün dostuz. Artık Türkiye'ye karşı topraklarımızdan herhangi bir yanlış istemiyoruz" uyarısına maruz kaldığını anlatıyor.

'Apo'yla 19 yıl birlikte yaşadım'

Öcalan'la yakın bağına ilişkin haberler, Ural'ın yalanlamadığı iddialardan.

"Apo'yla 19 yıl boyunca Suriye'de birlikte yaşadım'' diyor Öcalan için ve ''Aynı sofrada yedik, aynı evde yatıp kalktık. Dünyada tanıdığım en az milliyetçi olan adamıdır'' diye kendisinden bahsediyor, 'bölücü' olmadığını savunuyor Öcalan'ın.

Bölünme konusu, başka bir bağlamda, ama bu kez de Nusayrileri hedef alan bir suçlamayla gündeme gelmişti.

'Alevi devleti iddiası cahillik'

AKP Gaziantep milletvekillerinden Şamil Tayyar, Hatay ve civarında Suriye'ye olası müdahaleye karşı çıkanları ve bu yöndeki protesto gösterilerini Nusayri devleti kurma planlarının bir parçası olarak nitelemişti.

Ural, iddiayı en basit ifadeyle coğrafya ve kültür bilmemek olarak değerlendiriyor ve "Bunu iddia etmek cahilliktir. Asi nehrinin geçtiği bütün ova, Sünni ovasıdır. Aleviler dağdan itibaren sahile doğru uzanırlar. Alevilerin dağın alt kısımlarıyla bir ilgileri yok, bağlantıları yok. Dünyada en son olarak devlet kurmak isteyecek birileri olursa onlar da Alevilerdir. Alevilikte şeriatçılık yoktur. Alevilik insan merkezli evrimci bir inanç topluluğudur. Şeriat ne anlama gelir? Kanun yapmak, yani anayasa... Peki yeryüzünde bir akıllı var mıdır ki şeriat yapınca savcı, kolluk kuvveti cezaevi olmadan yönetebilsin? Oysa Alevi'nin böyle bir derdi yok. Alevi'nin derdi Tanrısına, insana hürmet etmektir, saygı göstermektir. Böylesine Sünni bir şeriat algısı olmayanbir topluluğun devlet kurma iddiası olamaz'' görüşünü dile getiriyor.

'THKP-C Acilciler örgütünün genel sekreteriyim'

THKP-CAcilciler, Mahir Çayan ve arkadaşlarının kurduğu THKP-C örgütünün, hemen hemen tüm liderlerinin 1972’de Kızıldere olayında öldürülmesini takip eden yıllarda bu hareketi izleyerek kurulan örgütlerden biriydi.

Silahlı mücadeleyi benimseyen örgüt, çıkışında yayımladığı ‘Türkiye Devriminin Acil Sorunları’ broşürü nedeniyle THKP-C Acilciler adıyla anıldı.

Ural, Türkiye'de bazı yayın organlarında gündeme getirilen ‘Acilciler’ bağını inkar etmiyor.

1986'da örgütün genel sekreterliğine getirildiğini, Soğuk Savaş’ın bitimine paralel bir şekilde siyasi evrilmenin yaşandığını anlatıyor.

''Bu siyasi evrimin sonucunda Acilciler örgütü barışçı, demokratik mücadeleyi esas alan bir yol izlemeye çalıştı. 22 yıldır Acilciler örgütü, dünyanın hiçbir yerinde ve ülkemizde kayıtsız, şartsız bir biçimde herhangi bir silahlı mücadeleye girişmedi. Ama halkımızın haklaı için hukuk çerçevesinde, bir demokrasi, hukuk, insan hakları mücadelesi yürütmektedir" görüşlerini savunuyor Ural.

'Mukaveme Suriye' sınırdan sızmalara karşı mücadele ediyor'

Ural, Suriye'de şu anda faaliyette bulunan örgütün ise Acilciler olmadığını, 'yeni bir direniş hareketi' olduğunu kaydediyor.

Mukaveme Suriye'’ adlı hareketin kurucuları arasında Türkiyelilerin de bulunduğunu vurgulayan Ural, örgütün özellikle ‘Türkiye'den ayrıldıktan sonra bölgede giden ve geri dönemeyen Türkiyeli devrimcilerin öncülüğünde’ kurulduğunu aktarıyor.

''Türkiyeli Kürt, Suriyeli Kürt, Türkiyeli Sünni, Suriyeli Sünni, Türkiyeli Şii, Suriyeli Şii, Türkiyeli Arap, Suriyeli Arap hepimiz elbirliğiyle Mukaveme Suriye'yi inşa ettik."

Ural'ın anlatımlarına göre, hareket Suriye'nin içişlerine karışmıyor, muhalefetle de sorunları yok, ama vatansever oldukları sürece.

Örgütün sınırdan sızdırıldığını iddia ettiği yabancılara ve kendi ifadesiyle 'vatan hainlerine' karşı bir mücadele çizgisine sahip olduğunu belirtip hareketin başında kendisinin de bulunduğunu vurgularken, ''Mihraç Ural'ın başında bulunduğu Mukaveme Suriye'nin savaşı bütün bölge halkı adına bir savaştır. Şu anda sadece sınır bölgelerinde faaliyetteyiz" diyor.

'Adana, Hatay ve Mersin'den gençler savaşmak için Suriye'ye gelmek istiyor'

Ural'ın bir iddiası da, Adana'da Nusayri nüfusun yoğun olduğu Adana, Hatay ve Mersin'den gençlerin bölgeye savaşmak için gitmeye çalıştıkları.

Bu iddiayı bağımsız kaynaklarca doğrulamak mümkün değil.

Ural, bu gençleri geri çevirdiklerini belirterek, şu görüşleri dile getiriyor: "Biz böyle bir çağrı yapmadık. Gelip katılmak isteyen binler var. Bölgemizin sınırları suni sınırlarla birbirinden ayrılmıştır. Bu harita gerçekçi bir harita değildir. Bu haritanın yaşaması mümkün değildir. Biz hiç kimseye herhangi bir çağrı yapmadık. Gelmek isteyenler sürekli heyetler göndererek yanımıza gelerek gelmek istediklerini belirtiyorlar. Adana, Mersin, Hatay yörelerinden gençler arasında çok yoğun bir talep var. Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda ve İsveç'ten buraya gelmek için çok yoğun bir talep var. Yoğun olarak Arap Alevileri gelmek istiyor, ama sadece onlar değil. Biz buna şu anda olumlu yanıt vermiyoruz. Suriye halkı kendi gücüyle zafer kazanacaktır. Onlara bulunduğunuz ülkelerde Suriye dostları olarak etkinliklere katılmanız yeterlidir diyoruz."

'Esad yönetimiyle resmi ilişkimiz yok'

Ural, örgütün Esad yönetimiyle ilişkisine ilişkin iddialarıysa yalanlıyor.

Ancak, örgüt üyelerinin arkasında Beşar Esad posterleriyle çekilmiş görüntüleri hatırlatıldığında ise ''Biz burada tamamen halk komiteleri olarak varız. Bu, emperyalizme karşı tavır alma refleksiyle ortaya çıkmış bir siyasi yapıdır ve bu siyasi yapı çok geniş bir çevrede onay göremeye başladı. Ve devletin bize zaman zaman burada bunu yapın, şurada şunu yapmayın gibi müdahalelerine karşı tavır aldığımızda halk da bizim yanımızda oldu. Şu 2000'e yakın militanımız var. Bu örgüt, İdlib'in ilçesi olan Serkin'den, Kesab'ın en uç noktasına kadar bu sınır boyundaki sızmalara karşı savunma hareketi olarak yerini almaktadır" görüşünü savunuyor.


YALAN ADILI TANRIYA TAPAN BASIN BUDUR

YALAN ADILI  TANRIYA TAPAN BASIN BUDUR

MİHRAC URAL'I HEDEF ALMIŞLAR...

Mihrac Ural - 31 Ağustos 2012 / Cuma - Lazkiye.

Siyasal mücadelem boyunca haksızlığa uğradım, yalan ve kurguların saldırısına maruz kaldım. Bu gün aynı senaryolar devam ediyor. Bu ahlaksız basın her zaman yalanların kurgu ve abartmaların basını provokasyonların basını oldu. Bunun için şaşırmadım. Ahlaksızlık üzerine kurulu bir basın başka bir şeyi başarması mümkün değil. Bu basın yalan adlı bir tanrıya tapıyor dini inançlarının esası budur. Bu açıdan hesap verecekleri merciinin sırat köprüsündeki kararına güveniyorlar. Oysa yeryüzünü ve göklerin gerçek kutsal güçleri, bunların tanrılarıyla savaş halindedir ve insanlığı barışı için inanç gücünü destekliyor. Yalan tanrılarının köleleri evveli yalan ahiri yalan bir bataklıkta gerçekleri çarpıtma abesiyle uğraşıyor.

YENİ ŞAFAK her zaman olduğu gibi karanlıkların basınıdır. ilkelliğin, gericiliğin insan haysiyeti ve onurunun karşısında olandır. Adımı sütunlarında konu ederken herkesin bildiği ya da kolayca öğrenebileceği gerçekleri bile pervasızca çarpıtmaktan çekinmiyor;

1)-Suriye'de Lazkiye'de yaşadığımı bilmeyen kimse yoktur ama onlar beni Fransa’da yaşıyor diye lanse ediyorlar.
2)- uzun yıllar olduğu gibi bu günlerde de ikametim dışında hiçbir yere gitmememe rağmen, Hatay’a eylem için geçtiğimi yazıyorlar.
3)- hayatım boyunca devlet dinilen yapılarla uzak yakın hiçbir ilişkim olmamasına rağmen, Suriye Mahabartıyla ilgili çabalarım olduğu yalanını iddia ediyorlar; doğrularım arkasında duran biri olarak Suriye dahil bir çok ülkede siyasi nedenlerle zindan yattığımı bilmemeyi tercih ediyorlar.

Bütün bu yalan makinesi on yıllardır çalıştırılıp duruyor. Bunun için bir itirafçı soysuz olan Engin Erkiner adlı polis işbirlikçisi ve MİT ajanı olan İbrahim Yalçın adlı biri bu yalanları bir provokasyon senaryosu olarak üretim basına pazarladıkları bilgisi elimize geçmiş bulunmaktadır. Bu açıdan bu yalanları önemsemediğimi Suriye’yi anti emperyalist direnişinde sonuna kadar savunacağımı, bu savunumu sadece Suriye topraklarında yürüttüğümü kamuoyuna deklare ederim.


THKP-C (Acilciler) Basın Açıklaması 30 Ağustos 2012 / No: 44

BARIŞA OMUZ VERELİM

Barış insanın doğasına en uygun ortamdır. İnsan toplumsal bir varlık olarak güven içinde anlamlı bir yaşam sağlayabilir, uygarlıklar da bu ortamların ürünüdür. Rekabet gelişmenin önemli bir verisi olsa da savaş rekabet değil tahriptir, üretmez. Yakar ve yıkar.

İki yıla yakındır bölgemizde savaş tamtamları çalıyor. Tüm savaşlar gibi bölgemizde kurgulanan savaş kirli bir savaştır; sadece ölüm, gözyaşı, yıkım ve parçalanmayla sonuçlanacak barbarlıktır. Böylesi bir yıkımı bölgenin hiçbir halkı hiç bir gerekçeyle kabul etmez. Binlerce yılın komşuluk ilişkisi, kardeşlik ve barış erdemi içinde yaşamış toplulukların, savaşla ilgili hiç bir girişme onay vermesi düşünülemez.

Savaş bir dayatmadır. Bölgemize talan amaçlı çıkarlar için dıştan yapılan bir dayatmadır. Dünyanın her köşesinde talan yapan emperyalist güçler bu dayatmanın kirli tarafıdır. Erdoğan yönetimiyle; Katar, Suudi Arabistan ve Körfez Emirlikleri gibi Arap gericiliğini temsil eden ülkeler bu dayatmanın yerli uzantılarıdır. Ülkelerinde barış içinde yaşayan farklılıkları, yer yer milliyet farklılıklarına, yer yer din ve mezhep kışkırtmalarıyla kardeş kanına sürüklemektedirler. Kaos ve iç savaş sonunda kimsenin kazanmadığı düşman kardeşler arenasında tek zararlı taraf, birbirine kırdırılan kardeşler olacaktır. Bunun tek anlamı ise, barış ve güvenli yaşamın katlidir.

Bölgemiz ve komşumuz bu ağır süreçten geçerken evi camdan olan ülkemizin göreceği zarar korkunç bir boyutta olacaktır. Bir yandan organik bağlarla örülü ilişkiler, diğer yandan bölünmesi mümkün olmayan coğrafyaların etkisi altında savaş, ülkemizi bir boydan bir boya kana bulayacak vahşet olarak ikame edilecektir. Enerji kaybı, yaralı düşmek takati kesilmek savaşan kardeşlerin kaderi olurken, hükümranlık bu savaşı körükleyen ve seyredenlere ait olacaktır. İstenen de budur.

Onlar yıkım istiyor, ölüm istiyor, talan istiyor. Ama halklarımız barış ve güvenlik istiyor, gelecek kuşakların barış içinde bir arada yaşama hakkını istiyor.

Bunun için ülkemizin dört bir yanında SAVAŞA KARŞI BARIŞ panelleri, miting ve yürüyüşleri, basın açıklamaları, bir vicdan sesi olarak yükseliyor. Antakya bu vicdanın adıdır. Dünya şer güçleri bu küçük kenti, bu barış ve kardeşlik alanını cehenneme çevirmek için, savaş ve istihbarat bürosu haline getirmek istiyor. Bölgenin gerçek düellosu da bir biçimde burada başlıyor. Bu kentin önemi, yeryüzünün tüm azılı katillerine karşı gösterdiği haklı refleksle anlam kazanıyor. Bu kadim Roma kenti, evlatlarının duyarlı duruşuyla dünya şer güçlerine ve onların savaş tamtamcılarına geçit vermeyeceğini böylece ilan ediyor.

Buradan çağrımız bölgede savaşa karşı daha bir dirençle durmak için, tüm barış güçlerini daha çok etkinlik yapmaya davet ediyoruz. Bu ülkemiz ve halklarımız için öncelikli olan barış içinde bir arada yaşama için gereklidir.

THKP-C(Acilciler)

30 Ağustos 2012


SURİYE'Yİ KORUYALIM ÜLKEMİZİ KOLLAYALIM...

SURİYE'Yİ KORUYALIM ÜLKEMİZİ KOLLAYALIM...

HEPİMİZ ORADAYIZ...MİTİNGTEYİZ...

Mihrac Ural - 24 Ağustos 2012 / Cuma

SAVAŞA KARŞI BARIŞ İÇİN... SURİYE'Yİ KORUMAK, ÜLKEMİZİ KOLAMAK İÇİN, 26 AĞOSTOS 2012 / PAZAR GÜNÜ ANTAKYA-YEŞİLPINAR (3AYNİL CAMUS) BELDESİNDE, MİTİNGTE OLACAĞIZ...

Ölüm örgülerinin gelip kapımıza dayandığı bir koşulda kendimizi korumanın tek yolu komşumuz, ikinci anavatanımız Suriye’de bilinçlice, haince ve vicdansızca kışkırtılap desteklenin kıyımı durdurmak, savaşı engellemek gerek. Savaşa karşı barış şiarını bu günün en gerçekçi çağrısı yapan da budur. Bunun adı acil önlemdir.

Yeşilpınar Belediyesinin duyarlı çabaları böylesi bir mitingide anlam bulmulmuştur. Hepimiz adına önemli hayati bir önem kazanan bu girişim, bölgemiz olaylarına olduğu kadar ülkemizdeki etkilerine karşıda duyarlıca bir davranıştır. Bu mitinge katılım aynı zamanda, savaşa karşı kararlı bir tavır alıştır.

Unutulmasın ki, bir tehlike anında hayvanlar bile kendince önlem alır, refleks gösterirler. İnsanlar bunu bilinçle, önlem kadar savunma hazırlıklarıyla birlikte ele alırlar. İflas etmiş dış politikaların sonucu, Erdoğan iktidarı, yeryüzü oranlamasına göre şehrimizde m² başına düşen azılı katil sayısını birinci sıraya oturtmuştur. Bu durum önlem algılarımızı daha da kapsamlı hale getirmemizi gerekli kılıyor. Bu miting, alacağımız önlemlerin en demokratik olanı, en doğal, en haklı, en toplumsal ve en siyasal olanıdır. Bu hakkı kullanmayanlar, eli kanlı şebekelerin kıyımı gelip dayattığında kimseden hiç bir yardım beklemesinler.

Hiç bir gerekçe geçerli değildir, hepimiz, çevremizle birlikte bu mitinge katılmayı görev sayacağız...



FAŞİZAN REJİM ÇÖKECEK. BARIŞ KAZANACAK

FAŞİZAN REJİM ÇÖKECEK. BARIŞ KAZANACAK

SİZİNLE BİR HESABIM OLACAK BUNU BÖYLE BİLİN

Mihrac Ural - 23 Ağustos 2012 Perşembe

ANTAKYAM, KADİM ROMA KENTİ. UYGARALIK VE BARIŞ ŞEHRİ...

EVLATLARIN SAVAŞA KARŞI BARIŞI HAYKIRIYOR, SAVAŞ TELLALLARI İKTİDAR OLMANIN HOYRATLIĞIYLA BASKI ÜZERİNE BASKI, SALDIRI ÜZERİNE SALDIRI DÜZENLEYEREK BARIŞ STANDINI YIKIYOR, KIRIYOR DÖKÜYOR...

Bu bir siyasal yönetim tarzıdır. Tarihte de öyle yapıp bu güne geldiler. Osmanlının devamı olmak Yeni-Osmanlı olmak budur. Buna karşı tarihin her kesitinde halkın direnmesi olmuştur. Bu da halkın haklı duruşunun refleksidir.

Bugünün verileri ve gelişmeler çok farklı. Artık halk direnişi son sözü söylemeye yönelmiştir. Osmanlının yeni versyonları bu kaderle yüzleşmekten kurtulamayacak.. Despotluk yıkılacak demokrasi egemen olacaktır. Suriye olayları bunun ilk kıvılcımı sayılabilir.. Bu aynı zamanda, tarihin kirli cilveleriyle iki ayrı devlette yaşamaya mahkum edilen aynı halkın kader birliği içindeki davranışını da içeriyor. Bölge siyasal yeniden dizayn sancıları çekerken, halkın iradesi dış güçlerin kirli amaçlarla oluşan senaryolarına karşı böylesi bir birlik içinde zafer kazanacaktır. Tarih hep öyle yazılmıştır, haklı davaların sahipleri bu toprakların yerli halkı olarak kendi toprakları üzerinde özgür ve demokratik koşullarda yaşayacaktır. Kazanacak olan da bu güçtür. Kimse arada kalmasın, insan olmanın, yerli olmanın ölçütü ve vicdanı halkın yanında tutum almayı gerektiriyor. Beklenen de budur.


.

BUNLAR NEDİR?




Mihrac Ural – 13 Ağustos 2012 / Pazartesi

Biri Türkiye’den diğeri Libya’dan. Eli kanlı şebekelerin Suriye halkının kanına girmek için eli kanlı şebekelere sunduğu lojistik destek artıkları. Alttaki fotaya bir göz atın…

...


Türk Kızılay’ının İlk yardım çantası bir de BKS adlı şerit tarama silah şarjörü ; Ferdi silahların en ağırı, ormanda bir tarama yapınca ağaçlar testere kesiği gibi ardı ardına devrilir. Bu şarjörün rengine iyi bakın YEŞİL…

Bu malzemeler, Erdoğan’ın tetikçisi eli kanlı şebekelerin Türkmenleri vatan haini haline getirmek isteyen, Suriye’deki sorunları daha da derinleştirme amacı taşıyan çabalarının araçlarıdır. Son çatışmalarda ele geçirildi.

Önceki yazım “SAHUR” da bu çatışmaları anlattım. Kıran kırana yürüyen mücadelede eli kanlı şebekelerin istila etmeye çalıştıkları alandan arındırıldılar. Son taramalarda ise geride bıraktıkları seyyar hastane ve kaçarken düşürdükleri BKS Şarjörü. Önemli bir ayrıntı gibi gelmeyebilir. Ama üzerindeki YEŞİL boya çok şey anlatır.

Malumunuz, Kaddafi Libya’sının bayrağı yeşildi; Kaddafi her yeri yeşile boyamaktan da zevk duyardı. 1982’de Libya’ya gittiğimde “YEŞİL SAHA” diye gösterdikleri geniş bir sahanın yeşile boyanmasından ibaretti… Silahlarda tabi bu arada yeşile boyanıp dururdu. Kaddafi devrildi, silahlar eli kaide’nin eline geçti. Aynı silahlar Akdeniz üstünden Suriye’ye doğru yola çıktı. Suriye halkının katledilmesinin bir aracı oldu.

Okura ve kamuoyuna Erdoğanın kirli çabalarının, Suriye halkına düşmanlığının iç yüzünü yansıtan bu artıkları sunuyorum.

11-12 Ağustos 2012 tarihleri arasında Kastal Maaf nahiyesi, Mazraa, Beyt Subyra, Beyt Mılk köyleri korusunda, MUKAVEME SURİYYİ güçlerinin, eli kanlı şebekelere verilen ağır kayıplar ardından ele geçirilen bu artıklar, bir kez daha Türkiye’nin dünya şer güçleri adına neler yapmaya çalıştığını göstermeye yeter.




SAHUR



Mihrac Ural – 13 Ağustos 2012 / Pazartesi. Lazkiye – Beyt Mılk korusu.



Bir sahur vakti, Malatya’da linç edilmek istenen insanları, Suriye’de linç edilen halka nasıl bağlar bilir misiniz? Birbirini hiç tanımayan insanları kader birliği paydasına nasıl taşır tahmin edebilir misiniz? İşte böylesi bir sahur vaktinde, ekmek arasına sokuşturulan kızarmış patatesle linç edilmek istenen bir halkın savunması için, karanlık ormanların, tepelerin, vadi ve derelerin yol geçit tanımaz çamlıkların içinde, yok edilmek istenen bir halkın savunusu için, yaşam hakkını koruması için, hepimiz adına, sahurdan sahura, bitip tükenmeyen bir mücadele var farkında mısınız?



Anlatayım;



Erdoğan ve Barzani anlaştı. Suriye kaosunu derinleştirmek için biri ayrılıkçı, aşiretçi İsrail destekli sözde Kürt şiddet eylemlerine başlayacak diğeri ise tarihinde hiç anmadığı Türkmenler üzerinden aynı yolu döşeyecek.



Barzani'ye karşı vatansever Kürtler gereken cevabı verdi. "Ortak ülkemiz Suriye'de tahribe, yıkıma, kıyıma geçit yok" dedi. Halk komitelerine tanınan yerel güvenlik gücü olarak bölgelerini sızmalara karşı korumaya başladı.



Türkmenler ise Erdoğan’a karşı ezici çoğunlukla geçit vermedi. Vatan hainleri tetikçi kuklalar, sınır bölgelerinin askeri avantajlarıyla, Erdoğan yönetiminin Amerikan-Katar-Suudi destekli mali ve askeri katkılarıyla, kesif ormanlık alanda kıyım üretmeye devam etti. Asimetrik savaşın bildik vur kaç taktikleri, dehşet ve kaos yaratan gerginlikleri Suriye’nin en güvenli bölgelerini sarsmaya başladı. Ama her şey hesap ettikleri gibi yürümedi.



MUKAVEME SURİYYİ güçleri oyunu ters yüz etti. Gerilla savaşına başlardı. Eli kanlı şebekeleri ne zaman nerede nasıl vuracağı belli olmayan girişimleriyle, tokat üzerine tokat vurarak vatan hainlerini, Erdoğan tetikçisi şebekeleri şaşkına çevirdi. Artık savunma olmayacaktı, rüzgar ekenler fırtına biçmeye başladı.



Kastal Maaf Nahiyesine bağlı Mezraa, Beyt Subayr, Beyt Mılk ormanlık alanında, halka eziyet eden, mallarını gasp edip cana kıyan eli kanlı şebekeler kıstırıldı. Sınıra uzaklığı yaklaşık 15 km olan ormanlıklarda 11 sabahından 12 sabahına kadar süren ağır çatışmalar MUKAVEME SURİYYİ güçlerinin zaferiyle noktalandı. Geniş bir alan eli kanlı şebekelerin elinden kurtarıldı. Mukaveme güçlerinde 6 şehit 5 yaralı vardı. Eli kanlı şebekelerden 30 azılı katil hak ettiği cezayı buldu. Silahlar, çaldıkları araçlar ve onlarca materyale el konuldu.



Bu bir vatan savunması, ölüm kültürüne karşı yaşamı, barışı savunmanın kavgası . Direnişe destek olmanın, içinde yer almanın onuru buradadır.



Zifiri karanlığın ormanlığında, ölüm saatlerinin gerisin geriye sayıldığı zaman eğriliklerinde vuruştum. Barış için özürüm vardı safımı belirledim... Beyt Mılk köyü korusunda şehit düşen 6 yoldaşımın kanlı cesedini pikaba taşıdım, 5 yaralı yoldaşıma omuz verdim… Ölmedim… Yine o korudu... Ayaktayım, tutkuyla yolumdayım...



SURİYE BAŞBAKANI VE ALTBENLİK



Mihrac Ural – 7 Ağustos 2012. Çarşamba. Suriye sınır bölgesi- Lazkiye / Kesab



Suriye’de kıran kırana bir alt benlik savaşı yürüyor. Vatan kimliği edinemeyenler nerede olursa olsunlar alt benliklerine yeniliyorlar. Suriye Başbakanı, alt benliğin nerelere kadar ne tür etkiler yaratacağına bir örnektir. Ama Suriye başbakanlardan da generallerden de daha güçlüdür.



Haber bomba gibi patladı. Dünya şer güçlerine ve onun kirli iş tetikçisi eli kanlı şebekelerine, yalan kurgu medyasının diline yeni bir sakız verdi. “Suriye Başbakanı muhalefet saflarına katılarak görevinden kaçtı”. Bomba etkisi yaratan bu gelişme, Suriye Radyo – TV binasında patlayan bombaya eşlik etti. Suriye yönetimi ve devletini sarsmak için kurgulanan her senaryonun büyük mali ödemeler, mahalle baskısı ve kuşatması altında ikame edildiği ortaya çıktı. Bir kez daha ve bin kez daha görülen o ki, Suriye’de vatan kimliğine karşı dar, sığ, Ortaçağ mezhep algılarının savaşı dayatılmak istenmektedir. Tüm araçlar, ana amaç olan Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) ikamesi için ortaya konan mezhepsel çatışmaya yakıt olarak ileri sürülmektedir.



İki farklı bilinçaltının savaşından söz etmek, bu anlamıyla doğru bir tespittir. Biri tarihin derinliklerinden çıkıp gelerek, kendi iç evrim ve denkliğini sağlayarak oluşmuş, vatanseverlik kimliğiyle kendini ikame etmiş benlik, diğer ise her türden gelişmeye karşı duran, karanlık dönemlerin, doğaüstü vahilerin esiri olmuş mezhepsel alt benliktir. Suriye olaylarının ikinci aşamasında, durmadan kışkırtılan ve iç kanamanın derinleştirilmesi için körüklenin alt benlik budur. Bu öylesi bir mahalle baskısı oluşturuyor ki, Başbakan olsanız da kar etmiyor, olay bir akıl tutulması, yol yöntem kaybı, pusula şaşırmasıdır…



Suriye Başbakanı Riyad Hicap, vatan kimliğini terk ederek aşiret kimliğine sığınmayı tercih etmiştir. Nedeni ne olursa olsun, bu sığınış meşru değildir. Azınlığın hükmüne boyun eğmedir vatan temsilciliği yerine dar aşiret temsilciliğiyle örtünmedir. Bu dönemin öne çıkan tarihsiz ve kimliksiz ülkelerin petrol ve gaz servetleri üzerindeki yükselişleri ve bu zemin üzerinde kimlik oluşturma çabalarının etkisi, alt kimlikler üzerinde derin etkiler yarattığı bilinir. Bu etkiler vatan sınırlarını aşan mezhepsel, etnik, aşiretsel bağlarda da kendini yoğun olarak gösterir. Öyle ki, kendi coğrafyasını tanımayan, onun derinliklerini özümsememiş olanlar, hangi makama gelirse gelsinler, bir tarafları her zaman aşiret, mezhep yarda etnik etkiler altında ezilir kalır. Suriye Başbakanının ezildiği yer burasıdır. Oysa Hafız Esad ve Beşşar Esad gibi, hiçbir zaman ne aşiret ne mezhepsel bir kurgu üzerinde siyaset gütmeyen, vatan coğrafyası, ulus bağımsızlığı noktasında kararlı duruş sergileyen liderlerin varlığında, iç dünyaların karanlık labirentlerinde aşiret tutsaklığıyla yamak ve bunu ülkenin en kritik döneminde bir hançer gibi arkadan saplamak işte bu tarihsiz ve kimliksizlerin başarabildikleri tek şeydir.



Ancak bu büyük bir yanılgıdır. Böylesi sığ düşünce ve algılar hiçbir zaman tarihi derinlikleriyle kimliğini oluşturmuş vatan algısına karşı zafer kazanamaz. Bunun tarihsel imkanı bile yoktur. Bunların en büyük yanılgısı aşiretlerinin ya da mezheplerinin coğrafi yayılma alanlarını vatan sanmalarıdır. Bu tüm gerici güçlerin tüm ırkçıların tüm din istismarcılarının düştüğü handikaptır. Bu nedenle yürüttükleri kirli savaşları, kanlı kıyımları yeryüzünün tüm dindaşları ya da mezhep kardeşlerinin adına yürütüldüğü sanısındadırlar; onlar bu vehimlerden, bu kof algılardan güç alırlar. Vatan ihanetlerini de bu anlamda, bir ihanet değil de öze dönem olarak görürler. Oysa yaptıkları, vatan yerine dar kabuklara sığınma, vatan sorunlarıyla yüzleşme yerine alt benliklerin ucu açık ilişkileriyle korunma yollarını ararlar. Vatan bunlar için hiçbir anlam taşımaz. Suriye Başbakanının sergilediği duruş, bu tür örnekler için önemle dikkate alınması gerekmektedir. Bu sadece Suriye için değil, aynı zamanda tüm ülkeler için geçerli bir veridir.




Suriye Başbakanı, İgeydad aşiretine mensuptur. Bu aşiret, Irak, Suudi ve Suriye’de konumlanan büyük bir aşiret. Bu aşiret Irak işgali sırasında Amerika’ya karşı duruş alan önemli aşiretlerden biridir. Bu aşiretin anti-emperyalist direnmeci tutumu, Suriye yönetimi tarafından da desteklenmiştir. Aşiretin, büyük bir kısmı Irak’ta olmasına karşın siyasal olarak Suriye’de yer alan kesimi daha etkindir. Devlet işlerinde, Suriye’nin son yıllarında devletin en etkin yerlerinde bu aşiretin elamanları yer aldı. Bir eleştiri bir suçlama bir tepki olacaksa, devletin bizatihi kendisi de olan bu insanları içerir. Ama bunlar, işledikleri yanlışları devlet sırtına yıkarak, alt kimliklerini temiz tutuklarına inanırlar. Alan değiştirdiklerinde ise, temiz olacaklarını sanırlar. Oysa suçlamasını yaptıkları her şeyin bir numaralı aktörüdürler. Bir ülkede Başbakan olmak için yürünen devlet görevleri süreci bunu anlatmaya yeter.




Buna rağmen, binlerce yılın deneyimi içinden çıkıp gelmiş olan Suriye devleti, ne birkaç generalin kaçışı ya da şehit edilişiyle ne Başbakanın ya da bir iki diplomatın kaçışıyla kurulu dengeleri sarsılabilecek bir devlettir. Bu ülkenin siyasi iradesi, halkının siyasi iradesidir. Bunu başbakan temsil etmez. Suriye’de halkın siyasal iradesini temsil eden yönetici kadronun belirlenmesinde başbakanın bir rolü de yoktur. Sistem kendi önlemlerini kurumsal bir yapılanma içinde, anayasanın da verdiği yetkilerle siyasal iradesini belirleyen kurum, kuruluş ve yasalara sahiptir. Başbakan ülkenin hizmet veren tüm kurumlarının başında olsa da ana yönelimi belirleyen bir yerde değildir. Bu nedenle başbakan hangi pusulaları şaşırırsa şaşırsın, halkın siyasal iradesini temsil edebilecek konuma değildir.



Suriye dostları tedirgin olmasınlar. Olayların merkezinden sizlere yazdığım bu satırlarda temin ederim ki, Suriye kazanacaktır. Bir ülke başbakanının karşı saflara kayması acıdır ağır bir yaradır da. Bunu inkar etmek mümkün değil. Ama olayın özü budur. Alt kimliklerin mahkumları bu davranışlarıyla üst kimlikleri sarsamayacaktır. Bunu birlikte göreceğiz. Bu örnekler çoğalsa da, vatan ihanetleri böylesi sığ kimliklerin hançer darbelerine maruz kalsa da vatan kimliği, tarihin derinliklerinden çıkıp gelmiş gücüyle bunlara karşı başarı kazanacaktır. Suriye, karanlık akıllara, dar mezhepçi çıkarların bölgede emperyalizmin maşası olarak işlev görmesine asla teslim olmayacaktır.



Halkın ezici çoğunluğunun bağımsız siyasi iradesine güvenelim. Bu iradenin gücü herkesten daha güçlüdür. Suriye bu iradeyle ayaktadır ve bu iradeyle direnmektedir.





BAY PROVOKASYON…



Mihrac Ural – 10 Ağustos 2012 / Cuma. Lazkiye – Belluran



Bazen anlamakta güçlük çekersiniz türünden olaylar vardır. İşte öyle bir şeyden söz edeceğim. Birileri ne türden bir direnme, mücadele haberi görse derhal “aman etmeyin, yapmayan provokasyon olur” diye tutturur. Bunu da öyle ağdalı cümlelerle örter ki, sanırsınız tarihin en barışçıl döneminde yaşarken birileri bu dönemi provoke edecek, savaş çıkaracak sanırsınız. Yok öyle şey…



Savaş çoktan başlamış ama adam sağır, bomba sesini bile duymuyor. Dünya şer güçleri mali ve askeri tüm güçleriyle bir halkı yok etmek için tarihin en gelişmiş ferdi silahlarına ek, ağır silahları da ortaya koyarak komşumuza ölüm yağdırıyor. Bununla da yetinmiyor, ülkemizi savaşın açık tarafı yapmak için çırpınıp şehrimizi şer güçlerin askeri karargahı haline getirmiş. Barış kenti şehrimizi, dünyada metre kare başına azılı katil sayısının en yoğun olduğu şehir haline getirip, bu şehirde kanlı eylemleri başlatmak için Suriye olaylarının sonuçlanmasını bekliyor. Bütün bu gelişmeler bay provokasyonu ilgilendirmiyor. O varsa yoksa her mücadeleye, her direnme çabasına ve çağrısına provokasyon demeyi ibadet haline getirmiştir.



Bay provokasyon belli bir kişi değil, bu nedenle kimse belli bir isme takılmasın. O aramızda sıklıkla gördüğümüz, bildiğimiz, üç beş kitap bile okumamış haliyle yarım aydın sayılmayacak bir tiptir. Cahildir, ama ilgisiz okur tarafından bu özelliği fark edilmez. Ezberlediği bir iki kelimeyle, sizi vicdani bir sorumluluk altına alarak yaptığı demagojiyle susturmak ister; “yapmayın etmeyin, yaptığınız halkın katledilmesine yol açar, polisin saldırısını kışkırtır, kan akar” der ve vicdanınızı ezmeye çalışır. Oyalar, esir eder, susturur ve sonuçta direnme enerjinizi tüketerek sizi korumasız hale getirir. Gerisini ise düşmanınız yerine getirir… Bu gün de olan budur. MUKAVEME SURİYYİ haberleri sanal ortamda dolaştıkça bu tipleri bir kez daha aktifleşti. Böylesi yaklaşımlara karşı yazdığım bir yorumu sizlerle paylaşarak konuya açıklık getirmek istedim. Birlikte okuyalım..



Dönem çok dikkat ister. Bu doğrudur. Ama bu deve kuşu olmayı gerektirmez. Her şey açık ve net kim hangi haberi ve hangi oluşumu hangi kurgu ve yalanlarla nerelere oturtmak istediği de çok açık. Bunu Suriye olayları yeterince öğretmiş olmalı. Tarihin en kapsamlı yalan makineleri Suriye’yi yıkmak için çalıştırıldı. Bu gün aynı şey MUKAVEME SURİYYİ için yapılmak istenmesi bir tuzaktır ve buna düşmek için gönüllü olanların az olmadığını görmek acıdır.



MUKAVEME SURİYYİ haberi, Suriye’ye ait gerçek bir veridir.Sayfası da şudur https://www.facebook.com/syr.moqawama?ref=hl#!/syr.moqawama . Bu bir haber, herhangi bir haber gibi. Kimisi olumlu kimisi olumsuz karşılayacak. Bu platformun üyeleri de bu haberi farklılıklarıyla yorumlayacak. Ama haberi gerçekliğinden çıkarıp verilen emekleri provokasyon alarak görmek yada klavye başında bir çaba görmek aklın almayacağı bir haksızlık ve cinnettir. Ölümü göze alan, halkı için çırpınan ve halkın tarihinde bu ölçekte bir başka benzeri olmayan yapılanmanın yine halk tarafından kucaklanışını görmezden gelmek gerçek provokasyondur derim. Tarihler boyunca doğranan ve yeniden doğranmak için hazırlıkların yapıldığı bu halk ilk kez bu kapsamda ve meşru zeminde sivillerin oluşturduğu savunma gücü ve iradesini çok dikkatli yorumlamak gerek. İddialı olacak ama söyleyeyim, bu güç bu halkın savunmasında artan önemde rol oynayacak tek gücü olacaktır; devletin baş edemeyeceği süreçlerde sonuç alacak tek güç bu oluşumdur. Bu amaçla da kurulmuştur. Bu gerçekliği bulandırmak isteyenler, haber üzerinde yalan kurgular yapabilir ama bizler gerçeği açıklamakla yükümlüyüz.



Bu haber, ilgili olduğu halkın yeryüzünde ilk ve tek sivillerce oluşmuş silahlı savunma gücü olması çok çok önemlidir. Üstelik bu gücün içinde Hıristiyan, Sünni, Şii Ve Alevi tüm inançlar ve Kürt militanlarda aktif yer almaktadır. Bu nedenle, bazen hayretlere düşüyorum, böyle bir haberi görmezden gelmek mümkünü olur mu? Bu haberi provokasyon yapmak için Türkiye’de Hatay’da ve özel olarak Alevilere ait gibi göstermek isteyenlere bakıp, onlara da cevap vermeden yorum yapmak olacak şey mi? Böylesi yorumlar yapılan çarpıtma habere katkıdır. Bu nedenle MUKAVEME SURİYYİ haberini en iyi şekliyle halka aktarmak gerek; Suriye kaynaklı ve Suriye gerçekliğiyle ilgili bir haber olduğunu yansıtmak onu takip etmek gerek. Her gün, her saat, inanılmaz bir fedakarlıkla halkı için mücadele eden ve başarı üzerine başarı kazanan bu gücü tanıtmak bu coğrafyada tarihler boyu mazlum olan bir halkı savunmak kadar önemlidir.



Her şeye provokasyon diyip elimizi kolumuzu yeterince bağladık. “Artık çok geç” oldu diyorum. Bununla ilgili aynı başlıklı makale de yazdım ve gerçekleri anlattım. Biliyorum ki, hazırlıklı olan bu süreci belirleyecektir. Suriye vatan savunmasında mücadele eden güçleri halka daha iyi tanıtmanız dileğiyle…



Not: Dün gece (9-10 Ağustos 2012), Belluran beldesi kırsalında Beyt 3vvan köyünde pusuya düşürülerek, korkakça ve haince katledilen Albay Hatim Zureyk’in (Şabatli beldesinden) yola atılan cesedini MUKAVEME SURİYYİ güçleri ısrarlı ve kararlı bekleyişleriyle, ölümü göze alarak eli kanlı şebekelerle çatışıp almıştır. Yöre halkının bu çabaya biçtiği büyük değeri, MUKAVEME SURİYYİ güçlerini coşkun bir sevgiyle kucaklayarak gösterdi. Konuyla ilgili bilgiyi MUKAVEME SURİYYİ sayfasından izlemek mümkün.





İTİRAFÇI ENGİN ERKİNER VE MİT AJANI İBRAHİM YALÇIN HAKKINDA BİLGİ EDİNİN

SÖZÜN BİTTİĞİ YER...


Söylenti değil, siyasi hasım iddiası değil, üçüncü kişilerin doğrulamasını bekleyen söylem değil. Ölüler adına konuşmak da değil..

El yazılarıyla, imzalarıyla, yorumsuz resmi belge ve kanıtlarla gerçekler ortaya konuyor.


İşte belge ve kanıt, kendi el yazılarıyla, altında imzalarıyla söyledikleri. Altı üstü birer cümle...

Birinci cümle, Polis işbirlikçisi İtirafçı Engin Erkiner’e aittir;

Emniyet kuvvetlerine yardım maksadıyla yakalandığım günün akşamı ve onu takip eden günde aşağıda sıralayacağım evleri bulmaları bakımından polise yardım ettim (Engin Erkiner Polis İfadesi, s:16)


İkinci cümle; MİT ajanı İbrahim Yalçın’a aittir;

Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek 150 bin TL’da paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " ( İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)

Bu satılmış kişi, muhabımız değildir. Cezasını beklesin. İbreti alem sonu için, zaman aramızda hakemdir.

Bu ikili, bugün ihbar, şaibe, kirlilik ve ahlaksız suçlamalarla devrimcilere hayasızca saldırıyorlar. İşleri bu, sermayeleri de. Özel Harp Dairesinin Kürt özgürlük hareketine ve liderine yönelik saldırılarının aynısını, aynı dille yöneltiyorlar. Bu kuklaları iyi tanıyın.

Belgeleri, kanıtları, el yazılı itirafnameleri, polis ifadelerini yorumsuzca alttaki linklerden takip edebilirsiniz.

http://tarihselhainler.blogspot.com/ ve http://acilciler-thkpc.blogspot.com/

6 Temmuz 2012 Cuma

EVVEL TEMMUZ FESTİVALİ

EVVEL TEMMUZ FESTİVALİ 
ANADİLİM ve ALFABEM…

Mihrac Ural – 6 Temmuz 2012 / Cuma

Samandağ Evvel Temmuz festivali organize eden komiteye ya da komitelere kısa bir mesaj iletmek isterim. Zorlu bir başlangıçla yola çıktınız ve önemli bir başarı sağladınız. Bu hepimiz adına önemliydi. Arap halkı adına da bu alanda atılmış önemli bir adımdı. Ama dikkat çekici bir biçimde ve ilerleyen zaman içinde daha çok halkın kültürel karakterine bürünmesi gereken bu festivali TÜRKLEŞMİŞ-ARAP festivali haline dönüştürmeye başladınız; katılımcıların istisnasız tümüne büyük saygı ve sevgimle bunu dile getirmek isterim.

İki farklı komitenin, belki üç ya da şahsi duruşlarıyla farklılaşan yöneticileri hesaba kattığımızda bir çok sesin ve başın etkin olmaya çalıştığı bu festivalde, bize kadar ulaşan, dışa yansıyan duyulması ve tahammülü mümkün olmayan çekişmeleri bir yana koysak da, solun derin fraksiyonculuğuna mahkum akıl hükümlerinin olumsuz izlerini örtmek mümkün gibi görülmüyor. Bu durum bizlere üzüntü vermektedir, bilesiniz.

Bunların üzerinde burada durmak bana da uygun gelmiyor, ama bu festival halkımıza ait ise tarihi değerlerinin, uygarlık ve kimlik bilincinin bir boyutuna aittir demektir. Bu nedenle işaret etmek yanlış olmayacaktır. Festivali önemli kılan en gerçekçi veri de budur. Farklılığı temsil etmesidir, ayrı bir varlığın kendini bütün içinde, kolektif kimliğiyle temsil etme etkinliği olarak belirmesidir; bunda ısrarlı ve kararlı olmasıdır. Bu da bizleri eleştiride daha duyarlı olmaya götürüyor. Bu durumda sorgularımız gündeme geliyor.

SORUYORUM…

Sorularım çoktur. Ancak festivalin ruhunu yansıtması gereken sorularla yetineceğim. Bu tür festivallerin en önemli bölümü müzik olması nedeniyle de sorgularıma buradan başlayacağım.

Halkımızın anadili bu festivalin neresindedir? Hani bu halkın 70 yıldır yasaklı olan anadili? Hani afişlere yansıması gereken alfabesi? Hani, Arap asıllı kaliteli müzik sanatçıları? Hani Arapça skeç ve tiyatroları? Hani Türkiye Arapları arasında onlarca parlak müzik sanatçıları? Hani Arap panelistler? Hani dünyayı sarsan Suriye olayları üzerine konuşacak halkımızın ikinci yarısı olan Suriyeli aydınlar? Bunlar nerede söyleyebilir misiniz?

Samandağ Evvel Temmuz Festivali özellikle de seçmeci davrandığını hesaba katarak bu soruların cevabı olacak sanatçıları, panelistleri bu ülkede bulamadı mı? Yoksa arama gereği mi görmedi? Bana göre, bu hata ve eksiklikler, başarıda devamlılık algısının olmaması ve arama dinamiğinin eksikliği nedeniyle gündeme gelmiştir.

Bir iki örnek vereceğim, Türkiye’de Ümmü Gülsüm'ü yorumlayan, akademik, profesyonel, binlerce şarkı repertuarıyla kendine emek vermiş, Arap aleminin dev sanatçılarının bile koşarak eşlik ettiği dinleti müziğinin kalite sınırlarını zorlayan Arap kadın sanatçımız NEVAL MERCAN’I hatırlatacağım sizlere. Sayın NEVAL MERCAN’nın devrimci mücadele ve toplumsal siyasal etkinliklerdeki aktivitesi bir yana, bunu Mersin’in tüm ilerici siyasal güçleri iyi bilir, ama o bunun çok ötesinde, bir Arap kadın sanatçıdır, sesinin rengi-alanı, farklılığı, yorum gücü, binlerce şarkıdan oluşan repertuarı, Türkçe, Kürtçe, Ermenice ve anadili olan Arapçayla şarkı söylemekte ulaştığı dorukları sizler de bilin, halkımız da bunu dinlesin diye hatırlatmak isterim.

Avrupa’nın her köşede bilinen TV programlarında hakkıyla, emekleriyle yer alan, büyük sanatçıların sesine özendiği Arapça repertuarı az olmayan Mehmet Ali Gündoğan gibi, yalnız bestekar Sanatçı değil, bilim adamı ve BM Royal club üyesi tarih, felsefe, teknoloji, uluslara arası siyaset, dini ve sosyolojik alanda futurist bir şahsiyeti hatırlatmak isterim. Neden festivalde yok diye sormak isterim.

Mesut Aslanyürek gibi, halkına sık sık seslenen, siyasi mesajlar vererek aydınlık saçan, müzik kadar siyasi mesajlarıyla kendi alanında doğruları arkasında dik yürüyen devrimci Arap sanatçıları hatırlatırım. Bu listeye eklenecek yüzlerce isim olduğunu ayrıca bilmenizi isterim.

Ya panelistler için ne diyeceğim. Binlerce Arap aydını sayabilirim. Özellikle bölgemiz sorunları üzerine konuşacak, olaylarını açıklayacak ve halkıyla buluşmak isteyecek bizden birileri az değildir, koşa koşa gelir bu görevi yerine getirirler. Üstelik hiçbir maliyeti olmadan, kimseden hiçbir misafirperverlik beklemeden.

Bu tür aydınlar, Arap Aleminin dorukları olan polemikçi, araştırmacılar, bilgi kaynakları kapsamlı ve tutarlı olanlar, festivale güç katacaklarını ayrıca belirtmeme gerek yok sanırım. Türkiye kamuoyuna olduğu kadar festival katılımcılarına izleyici ve dinleyicilerine bilgi aktaracak olan bu aydınların, festivalin lokal karakterini bir üst düzlemlere taşıma dinamiği de oluştururlar. Bunlar arasında Maad Muhammed gibi, Türkiye’de yapılan panellere defalarca katılmış, mitinglerde, basın açıklaması etkinliklerinde yer almış gazeteci, araştırmacı-yazar aydınlar bulunmaktadır: Bu örnekleri tanıtabilirim.

Maad Muhammed, dünyanın en önemli TV kanallarında doğruları savunan, devrimci bir aydındır. Böylesi bir panelistin festivalde yer alışı zenginlik olurdu, güç ve moral olurdu. Bunun da ötesinde, festivalin konusu uluslararası alana taşınabilirdi. Daha da önemlisi, halkımızın ikinci yarısı Suriye halkına da taşınarak, hak ettiği mesajı ulaştırırdı.

Bu örnekleri çoğaltmak zor değil, sizler bunları bilmiyor olamazsınız? Ama anlaşılmayan ölçülerinizle, haklı eleştirileri ötelemeye kalkışırsanız bu sizin için kaçış yolu olmaz. Kendinizi aldatırsınız…

Evvel Temmuz festivali adının da taşıdığı kapsama sahip olması gerektiği kaygısıyla bunları dile getiriyorum. Bu gün, mitolojideki anlamıyla ilah Temmuz’a ait, verimlilik, hasat günü olduğu kadar, bu güne denk gelen onlarca tarihi olayla da ilgilidir; bunlardan biri de Antakya Prensliğinin ilan edildiği gün olmasıdır. Bu aynı zamanda o tarihte İsa’nın gökyüzüne çıkarıldığı Cuma el Azimi (büyük Cuma ya da kutsal Cuma günüdür). Demem o ki, bu bayram bu toprağın dili ve kimliğidir. Onu bu güne taşıyan da halkının gerçek yerli olmaları ve bunu dilleriyle taşımış olmalarıdır.

Ulus gibi tarihi kategoriler, siyasal hüküm gibi gelip geçici egemenlikler böylesi derin köklere sahip, bu toprakların uygarlıklar üzerine uygarlıklar ekleyerek günümüze gelmiş bayramlarıyla asla boy ölçüşemezler.

Dil ise bu kategorilerden çok daha kadim ve çok daha köklüdür. Uygarlığı da kuran, mitolojileri de oluşturup bu güne taşıyan dildir.

Bu coğrafyanın, bu toprakların, bu ilahların dünden bu güne taşınmasında rol oynayan dil Arapçadır; toprağın olduğu kadar gökyüzünün anadili de Arapçadır. Bu nedenle Evvel Temmuz festivalini orijinal diline kavuşturmak, tutsaklıktan kurtarmak gereklidir derim. Bunun yolu da Arap aydınları, Arap sanatçıları, Arap edebiyatçıları ve bu halkın davasına gönül vermiş Arap siyasi şahsiyetlerinin festivalde anadilleriyle yer almasından geçer.

Bu ölçülere dayanarak baktığımızda festivale hak ettiği ruhu verdiğiniz söylenebilir mi? Yoksa nasıl olsa başardık, “halkın önüne ne koyarsak yutar” mı diyorsunuz?…

Hemen söyleyeyim yanılıyorsunuz… Zorluklarınızın olduğuna, sponsor vb sorunlarınızın bulunduğuna, böylesi önemli bir organizasyonu yönetmenin karmaşık insan psikolojileriyle uğraşma zorluklarına dayanarak kendinizi savunabilirsiniz. Ama bu savunu geçerli değildir. Yönetici olmak en iyisini eleştiriler altında yapabilmektir. Yönetici olmanın ne demek olduğunu ben de çok iyi bilirim.  Ama bu hiçbir zaman esasa ilişkin yükümlülüklerin mazereti olamaz…

Evvel Temmuz daha çok Antakya ve havalisinin kutladığı bir bayramdır. Böyle olmasının ayrıca bir anlamı var. Şehir kültüründe tutarlılığın bir ifadesi olan bu kutlamalar sonuçta halkın iradesine saygı göstermekle yükümlüdür. Hiç kimse bu festivalleri kendi akıllarına esir edemez. Bu festivalin ruhunu anadiliyle konuşan halk verecektir. Hiçbir yönetici ya da heyet bunu tekelinde uzun bir süre tutamaz. Bunu da yaşayarak birlikte gereceğiz.

Israrla tekrar ifade edeyim, festivale gelen hiçbir sanatçıyı küçümsediğim sanılmasın. Ferhat Tunç çok yakın dostum, büyük saygı duyduğum kararlı ve ilkeli bir sanatçıdır; dünyaca ünlü müzik ödüllerinin de sahibidir, böylesi sanatçıları kimse tartışamaz da. Selda’yı konuşmak bile abestir, o bir doruktur, kimsenin yürek göstermediği yerde bizi sesiyle büyüleyip, mitinglerimize, yürüyüşlerimize ruh verendir. Grup yorumu saygıyla anarım, onlar bizim çok özgün değerlerimiz, yüreklerimiz can yoldaşlarımızdır; onlar esasında bu festivalin en önemli örtüsüdür. Buna rağmen yeter mi diye soracağım?...

Bu festivalin adı EVVEL TEMMUZ öyle değil mi? Bu toprakların ilahlarına, bu toprakların hasadına, bu toprakların bereketine kültürüne ait bir festival değil mi? Bu festival Arapçanın kültürel doruklarıyla temsil edilmeden anlamı tecelli edebilir mi?

Bu bayramı her şeye rağmen sahiplenip bu günlere getiren halkın değerleridir. Peki bu halkın ana dili nedir? Arapça değil midir? Bu toprakların, bu coğrafyanın, bu gökyüzünün dili de bu değil midir? Siz hiç yeri süren eken diken bir köylünün başka dil kullandığını gördünüz mü? Siz gök yüzüne bakım dua eden hiçbir insanın başka bir dil kullandığın gördünüz mü? Dengeyle gelin beyler dengeye… Yaşam dengedir, sonsuz olan hareketin sürekli dengeye yönelmesidir… sizde doğadan ders alın, yol haritanızı ona göre çizin, yoksa bu doğa size yer bırakmaz…

Tüm dillere saygımız sonsuz, ama hükmü altında esir edildiğimiz dillerin karşısında, dev hacmiyle anadilimizin seslerini bu festivallerin kavs kuzahı (gök kuşağı) yapmak ona ruh vermektir, güç vermektir derim? Tercih sizin zire siz bu günün yöneticelerisiniz, yarının olup olmayacağınızın garantisi yoktur bizde beklemesini biliriz…

Bu halk, tarihin kirli cilveleriyle iki ayrı devlet hükmü altına alınmış olsa da bir değil mi? Bu nedenle Suriye olaylarıyla bire bir ilgili değimliyiz. Evvel Temmuz festivali bu duyarlılığı nasıl yansıtıyor bunu bize gösterebilir misiniz? Suriye olayları bu festivalin neresindedir… Türkiyeli panelist bunu izah etmeye yeterli mi? Suriyeli edebiyatçılar nerede, onlara neden bir fırsat tanımadınız?

Bunca siyaset konuşmacısı arasında, Arap halkının sesi neden yok? Bu nasıl bir gaftır, izah edebilir misiniz? Direnişiyle dünyayı sallayan, yeryüzünün tüm şer güçlerine meyden okuyan Suriye’deki halkımızın sesi nerede, sanatçıları nerede?

Hala geç değildir. Sırtınızdaki bu olumsuz yükü atabilirsiniz. Bölgenin zorlu koşulları göz önüne alınarak bu eksiklikleri gidermek için festival programında küçük ayarlamalar yapılabilir: Halkımız bunu içselleştirmekte zorlanmayacaktır: tersini anadiliyle ilgili olan her düzenlemeyi kucaklayacaktır. Bu önermelerimi önemsemeyen akıl halkı karşısında bulacaktır, bunu yaşayarak göreceğiz…

Kimse “ben yaptım oldu” demesin, böyle davrananlar yerden yere çalınır. Bu halkın değerlerini taşıyan onlarca festival oluyor, daha da iyileri olacak. Yükseliş ve düşüşlerin tarihsel serüvenlerini okuyup durduk hayatımız boyunca. Bu kural sizin içinde geçerlidir. Düşerek mahkum olmaktan kurtulamazsınız. Bunu size hatırlatırım da.  Ama neden olsun.
________________________________________________

 EVEL TEMMEZ YAZISI ÜZERİNE FARKLI GRUPLARDA YAYINLANAN MESAJLARI  BU SAYFANIN OKURLARI İÇİN YAYINLIYORUM.



Kaliteyi gittikçe düsürüyorlar festivalin daha da gelistirilmesi lazımdı ..Evvel Temmuz adından da anlasılacağı gibi kültürel bi olay Kültürel sanatsal aktiviteler yoksa festivalin anlamı nerede kaldı!

Festival, genellikle yerel bir topluluk tarafından belirlenmiş ve geleneksel olmuş gün ve tarihlerde kutlanan, yapıldığı yörenin imgesi hâline gelmiş etkinlikler bütünüdür. Yörenin imgesini gösterecek kültürel aktiviteler yoksa o festival işlevsizdir!


Değerli Mihrac hocam; yerden göğe haklı biçimde kaleme almış olduğun bu konu, birkaç yıldır benim de kafamı kurcalıyordu lakin "sen de kimsin" denmesinden korktuğum için yarama tuz basarak sustum, başkaları görür ve dillendirir umuduyla bekledim ve yazıyı görünce büyük bir sevinç yaşadım. Bu yazıdan ve eleştiriden sonra, değerli yönetici ve organizetörlerin gerekli adımları atacaklarını ümit ederim. Çok açık ve net biçimde anlatacaklarını haklı olarak anlatmışsın ve bu çerçevede adımlar atılırsa, hatta bu festivali sadece bir yöreye mal etmeyip kollektif biçimde bütün bölgelere yayarlarsa bence çok iyi olur. Organize eden arkadaşlar bu yazıya kızmazlar inşallah. Bence tam aksine teşekkür etmeleri gerekir. Eğer bunun tersini yaparlarsa, işin içinde bir bit yeniği var demektir ve gereken adımlar başka tür atılmalıdır çünkü bu festival, senin de ifade ettiğin gibi halkın malıdır ve genişletilerek en iyi şekilde kutlanmalıdır.


Mesut bey kimse size ''sende kimsin'' diyemez festival halk festivaliyse toplumdan insanların fikir beyan etme hakları vardır ve organizatörler bunu hos karsılamalıdır. Organizasyonun nasıl yapıldığı ve ne tür mantık yürütüldüğünden emin değiliz biraz yönlendirme ve fikir alısverisiyle daha iyi sonuç alacağımıza eminim.. Organizatörlerinde elestirimizi yıkıcı değil yapıcı olarak algılayacaklarından da kuşkum yok aksi olursa şayet bunu da o zaman çözeriz..
Yeter ki fikrimizi beyan edelim susmayalım..


Saygi deger Mihrac hocam herseyden önce bu duyarliligindan ve uyarindan dolayi ictenlikle seni kutluyorum degerli dost seninde acikca belirttigin gibi halkimizin tarihten gelen gelenek, görenek kültürü ne sartlar altinda olursa olsun hic kimsenin tekelinde olamaz olmamalida zaten. Bu festival o bölgede yasiyan bir toplumun tarihten gelen hakki olan bir kutlamasidir dolayisiyle sizinde belirttiginiz gibi cogulcu bilincli guruplarla ve kisilerle icerigini anlatarak ve anliyarak kutlanmasinda yarar olduguna ve olacagina inanan bir kisi olarak bütün arab aydinlarin arab sanatcilarin arab basin mensuplarinin ve duyarli ve bilincli tüm sahislarin panale konusmaci ve festivale davetli olarak katilmalari uygun ve yerinde bir davranis olur kanisindayim aksi taktirde birilerine hizmet etmis olmaktan baska bir deger kazanmis olmaz saygilarimla.



Sayin Mihrac bey kardesim, o kadar hakli, anlamli ve hakkaniyetli uyarida bulunmussunuz ki, takdire sayandir! Festival , genellikle geleneksel olmuş gün ve tarihlerde kutlanan etkinlikler bütünüdür. Yazinizda da degindiginiz gibi Evvel Temmuz Festivali ta M.Ö. Antakya`ya ait bir Festivaldir! Festival komitesinin sizin elestirilerinizi dikkate almasi bu cok vahim hatasini düzeltmesi ve bilhassa elestirdiginiz icin size tesekkürde etmesi icap eder! Verecekleri cevabi bekleyip daha sonra ayrica bir yorum yapacagimdan hic kimsenin kuskusu olmasin. Halkimizin sorunlariyla ve gelecegi icin ilgilendiginiz ve cok duyarli oldugunuz icin ben size cok cok tesekkür ederim, sagolun varolun, iyiki varsiniz sayin Kardesim!!! Son söz: Anadilimizi ve kültürümüzü bize ait Festivalimizde kutlamak, bize ait ve bizi ilgilendiren tüm sorunlarimizi dile getirmek ve tartisip halkimizi aydinlatmak vede cözüm üretmek bizlerin anamizdan emdigimiz süt kadar en dogal hakkimizdir ve Birlesmis Milletler sözlesmesinde de mevcuttur!!!


mihrac hocama yerden goye haklilik payi veriyorum.....Samandağ Kalkındırma Derneği Başkanı Adil Nural,,,ustlenmis bu yil gecen yilda kendileriydi sanirim ...samandagindaki siyasi yada etiketci insanlarin koltuk sevdasi egilimlerini bitmedikce bu festivallerin degisegini ummuyorum ...... siyasi konjoktor degisncege kadar yani demek istiyorumki bu dernek baskanlari yoneticiler genclere yerlerini vermedkce degismeycektir .. hep ayni tip festivaller devam edecektir kimse farkli bir festival havasi beklemesin hayal kirikligina ugrar ...samandagindaki dernegin biseyleri degistirmege calisacagini zannetmiyorum saygi ve sevgiyle kalin


hocam oyle can alici noktalara deginiyorsunuz ki dilimiz baglanip duruyor, siz yapici elestiri yapiyor ve u halk icin cirpiniyorsunuz, bunun altinda baska sey arayacak olanin alnini karsilarim.


Evvel temmuz festivalinde bölgemizdeki savaş gerçekliğini hatırlamak; hatırlatmak ve kirli savas provakasyonlarını, adam öldürmeleri (reel politikalar gereği !) komşu ülke halklarına kabus yaşatan onların yaşam hakkına kasteden , medeniyetler şehri Antakyayı da kaosa sürükleyen sözde mülteci kampları ve kirli emperyalist politikalar hakkında insanlarda farkındalık yaratmak için herkesi siyah vb. kıyafetlerin giyildiği sessiz protestolara davet ediyorum!!!!! Antakya Suriyede iç savaş çıkarmak için kullanılacak bir kan,vahşet ve paralı asker şehri terör yuvası değildir.

Ufuk Mubarek mihrac abi seni takdir ediyorum






MİHRAÇ URAL'IN EVVEL TEMMUZ FESTİVALİ ELEŞTİRİLERİ ÜZERİNE

Değerli dostlar,

Mihraç Ural düşünceleriyle, yazılarıyla ve duruşuyla saygı duyduğum bir insan. Birçok konudaki yazılarını ve makalelerini dikkatle takip ediyorum ve okuyorum. Birçok konuda özgün fikirleri ile bana zaman zaman ilham kaynağı dahi olmaktadır.

Son yazısı "Samandağ Evvel Temmuz Festivali"nde eksik gördükleri üzerineydi.
Mihr...aç bey çarpıcı bir biçimde özetle "Bunca siyaset konuşmacısı arasında, Arap halkının sesi neden yok? Bu nasıl bir gaftır, izah edebilir misiniz? Direnişiyle dünyayı sallayan, yeryüzünün tüm şer güçlerine meyden okuyan Suriye’deki halkımızın sesi nerede, sanatçıları nerede? " eleştirisinde bulunmuş.

Bu konuda festivalde bu güne kadar emek veren, sürekliliğini sağlayan ve bu konuda maddi - manevi yükün büyük bir bölümü üzerlerinde olan gönüllü Samandağ'lı sivil toplum örgütleri ve değerli temsilcilerinin hakkını yememekle onlara derin sevgi ve saygılarımızı sunmakla birlikte bu eleştirilere kulak verilmesinin faydalı olacağı ve belkide Festivalimizin eksik kalan önemli bir yönünün tamamlanması konusunda katkısı olacvağı kanaatindeyim.

Bu konuda atılabilecek adımlar için henüz geç kalınmamıştır. Planlanan organizasyonlara bu anlamda eksiği tamamlayacak sanatçı ve düşünürlerimiz, Suriye'li aydınların katılımı sağlanabilir.

Türkiye'nin ve Suriye'nin buna ihtiyacı var.... :)

Sevgilerle....Devamını Gör


Hariçten gazel okumak istemem ama mantıken festival Arapça (da) kutlanmalı ve sınır gözetilmeksizin tüm Arap Alevîler festivalde kucaklaşabilmelidir. Arapça DA diyorum çünkü benim gibi Arapça cahillerinin de "Kürt sorunu" nöbeti geçirmekten... bıkıp eninde sonunda bu ülkedeki Arap Alevîleri ve diğer etnik grupları farkedeceğini, onların değerlerini anlamaya çalışacağını ümit ediyorum. Allah büyük. Yani bizim de birşeyler anlayabilmemiz için altyazı olsa iyi olur :)Devamını Gör

Değerli Dostum Hakkı Alacakaptan, ince zekanızla olayın ruhunu kavradığınızı bir kez daha teslim edeceğim. Sizi de beni de okuyan izleyenler farkında mı bilmem ama şunu söyleyeceğim, bu ülke birimizin değil hepimizin ve bunu birbirimize sık... sık kanıtlamakla yükümlüyüz. Bunu kendi yaşam alanımızdaki etkinliklerde er ya da geç tüm incelikleriyle oturtacağız. Yapılan etkinliklere de (Festival gibi, açılış, yürüyüş miting, kuruluş vb) yeni yol haritası çizeceğiz. Bunun ruhunu da ülke genelinde eşit kurucular olarak hepimizin özgün kimlik haklarını yasa, kurum ve kuruluşlarla güvenceye alarak ifade edeceğiz. Bu konuda öngörülü olduğunuz için teşekkür ederim. İşte sık sık vurguladığım Türk aydın türü budur, geleceği birlikte kuracaksak bu ayarda aydınlara ihtiyacımız var; yoksa herkes kendini yeni Sevr anlaşmalarına hazırlasın ve kimse kimseyi suçlamasın... Teşekkür ederim..

YORUMLARA DEVAM…


Mihrac Bey'in yazısını dikkatlice okudum ve yazısındaki eleştirilerini oldukça yerinde ve samimi görmekle birlikte, beklentilerini umutla algılayamadığımı ifade etmek isterim... Yıllardır bu halkın kendi değerlerini öne çıkarıp kendi devrim...ci bilincini yaratmak yerine bu halka uzun yıllardır hep başka kültürlerin değerleri ya da mücadeleleri üzerinden ulaşmaya çalışmanın bir ürünü olarak görüyorum bu tabloyu... Kim olursa olsun toplumun öncüsü iddiasında olan herhangi bir yapılanma, kendi halkının heyecanından, gündeminden böyle uzak olduğu sürece böylesi festivaller köye şenlik geldi gittik izledik modundan öteye gitmeyecektir... Bu da birilerine yetiyor sanırım... Tıpkı Mihrac Bey'in dediği gibi ''nasıl olsa başardık ; bu halkın önüne ne koyarsak yutar'' hikayesi... Bu toplumun, bu coğrafyada oynanan oyunda olmaması gerektiği yerde duran toplulukların fikrinden çok dilinin alışık olduğu tatlara ihtiyacı var... En basitinden bu coğrafyanın bağrından çıkmış bir ''Mısğud bıl ısğud'' ( http://www.youtube.com/watch?v=4xe_WofW44c ) ruhunun bu festivalde kendi milletvekili arkadaşları Diyarbakır'da allah'u v ekber sloganları arasında Suriye karşıtı eylemlerde boy gösterirken ( http://www.nasname.com/tr/10621.html ) sesini çıkaramayan katılımcılardan daha sağlam bir etki bırakacağı aşikardır...
Bottom of Form 1



Hiç yorum yok: