<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111</id><updated>2012-01-28T13:10:07.192-08:00</updated><category term='ARAPLARIN CHE GUEVARA&apos;SI ÖLDÜ'/><category term='Akılsız Aklın Serüvenleri: Yüzyıllık İktidar Savaşları'/><category term='Yener Orkunoğlu -Mihrac Ural-21.yüzyılda insan ve birey'/><category term='Kadın Hakları İçin İnsan Kadar Doğayı da eğitmek gerek'/><category term='inanç'/><category term='SAVAŞ'/><category term='Arşiv-Varlık-Bülent Ersoy'/><category term='Suriye üzerine oynanan kirli oyunlar'/><category term='4.Osmanlı Aklının Korsanlığı ve Öcalan&apos;ın kaçırılışı'/><category term='Abdullah Öcalan&apos;a mektuplar'/><category term='HATAYIN ASKERİ İŞGAL GÜNÜ 4 TEMMUZ'/><category term='Doğruyum'/><category term='TKEP’li Engin ErkinerTHKP-C (Acilciler)den ne istiyor'/><category term='OSMANLI AKLI&apos;NIN TARİH SERÜVENİ (IV. Son Bölüm)'/><category term='İÇİMDEKİ KUŞLAR GÖÇÜYOR (İç çekişler)'/><category term='ANADİLİMİZE ÖZGÜRLÜK İSTİYORUM'/><category term='Kosova da bağımsızlık'/><category term='İMAD MAĞNİYE ARAPLARIN CHE GUEVARA&apos;SI ŞEHİT OLDU'/><category term='Hoşgeldiniz..Kimlik haklarımız için dost arıyoruz'/><category term='SİVAS KATLİAMI'/><category term='Suriye- Türkiye İlişkileri'/><category term='Faiz Cebiroğlu-İNTERAKSİYON'/><category term='Mihrac Ural-Yabancılaşmanın Dinamiği'/><category term='8 cevap Pedegoji'/><category term='HATAY DAVASI'/><category term='Yanlış siyasetin İç Savaş Çağrıları'/><category term='Yazı Hırsızları-Faiz Cebiroğlu'/><category term='Mevcut durumu doğru kavramak'/><category term='II. KONGREYE EŞİT MİLİTANLAR OLARAK GİRECEĞİZ'/><category term='Haziran Sıcaklığı'/><category term='BİREY LAİK OLMAZ DEVLET LAİK OLUR İDDİASI'/><category term='Arap Zirvesi'/><category term='HAYDİ HEP BİRLİKTE:KÜRTÇE&apos;YE ÖZGÜRLÜK'/><category term='&apos;Osmanlı aklı&apos;nın TARİH SERÜVENİ'/><category term='Y.Orhunoğlu-Türk Modernleşmesinde İktidar Kavgası'/><category term='siyaset ve tesettür'/><category term='BATILI MARJİNAL ÖNERMELER VE ORİJİNALİTEMİZ'/><category term='Eve Dönüş değil. Zindana giriş yasası'/><category term='Hamas Filistin Halkının İradesidir'/><category term='Festivalimizin adı Evvel Temmuz'/><category term='AYDINLANMA ve MODERNİTE'/><category term='HOŞ GELDİNİZ'/><category term='8 soru'/><category term='TERÖRİST İSRAİL DEVLETİ'/><category term='Yunanlıyım'/><category term='Gelenek'/><category term='OTORİTER MODERNLEŞME ve DÜŞÜRÜLMÜŞ TOPLUM'/><category term='Lozan güncellemeleri Ve Hatay (Liva İskenderun'/><category term='Yener ORkunoğlu ve Mihraç Ural küreselleşme üzerine sohbetler'/><category term='Stratejik Kararlar ve Meclis-Türban...'/><category term='NATO DEMEK'/><category term='Ermeni Mallarını Kimler Aldı?'/><category term='ANA DİLİMİZDE ÖZGÜRLÜK-Ocalan&apos;a özgürlük'/><category term='Deniz Baykal’ın “Bilinç milliyetçiliği”'/><category term='ŞEHİTLER ONURUMUZ VE GURURUMUZDUR'/><category term='LOZAN TARTIŞMALARI VE FARKLI GERÇEKLER'/><category term='Bireysel Gelişim Üzerine Dersler'/><category term='Hanna Maptunoğlu'/><category term='ORTAK ÜLKEMİZİN BARIŞÇIL'/><category term='EŞİT ve ADİL YAŞAMI BU MU'/><category term='Kara savaşının sonu: Hiç bir yalan hezimeti örtemez'/><category term='Ürdün ve Kralı'/><category term='Kirli Oyun ve IRAK'/><category term='ÖLÜM'/><category term='Yener Orkunoğlu ve Mihrac Ural tartışıyor...'/><category term='1 Mayıs DEĞİŞİM ZAMANI'/><category term='TÜRK MODERNLEŞMESİ JAKOBENİZM VE BONAPARTİZM'/><category term='Çalışkanım'/><category term='Yener ORkunoğlu ve Mihraç Ural; küreselleşme&apos; üzerine sohbetler'/><category term='Seni unutmayacağız'/><category term='Eylemsel Yetke(*) Belirlemeler'/><category term='SİVAS KATLİAMI ÜZERİNE'/><category term='OSMANLI AKLININ TARİH SERÜVENİ (II)'/><category term='Vatandaşlığa davet'/><category term='TÜRBAN ve KURAN'/><category term='HABBAŞ ANMA-II.KONGREYE EŞİT MİLİTANLAR OLARAK GİRECEĞİZ'/><category term='Galebecilik mi? Ergenekon mu?'/><category term='Entelektüel mi Aydın mı'/><category term='İSTİLA...'/><category term='Akılsız Aklın Serüvenleri'/><category term='Kırılgan Zamanlar'/><category term='arşiv-Haksız ve Zalim Savaşın Ordusu ve Ülküsü'/><category term='Terörist İsrail devleti Lübnan’ı yakıp yıkmaya devam ediyor'/><category term='Mihrac Ural-Yeniden felsefe okumak'/><category term='Ermeni jenosidi ve Kürtleri inkarı'/><category term='ORDU ve ÜLKÜ'/><category term='Nadir Nadi Çelik&apos;den mektup'/><category term='Gençlik ve miras'/><category term='Dil ve Aile hakkında'/><category term='Binboğa dağlarında gerilla eğitimi'/><category term='Kemalist mi Sosyalist mi 68 Hareketi ve Denizler'/><category term='Murat Altunöz-Çeteleşmenin boyutu'/><category term='Hz.Muhammed'/><category term='BAYKAL VE ÜST KİMLİK'/><title type='text'>AYRI    VARLIK</title><subtitle type='html'>(Entitê Distincte)</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>1163</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-6951881972945182614</id><published>2012-01-28T05:37:00.000-08:00</published><updated>2012-01-28T05:54:05.773-08:00</updated><title type='text'>YALAN SÖYLEMEK  MİT AJANLARININ VE İTİRAFÇILARIN DOĞASINDADIR</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-Y3JYCu9hXvI/TyP6vN4L-oI/AAAAAAAAD-o/kYYsWXUwyZE/s1600/clip_image002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 279px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-Y3JYCu9hXvI/TyP6vN4L-oI/AAAAAAAAD-o/kYYsWXUwyZE/s320/clip_image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5702677242267302530" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 Aralık 1986 tarihli 39 - 40 sayılı Merkez Yayın Organı CEPHE dergisinin, 1. Kongre özel sayısıdır. İçerğiinin başlıkları şudur. Baş yazı; B. Mahir; Yaşasın 1. Kongremiz / Mihrac Ural yoldaşın 1. Kongre açış konuşması / kongre delegelerine; “İç Tüzük” / PKK. G.S Abdullah Öcalan’ın konuşması. / Filistin Halkının Kurtuluşu için Mücadele Cephesi’nden 1. Kongreye mesaj / 1. Kongrenin İşçi Sınıfına mesajı. / 1. Kongreden Faşizme ve Burjuvaziye Boyun eğmeyen tüm devrimcilere / 1. Kongreden cezaevlerine mesaj / 1. Kongreden SBKP’ye mesaj / 1. Kongreden Filistin Halkıyla Dayanışma Gününe Mesaj / MK. Kongre kapınış konuşması / Şehitler Onurumuzdur yazısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;250. DOSYA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YALAN SÖYLEMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİT AJANLARININ VE İTİRAFÇILARIN DOĞASINDADIR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 27 Ocak 2012 / Cuma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dosyanın konusu söylediği her cümle, her kelime yalan olan MİT ajanının son iddiasına 1. Kongre belgelerinden bir cevaptır. Bundan önce ne demişti; “Kongrede tanıtım kartı yok uyduruyorlar” birde iddiayla takan varsa söylesin diye salladı. Cevabını belgeleriyle fotoğraflarla aldı. Bir tiyo daha vereyim. Bu namusuz ajanın kendi göğsü üzerinde tanıtım kartının olduğunu gösterir fotoğrafı da bulunuyor. Ama kongreyi daha fazla kirletmemesi için ve fotoğrafı alıp onu kuşatmış olduğumuz gerçeğine karşı bir veri olarak kullanmasını önlemek için yayınlamayı uygun görmedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mit ajanı İbrahim Yalçın’ın yeni iddiası şu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kongre’de 7 kişilik bir MK seçilecekti. Hal böyle olunca, normal bir prosedürde en az 14 kişinin MK adayı olarak kongrenin onayına sunulması ve gizli oy açık sayım yapılarak en çok oy alan 7 kişinin MK üyesi olması gerekirken, bizde böyle olmadı. Seçilecek olan 7 kişi için 7 tane aday gösterildi. Dolayısı ile adı geçen bu iki kişi (Salih ve Zafer) hiç oy almamış olsalar bile, yeniden seçilmiş olacaklardı. Öyle de oldu. Yeniden MK üyesi seçilmiş oldular.” (İtirafçı Engin’in sitesi, “Üç Belge ve…” Mit ajanı ibrahim’in yazısı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acilciler 1. Kongresi, iddiayla söylüyorum ki, Türkiye’de yapılan tüm illegal örgüt kongrelerinden çok daha kurallı, çok daha kurumsal algıyla gizli oy açık sayımla, muhalefet olanlara sonsuz konuşma hakkı tanıyarak bağlanmıştır. Tüm tutanakları, raporları eksiksiz basılarak, ilgili yoldaşlara iletilmiştir. Her biri 1,5 saatlik teyp kasetleri arşivde durduğu gibi, bunlardan yayınlanması gerekenler de Örgüt Merkez Yayın Organı CEPHE sayı: 39 – 40’da yayınlanmıştır. Bu belge, bu tarihi direnme örgütünün onurlu kongresine dil uzatmaktan, karalamaktan başka sermayesi olmayan, İlker Akman ve arkadaşlarını polise ihbar eden katil muhbir, İtirafçı Engin Erkiner’e kapak olsun diye aktarıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra, Mit ajanı İbrahim’in, kongrede MK seçimi yalanına gelelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. MK ile ilgili söylediği tüm rakamlar yanlış, 7 aday değil, 12 aday ortaya çıktığıdır. Belgede üstteki listede sıralama, aday önerme sırası esas alınmıştır. Seçim sonucunda ise oy sayısına gere yapılan sıralama altta gösterilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. 1. Kongrede oy hakkı olan kaç delege, oy hakkı olmayan kaç delege olduğunu bilmez. O kongreyi MİT’e ispiyonlamak için sadece kimin ne görev alacağıyla ilgiliydi. Örgüt bu adama karşı her önlemi de almıştı. Bu belgede bilinmesi gereken sadece MK için kaç kişinin aday olduğudur bunun için isimler ve sayılar karalanmıştır. MİT işine devam ederken hiçbir tiyo verilmeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Belgede MK seçim tutanağını iki kişi kaleme almıştır; Levent Sami Sultan ve Şerif Yılmaz’dır. MİT ajanının bu yalanını Levent yoldaşa anlattım (göz kırparak, “MİT ajanı, senin adını ekibimizden özel olarak çıkarma çabası var, ne mutlu sana. bizim edebiyatçı ona çok iyi tiyolar veriyor, oda övmekten geri kalmıyor ya…” dedim ) Levent yoldaş her zamanki sakinliğiyle şöyle dedi; “beni ekipten çıkarmak zorundadır. Çünkü o ajanın ağzına ayağımı sokmuşum, konuşacak hali yoktur. MİT, karısına göz ameliyatı yaptıktan onu Sruiyeye göndermişti. Karısını karşılamaya beraberce sınır kapısına gitmiştik. Giderken de gelirken de ortaya sergilediği duruş, konuşmaları her şeyi açık etti. Yanındaydım, kaç kez yazdım, suratına tükürdüm, anlamıştır. Bu gün de komşu ülke Suriye’ye karşı gösterdikleri köpekçe emperyalist uşağı tutum onları bir kez daha açık etmiştir.” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Belgede Salih ve Zafer yoldaşların haklarıyla seçildikleri çok açıktır. Yusuf Ali Esat kendini aday göstermişti o da bir oy aldı (oyu kendi kendine veren de kendisi olmuş)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Belgede açıkça iki kişi oybirliğiyle seçildi. Biri Mihrac Ural diğeri bir bayan yoldaşımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Belge divanda tutulan tutanaktır. Seçim bitince alkışlarla Enternasyonal okundu. Bu da şerefsiz itirafçı-katil muhbir Engin bunağının suratına şamar olarak vurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Bu belgede, alınan oy sıralamasına göre, altta küçük harflerle yapılan sıralamada İbrahim Yalçın 9. Kişidir. Divanda “CEMAL YAŞAR” kod adı yanına kare içinde “İbrahim Yalçın malum kişi ?!” diye bir not düşülmüştür. Bunu sonra detaylarıyla anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu kadar, her sözü yalan olmak zorunda olan bir ahlaksız MİT ajanına karşı belgeli cevaplar bitip tükenmeyecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tek şey bilin ey Acilci yoldaşlarım, teslim ettiğiniz emanet hakkıyla kurum ve kurallarıyla yükseldi ve hala bu ilkelerin arkasında sizin için var olmaya devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YORUMUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mit ajanı İbrahim Yalçın, sanırım devrimci hareketler içinde bu ölçüde belgeli kanıtlı ve kendi el yazısı itiraflarıyla MİT ajanı olduğu ispat edilmiş bir başka kışı yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu MİT ajanı gibi suratsız ve ahlaksız bir başkası da yoktur. Tıpkı ortağı itirafçı-katil muhbir Engin Erkiner gibi. Ahlaksız adama, MİT ajanı olduğunu kendi el yazısıyla itiraf ediyor ve hala konuşuyor. Herkes MİT ajanı olduğunu söylüyor ama hala konuşuyor. Acilciliğe en küçük emeği geçmiş insanlar bu şebekenin polis organizesi olduğunu biliyor ama o hala konuşuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin kez söyledim, Bu fareleri esir ettim diye. Kapandan da çıkamazlar. Benim adım olmadan bunları kimse okumaz, bunun için adıma saldırarak yaşamaya mahkumlar. Ne ülke ne bölge ne de halkın mücadelesi bunları ilgilendirmiyor. Mit ajanının hayatında tek bir siyasi yazısı yok. Bu ne iş demek gerekmez mi ? Demeye gerek yok. Adam işini yapıyor. Bu karalamalar 4 yıldır sürdüğüne göre iki sonuçtan söz etmek yanlış değildir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi, başaramamışlar hep iflas etmişler tekrarları oynuyorlar. Mihrac Ural adı etrafında dönüp duracaklar. Siyasal yazım performansına yetişemedikleri gibi çapları da yok ve tek yolları karalamadır. Bu polis organizesinin suratına aşk ettiğim ve onurlarını izmarit gibi ayaklarım altında ezdiğim itirafçı-katil muhbir ve ajan halleri ölene kadar onları bırakmayacaktır. İkincisi; bu nedenle de, iddiayla söylüyorum bunların yaptığı kin ve intikam değildir, teşkilatlarının görevdir. Bundan kurtulamazlar parası peşin ödenmiş işler yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün sır iki cümlede saklı kendi kendilerini nasıl tanıtıyorlar ona bakın her şeyi anlarsınız teferruata gerek yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın kendini anlatıyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek 150 bin TL’da paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " (İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçı-katil muhbir Engin Erkiner kendini anlatıyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Emniyet kuvvetlerine yardım maksadıyla yakalandığım günün akşamı ve onu takip eden günde aşağıda sıralayacağım evleri bulmaları bakımından polise yardım ettim” (Engin Erkiner Polis İfadesi, s:16)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğruları arkasında duranlar, eşyayı kendi adıyla çağırmayı ihmal etmiyorlar, karalamalara verdikleri cevapta bir o kadar yerli yerindedir; “&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;HASSİKTİR MİT AJANI KÖPEKLER DAHA ÇOK BEKLERSİN. HEM İFTİRACI HEM İTİRAFÇI NAMUSSUZLAR.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söze bir şey eklemeye gerek yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-6951881972945182614?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/6951881972945182614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=6951881972945182614' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/6951881972945182614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/6951881972945182614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/yalan-soylemek-mit-ajanlarinin-ve.html' title='YALAN SÖYLEMEK  MİT AJANLARININ VE İTİRAFÇILARIN DOĞASINDADIR'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-Y3JYCu9hXvI/TyP6vN4L-oI/AAAAAAAAD-o/kYYsWXUwyZE/s72-c/clip_image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-7421273820999295</id><published>2012-01-28T05:34:00.000-08:00</published><updated>2012-01-28T05:36:49.613-08:00</updated><title type='text'>İLKER AKMAN VE YOLDAŞLARININ ÖLÜMÜNE YOL AÇAN  BEYLERDERESİ KATLİAMININ MUHBİRİ  İTİRAFÇI ENGİN ERKİNER’DİR</title><content type='html'>Mihrac Ural – 26 Ocak 2012 / Perşembe. Kurucu liderlerimiz İlker Akman ve yoldaşları anısına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlker Akman ve arkadaşlarının 26 Ocak 1976 Malatya Beylerderesi’nde, polis operasyonuyla katledilmesine yol açan ihbarı Engin Erkiner yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçı Engin Erkiner, suç dosyası kabarık biri. 12 Mart 1971 darbesinde, göstermelik olsa da adı KURTULUŞ GAZETESİ yazı işlerinde gösterilmiş olmasına rağmen ne hikmetse sorulmamış bile; o dönem ilgili ilgisiz herkesin işkence ve zindan yattığı dönemdir. Mahir Çayan’nın, THKP-C’nin merkez yayın organı olan bir gazetede adı yazı işleri sorumluluğunda geçen birinin, aranıp sorulmaması bir sihir işi değilse başka bir şey olmalıdır. Sol çevrede de bu durum dikkat çekmemişti. Şimdi, bu itirafçının, suçları birikince ve filmin kareleri tek tek gözden geçirilip gerisin geriye gidilince her şey belirgin olarak anlam kazanmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçı Engin Erkiner, 12 Mart sonrası dönemde, THKP-C’den geriye kalan etkin güç ve şahsiyetlerin oluşturmaya başladığı yeni siyasal oluşumlarda da görülmedi. İtirafçı, Mahir Çayan geleneğinin ortaya çıkarttığı akımlar arasında yer almak yerine, ilginç biçimde bu geleneğin bilinmeyen, etkisi çok zayıf olan, ancak askeri mücadeleyi sürdürme kararlılığında olan çok dar bir grubun içinde beliriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yer alışın derin anlamını, 26 Ocak 1976 Malatya Beyler Deresi katliamı olunca anlıyoruz. İtirafçı Engin, örgütün Genel Komite üyesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örgütün, Genel Komite üyesi arkadaşlarının Malatya’ya gidişlerini bilen tek kişi kendisiydi. İlker’i katliamın olduğu postaneye yönlendiren, ihbarı adım adım takip eden kendisiydi. Örgütün tüm önder kadrosu katliamda öldürülürken, itirafçı-katil muhbir Engin Erkiner, Genel Komite üyesi olmasına rağmen aranmamıştır, sorulmamıştır. Üstelik İlker Akman’ın ablasıyla evliydi. TMMBO’da abisini yakın mühendis arkadaşlarından ( özellikle bu gün Anakara’nın ünlü bir ilçesinin belediye başkanı) İhbarı yapanın Engin Erkiner olduğunu öğrenen İlker Akman’ın ablası, kocası itirafçı Engin Erkiner’in suratına tükürüp, boşamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçi-katil muhbir Engin Erkiner’e bunun üzerine MİT’ten ödül olarak kısa süreli askeri hizmet layık görülmüştür. Bu kısa süre sonra örgütten geride kalanların tasfiyesi görevine bir kez daha dönmüştür. Acilciler örgütünün ölü ya da diri olarak tamamen tasfiye edilmesi için belirlenen tarih 1977 yılıdır. Bu tarihi Türkiye devrimci hareketi çok iyi bilir; 1 Mayıs 1977 de bu dönemin kıyımları arasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engin Erkiner, İlkerleri katleden ihbarı yaptıktan sonra, “kısa süreli askerlik” ödülüyle mükafatlandırılmıştır. Askerlik dönüşü ise, örgütün Ankara biriminden geriye kalan kadro ve militanları ölü ya da diri olarak tasfiye etmek için göreve koşuldu. Rıza Salman’ı ihbar etti; Rıza Salman onurlu bir yönetici olarak direndi, Acilci geleneğin dik duruşunu sergiledi, işkencede ser verdi sır vermedi. (Siyasi tüm ihtilaflar bir yana bu gerçeği tarihe teslim etmek gerek), Yüksel Eriş hoca Trabzon’da bomba patlaması sonucu şehit oldu. 24 Mart 1977’de Ömür Karamollaoğlu da bomba patlaması sonucu şehit oldu. Böylece örgütün ikinci kuşak yöneticilerini de tasfiye etti. Örgütte Rıza Salman ve Yüksel Eriş’le birlikte Genel komite üyesi olmasına rağmen ne arandı ne soruldu. Tersine örgütün İstanbul’da geride kalan kadro ve militanlarını yakalatmak için görevlendirildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’a gelir gelmez MİT ajanı İbrahim Yalçın’la tanıştırıldı. İstanbul önemli ve geniş bir alandı. Bu ikili, bin bir emekle yetiştirdiğimiz Güney bölgesi kadrolarını da yanlarına alarak banka soygununa girdi. 4 saat sonra da, herkes yakalanmış oldu. Silahlar, paralar, kadro, yönetici, militan sempatizan dost akraba herkesin tek tek adı verildi. 20 sayfalık itirafnamesiyle rüyalarını bile anlattı. Tarih 19 Ağustos 1977. Bu günüde bu itirafçı-Katil muhbirin doğum günü ilan ettik; İtirafçı, işine şu sözlerle başladı; “Emniyet kuvvetlerine yardım maksadıyla yakalandığım günün akşamı ve onu takip eden günde aşağıda sıralayacağım evleri bulmaları bakımından polise yardım ettim” (Engin Erkiner Polis İfadesi, s:16)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Reisler yalan söylemez” diyerek de devam etti… “kronolojik“ sıralamayı da ihmal etmedi (İtirafçı Engin’in polis itirafnamesindeki kendi deyimidir), her şeyi, akla hayale normal durumlarda bile gelmeyen şeyleri anlatıp örgütü yıkmaya çalıştı. Görevi de buydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Unuttuklarını da hatırladığında mazgal kapısını tıklayıp “ Unutmuştum, şimdi hatırladım. Bunları da yazın” dedi ele vermediği hiçbir şey bırakmadı. Tüm eylemleri ve ilgili herkesi, gelecekte yapılacak eylemleri ve olası eylem kadrolarını bile verdi. İtirafçılar olanı verirlerdi bu itirafçı başka tür biriydi ve olmayanı olması halinde kimlerin eylemi yapacağını da ele vermekle alamet-i farika yarattı. Tüm ev adresleri, beni ve Nebil Rahuma’yı yakalanmamamıza rağmen, ilk kez bu itirafçı polise verdi. Sıradan öğrencileri, İstanbul’da okuyan dayı oğlum İsmail Uluç’u bile ele verdi. Yoldan geçip selam atmış insan bile bu itirafçıdan kurtulamadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soygun sırasında ve sonrasında MİT ajanı saat saat MİT İstanbul bölge başkanı Nuri Öndeş’e bilgi verdiğini ise, Öndeş’in yazdığı anılardan resmi bir biçimde tekrarla öğrenmiş olduk. İşte MİT İstanbul bölge başkanı Osman Nuri Öndeş her şeyi ortaya çıkaran sözleri; “MİT İstanbul bölgesi ilgilileri bu soygun kararını önceden haber almıştı ve bu soygun ekibinin hareketleri kontroldeydi ve nihai olarak Akbank Taksim şubesini soymaya karar verdiler… Emniyet Müdür yardımcısı Şükrü BALCI’ya, soygun yapılmadan bir gün önce soygunun sabah saatlerinde yapılacağı haberi iletilmişti… Olay MİT elemanları tarafından izleniyor ve devamlı olarak koordinasyon sağlanıyordu… Operasyon Şefi çalınan paranın saklandığı yeri ve adresinin belli olduğunu, şu anda Engin ERKİNER’in biri erkek diğeri kız, iki arkadaşıyla Şişli’de bir restoranda, kuru fasulye ve pilav yediklerini kendisine söyledi…” ( O.Nuri Öndeş, “İhtilallerin ve Anarşinin Yakın Tanığı” s:283-85)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu itirafçının gerçeği budur. Bu gerçeği artık tüm yönleriyle biliyoruz. Bu adamın örgütümüz tarihinde yaptığı tahribatları da adım adım izlediğimizde, baştan itibarin MİT’in bu işte rol oynadığı açığa çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konumuz itirafçı Engin’in ortağı değil. Ama bu kişiyi kendi el yazısıyla, bordrolu bir MİT ajanı olduğunu verdiği 12 sayfalık itirafnameyle açıkça ifade etmiştir. Bu bilgiyi, bir kez daha aktarıp bu dosyadaki anlam bütünlüğünü okura sunmakta yarar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçı-Katil muhbir Engin Erkiner’in ortağı MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın kendini tanıtan el yazısı itirafnamesi;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek 150 bin TL’da paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " (İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu katil muhbir, anlına bir mühür gibi yerleşen bu suçları örtmek için, işkenceler, zindanlar, sürgünlerle tarihi direnme örgütümüzü yükselten kadro ve militanları, yöneticileri ve bir bütün olarak örgütümüzü “muhabarat”lıkla karalamaya çalışıyor, önüne gelini, örgütümüzle uzak yakın ilişkisi olmayan, hiç birimizi önceden tanımayan başka devrimci örgüt insanlarını bile “muhabarat” olmakla suçlayıp, dikkatleri başka yöne dağıtmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki ona katil muhbir dememizin nedeni, bize yaptığı “muhabarat” suçlamasıymış gibi göstermeye çalışıyor. Okuru aptal yerine koyarak bu demagojiye başvuruyor. Ama kimse yutmuyor. Onunu itirafçılığı koç kadimdir, katil muhbirliği de polis organizesi içinde olması da. Bütün bunları tek tek kendi el yazısıyla, itiraflarıyla belgeledik. Kurtuluşu da yoktur. Hesabını verene kadar da kurtulma şansı sıfırdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçı Engin Erkiner, Türkiye devrimce hareketini tüm kesitlerine en sinsi tarzda, en soğuk kanlıca ihbarcılık yapan bir ajandır. İddiayla söylüyorum kanıtlarım ve belgelerim de ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçı-katil muhbir Engin Erkiner, Mahir Çayan ve Deniz Gezmişlerin, ODTÜ döneminden itibaren MİT ajanıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahirler ve Denizlerin siyasal mücadeleleriyle ilgili ne tür ihbarlarda bulunduğu üzerine de çalışılması halinde çok şeyin ortaya çıkacağı kesindir. Bunu 68 kuşağı mutlaka yapmalıdır; bu çalışmaya başlayan birden çok kişinin olduğunu biliyorum. Bu adamın siyasal süreçteki çizelgesini takip etmek bile, MİT ajanı olduğu gerçeğine ulaşmak için yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçı-katil muhbir Engin Erkiner, örgütümüzün kurucu liderleri olan, İlker akman ve arkadaşlarını Malatya Beylerderesi’nde katledilmesine yol açan ihbarı yapan kişidir. Bu kişi ODTÜ’de okuduğu sıralardan itibaren denizlerin ve mahirlerin döneminden itibaren MİT hesabına çalışan bir ajandır. İhbarlarıyla yaptığı yıkımların tümü, belge ve kanıtlarla ortaya konmuş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise Avrupa’da, tüm itirafçıların yaptığı gibi örgütsüzlüğü, dağınıklığı empoze ederek, devrimciliği kirletmeye çalışmaktadır. Bu çalışmasını ortağı MİT ajanıyla birlikte yapmaktadır. Özellikle Avrupa sahasında Kürt özgürlük hareketinin faaliyetlerini yakından takip ederek, ihbarlarını yapmaktadır. Bu bilgileri kanıt ve belgeleri devrimci kamu oyununa bir kez daha, bu günün anısına ilan ediyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-7421273820999295?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/7421273820999295/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=7421273820999295' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7421273820999295'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7421273820999295'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/ilker-akman-ve-yoldaslarinin-olumune.html' title='İLKER AKMAN VE YOLDAŞLARININ ÖLÜMÜNE YOL AÇAN  BEYLERDERESİ KATLİAMININ MUHBİRİ  İTİRAFÇI ENGİN ERKİNER’DİR'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-136927272117544865</id><published>2012-01-28T05:30:00.000-08:00</published><updated>2012-01-28T05:33:55.208-08:00</updated><title type='text'>İLKER AKMAN ACİLCİLERİN SİYASİ İRADESİDİR</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-Vk_QXAhIHnc/TyP5MqwT9tI/AAAAAAAAD-c/sT7VBsmQDmE/s1600/1.%2Bilkerler.gif"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 158px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-Vk_QXAhIHnc/TyP5MqwT9tI/AAAAAAAAD-c/sT7VBsmQDmE/s320/1.%2Bilkerler.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5702675549211850450" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural – 26 Ocak 2012 / Çarşamba. Malatya Beylerderesi katliamı anısına(26 Ocak 1976)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güne kadar, direngen kararlı duruşlarla, kesilmeden, günceli yakalama kaygı ve yönelimlerini belirlemekle devam eden Acilcilerin siyasal duruşu, örgütsel tarihin arka planında yer alan İlker Akman’ın siyasi iradesinin devamıdır, diyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Acilciler bu geleneğin dolaysız sonuçlarıyız. İlker’in bilince çıkarılması gereken yanı da budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlker Akman sadece bir mücadele adamı değil, sadece kahraman ya da kanlı Beyler Deresinin bir şehidi de değil, ama aynı zamanda O, Acilcilerin de siyasi iradesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçin yıl yazdığım çözümlemeleri aynıyla tekrar ediyorum anıları önünde saygıyla eğiliyorum onlar bizim öncü kurucu liderlerimizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural - 24 Ocak 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıda İlker Akman'ı farklı bir şekilde anmamız gerektiğine ilişkin kanaatlerimi ele alacağım. Uzun yazmayı seven biri olarak, elimden gediğince de kısa tutmaya çalışacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararlı siyasi iradenin tarihte önemli rol oynadığını düşünüyorum. Her hedef kararlı bir iradenin ürünü olarak gerçekleşebilr. En kötü hedef için olduğu kadar, en insani hedefler için de bu gereklidir. Öznel algının tarihteki rolü, veriler üzerinde azımsanmayacak ölçektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararlı bir iradenin olmadığı süreçlerde ısrar, hüsranla sonuçlanır. Siyasette bu çok daha öyledir. Ancak siyasal süreçlerin kendine özgü handikapları bulunuyor. Kırılma anında oluşan boşlukta siyasal iradeleri devam ettirmek o kadar mümkün olamamaktadır. Boşluk, gecikmelere rağmen, yine kararlı bir siyasal irade ile doldurulmazsa orada olumsuz bir final yaşanacak demektir. Nasıl ve nereden gelirse gelsin final, olumlu yada olumsuz anlamda boşluğu dolduran bir gerçek olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acilciler, 26 Ocak 1976'da Malatya Beyler Deresi katliamı peşi sıra böylesi bir boşluğa düştü. Bu boşluk İlker Akman'ın şehit olmasıyla gündeme geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlker Akman kararlı bir siyasi iradeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On yıllardır, İlker Akman'ı anarken onun cesareti, saldırıya karşı duruşu ve kahramanlığını anlatıp durduk. Ancak, bunlar birer sonuçtu. İlker Akman, şehit olmadan önceki bir sürecin ortaya koyduğu sonuçtu; bu sonuçları üreten gerçekler, İlker’i bize ve gelecek kuşaklara taşıyan gerçeklerdi. Bana göre İlker için yazılması gereken en gerçekçi satırlar bu noktadan itibaren başlamalı. Örgütümüzün kurucu şehitlerini anarken, bu sorumluluğun üzerimde olduğunu hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geride yazılı iz bırakmayanlar için çok şey söylenebilir ama söylenecek hiç bir şey, yazılı veriler kadar gerçeğe yakın olamaz. İlker Akman’ın yıllardır övündüğümüz ve anısı yolumuzu aydınlatacak dediğimiz Beyler Deresi duruşunu yaratan bileşenleri; geride bıraktığı yazılarda ve bu yazıların arkasındaki dik duruşla belirginleşen, siyasal iradedir diyeceğim. Örgütümüzün siyasal iradesinin İlker Akman olma esprisi budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güne kadar, ısrarla, direngen duruşlarla, kesilmeden, günceli yakalama kaygı ve yönelimlerini belirlemekle devam eden Acilcilerin siyasal duruşu, örgütsel tarihin arka planında yer alan İlker Akman’ın siyasi iradesinin devamıdır, diyeceğim Biz Acilciler bu geleneğin dolaysız sonuçlarıyız. İlker’in bilince çıkarılması gereken yanı da budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlker Akman’ın, elimizdeki tüm veriler ve yönetici şehit yoldaşların anlatımlarınca, TDAS'ın yazarı ya da yazanlardan biri olduğunu biliyoruz. Ancak kendi imzasını taşıyan ve çok daha anlamlı ve bütünsel uyuma sahip olan "Mevcut Durum ve Devrimci Taktiğimiz" başlıklı yazısı bulunmaktadır. Bu yazının ilk paragrafında kendi mantık yönelimini güçlüce şu cümlede aktarır; "Her siyasal görüş‏, içinde bulunulan toplumu belli bir biçimde kavrayışı‎‏‎n ifadesidir." (Age. I. Bölüm s:1). Toplumsal olayların algılanmasının, ülkeyi kavrama biçiminin bir sonucu olarak ele alınması gerektiğini dile getirerek, objektif olunacağını belirtir. Bu nedenle de, Marksın kapitalizmi irdeleme yöntemine uygun bir yöntemle, mücadelenin temel parametrelerini belirleyen felsefi açıklamalarla olayın düşüncedeki yerine açıklık getirir. Yazısının II. Bölümünde, içinden çıkıp geldiği siyasal harekete bağlılığının da bir ifadesi olarak; geçmişini onurluca taşımasının bir belirtisi olan "suni denge" kavramına, felsefi açıklamalar yapmaya girişir. Mevcut durumun düşünsel algılarda nasıl bir anlam taşıdığını, doğanın bu konudaki evrimini ve Engels’in bu konuyla ilgili düşüncelerini aktararak açıklık getirmeye çalışır. Bu noktada İlker, Mahir Çayan’ın açımlamaya zaman bulamadığı, suni denge kavramı üzerine, ülkenin verilerince netlik sağlamaya çalışmıştır. Geçmişi olanın gelecek oluşturma esprisidir bu. Biz Acilciler İlker Akman'dan bunu bilince çıkarttık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her Acilci, "Mevcut Durum ve Devrimci Taktiğimiz" adlı yazıyı birden çok kez okumuştur. 7 bölümden oluşan bu yazıda, İlker Akman’ın akıl sistemi, yazının tüm bölümlerinde kendini gösterir. O, devrimci mücadeleye aceleye gelmiş bir kalkışma olarak bakmaz. Belli bir metodun çizgilerini izler, mantık oluşturur ve bu mantığı doğruları arasına yükselterek, arkasında durmaya yönelir. Kişiyi kararlı yapan en temel ilke de budur. İçselleştirilmiş bilgi dönüşümüyle sentezlenen doğruların arkasındaki duruşu bu anlama gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlker Akman, yazısının üçüncü bölümünde; dün gibi bu gün için de büyük öneme sahip belirlemelerle, tezinin oturtulması gereken yeri gösterir. Siyasal zorun tarihte oynadığı devrimci rol ile emperyalizm çağındaki gerici rolünü belirterek, ülkemizde üretim ilişkileriyle üretici güçler arasındaki çelişkinin mücadeledeki belirleyiciliği üzerinde durur. İlker bu anlatımla doğrularını oluştururken, heyecanlarıyla değil, militan ve kahramanlığıyla değil, çok ciddi bilimsel araştırmaların sonucuyla ilgili olduğunu gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felsefi ve siyasal genel teorik belirlemelerin ardından, ülkemizdeki durumu ve siyasal sahnenin figüranlarını, dördüncü ve beşinci bölümde açıklar. Bölümlerin birbiriyle bağlantısı metodolojik açıdan hazmedilmiş bilgiyle olduğu kadar, seçilmiş hedef anlatımının alt yapısına dolgu olarak da aktarıldığı açıkça ortaya çıkar. Bu noktada İlker Akman'ın olgunlaşmış iradesiyle yüz yüze geliriz. Geçmişi kavrayışı ve gelecek için yönelimleri özümsemiş, bunun için gerekli araştırmaları yaparak, doğrularını şekillendirdiğine tanık oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlker, altıncı ve yedinci bölümde; mevcut durumu ve devrimci taktiği belirlerken, böylesine etkin bir felsefi, siyasal dünya ve doğa algısından yola çıkmıştır. Bu kararlı algılar o günün verileriyle yapılabilecek, ortaya konacak en doğru tutumu ifade ediyordu. Tarihi hareket halindeki geçmiş olarak algılama hatasına düşmeden, dünü geleceğimiz için anlamlı kılacak bir dişli olarak, bu gün için de yerine oturtacak olursak, İlker Akman’ın, örgütümüzün siyasi iradesini temsil ettiğini ifade etmek, yanlış olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, İlker Akman sadece bir mücadele adamı değil, sadece kahraman ya da kanlı Beyler Deresinin bir şehidi de değil, ama aynı zamanda O, Acilcilerin de siyasi iradesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tespit, bir yandan örgütümüz tarihinin doğru kavranması ve diğer yandan da İlker Akman'ın şehit olmasıyla yaşanan örgütsel boşluğun yarattığı kaos ortamını ve sonucunda 19 Ağustos 1977 İstanbul yakalanmalarıyla, silik bir itirafçınının yarattığı yıkımı anlamak için de önemlidir. Salt bu yanıyla da değil. Bu yıkımın aşılması ve örgütümüzün1. Kongreye kadar geçen sürede ortaya konan siyasi irade etkinliğinin, gerçekte İlker Akman’ın boşluğunu doldurma adına, ortaya koyduğu gerçekçi çözümü anlamak için de gereklidir. İlkerlerin mirasından söz etmek tam bu noktada anlamlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi irade her örgüt için yaşamsaldır. Mahirler yaşasaydı, ülkemiz siyasal ortamının aynı olmayacağını hepimiz biliriz. Dev bir halk kitlesinin alttan üste doğru, ciddi bir demokrasi mücadelesi atılımı içinde olacağını kestirmek zor değil. Bunu anlamak için Dev-Yol’un oluşturduğu küçümsenmez tabanını bilmek yeterlidir. Bunu tarih adına açıkça söylemek yanlış değlidir. Bu konuyu, yakın zamanda misafirim olan, Dev-Yol'un en önemli isimleriyle, tüm dönem boyunca birlikte mücadele etmiş bir yöneticiyle sohbetimde de dile getirdim; "Dev-Yol, siyasal eleştirilerimiz bir yana, Mahirlerin, kitlelerde devam eden belirtisiydi" dedim. G.E yoldaş, “bunu ilk kez Dev-Yol dışından bir örgüt sorumlusundan duyuyorum” deyince, O’na uzun uzun, Acilcilerin kitle çizgisi üzerine yaptıkları siyasal çalışmaları ve vardıkları evrimleri anlatmıştım. Bir Acilci olarak, benim siyasal bilinçaltımın şekillenmesinde İlker Akman’ın oynadığı rolü o an, bir kez daha bilince çıkartmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi irade, en olumsuz koşullarda bile bir örgütün dik durup, kararlı olmasına, hatalarını düzeltip bir kez daha çıkış yapmasına olanak verir. Siyasetin kural olarak her alanda aynı dinamiklerle işlediğine dayanarak, Demirel gibi bir demagoji dehasının, ülkemiz siyasal tarihindeki iniş çıkışlarına karşın, bitip tükenmeyen yeniden dönüşlerini hatırlayalım. Buna Erbakan sürecini ve diğerlerini sırasıyla katalım, siyasal iradenin varlığı çok önemli bir dinamiktir demek yanlış olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acilciler örgütü, İlker Akman’ın ölümüyle bunu yitirdi. Arka arkaya gelen darbeler, belirsizlikler, ipin iki ucunu bir araya getirememe sıkıntılarını o günleri yaşayan sorumlular çok iyi bilir. Ne daha üst bir mücadeleye ne de bir duruşa, toparlanmak için nefes almaya karar verecek kimse yoktu. Sürecin gelişimi, bilince çıkmış doğruların oluşturduğu siyasi iradenin arkasından gitmekten çok; İlker’in ortaya koyduğu doğru algılayışı, bilince yeterince çıkarmadan hayata geçirme gibi, ikinci el bir davranıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binboğa Tırmanışı başlıklı yazımda; örgütün, İlkerler sonrası yaşamakta olduğu kararsızlığı ve bunun askeri eğitim adı altında dile gelen, tırmanış enstantanelerini kişi çözümlemeleriyle dile getirdim (Bkz. DOSYA NO 5. Binboğa Tırmanışı. http//mirural.blogspot.com/ ve http://acilciler-thkpc.blogspot.com/ ). O tırmanışta; Rıza Salman, Ömür ve Yüksel Eriş yoldaşlar da bulunuyordu. Güney Bölgesi olarak bizlerin İlker sonrası dönemde, özgün bir siyasi irade olarak, bu boşluk içinde etkin yer aldığımızı baştan itibaren fark etmiştim. Rıza’nın yakalanışı, Yüksel ve Ömür yoldaşın şehit olması, bu boşluğu öldürücü bir hale getirmişti. İstanbul bölgesinin eylemler için bir şoför bulamayarak, bölgemizden kadro transferi talebinde bulunması, örgüt içi dolaşım açısından çok doğal bir süreç gibi görünse de, tek tek birey istemlerine kadar yuvarlanmış durumları, aynı zamanda bir siyasi iradeninin çöküşüne de işaret ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlker Akman örgütümüzün siyasi iradesiydi. Bu iradeyi kaybetmemiz, Acil hareketinin en önemli kaybıydı. Örgüt tarihimizde kurucu şehit yoldaşın kaybından daha büyük bir kayıp olmamıştır. Ülkemiz siyasal tarihinin en önemli kesitindeki bu yara örgütte çok şeye mal oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkerden sonra verilen şehitlerle, bu boşluk daha da derinleşti. HDÖ'nün sol sapma algısı, Hamdullah Erbil’in ayrılması ve Dev Savaş’ın çıkışı, bir örgütte siyasal irade kaybolunca nelerin olabileceğine önemli bir göstergedir. İlkerden sonra hiç kimse bir gelişmeye müdahale edecek ne bir takate, ne de siyasi bir iradeye sahipti. Böylesi kesitlerde var olanı bile elde tutmak büyük sorun. Kalanlarla yola devam etmek ise, sancılı olurdu. Nitekim öyle de oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin her döneminde ve doğanın her evresinde aynı örneklerle karşı karşıya kalabiliriz. Boşluk mutlaka içten gelen birikimlerin sonucu doldurulur. Acilciler örgütünün, İlkerlerin şehit olmasıyla doğan boşluğunu, buna en çok hazır olan bölgenin ve şahısların atılımıyla doldurulması çok doğaldı. Başka türlü zaten olamazdı da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1977 Ağustosundan, 1. Kongreye, oradan bu güne kadarki siyasal kararlarımız için irade beyanımızda boşluğun olmaması bunun ifadesiydi. Siyasal irade konmuştur. Buradan geriye doğru baktığımızda; beğensek de beğenmesek de, doğrularıyla yanlışlarıyla, örgütümüz istisnasız tüm temel konularda ve fiili olaylarda ikircimsizce irade ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun belirgin köşe taşları: 19 Ağustos 1977 sonrası ülke çapında, varılabilen her yerde, örgütün yeniden yapılandırılması, eylem kararları, kamulaştırmalar, Cephenin merkez yayın organı olarak yayınlanması, işkencelerde direniş, zindanlarda örgütün siyasal iradesinin yaptırım gücünün işlerliği, zindan gardiyanlarına karşı ülke çapında eylem kararları, firarlar, Nebilin Filistin’e gönderilmesi, bölgelerde temel merkezi siyasi kararlar dışında sağlanan, yerel kararları alıp uygulama ortamı, Filistin’de eğitim kamplarının açılması ilişkilerinin sağlanması, kamplar süreci, İsrail’e ve bölge gericiliğine karşı Beyrut ve Trablus savaşlarında etkin yer alış, Avrupa çalışmalarının merkezileşmesi, Cephe’nin yeniden yayın hayatına geçişi, Avrupa’da, Ortadoğu’da, Avustralya’da farklı isimler altında yayınların çıkarılması, Cephe Yayınları adı altında 60’ı aşkın broşür ve kitap yazım çalışması, 1-7 Mayıs 1982 genişletilmiş MK. Toplantısı, örgüt Program ve Tüzüğünün yazılması, Komünistlerin Birliği, Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi (FKBDC) ve Devrimci Birlik Platformunda yer alış, sosyalist ülkelerle ilişkiler, Filistin ve bölge devrimci güçlerinin 36 örgütü tarafından oluşan genişletilmiş topluluğunda yer alış, 1. Kongre, Konferans çalışmaları ve bu güne kadar kesilmeden süren örgütsel kurallara dayalı, kurumsal ilişkinin ve bunun ifadesi olan rapor düzeneğinin tüm yönleriyle işlemesi, istisnasız her siyasal, sosyal ve kültürel etkinliklere ilişkin, bildiri, açıklama, duyuru, makale ve broşür yazımları olarak belirlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar İlker Akman’ın bizlere bıraktığı mirasın, İlker Akman’da beliren siyasal iradenin 19 Ağustos 1977 yakalanmaları ardından, yeniden oturtulduğuna önemli birer işarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu irade, Acilciler tarihinde onurlu direniş çizgisinin militan, kadro ve yöneticilerinin katkısıyla sağlanmıştır: sorumlulukta kimsenin kimseden üstün olmadığı bu irade var oldukça örgütümüz siyasal sorumluluklarını yerine getirmeye devam edecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-136927272117544865?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/136927272117544865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=136927272117544865' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/136927272117544865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/136927272117544865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/ilker-akman-acilcilerin-siyasi.html' title='İLKER AKMAN ACİLCİLERİN SİYASİ İRADESİDİR'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Vk_QXAhIHnc/TyP5MqwT9tI/AAAAAAAAD-c/sT7VBsmQDmE/s72-c/1.%2Bilkerler.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-5965030745292468002</id><published>2012-01-28T05:29:00.000-08:00</published><updated>2012-01-28T05:30:54.673-08:00</updated><title type='text'>KÜRESEL YOZLAŞMA BİLİNCİMİZİ KİRLETİYOR</title><content type='html'>Hasip Yiğitoğlu – 25 Ocak 2012&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aymazlık ve kirliliğin tüm dünyayı sarmalaması küresel kavramın ortaya çıkmasıyla tavan yapmıştır. Yerel kirlilikler her tarafa yayılmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın her hangi bir yerinde yaşananlar kısa zamanda bizleri buluyor.İletişimin hızıyla da herhangi bir olay, değişim,artık hepimizi bir anda sarmalayarak bilincimizi etkiliyor.Bu bağlamda Toplumsal yozlaşma ve ahlaksızlık tüm insanlığı kuşatmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum aynı zamanda bireyi kendine yabancılaştırdı.Küresel kavram adeta bir toplumsal algı haline gelmiştir.Adalet,özgürlük kavramı ayaklar altına alınmış,adalet güçlülerin insafına kalmıştır.&lt;br /&gt;Küresellik kavramı öğlesine hayatlarımıza etkileri oldu ki,şimdi insanlık ABD’nin Ortadoğu’yu işgalini seyrediyor.ABD istediği zaman ve şekilde her ülkeye müdahale ediyor.Katliamlar yapıyor.Karşı çıkanlar terörist ilan ediliyor, katlediliyor.Ve insanlık susuyor.Anlayacağınız,her şey kolayca bellenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD’nin Irak’ı işgalini hatırlayacak olursak,her söylenenin yalan olduğu açığa çıkmasına karşın,Suriye işgali için söylenen yalanlara insanların kandığını görmekteyiz maalesef.Zamana göre değişen yalan söylemlere kanıyoruz. Birbirimizi boğazlıyoruz.Onlar ise seyirci oluyorlar.Ve halen bu durumun farkında değil insanlık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adeta Bir katliam senaryosu uygulanıyor Suriye’de.Bir yalan kurgusu senaryosu “sözüm ona demokrasi,insan hakları amaçlı ” uygulanıyor.Yalnızca Suriye değil tüm bölge ateşe veriliyor.Bu sürecin sonuçlarını kestirmek mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asırlardır birlikte yaşamış halkların birbirlerine karşı algıları,öğlesine insani olmaktan çıkartılmış ki,tam bir akıl tutulması.Halkların Besmeleli,Allahüekberli çığlıklarla birbirlerini öldürmeleri,küresel emperyal zihniyetin toplum algısını nasıl dizayn ettiğini izah etmeye yeterli olmalıdır.&lt;br /&gt;Hani,hakkı adaleti dizayn edeceklerdi.İçlerini boşalttılar yalnızca.Hak adalet onların kasalarıymış meğer,ama insanlık yalancı rüyaların derin uykularında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din,mezhep,ırk gibi empoze edilen dogmatik halusünasiyonunlarla beyinleri dumura edildi insanların..Böylece de hak ve adaleti ayakta tutması gerekenler,hak ve adaleti yerle bir etmek için birbirleriyle yarışıyorlar.Adalet için direniş yerine,küresel ahlaksızlığın ve sömürünün çarkları çeviriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küresel güçler,aymaz ve ahlaksız parçaları birleştirerek sefer tasımıza doldurdular.Sanki birimiz hepimiz,hepimiz birimiz olduk.Bu düşünce bizleri aynı tapınaklara topladı.Onların dogma putlarına tapıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim putlarımız başka olmalıydı.Evrensel dinamiklerle çelişen putlar olmamalıydı tapınaklarımızda.Eğer şart ise tapınmak,İnsani karakterli putlara tapınmalıydık halbuki.&lt;br /&gt;Her şeye rağmen Küreselliğin karşısında,küresel bir duruş için vaktimiz var.Vakit her zaman olacak ayrıca.Yeter ki kukla olmamak için gayret edebilelim.Hiç şüphe olmasın ki,bu duyguyu belleklerimize,yüreğimize yazdıkça,hissettikçe başarabiliriz.İnanarak yolumuzu açabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yigitogluhasip@hotmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-5965030745292468002?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/5965030745292468002/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=5965030745292468002' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5965030745292468002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5965030745292468002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/kuresel-yozlasma-bilincimizi-kirletiyor.html' title='KÜRESEL YOZLAŞMA BİLİNCİMİZİ KİRLETİYOR'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-5443560567350248298</id><published>2012-01-28T05:22:00.000-08:00</published><updated>2012-01-28T05:26:23.448-08:00</updated><title type='text'>TARİH YALAN KURGULARLA YAZILAMAZ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-LXRigQm5Mm4/TyP3bPlJAbI/AAAAAAAAD-Q/yiPzWS5SCoc/s1600/Mir-Apo...%2Bseramoni1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 159px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-LXRigQm5Mm4/TyP3bPlJAbI/AAAAAAAAD-Q/yiPzWS5SCoc/s320/Mir-Apo...%2Bseramoni1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5702673600592019890" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural – 23 Ocak 2012 / Pazartesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdullah Muradoğlu adlı biri 1980-90’lı yıllarda Suriyede olduğumuz bir kesit üzerine Kemal Burkay’ın da iddialarına dayanarak kurguladığı alsı astarı olmayan görüşlerini şu lilkten okumanızı tavsiye ederim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.timeturk.com/tr/makale/abdullah-muradoglu/turkiye-ve-suriye-deki-darbelerin-sifreleri.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dönemi Sayın Öcalan’la yaşamış biri olarak, konu edilen şahıslarla tanıştıran biri olmam nedeniyle de cevap hakkımın doğduğunu belirteceğim. Yazarın Türkiye ve Suriye’de yapılan askeri darbeler üzerine, çocukların bile güleceği karşılaştırmalar üzerinde durmayacağım. Tarih hataları, olay ve ilgili bağlantıları üzerine okuru aldatmak üzerine kurgulanmış, masa başında üretilen hikayelere değinmeyeceğim. Sadece içinde yer aldığım tanıklığını yaptığım anlatımlara kısaca cevap vermekle yetineceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CEVABIMDIR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu makalede yazılan her şey abartma ve yalandır. O dönemi bire bir yaşayan biri olarak Hafız Esad'ın kardeşi Cemil Esad hakkında kurduğunuz kurgular üzerinden Öcalana yaptığınız saldırıların tümü geçersizdir. Ayrıca cevap vereceğim ama buradan belirtmem gereken şudur; Cemil Esad, ne devlet içinde ne dışında saygın bir yanı ya da ne de silahlı bir gücü bulunuyordu; inanmayacaksınız ama, Müslüman Kardeşlerin tehdidine kardeşi verilen korumanın dışında fazla bir silah korumaları bile bunu olunca kaygıyla sakladıklarını bilirim. O, sıradan bir insandı. Hafız’ın da Rıfat’ın da tepkilerini çeken evinden dışarı çıkmayan, çıkması istenmeyen, aile içi ölümlerde taziyeleri kabul eden sıradan biriydi. Devlet içinde de hiçbir yeri yoktu iç işleri bakanlığına bağlı bekçi kadrosundan emekli biriydi. Ne gücü ne de denetlediği bir şey vardı, çocukları üzerinde bile hükmü yoktu. Onunla tanışmanın tek nedeni kurduğu Murtaza derneğinin sivil bir halk etkinliği ve doğuşuna neden olan Müslüman Kardeşler Şebekesine karşı Arap-Kürt Alevi-Sünni herkesi birleştirme çabasıydı. Tamamen yasal ve barışçıl bir çaba veren bu dernek Suriye’deki Filistin hareketlerinin taşıdığı özgürlük kadar bile özgür değildi. Cemil Esad’ın oğlu Fuvvaz Esad ise ne dernek ne siyasal hiçbir şeyle ilgili biri değil. O zamanlar da yaşı çok küçük biriydi kısa pantolonluydu. Ama siz makalenizde ne cangaverler üretmiş sallayıp durmuşsunuz. Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesini kuran Türkiyeli sol örgüt liderlerinin tümü Bu şahısla tanışıp selamlaşmıştır. Bu dernekte olaylar bitince kendi kendine çözülmüştür.. Dolaysıyla üzerine kurgulanan tüm hikayeler bir yalanadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemil Esad'ı Öcalan’a tanıştıran benim. Öcalan, 1979 da geldiği dönemden itibaren, 2 yıl boyunca kendi imkanlarıyla halkına dayanarak ve Lübnan’daki devlet boşluğundan yararlanarak ve önce Filistin örgütleri şemsiyesi altında kamplar kurdu. Bunda ne Suriye'nin ne de bir başka devlet ya da teşkilatın uzak yakın bir katkısı yoktur. Kürt halkının özgürlük mücadelesini küçümsemek isteyen siz gibi üçüncü sınıf yazarlar, belgesiz, kanıtsız karalamalarınızı yapabilirsiniz. Burkay gibi insanlarda, halkı için başarılı birin kıskanarak bunları söyleyebilir. Ama hakikati söyleyecek insanlar var oldukça bu çabalarınızın kıymeti itibarı olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz acilcilere gelince, tüm iddialar yine yalan ve abartmalarla örülüdür. Acilciler örgütünde yoğun olarak Hataylı, Adanalı Arap devrimcilerin olmasıyla Suriye’de var olan akrabalık ilişkileriyle daha aktif çalışabilme olanağı içinde olmamız ise bu kurgular için zemin olamaz; iyi Almanca, Fransızca ya da İngilizce bilen biri bu ülkelerde daha aktif çalışması ne ise bizim durumumuz da bundan ibaretti. Bunu da her zaman dile getiririz. Türkiyeli hangi ilticacı iltica ettiği ülkenin dilini bir an önce öğrenip daha rahat çalışmak istemez ki durum budur. Aynı şey Öcalan için de geçerlidir, Suriyeli Kürtler iyi Arapça ve Kürtçe bilirler bundan yararlanması kadar doğal ne olabilir ki. Bu verilerle karalama yapmak kadar ahlaksızca bir şey olamaz. Bu basit olanaklardan yola çıkarak, karanlık amaçlar, kurgular ve senaryolar için meze üretmek kimsenin işine yaramaz tarihi de izah edemez. Yazınızın kalitesini sıfırlayanda bu yalan seremonisidir. Okurun araştırma yapamayacağı geleneksel var sayıma dayanarak kurgular üretmek Türkiye medyasının kaderidir, bunu anlarız. Ama bunu, bu kadar aptalcasına uydurmak biraz da maharet ister. Bu maharette genellikle istihbaratçılarda vardır. medyanın bir kolunun istihbarat yönlendirmesinde olduğunu buradan çıkarmak zor değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makaleniz bir kumar masasından zar etmek gibidir. Gerçeklerin sahibi var ve bunlarla iletişim kurup gerçeği ulaşmak zor değildir. Ama gerçekleri bulmayı değil, karalamayı esas alanların buna ihtiyaç duymaması da eşyanın tabiatına uygundur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dönemi saat saat, santim santim bilen biri olarak şu açık adresimle gerçekleri konuşabileceğimi ifade ederim. İlgili olan, bu kanaldan geçmeli sonra kendi doğrularını oluşturmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ön yargılar tarih yazamaz. Bu makalede geçen bilgilerin kaynağı malumdur. Özel harp dairesi kuklaları İtirafçı-MİT ajanı Engin Erkiner ve İbrahim Yalçın adlı kuklalarıdır. Bunlar ise kimsenin tanıtımına ihtiyaçları yoktur kendi polis itirafnamelerinde kendilerini açıkça ifade etmiştir. Şu iki cümle bilgi kaynağınızın nereye dayandığını göstermeye yeter:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engin Erkiner kendini anlatıyor;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Emniyet kuvvetlerine yardım maksadıyla yakalandığım günün akşamı ve onu takip eden günde aşağıda sıralayacağım evleri bulmaları bakımından polise yardım ettim” (Engin Erkiner Polis İfadesi, s:16)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Yalçın’ın el yazılı itirafı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek 150 bin TL’da paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " (İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikili bordrolu olarak MİT hesabına çalışıyorlar ve özel harp dairesinin yalanlarını sol içinde pazarlıyorlar. Öcalan’ın suçlanması da, Harp Dairesinin bu tür kuklalarını işidir: 26 Ocak 1976’da Malatya Beylerderesi’nde İlker Akman ve iki arkadaşının bir operasyonla kanlı biçimde katledilmesini organize eden kişi de bu İtirafçı, katil muhbir Engin Erkiner’dir. Bu kişi mahir Çayan’ın Kurtuluş gazetesinde son yazı işleri müdürü olarak gösterilmesine rağmen MİT tarafından korunmuş 12 Martta 1971 askeri darbesinde ilgili ilgisiz kişiler tutuklanırken o serbest dolaşarak, ODTÜ’lü devrimcileri ihbar etme işini sürdürmüştür. Örgüt genel komitesi içinde olmasına rağmen İlker Akman ve arkadaşlarını ihbar sonucu tutuklanmamış kısa dönemli askerliğe gönderilerek gözden uzak tutulmuştur. MİT tarafından bir daha görevlendirilerek, Ankara örgütünden geride kalanları ölü ya da diri yakalatmıştır (Genel komite üyesi Rıza Salman’ı ihbar etmiş, karısı Ömür Karamollaoğlu’nun patlayıcı yapımı sırasında ölümüne yol açmıştır). 19 Ağustos 1977’da de Acilciler örgütüne son darbeyi vurmak için MİT ajanı İbrahim Yalçın’la tanıştırılarak faaliyete geçirilmiştir; 20 sayfalık itirafnamesiyle hayallerini bile anlatmış, bildik bilmedik her tür adres, malzeme, militan kadro sempatizan eylem ve olası eylemlerle olası eylemcileri bile polise vermiştir ev ev dolaşıp örgüt yoldaşlarını yakalatmıştır. Parist’e, örgütümüze yapılan baskının ihbarcısı da MİT ajanı İbrahim Yalçın’dır. Milliyet gazetesi muhabiri Rafet ballıya uydurulan tüm yalanların kaynağı da bu ajandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlerimize yapılan baskında yasa dışı hiçbir şey bulunmamış anket (Soruşturma) sonuçlandığı an da tahliye edilmiş olduk. Siyasi mülteci statümüz bunun için hala geçerlidir ve hakkımızda hiçbir yasa dışı itham yapılamamış muhbir ajanı kara yüzüyle kalmıştır: bütün bu bilgileri, belge ve kanıtlarıyla http://acilciler-thkpc.blogspot.com / linkinden 248 dosyada bulabilirsiniz. Bu soytarıların ihbarlarıyla tarih yazmak ise tarihe kalmış bir komediden ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burkay’ın dayandığı verelerde bunlar kadar ciddiyetten uzaktır. Burkay, Türkiye dönüşü hiçte iç açıcı bir onursal dönüş sayılamaz. O, kendi tarihini eliyle yakmıştır, ama kendisini ilgilendirir. Bizleri ilgilendiren, bire bir yaşadığımız tarihi konularla ilgili konuşmasıdır. Diyeceğim ilk şey, bilmeden konuşmak ona da yakışmaz; Burkay’a karşı hiçbir ön yargım yoktur, başka halkların kendi iç işleri olan siyasi çekişmelerde taraf olmamayı tercih ettim her zaman. Ama yaşadığım bir kesiti, bile bile yanlış aktarma karşısında sorumsuzcu seyirci kalamam. Bu nedenle Burkay, Öcalan’ın anlattığı bir cümleden yola çıkarak kağıttan bir şato kurmaktadır. Abartma ve bilmeden anlamlandırmaya bu yolla hasıma karşı puan kazanmaya çalışmaktadır. Ancak anlattıkları gerçeğin çok uzağındadır. Öcalan Cemil Esad ilişkisi sosyal bir ilişki ötesi değildir. Bunun ötesinde hiçbir unsura sahip değildir: bunu iyi biliyor ve anlattığım çerçeve içinde sivil bir ilişkiden ibarettir; Burkay’ın kendisi bu tür ilişkileri Avrupa’nın dört bir köşesinde binlerce kez kurduğunu söylersem abartma olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öcalan bir halk lideridir halkının gücünden başka kimseye dayanmamaktadır. İddialarınız gerçeğin %0,1 bile olsaydı Suriye’den çıktıktan sonra Kürt özgürlük hareketinin bu güne kadar yok olması gerekirdi. Ama tersi oldu daha da büyüdü. Öcalan, Suriye devletiyle hiçbir zaman hiçbir biçimde hiç bir nedenle kendi doğrularının ortak kesişmesi dışında bir ilişki içinde olmadı. Bunun tarih önünde bire bir tanığıyım. Öcalan, halkın önderi sağlam karakterli biriydi. Kimsenin baskısına boyun eğmeyen ve ilkesizliği anında ret eden biriydi. Suriye devletiyle ilişkisi de öyleydi. Biz THKP-C (Acilciler) de aynı kararlılıkla davrandık. Suriye istihabaratına karşı ve dünyanın tüm devlet ve teşkilatlarına karşı devrimciler nasıl davranması gerekirse öyle davrandık. Yeri gelince bunun ayrıntısını belgelerle yazacağız. Ama herkes bilsin ki, 12 Eylül 1980 askeri faşist darbenin yarattığı vahşet ortamından çıkışta tek güvenli ülke Suriye’de. Bu güvenli ülke on binlerce devrimciyi misafir ederek 12 Eylül rejiminden korumuştur. Bunun karşılığında bir tek şey istediğini duymadım görmedimdi. Bu makalede yapmak istediğiniz karalamalar bence Kürt halkına yöneliktir, Türkiye’de farklılıkların özgün örgütlenme ve özgür mücadelelerine yöneliktir onların yolunu derin devlet adına kasma amacındadır. Ama tarihi yalanlara yazamayacaksınız. Biz buradayız..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayınlanmak üzere kim nasıl bir diyalog kurmak isterse buna hazırım. Buyurun bu adresler açık iletişim kanallarımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E - Adresim; mircihan@gmail.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blogumun linki; http://mirural.blogspot.com/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-5443560567350248298?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/5443560567350248298/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=5443560567350248298' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5443560567350248298'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5443560567350248298'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/tarih-yalan-kurgularla-yazilamaz.html' title='TARİH YALAN KURGULARLA YAZILAMAZ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-LXRigQm5Mm4/TyP3bPlJAbI/AAAAAAAAD-Q/yiPzWS5SCoc/s72-c/Mir-Apo...%2Bseramoni1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-7793329205379342231</id><published>2012-01-28T05:17:00.000-08:00</published><updated>2012-01-28T05:21:59.905-08:00</updated><title type='text'>YÜKSEL ERİŞ HOCA SENİ UNUTMAYACAĞIZ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-tFVA5V_llhQ/TyP2Z_n7tgI/AAAAAAAAD-E/fn6jCl3fs0w/s1600/1.Y%25C3%259CKSEL%2BER%25C4%25B0%25C5%259E%2BB%25C4%25B0R%2BFOTO.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 225px; height: 224px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-tFVA5V_llhQ/TyP2Z_n7tgI/AAAAAAAAD-E/fn6jCl3fs0w/s320/1.Y%25C3%259CKSEL%2BER%25C4%25B0%25C5%259E%2BB%25C4%25B0R%2BFOTO.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5702672479617267202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksel Eriş (Tekirdağ Şarköy 1955 – Trabzon 21 Ocak 1977)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural – 21 Ocak 2012 / Cumartesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksel Eriş hoca, kardeşi Hüseyin Erişe ““Hatay’ın Kültüründen ve insanlarından bahsederdi ve ola ki bir gün gidersen orada çok sevdiğim bir ailemin daha olduğunu bil ve onları mutlaka ziyaret et” demiş. Bu cümleler, benim ve örgütüm için büyük bir onurdur. Bu cümle aynı zamanda baba evimi bilen kendi evimi bilen her insan için her yoldaş içinde aynıyla geçerlidir. Baba evim dahil evime gelip süreklilik arz eden tüm misafirlerim ister yoldaş ister dost olsun, Yüksel Eriş hocanın duyumsadığı ve on yıllar sonra kardeşi vasıtasıyla duyduğum bu sıcaklığı duyar. Benim dostluğum da yoldaşlığımda tastamam budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Eriş bu cümleleri Yüksel Eriş adına açtığı bolgda şöyle dile getiriyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yüksel Erişin ölümünden 33 yıl sonra Hatay'a giden Hüseyin Eriş gezi dönüşünde "HATAY GEZİM VE İZLENİMLERİM" başlıklı bir yazı yazmış. Bu yazıda, "Yıllar önce ağabeyim Yüksel ERİŞ ile çok nadir görüşüp konuşmalarımda bana “Hatay ın Kültüründen ve insanlarından bahsederdi ve ola ki bir gün gidersen orada çok sevdiğim bir ailemin daha olduğunu bil ve onları mutlaka ziyaret et” demesiyle bunu kendime vasiyet kabul ederek Hataya gitmeye karar verdim. Hataya gidişimde hiçbir art niyetim ve bir yerlere görüntü vermek gibi bir niyetim asla yoktu ben bir VASİYETİ yerine getirdim ve vicdani olarak rahatladım”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(http://huseyinerisyazilari.blogspot.com/search?updated-min=2011-01-01T00:00:00-08:00&amp;updated-max=2012-01-01T00:00:00-08:00&amp;max-results=5 )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ölçüde asil bir hocanın yolunda yürümek hepimiz için bir onurdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksel Eriş, benim olduğu kadar tüm Acilcilerin onurlu şehit hocasıdır. Özverilerin en büyüğünü doğruları arkasında durarak vermiş bir önderdir. O bir örgütte yönetici olmak nedir öğretendi. Yönetici olmanın direnmek olduğunu, şehit olmasını bilecek kadar kararlı olunması gerektiğini ifade edendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün onu anarken, bir kez daha polis önünde dizleri çözülüp itirafçı, üç beş kuruş için MİT ajanı olan ahlaksızlarla karşı ser verip sır vermeyen gerektiğinde doğruları arkasında ölüme bile giden kararlı militan, kadro ve yönetici olmayı bilince çıkarıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz üzerimize düşenleri yaparken Yüksel Eriş hoca örneğimizdi. Bu nedenle hep direndik, işkencede ser verdik sır vermedik. Teslim olanlara örgütü ve mücadeleyi bırakmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karanlık ağızların, karalamaların bitip tükenmez esareti altında Özel Harp Dairesi kuklalığı yapanlar, içine düştükleri bataklığın kapan içinde fare gibi hayatlarını sonuna kadar yaşamaya mahkumdurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksel hoca sana sözümüz var, kararlılığımızı hiçbir koşulda bırakmadan mücadeleyi sürdüreceğiz. Ruhun şad olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yıl önce paylaştığım anma yazısını bir kez daha önemi üzerine tekrarla okurlarımla paylaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural - 24 Ocak 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlker Akman, Acilcilerin siyasal iradesi olduğu kadar, Yüksel Eriş'de hocasıdır. Acilcilerin hocası aynı zamanda, dengesi, genşi yüreği, olgunluğu, bilgi dönüşümümüzün de ifadesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırların yazarı ve Güney Bölgesinin Acilci olmasında temel rol Yüksel Hocanındır. O, gerek insani duruşuyla, gerekse devrimciliğin örnek ve simgesi olma vakurluğuyla, düzey ve bilgi birikimini her konuşmasında ifade etmesiyle bir öğretmendi. O'nu tanımam bu günlere gelişimin temel dinamiklerinden biri olmuştur. Yüksel Hocayı, Antakya'ya getiren ve O'nunla tanışmama vesile olan Dr. Mehmet Çelikel'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Mehmet Çelikel'le Antakya TÖB-DER salonunda buluştuk. O dönemin Devrimci Sağlık İş sendikasında, örgütsel sürecin içinde yer alan bir yoldaştı. Memleketine gelmiş bizlerle buluşmuştu. O günün koşullarında Antakya, en aktif siyasal gelişme sürecini yaşıyordu. Ülke çapında her hangi bir örgütle resmi hiç bir bağımız olmamasına rağmen, kendi ölçeklerimizde özgün ve özgür bir örgütlenme içinde toparlanmıştık. Bu buluşmaya ise, sürecin biraz daha gerilerinden çıkıp gelen bir çabanın sonunda gelmiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulumdan mezun olduktan sonra, Mahir Çayan'ın Kesintisiz Devrim adlı kendi el yazısı makalelerini Antakya'ya getirmiştim. Isparta'lı Yaşar Sarı yoldaş bu yazıları bana, kutsal kitap gibi gizlice ve önemli uyarılarla verdi. Kimseye gösterme, herkese okutma, yakalanırsa çok kötü sonuçları olur v.b. dedi. Antalya'da okul sürecimin önemli bir kesiti siyasal mücadelemin etkin dönemiydi. Antalya Gençlik Örgütü'nün (ANT-GÖR) kuruluş çalışmaları ve faşistlerle giriştiğimiz çatışmalar sonucunda, Isparta'ya naklimi yaptırmıştım. Isparta tarihinin ilk devrimci dernek kuruluş çalışmalarında etkin rol oynamış,çevre devrimcileriyle çok sıkı bağlar oluşturmuştum. Yaşar Sarı, 68'li kuşağın liderlerinden Mustafa Kaçaroğlu ile yakın ilişki içinde olan, çevre köylerden bir yoldaştı. Cezaevinden elle çoğaltılarak dışarı çıkarılan, sayısını bilmediğim, ancak çok az olduğu kesin olan, Kesintisizlerin ilk nüshalarından birini işte bu yiğit insanın elinden almıştım. Antakya'da THKP-C geçmişi üzerinde yükselen siyasal eğilimlerin hakim olmasının kaynağı, buraya kadar gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya'da ileri düzeyde örgütlenmemiz, TEK YOL DEVRİM gibi dergi yayınlarımız, bildirilerimiz, duvar yazılamalarımız, eylemlerimiz, her mahallede kurulu olan derneklerimiz, kitlemiz ve yapılmış büyük kitlesel mitingimiz bulunuyordu. Askeri eylemlerimiz sürmekte, askeri eğitimlerimiz için her türden hazırlıklarımız da bulunuyordu. Bunlardan birinin arifesinde Yüksel Hoca da vardı. Yapacağımız askeri eylemlerin yoğunluğu ve etkinliği nedeniyle, gündeme gelecek baskıları örgütümüzün kaldıramayacağını, 26 Ocak 1976 Beyler Deresi katliamının yıkımını henüz onaramadıklarını belirterek bu eylemleri Hatay Kurtuluş Ordusu vb. farklı isimlerle üstlenmenin daha uygun olacağını ifade etmişti. Yüksel Hoca, hesaplı ve akıllı bir insandı, nazikçe ve olgunca bizlere bu eylemleri isim olarak üstlenmede gizliliği tavsiye ediyordu. Bu eylemler İskenderun Demir-Çelik fabrikasında gelişen işçi sorunlarıyla ilgili; baskılara, işten çıkarmalara, grev sorunlarına ilişkin bir tepki olarak hazırlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksel Hocayla uzun siyasal sohbetlerimiz oldu, silahlar ve askeri konularda da konuştuk. O, silahlardan çok uzak bir insandı. Binboğa dağlarına yaptığımız tırmanışta da buna tanık oldum. Bir şehirliydi, şehir kimliğini taşıyan olgunluğuyla, olayları kavrayışıyla, sorunları aşmadaki genişliğiyle, kapsayıcılığıyla gerçek bir öğretmendi. O, İlker Akman'ın izinden gidebilecek. Örgüte siyasal bir irade kazandıracak, onun döneminden kalan bir yöneticiydi. O kesitte; akılalmaz saplantı derecesinde, insan ilişkilerindeki yanlışlarıyla sekterlik yapan ve o ölçekte silik bir duruş sergileyerek, sonunda itirafçı olan yöneticiler de bulunuyordu. Ancak Yüksel Hoca, bir örgütün gereksinim duyduğu olgunluk ve bilgi birikiminin tüm verilerini üzerinde taşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksel Eriş Hocayla son olarak, Ankara'da buluştum. Kızılay meydanındaki Gima mağazası binasında bir kafede oturduk, uzunca konuştuk. Bölgemizdeki çalışmaya başka bir yoldaşın geleceğini ifade etti. O'na neden başkası? diye sordum, bana; "bölgenizin yeterliliklerini göz önüne alarak, sizlerle birlikte çalışacak bir yoldaşı göndereceğiz. Ben daha çok çalışmayı gerektiren bir bölgeye gideceğim" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüzün doldum. Aramızda çok yoğun bir bağ oluşmuştu. Yüksel Hocayı bölgemizde görmek istiyorduk. Ancak o kesitte, bunların ne konuşulması ne de konusunun edilmesi söz konusuydu. Ankaradan ayrıldık, Ayşe yoldaş (Ömür Karamollaoğlu) gelmişti. O'da bizim içten bir sevgiyle sarıldığımız yoldaşımız olmuştu. Bölgemiz hep öyle, duygusal bir sevgiyle sarılırdı misafir yoldaşlara...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksel Hoca örgütümüzün değerli bir şahsiyetidir. O, anılarımızda örnek aldığımız mütevazi bir yönetici olarak yaşadı durdu. O'na beslediğimiz saygı ve sevginin haklılığını dostumuz, yoldaşımız Kürt halkının lideri sayın Abdullah Öcalan'ın dilinden de duymak, bize moral ve dinamik katmıştı. Başkan Öcalan, bu sırrı 1. Kongremizde, delege yoldaşların ve misafirlerimizin önünde yaptığı konuşmada açıklarken, yaşadığımız coşkunun, bu konuşmayı her dinlediğimizde, kararlılığımızın, sorumluluğumuzun davamıza ve örgütümüze olan bağlılığımızın bir kez daha bilinçte doruklara ulaştığını hissederiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başkan Öcalan 1. Kongremizde şunları dile getirdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Değerli Yoldaşlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli THKP-C Acilciler 1. Kongre delegeleri ve değerli misafirler. Sözlerime başlamadan önce içten selamlarımı sunar, böylesine değerli ve bir çok oluşuma yol açacağına kesinlikle inandığım 1. Kongrenizde bulunma imkanına kavuştuğum için siz yoldaşlarıma şükranlarımı iletiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizlere, partimiz PKK´nın kısmi de olsa ayağa kaldırdığı halkımızın mücadele selamlarını iletiyorum. Tarihinden gelen ve günümüzde, özellikle 1980 sonrasında son derece vahşi ve barbarca bir saldırıyla üzerimize gelen, başta sizler ve bizler olmak üzere vahşi hayvanlara özgü kudurganlıkla saldırarak çoğumuzu, zindanlarda görülmemiş iğrenç işkencelerden geçiren faşist TC´nin saldırıları altında böylesine görkemli bir ortamda kavuşmamız hiçbir kişisel, ulusal, hatta sınıfsal basit çıkar endişesine kapılmadan, yeninin doğuşunu tartışmamız, yeniyi doğuracak pek çok kararlara ulaşmanız sizin gibi. bizleri de son derece mutlu ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizlerin, hareketinizin, soylu bir geçmişe ve başkaldırışa sahip olduğunu bilmeyen yoktur. O günkü amansız zorluklar ne olursa olsun bu soylu başkaldırışın önderlerinden bizzat konuşmalarına tanık olduğum Mahir Çayan yoldaşın, milliyetçilik ve ulusal sorun konusunda söyledikleri sözler çağdaş Türkiye halk hareketlerinin temeli olacak derinliktedir. Hareketinizin bu çıkışı da, zaten bunu kanıtlar. Ve bizim de çıkışımız bunu kanıtlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, daha sonra yine sizlerin önder yoldaşlarınızın soylu çıkışları vardır. Belirtmek gerekir. Şahsen tanıma imkanı bulduğum Yüksel Eriş yoldaşın candan, son derece insani yoldaşlığını asla unutmayacağım. 12 Mart´tan sonra, birlikte uzun bir süre aynı odada, uzun ve son derece candan, samimi tartışmalarımız oldu. Son derece enternasyonalist bir özü onda da bulduğumu belirteyim. Bu yoldaşa karşı, bu bir görevdir. Bunu belirtmek görevdir. Ve bu yoldaşlar, çıkışımızın temel cesaret kaynaklarıdır. Onlardan aldığımız cesaret, son derece yüreklendiriciydi. Ulusal sorunda da öyleydi, faşizme karşı soylu çıkışta da öyleydi. Belki onlar görmedi ama, bazı tartışmalara sizlerden de arkadaşlar katıldı. Birçok tartışmada bazılarının tasfiyecilik eğilimlerine karşı biz, sonuna kadar bu direnişçilerin anısını dayattık. Onlar her ne kadar bugün aramızda yoksa da, onların anısının böyle oynanacak anılar olmayacağını söyledik, kabul edeceksiniz dedik (....). Nitekim oralardaki ısrarlarımız, bizleri bu noktaya kadar getirdi..." (Abdullah Öcalan, THKP-C (Acilciler) 1. Kongresi açılış konuşması 21 Kasım -1 Aralık 1986)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksel Hoca, 26 Ocak 1976 Malatya Beyler Deresi şehitleri anısına yapılan, askeri eylem hazırlığı sırasında şehit oldu. Yanında değerli bir yoldaş bulunuyordu; yazılarıyla, kitap ve eğitmenliğiyle en az Yüksel Hoca kadar değer verdiğimiz bir yiğit. Yener Orkunoğlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksel Hocanın son günlerini, örgütsel tarih yazımı için Yener Orkunoğlu'nun anılarını yazmasını bekleyeceğiz. Yener Orkunoğlu'nun kaleminden, yazılarında ortaya koyduğu akademisyen kimliğiyle o dönemi anlatmasını bekleyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda A. Öcalan’ın Yüksel Eriş için sarf ettiği sözleri, yok saymaya çalışan, ya da başkasına söylenmiş Öcalan, “onu Yüksel Eriş sanmış” diyen Boyacı, itirafçı ajan kuklalara söylenecek tek şey, Öcalan bunu yazılı, sözlü (1. Kongrede bant kaydı) olarak, Yüksel Erişi de fiziki olarak tanımlayıp, verdiği detaylı bilgilerle dile getirdi. Kaldı ki, Yüksel Eriş’in, insani ve devrimci kişiliğini anlatıp tanımlamak için, hiç kimseye ihtiyacı olmadığını ayrıca belirtirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Yüksel Eriş Hocayı şehit oluşunun her yıl dönümünde İlker Akman ve arkadaşlarının Malatya Beylerderesi’nde, itirafçı katil muhbir Engin Erkiner’in ihbarıyla yapılan operasyon sonucu katledilmeleri anısına 26 Ocak ‘ta anıyordum. Bu yıl bir defalığını bunu Yüksel Hocanın ölüm haberinin basına yansıdığı 21 Ocakta anıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-7793329205379342231?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/7793329205379342231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=7793329205379342231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7793329205379342231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7793329205379342231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/yuksel-eris-hoca-seni-unutmayacagiz.html' title='YÜKSEL ERİŞ HOCA SENİ UNUTMAYACAĞIZ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-tFVA5V_llhQ/TyP2Z_n7tgI/AAAAAAAAD-E/fn6jCl3fs0w/s72-c/1.Y%25C3%259CKSEL%2BER%25C4%25B0%25C5%259E%2BB%25C4%25B0R%2BFOTO.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-67413705735490284</id><published>2012-01-21T04:16:00.000-08:00</published><updated>2012-01-21T04:18:32.916-08:00</updated><title type='text'>HIRANT DİNK İÇİN ADANA’DA PROTESTO</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-csPg7nAwNcM/TxqtB-PbYcI/AAAAAAAAD88/ZagNKDuHSfw/s1600/clip_image002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 174px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-csPg7nAwNcM/TxqtB-PbYcI/AAAAAAAAD88/ZagNKDuHSfw/s320/clip_image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5700058527789965762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ahmet Pekyen &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Adana Anadolu-Der başkanı  - 20 Ocak 2012&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant Dink için, adaletsizliği protesto etmek için, karanlıklar dünyasında aydınlık için, insanlık için kendimiz için geleceğimiz için, bu gün (20 Ocak 2012) Adana Beş Ocak Meydanında saat 18.00 de bir araya geldik; hep bir ağızdan “BU DAVA BÖYLE BİTMEZ” dedik. “FAŞİZME İNAT HEPİMİZ HRANT “dedik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin onurlu tüm insanları Hrant Dink cinayetinde alınan karalara karşı tepkilerini isyanlarını haykırdı. Sivil kitle örgütleri, siyasal etkinlikler ve bu toplumun barış içinde bir arada yaşama sevdalıları ortak refleks gösterdi; adaletsizliğin önü almaz pervasızlığına, kirli adalet dağıtımına, hak arayışında sığınılacak son mevziin göğüslenmesi mümkün olmayan ihanet tuzaklarına karşı “bu dava burada” bitmez dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dava dosyalarda şahsi bir dava gibidir. Oysa bu dava şahsi olmanın çok ötesinde, toplumsal, etnik, siyasal, tarihsel bir özgürlük ve demokrasi davasıdır. Hrant’ın uğruna katledildiği tüm değerlerin davasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin en derin köşeleri, ülkeyi yöneten oligarşiyi temsil eden tüm yüksek  konsey ve kurumlarını, uzun yıllara yayılmış sinsi bir planla ele geçiren karanlık güçler, adaleti, adaletin kurum kuruluş ve vicdanı merhum yargıçlarını da ele geçirmiştir. Her hamlede artan oranda sivil diktatörlüğe yönelen bu güçler, bu coğrafyada bin yıldır süren karanlığın devamında ısrarlıdırlar. Bunu da çağdışı kalmış Irkça-milliyetçi saldırganlıkla zıvanadan çıkmış kovuşturmalarla ikame etmeye çalışmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun son halkasında, Hrınt Dink’in cinayetini adaletsizliğin en kaba biçimiyle buharlaştırması, bu ülkede devlete güvensizliğin geleneksel algılarına yeni bir veri daha katmış oldu. Kamu vicdanının acılarını bir kez daha depreştirdi. Bir kez daha bu sistemle, bu devletle ve bu akılla birlikte yaşamanın olanaksızlığını ifade etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hrant Dink davasında, en sıradan hukuk kurallarıyla bile, kanıtları yeterince açığa çıkmış ölüm şebekesinin oluşturduğu organize suçu yok saymak  ahlak ve vicdani açıdan bile hukuki bir suçtur. Bu eli kanlı şebekeler, ortak ülkemizin gasp edilmiş haklar manzumesinde dokunulmazlar olarak tescil edilmeleri, doğal olarak bu tür davaların bitmeyeceği anlamına gelecektir, Hrant Dınk’in davasının hiçbir güç taraf1ından böylesini hokkabaz yöntemlerle buharlaştırılacağını sanmak ise sadece kendini aldatmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu devlet, bu iktidar oligarşik kurumların elindeki güçle bu halklar üzerinde belki bir süre daha tepinebilecektir, ancak bu toprakların barışa susamış toprağı onları alt edecek insanlık gücünü üretmekte geç kalmayacaktır. Bu bir bayrak yarışı olarak, bizim kuşak üzerine düşeni yaptıkça gelecek kuşakların bu karanlık güçlerden kurtuluşu daha erken olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halklarımızın bu haklı davalarında bizler dünden bu güne taşıdığımız kararlı mücadelemizle en ön saflarda olmaya devam edeceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-67413705735490284?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/67413705735490284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=67413705735490284' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/67413705735490284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/67413705735490284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/hirant-dink-icin-adanada-protesto.html' title='HIRANT DİNK İÇİN ADANA’DA PROTESTO'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-csPg7nAwNcM/TxqtB-PbYcI/AAAAAAAAD88/ZagNKDuHSfw/s72-c/clip_image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-1598976174889221363</id><published>2012-01-19T18:26:00.000-08:00</published><updated>2012-01-19T18:28:26.348-08:00</updated><title type='text'>ELEŞTİRİNİN İLKELERİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;( Suriyecilik, Alevicilik, Hatay’cılık, Bölücülük, Üzerine, Eleştiri mi? Ötekileştiricilik mi? )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 19 Ocak 2012 / Perşembe &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın zamanda tanıştığım, sıcak ve esprili olarak yakınlık duyduğum bir arkadaşım, Suriyeli sivil halk temsilcileri komitesinin Hacı Bektaşi veli 2. Büyük Alevi kurultayına gidişleriyle ilgili yazdığım bir makale üzerine, yorum yapan arkadaşları ve bir ölçüde de beni eleştirmiş (Ana yazı ve yorumların tümü duvarımda da duruyor &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(http://www.facebook.com/photo.php?fbid=199127640183422&amp;set=a.104968396266014.10234.100002585630850&amp;type=1&amp;theater ).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşım şunları söylüyor; “şunu anladım sizin sol anlayışınız hatayı suriyeye baglanmasıyla sınırlı evet suriye emperyalizmin çirkin oyunları ile karsı ksrşıya bundan dolayı suriyenin yanında olmak gerekir ama şuna itirazım var suriye de demokrasi yoktur kürtlerin çogu kimliksiz yaşıyor alevi degil nasuridir alevilige yakın dır ama alevilik degildir zaten din mesep ve etnik kimlik üzerinden hareket edmiyorum ama bunların bilinmesi lazım. “( J.K)&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;J.K kardeşim, yukarıdaki yorumumu yeniden oku. Birilerinden aktardığın yorumlara sığınma; bana bir tek yerde, bir tek satır, bir tek cümle Hatay’ın Suriye'ye bağlanmasıyla ilgili bir belirleme koy ki sözün doğru olsun, ön yargılı olmasın. Bu bir. İkincisi, Alevilik de yapılmıyor, Nusayrilikte. Burada sende Sünni medrese gibi ve Osmanlı gibi kendini alevi bizi Nusayri olarak adlandırıyorsun. Kaynağını ikimiz de biliyoruz. Bunu bir suçlama gibi de yöneltmişsin. Milyonlarca insanı rencide edecek kıymeti kendinden menkul tanımlamalar yapıyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bize Nusayri adını veren biz değiliz. Şii Şehristani'den ( Hicri 479 -548) Aleviler üzerine fetvalarıyla meşhur İbni Teymiye (Vahhabi cani) bunlardan da Osmanlıya kadar bizi sırf kötülemek için, kötüledikleri Hz. İmam Hasan el Askeri'nin yardımcısı Muhammed Bin Nusayr'i adına bizi anmak istediler: Tek neden kendi kötülemeleriyle bizi isimlendirmektir. Tekrar ediyorum Muhammed ibni Nusayri insan aklının almayacağı ölçekte kötülediler ve bizi onun adıyla andılar olay bu. Oysa bu kutsal insan Ehlibeytin en büyük savunucusu ve Hz İmam Hasan el Askeri’nin yardımcısıydı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa, Türkler ve Kürtler Aleviliğin A sını daha bilmezken, ne İslam ne Alevilikle ilgileri olmazken, bizler bir inanç topluğu olarak ALEVİ diye anıldık. Hz. İmam Ali Zeynel Abiddin (Hz Hüseynin kerbeladan kurtulan tek oğlu ve ehli Beytin tek imamı) der ki; "babama velayetim, ondan doğmuş olmamdan daha hayırlıdır". Bu da, Aleviliğin bir kan bağı olmasından çok, bir inanç topluluğu yani senin Alevilerinin de sonradan bağlı olduğu "velayet ve teberra" ilkeleriyle ilgili bir olaydır. Aleviler Hz. Ali'yle yürüyenlerdir. Bunun da tarihi İslam’la birlikte yükselmiştir. Bu gün Erdoğan çınar’ın giriştiği hayali çabalara, bölgenin tüm Alevilerinin ortak köken birliğini sarsan, Hıristiyan köklere götüren kimilerinin ise Bigi Bang (evrenini ilk oluşum patlaması) sürecindeki “ışık”a bağlayan ve Aleviliği alev, ışık gibi hiçte ciddi olmayan köklere ilintili göstermek bence Alevilik hiç değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevilik için devamla, bu konuda Haşimi’lerin (hz. Muhammed’in sülalesi) iki kolu ya da evi olduğu belirtilir (Abbasi ve Aleviyun), aleviler(Arapçası Aleviyyun) Hz Ali'nin yolunda dünden bu güne yürüyenlerdir. Senin kaynak aldığın kişileri burada anmayacağım, sadece ayıplayacağım. Aleviliği başka bir şeye bağlamak ise gerçekçi değil. Bölgeye paraşütle gelmedik bu toprakların kültür evriminin bir ürünü olarak siz de bizde ALEVİ olarak bu güne geldik: Ama bu siyasetle ilgili çok cüzi bir yan taşır. Bunları birbirine karıştırma. Yazılarımda yoğun olarak işlememin nedeni açıkça ırkçı Sünni mezhep zülüm yapan bir Erdoğan iktidarı olduğu içindir, Suriye olaylarında bu teme çok işlendi içindir: dön bir yıl önceki yazılarıma bak bundan eser göremezsin. Kimsenin dinle, mezheple, siyaseti karıştırma derdi yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim şu onarılması mümkün olmayan Suriye düşmanlığına (senin değil), Suriye’de Kürtlerin kimlik meselesini kırk kez anlattım, 1962'de yapılan sayımda vergi vermemek ve askere gitmemek için Suriyeli yerli Kürtler değil, Türkiye’den göç eden, ama sadece göç eden Kürtler, Suriye vatandaşlık hakkını tanıdığı ve tescillerin yapıldığı 1962 sayımında, kendi istekleriyle, kendi isimlerini vatandaşlığa yazdırmadılar ve kimlik almadılar. Kürtlere kimlik vermeme olayı ne Hafızın ne de .Beşşar’ın işi değil bunu iyice bil. Hafız da Beşşar da Öcalan’ın açıkça dediği gibi Suriye’de Kürtlere en çok dost olan bunlardır (Beşşar Esad’a Mayıs 2011’de gönderdiği mektup, bu mektubu yayınladım, Son KCK baskınlarında ele geçmiş ve basına yansımıştı. Talabani ise “Suriye ebiya” (Suriye ebedidir, ölümsüzdür kucaklayan büyüklüktür) der ve bu gün “Suriye’ye bir saldırı olursa Beşşar Esad’ın ordusunda bir asker olarak çarpışmaya hazırım” der (Aktaran Ömer Osi, 22 Aralık 2011 Perşembe. Lazkiye/Suriye konferansı, ben de şahsen dinledim) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte son reformlarla birlikte Beşşar Esad istisnasız tüm Kürtlere vatandaşlık hakkı verdi. Bu da reform paketinin ilk eylemi oldu (Kürtlerin vatandaşlık hakkı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi no:49 7 Nisan 2011) Bu hakkı kullanan Kürtler de, derhal pasaport çıkardı, birçok insandan bundan yararlanarak yurt dışına çıkma hakkını kullandı, eğitim, mülk, evlilik gibi sorunlarını çözdü. Bunu bilmiyorsan buradan, benden öğren. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye'de sistem elbette demokrasi değil, ama oraya gidiyor. Soğuk savaşın iki kutuplu dünyasında Suriye sistemi sosyalist sistemin yanında yer alan tek partili bir rejimdi. Bu Sovyetlerde de Küba’da da Kuzey Kore’de de öyleydi (Tüm sosyalist blok ülkelerinde de).  Sovyetler yıkıldı,  geriye bu üç ülke kaldı. Baas partisinin adı da o günlerden kalma Sosyalist Yeniden Doğuş Partisidir. Sosyalist  sistem artık 21. yy yeterli değil ve değişmelidir. Bu değişim dünyanın çoğu yerinde yıkılmayla ve gerisin geriye kapitalizme dönüşmeyle tamamlandı. Ama bu üç ülke (Küba, Kuzey Kore ve Suriye) sorunları olmasına rağmen aynı doğrultuda kimi ilkeleri koruyarak yaşamaya ve son olaylarda içe evrimci biçimde değişerek, halkını kapitalizmin vahşi pençelerine terk etmeden reformlarla özgürlük ve demokrasiyi dengeli olarak ikame etmeye çalışıyor. Bunu doğru kavramazsın, elik kanlı Müslüman kardeşler Örgütü şebekelerinin karşı-devrim hareketini, bir halk hareketi olarak görmeye düşersin. Ki bu türden solcular da Siyonist sol olarak, ülkemizde solun perişan ve çirkin boyutunu temsil ediyorlar; bunlar, itirafçı ve devletin derin elemanları gibi, Suriye’ye NATO müdahalesi ya da BM Mavi Bereli askerlerinin sokulmasını istiyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye, eksikleri olan, yetmezleri ve yanlışları olan bir ülkedir. Bunu illa tekrar etmemize gerek yok: Okurlarım da bu gerçeği iyi bilir. Ben ise 150 makalede bunları dile getirdim durdum. Ama bunları okumadan, alıntısız  aktarmasız eleştiri yaparsan olmaz, ciddi ve samimi olmaz…Yaptığın yargısız infaz olmaması için, adil bir eleştiri yapman için, belgeye kanıta, alıntıya dayanacaksın. Tartışma da böylece kalite kazanacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrar diyelim, Suriye eksiği çok olan bir ülkedir ve 50 yıldır emperyalist baskı altındadır. Buna rağmen, emperyalizme karşı mücadele eden bir ülke olarak tüm bölge direnme hareketlerine de ev sahipliği yapmıştır.  Fas'tan, Türkiye'ye kadar haritayı bir gözden geçirin. Karşınıza olta gibi, çengel gibi bir hat çıkar. Bir tek Suriye halkası eksik. Bu hattın siyasal tablosunu takip edin, eli kanlı Müslüman Kardeşler Örgütü şebekelerinin, ABD desteğiyle iktidara geldiğini görürsünüz. Bir tek, bu kilit taşı eksik. Suriye, laikliğiyle, yarım asırdır süren direnişiyle, Emperyalizmin oyun ve komplolarına karşı duruşuyla. Saddam diktatörlüğüne karşı direnen tüm siyasal güçleri desteğiyle (Kürt hareketleri dahil), Irak işgaliyle ortaya çıkan 2 milyon Iraklıyı sesiz sitemsiz misafir etmesiyle (Güvenlik, eğitim, iş, barınak, sağlık, eğitim hakları mahfuz olmak üzere), Filistin davasını yarım asırdır desteklemesiyle (Halkından Filistin vergisi alan tek ülke olmak kadar, direnişçi örgütleri koruyup, kollamak ve her türden desteği sunmasıyla), Lübnan direme güçlerini koruyup desteklemesi ve İsrail saldırılarında göçmenleri misafir etmesiyle, 12 Eylül sürgünü tüm Türk-Kürt devrimcilerine güvenli liman olmasıyla ve bu gün yeryüzünün şer güçleri medyasının, yalanlarına, abartılarına, komplo ve uydurmalarına ve destekledikleri eli kanlı şebekelere karşı Katar, Suudi Arabistan, Körfez Emirlikleri, İsrail-ABD (tüm emperyalistler adına) ve bu güçlerin ucuz tetikçisi Erdoğan yönetimine karşı bölge halklarının dik duruşunu temsil ediyor. Bu küçük ülke insanlık adına direniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz ne eksiz-k ne fazla bunu söyledik. Ne Arap kökenli olduğumuz için kimse milliyetçi ayranını kabartmasın, düşman değil dost arıyoruz ve barışçıyız, üstelik bölücülüğe karşıyız ( bu “bölücü olmayacağız” belirlememizi ısrarla vurgulamamıza rağmen, “sizden şüpheleniyoruz Hatay’ı Suriye’ye katacaksınız bölücülük yapacaksınız” diyerek, bize şüpheyle, ötekileştirici tarzda yaklaşmanızı önce ayıplayacağız ve Kürtlere böyle diye diye nereye gelindiğini hatırlatmakla yetineceğiz). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak ve ısrarla, lütfen birlik ve dost olmanın yollarını bulalım, birbirimizi ötekileştirerek ne Irçı mezhepçilik ne de ırkçı milliyetçilik yapmayalım. Tek isteğimiz ülkemizi oluşturan tüm farklılıkların özgürlük ve demokrasi içinde, güvenceyle yaşamasıdır. Demokratik bir anayasa etrafında birlikte yaşamaktır. Bölücülüğün tek kaynağı egemen ulus milliyetçiliğidir ve bu, devletin akıl ve statülerinde, kurum ve kuruluşlarında yasa ve anayasasında olan şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eleştirecekseniz, lütfen alıntı yapıp eleştirin. “Biz düşman değil dost arıyoruz” (bu cümle her yerde bana aittir) bunu iyi bilmelisiniz. Bize haksızlık yapmayın. Burada yazan çok insan, devrimci hareketin içinde yer aldı ve almaya devam ediyor. Bedel ödedi, bunları bilmeden herkesi “Suriyeci, Muhabarat, Hatay’ı Suriye’ye katmak isteyen, Alevici diye suçlamayın”, bölücülük bunu yapanlardır, bilgisizce, cahilce eleştirendir. İlgili iseniz, okuyor ve yorum yapma gibi bir dirsek teması içinde olmak istiyorsanız doğruyu yazmak ve doğru bilgiyle eleştirmek gibi ahlaki bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunuzu bilmelisiniz. Bu sanal ortamda herkes en ahlaksızca herkesi her şeyle suçlayabilir; bu sol gelenekte çok yaygındır da. Ama bizim bu düzeylerde işimiz yok olmayacaktır da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNCEKİ YORUMA CEVAP - 18 Ocak 2012&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;J.K kardeşim, önce yazıyı iyi oku orada sosyalizmden ya da sosyalist şeyhlerden söz edilmiyor. Bu bir. Sonra, bu alevi şeyleri inançları gereği de  Kerbela'dan bu güne gelen bir direnme çizgileri var, hiç bir zaman egemen mezhep olmadıkları için hep muhalefette kaldıkları için  sık sık devrim hareketlerinde ilerici duruşlarda yer almışlardır. Bir de inancın içinden gelen bir laik duruşları vardır. Dolaysıyla sosyalizmle değil devrimcilikle ilgileri pek çoktur ve devrimleri sadece sosyalistler değil halkın her türden insanı yapar.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bunlar İran Şiileri de değil bunu unutma, bilmiyorsan sor. Sonra, bunlar bireydir şeyhlik kurumu adına gelmemişler birey olarak sivil etkinlik olarak gelmişler ki, devrimci burjuvalar olduğunu hatırlatırım, devrimci Latin Amerika papazları olduğunu hatırlatırım ve bunların birçoğu Latin devrimlerinde çok önemli roller oynadı. Bunu da benden öğren.  Sonra, materyalizmle ne ilgisi var konunu onu anlamadım. Sosyalizmle ne ilgisi var konunun onu da anlamadım. Bu şeyhlerin Türkiye devrimiyle de ne ilgileri var. Sen yazı yerine, kendinden çıkardığın zar zar zar zar.. sesleri arasında kulakların sağır mı olmuş onun için yazılanı anlamıyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde şüphelisin işin içinde Alevicilik var diye, hiç ilgisi yok orijinalitemizi değerlendirmeyi öyle okuyorsan Türkiye solunun neden %1 bile geçmediğini daha iyi anlamış oluruz. Sorun ne biliyor musun sorun siyaseti çok yönüyle kavramamaktır, bütünsel ve kucaklayıcı olmayı bilmemektir, ithamdır karalamadır. yapma. Akıllı bir arkadaşımsın yazıyı tekrar oku, şaka yapma zamanı değil komşumuza askeri saldırı yapılmak üzere birlik olma herkesin gücünü aynı potada toplayım ülkemizde özgürlük ve demokrasi için çalışma zamanıdır. Sözü edilen ne devrim ne sosyalizm ne de materyalizmdir. Bunlar ayrı konular ki bunları da ayrıca tartışmak gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-1598976174889221363?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/1598976174889221363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=1598976174889221363' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/1598976174889221363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/1598976174889221363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/elestirinin-ilkeleri.html' title='ELEŞTİRİNİN İLKELERİ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-1926912908019703919</id><published>2012-01-19T18:12:00.000-08:00</published><updated>2012-01-19T18:16:18.828-08:00</updated><title type='text'>SURİYE SİVİL HALK ETKİNLİĞİ HEYETİ DEVRİMCİ ŞEYHLERİYLE TSİP'te</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-fejrNXX1JKc/TxjOZoH1p3I/AAAAAAAAD8k/R1O6M0167EQ/s1600/clip_image002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 188px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-fejrNXX1JKc/TxjOZoH1p3I/AAAAAAAAD8k/R1O6M0167EQ/s320/clip_image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5699532268099708786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriyeli sivil halk etkinliği heyeti aydınları ve Arap Alevi Şeyhleri Ankara’da ayrıca Türkiye Sosyalist İşçi Partisine de (TİSP) davet edildiler. Ülkelerini savunma mücadelesi yapan heyet bu davete olumlu cevap vererek, TSİP yetkililerinin sorularını cevaplandırdı. Görüşme sonrası TSİP yetkilileride memnuniyetlerini, yaptıkları açıklamalarla dile getirdi. Ali Öner şunları belirtti; “TSİP GENEL MERKEZİ OLARAK, SURİYE HEYETİNİ AĞIRLAMAKTAN BÜYÜK ONUR DUYDUK. SURİYE HALKIYLA VE SURİYE YÖNETİMİYLE HER ZAMAN DAYANIŞMA İÇİNDE OLACAĞIZ. MÜCADELENİZDE BAŞARILAR DİLİYORUZ.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-1926912908019703919?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/1926912908019703919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=1926912908019703919' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/1926912908019703919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/1926912908019703919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/suriye-sivil-halk-etkinligi-heyeti.html' title='SURİYE SİVİL HALK ETKİNLİĞİ HEYETİ DEVRİMCİ ŞEYHLERİYLE TSİP&apos;te'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-fejrNXX1JKc/TxjOZoH1p3I/AAAAAAAAD8k/R1O6M0167EQ/s72-c/clip_image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-328760869181882131</id><published>2012-01-19T18:09:00.000-08:00</published><updated>2012-01-19T18:12:32.191-08:00</updated><title type='text'>Başka bir Suriye</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-dk7JFKeHbQs/TxjNhSPGivI/AAAAAAAAD8Y/VExSOPEnclM/s1600/FEDVA%2BS%25C3%259CLEYMAN.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 194px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-dk7JFKeHbQs/TxjNhSPGivI/AAAAAAAAD8Y/VExSOPEnclM/s320/FEDVA%2BS%25C3%259CLEYMAN.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5699531300151921394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Dünyası uzmanı Fransız akademisyen Pierre Piccinin ve Fedva Süleyman&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt;’ın notu – 17 Ocak 2012 / Salı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kez Hürriyet gazetesinden bir paylaşım yapacağım. İlk andan itibaren Suriye olaylarını yerinde gözlemleyerek yazıyorum. Açık ve net olarak taraf olduğumu belirterek yazıyorum. Bu veriler devam ettikçe de taraf olmaya devam edeceğiz. Suriye iki anavatanımdan biri olduğu için değil, Bu taraflılığım gerçeklerden yana, haktan yana oluşumla ilgilidir; doğrularımın arkasında durmamla ilgilidir. Bunu özellikle Türkiye solu anlamakta sancılı davranıyor ve karalamalar başlıyor. İlla bir yabancı bunu söylemesi gerek. Öyle alışmış akıl algıları. Neden olmasın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte, elin yabancısı Arap Dünyası uzmanı Fransız akademisyen Pierre Piccinin yazıyor, alıp okusunlar bakalım. İkna edici veriler bunlarsa hayhay, doğru nereden gelirse gelsin hoş geldi sefa geldi….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bizim aktardıklarımız akademik ölçekte derinlemesine ve genişlemesine bilgi aktarımıydı, gerçeğin tak kendisiydi. Buna rağmen zararı yok, bu yolla anlamak istiyorlarsa buyursunlar bu yoldan gerçekleri anlasın ve buldukları doğruların arkasında dursunlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.hurriyet.com.tr/planet/19690319.asp&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sebla Kutsal - 16 Ocak 2012&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.hurriyet.com.tr/p/spacer.gif&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap Dünyası uzmanı Fransız akademisyen Pierre Piccinin, Suriye'den döner dönmez, orada gördüklerini hurriyet.com.tr'ye anlattı. Haberlerde okumaya alışık olmadığımız bu Suriye tablosu, insana bildiklerini yeniden sorgulatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.hurriyet.com.tr/p/spacer.gif&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylar önceydi. Suriye, yine bugünkü gibi kaynamaktaydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı oluşan muhalif cepheyle, resmi güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanıyor, sivil vatandaşlar hükümet eliyle öldürülüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgeden gelen bilgiler, benim ve birçok kişinin zihninde böyle bir ‘Suriye gerçeği’ yaratıyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haberlere göz gezdirmekteydim ki, bir köşe yazısına rastladım. Temmuz ayında, gözlem amacıyla Suriye’de bulunan bir Fransız akademisyenin orada gördüklerinden, yaşadıklarından alıntılar vardı yazıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pierre Piccinin isimli bu akademisyenin anlattıkları, her gün ajanslara düşen Suriye haberlerinden çok farklı bir tablo çiziyor, beni bildiklerimi sorgular hale getiriyordu. Kafamda oluşan soru işaretleriyle, bu adamın peşine düşmeye karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih bilimcisi, politolog ve Arap Dünyası uzmanı olan Piccinin ile temasa geçtiğimde, yine Suriye’ye gitmek için yolculuk hazırlığındaydı. Noel’den önce ülkeye varacak ve 2012’yi orada karşılayacaktı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ziyaret sonrasında neler anlatacağını merakla ve sabırsızlıkla bekledim. Suriye’den döner dönmez sorularımla dikildim karşısına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"BİZ DEVRİMİZ"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu seferki gidişinde ağırlıklı olarak Şam, Humus ve Hama’da araştırma yapan Piccinin, söze "Muhalif grup yok, muhalif gruplar var" diyerek başladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"28 Aralık’ta Humus’a vardığımda üniformasız ama silah taşıyan bir grup aracımı durdurdu ve aradı. Daha sonra pasaportumu istediler. Pasaporttaki 2009 tarihli İran vizesini görünce sinirlendiklerini fark ettim. Beni araçtan indirip, bir kahve içmeyi teklif ettiler. ‘Olur ama siz kimsiniz?’ dedim, yanıtları çarpıcıydı : ‘Biz devrimiz!’. Aradığımı bulmuştum."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"VAHŞETTEN RADİKAL İSLAMCILAR SORUMLU"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahve içmek için isyancıların saklandığı binaya girdikten sonra yaşadıkları, duydukları şaşırtıcıydı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İçeride yirmi kadar adam ellerinde silahlarla yerdeki döşeklerde oturuyordu. Aralarında bir de kadın vardı: Fadva Süleyman. Bu kadın, Suriye’de çok ünlü bir oyuncuydu, şimdi devrim için mücadele ediyordu. Akşam olurken, keskin nişancıların silah sesleri duyulmaya başladı. Geceyi isyancılarla geçirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fadva Süleyman bana olan biteni anlattı tüm gece. Genç kadına göre, Humus’taki direniş ne Suriye Ulusal Konseyi’ne (SUK), ne Selefilere, ne de Müslüman Kardeşler’e bağlıydı. Diğer şehirlerdeki direnişçilerle de birlik olmadıklarını vurguladı. Süleyman, ülkedeki vahşetin büyük bir bölümünden de Selefilerin sorumlu olduğunu belirtti."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"MUHALİFLER GÜÇ KAYBEDİYOR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Humus’taki direnişin diğer şehirlerden farklı olduğunu, burada muhalif eylemlerin silahlı hücrelerde planlandığını ve iki semti kontrolleri altında tutan isyancıların kalaşnikofları, el bombaları olduğunu söyleyen Piccinin şöyle devam etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İsyancıların tanıklığına göre, hükümetin ordusu İranlı tetikçiler tarafından destekleniyor. Fadva Süleyman, tek çarenin direnişten galip çıkmaları olduğuna inanıyor. Ancak muhaliflerin, Rusya ve Çin tarafından da desteklenen hükümet güçleri karşısında gitgide gücünü yitirdiğini de belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahı makinalı tüfek ve top sesleriyle karşıladık. Uyandığımda tüm isyancılar gitmişti. Sadece bir kişi bırakmışlardı beni gözlemesi için. Ben uyanınca birkaç grup muhalif geldi. Bana kötü davranılmadığını, muhaliflerin arasına kendi isteğimle girdiğimi anlattığım bir video çektiler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ORDU CAN KAYBINDAN KAÇINIYOR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Humus’tan sonra Hama’ya geçen Piccinin, bu şehirde başka bir gerçeklikle karşılaştığını dile getirdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"30 Aralık’ta Hama’ya vardım. Bir grup muhalife rastladım. Hükümet güçlerine taş atıyorlardı. Onlar da buna göz yaşartıcı bombayla karşılık veriyordu. İsyancıların arasına karıştım. İçlerinden biri beni liderlerine götürdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hama’daki vaziyet, Humus’takinden çok farklıydı. Temmuz ayındaki ziyaretime kıyasla, isyancı güçleri zayıflamış buldum. Göstericiler silahlı değildi. Şehrin hiçbir yerinde silahlı unsur görmedim. Oysaki şehir Temmuz’da muhaliflerin elindeydi. Ağustos’ta kontrolün ordunun eline geçtiğini öğrendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taşla saldıran göstericilere askerler göz yaşartıcı bomba ile karşılık veriyordu. Silaha davrandıkları zamanlar çok nadirdi. Görünen o ki, orduya verilen emir, can kaybından mümkün mertebe kaçınmaları yönündeydi. Yani, Hama kan ve ateş içinde değildi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"CİNAYETLERİ İŞLEYENLER SURİYELİ OLMAYABİLİR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pierre Piccinin’in, haberlerde yer alan şiddetli çatışmalara yönelik farklı iddiaları vardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bazı muhalif güçler askeri devriyelere, ölümcül pusular kurarak saldırıyor, kelle uçurma ve çeşitli uzuvları kesme gibi korkunç eylemler yapabiliyor. Hatta bazen bu vahşeti, kendilerini desteklemek istemeyen, hükümeti destekleyen sivillere de yaptıkları oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cinayetleri işleyen grupları kimlerin oluşturduğunu anlamak çok zor. Muhaliflerin bu kesimiyle hiç iletişime geçmedim, ama birçok tanıklık dinledim. Uzuvları kesilmiş cesetleri morglarda görmek mümkün. Bunları yapanların gerçekten Suriyeli olup olmadığı bilinmiyor. Baasçı rejimin düşmanı olan Katar’dan ve Suudi Arabistan’dan gelmiş olabilirler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"DEVRİM ŞİMDİLİK MÜMKÜN DEĞİL"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız akademisyenin Esad karşıtı devrimin ne kadar olası göründüğü sorusuna yanıtı da tahmin edilenin aksineydi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Muhaliflerin bir bütün değil, hatta haberleşmede bile bulunmuyorlar. Bölünmüş ve sayısal açıdan küçük bir muhalefet var ortada. Böyle bir oluşumla devrim pek mümkün değil gibi. Kaldı ki, Hıristiyanlar, Aleviler, Dürzüler İslamcılardan korktuğu için Esad’a destek vermeye devam ediyor. Bu ülkede, Tunus’taki, Mısır’daki, Libya’daki gibi bir ortam kesinlikle yok. Humus’ta da, Hama’da da direnişçiler ne İslamcılarla ne de temeli Türkiye’de atılan SUK ile beraber hareket ediyordu. Eylemlerse orada burada, planlanmadan, yerel olarak yapılıyor. Hama’daki muhalifler, Humus’takilerin silahlanmış olmasını kınıyor. Kısacası, bir birlik bütünlük kesinlikle yok."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ARAP BİRLİĞİ HEYETİ LÜKS OTELLERDEN ÇIKAMADI"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şam’da günlük hayatın normal sürdüğünü, halkın yaşamına rutin biçimde devam ettiğini anlatan Piccinin’e, Arap Birliği gözlemcilerinin niçin bir türlü tutarlı ve tatmin edici bir rapor yazamadığını sordum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Arap Birliği gözlemcileri doğru düzgün bir rapor yayımlayamadı çünkü bir şey göremediler. Bunun nedeni öncelikle, resmi konvoylar halinde hareket edip zamanlarının çoğunu olay yerinden ziyade lüks otellerde harcamaları. Suriye’de benim rastladığım muhaliflerin hiçbiri bu heyetten birilerine denk gelmemişti. Diğer bir nedense, aslında ortada, batı medyasının aktardığı gibi bir durum yok."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"MEDYA YANLIŞ HABER VERİYOR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konu, röportajın can alıcı noktasına, ‘medyanın Suriye’de sergilediği haberciliğe’ gelince her şeyi anlatmasını istedim. Medyanın nasıl haber çarpıttığını örneklerle açıkladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Açık yüreklilikle belirtmeliyim ki, Batı dezenformasyon uyguluyor yani bizi yanlış bilgilendiriyor. Dikkat edin: Bunu söyleyerek Batı medyasının Suriye’ye karşı büyük bir komplo hazırladığını iddia etmiyorum. Yani, Katar merkezli El Cezire gibi kasıtlı olarak yanıltıcı bilgi vermiyor Batı basını. Elbette ki, Batılı medya patronların da birçoğu editoryal çizgisini ekonomik çıkarlarına göre belirliyor. Afganistan, Irak ve Libya haberlerinin bize yansıtılmasında bunun örneklerine sıkça rastladık. Ama Suriye’de durum farklı. Tamamen yöntemsel bir sıkıntıdan kaynaklanıyor bu dezenformasyon."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"MASA BAŞI GAZETECİLİĞİ YAPIYORLAR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Suriye ile ilgili haberleri hazırlayan Batılı gazetecilerin yaptığı şeyi ‘masa başı gazeteciliği’ olarak tanımlayan Piccinin, bu savına örnek olarak basına yansımış bir haberi örnek verdi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"20 Kasım günü, El Cezire kaynaklı ve tüm uluslararası basının yer verdiği ‘Şam’da Baas Partisi’ne roket saldırısı yapıldı’ haberi büyük bir felaket gibi yansıtıldı. Aynı gün, Şam’da iletişimde olduğum bir kaynak, haberin uydurma olduğunu, parti binasının hasarsız biçimde yerinde durduğunu bildirdi. Şam’da iki kişiyi daha arayarak bu bilgiyi teyid ettirdim. Hatta binanın bir fotoğrafını çekip yolladılar bana."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İNSAN HAKLARI GÖZLEMCİLERİ BASINI ZEHİRLİYOR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısır döngünün yanı sıra, Suriye’deki muhalefetin büyük bir dezenformasyon yaptığına yönelik delillerin arttığını belirten Piccinin’e göre, bu yanlış bilgilerin en önemli kaynağı olarak Suriye İnsan Hakları Gözlemcileri. Müslüman Kardeşler’e bağlı olan bu kuruluş için «Medyayı, sürekli bir biçimde zehirliyor» diyen Piccinin, yine örneklerle devam etti sohbete:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hama’da 15 Temmuz’da katıldığım, Esad hükümeti karşıtı gösterideydim. Katılımcı sayısı 10 binden azdı. Aynı akşam, France 24, Euronews ve Le Monde gazetesindeki haberleri görünce şoke oldum. Göstericilerin sayısını 500 bin olarak yazmışlardı. Kaynaklarıysa Suriye İnsan Hakları Gözlemcileri’ydi. İşin aslı, Hama’nın nüfusu bile 400 bindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna benzer bir örneği son ziyaretimde de yaşadım. 27 Aralık’ta Şam’dayken, üniversitede silahlı saldırı oldu. Hemen olay yerine gidip yaralanan öğrencilerin yakınlarıyla sıcağı sıcağına konuştum. Esad karşıtı bir öğrencinin, sınav yapılan sınıfa dalarak, arkadaşları arasından Esad yanlısı olanları vurduğunu öğrendim. Suriye İnsan Hakları Gözlemcileri bu haberi, ‘Esad yanlısı öğrenciler, muhalif öğrencilerin üzerine ateş açtı’ şeklinde geçti. Haber, Le Figaro’un ilk haberi yapıldı, bunu diğer haber siteleri de takip etti. Şunu diyeyim ki, Suriye’den gelen medya malzemesi hep bu tornadan çıkıyor."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"ESAD YANLISI GÖSTERİLER SANSÜRE TAKILIYOR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medyada yanlış verilen haberlerin yanı sıra hiç verilmeyen haberler olduğunu da söylüyordu Piccinin :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Muhalefetin gösterilerinin fotoğraf çekimi hep yakın plandan yapılıyor, birkaç yüz insan binlerceymiş gibi gösteriliyor. İşin gerçeği, muhalif gösterilerde bir araya gelen insan sayısı binleri bulmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beşar Esad yanlısı gösterilerse adeta yok sayılıyor. Oysaki bunlarda yüzbinlerce Suriyeli toplanıyor ve bu insanları gösteri yapmaya zorlayan falan yok. Ben bu eylemlere de katıldım, göstericilerin çoğunun Esad’ı desteklerken samimi olduğunu anladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medyada hükümet, hiç destekçisi kalmamış, her an çökebilecek bir durumda tasvir ediliyor, ancak bu, hiç de doğru değil. Batı medyasından aylardır okuduklarımız Suriye gerçeği değil. Ülkede ne anlatıldığı gibi bir felaket yaşanıyor ne de Esad, görevi devretmesini gerektirecek kadar güçsüz bir durumda."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"SURİYELİ HIRİSTİYANLAR HÜKÜMETİ DESTEKLİYOR"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkedeki halkın 10’unu oluşturan Hıristiyanlarla görüşen Pierre Piccinin’e göre, yükselen İslamcılık önemli bir tehdit:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriyeli Hıristiyanlar Arap Baharı ile yükselen İslamcılık dalgası yüzünden oldukça endişeliler. Devrim yaşanan ülkelerde Selefilerin ve Müslüman Kardeşlerin muhalifleri etkisi altına almasından rahatsızlar çünkü yaşanan şiddet olaylarının çoğunlukla bu radikal gruplardan kaynaklandığını düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hıristiyanlar bu senaryoya aşina aslında. 2003’te Irak’ta Saddam devrildikten sonra bu ülkedeki Hıristiyanlar sürekli saldırıların hedefi haline geldi. Bir bölümü, sonunda çareyi Suriye’ye kaçmakta buldu. Mısır’da yaşananlar da buna benzer. Tahrir Meydanı'nda Müslümanlar ve Hıristiyanlar Mübarek’e karşı birlik oldu, omuz omuza direndi. Mübarek devrildikten sonra ise her şey değişti. Ülkenin hıristiyan azınlığı olan Kıptilerden yüzlercesi sürgüne gönderildi. Bu sebeple, radikal İslam yanlısı bir rejimden korkan Hıristiyanlar, laikliği, dolayısıyla dini azınlıkları koruyan Baasçı yönetimi desteklemeye devam ediyor."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-328760869181882131?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/328760869181882131/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=328760869181882131' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/328760869181882131'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/328760869181882131'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/baska-bir-suriye.html' title='Başka bir Suriye'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-dk7JFKeHbQs/TxjNhSPGivI/AAAAAAAAD8Y/VExSOPEnclM/s72-c/FEDVA%2BS%25C3%259CLEYMAN.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-3493387686165237882</id><published>2012-01-19T18:02:00.001-08:00</published><updated>2012-01-19T18:03:57.740-08:00</updated><title type='text'>ANKARA'DA SURİYELİ SİVİL HALK TEMSİLCİLERİ ve DEVRİMCİ ARAP ALEVİ ŞEYHLERİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-VQX5Kto6BZU/TxjLga0mXwI/AAAAAAAAD8A/H8riovh3Eto/s1600/396510_2207278680308_1797687388_1469132_643453070_n.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-VQX5Kto6BZU/TxjLga0mXwI/AAAAAAAAD8A/H8riovh3Eto/s320/396510_2207278680308_1797687388_1469132_643453070_n.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5699529086253555458" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; - 16 Ocak 2012 / pazartesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haccı Bektaşi Veli Vakfı 2. Alevi Kurultayı (15 Ocak 2012) için ülkelerinden yola çıktılar. Evimde toplanıp, son konuşmalar, bilgi alışverişi yapılarak uğurlandılar. Ankara’da aynı gün "Suriye Özgür Kalacak İnisiyatifi"nin de Yüksel caddesinde halka açık basın toplantısı ilanı vardı. Suriyeli sivil halk temsilcileri bu basın açıklamasına, kar altında katılma kararı da alarak devrimci gençlerin etkinliğinde bulundular. Türkiye Sosyalist İşçi Partisi (TSİP) yetkililerinin davetine de giderek, ülkeleri hakkında sorulan sorulara, geniş bilgi ve cevap verdiler. Bu çabalarda, hayatının her kesitini devrimci mücadeleye adamış Sosyalist Barış Aktivisti Şükriye Ercan’ın misafirperverliği, heyetle omuz omuza Ankara etkinliklerine katılımı, heyetteki aydınlar tarafından “Suriye dostu, halkların kardeşlik meleği” olarak tanımlanmış, buradan da ona selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırlardan bize kalan bu çabalara emeği geçenleri kutlamak olacaktır. Fotoğrafta yer alan Suriye heyetinin devrimci Arap Alevi Şeyhi (Fotoğrafta görülün Şeyh Muvaffak Gazel ve fotoğrafta görülmeyen ise Şeyh Zülfikar Gazel) ülkesine karşı kurulan emperyalizme oyunlara ve eli kanlı şebekelerin saldırılarına direnen şeyhlerden sadece bir kaçıdır. Bu şeyhler, cübbeleriyle, ellerinde taşlarla ABD ve Fransız Büyükelçilerini taş yağmuruna tutan şeyhlerdir (11 Temmuz 2011 Şam). Bu şeyhler ve Suriyeli devrimci aydınlar (Maad Muhammed ve Mahran Nibeya), Türkiyeli yoldaşlarıyla omuz omuza olmak için Ankara’daydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriyeli Şeyhler ve aydınlar, Hacı Bektaşi Veli Vakfı 2. Alevi kurultayı protokolunda oturup konuşma sırasını beklemeyi değil bu görevi kadar ülkesi ve halkına destek olan devrimci gençlerin yanında olmayı da görev saydılar. Onur saydılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriyeli Arap Alevi şeyhleri, önceki yazımda belirttiğim gibi eli öpülesi devrimcilerdir. Her gün, kent kent, köy ilçe, meydan meydan dolaşan ve halkıyla omuz omuza, halkçı yönetiminin emperyalizme karşı mücadelesini yükseltenlerdir. Ülkelerinde en ön safta oldukları gibi Anakarada da Erdoğan’ın karanlık, kirli ve ihanetlerle örülü düşmanlığına karşı korkusuzca en ön safta mücadele için gelmiştir. Bu yiğit insanlar “yalın ayak, aç susuz, kar, çamur yağmur altında halkımızı ve halkçı yönetimimizi ölümümüz pahasına bile olsa savunmaya dünyanın her yerine gideriz” diyebilen inancın doruğundaki simgelerdir. Bunlar yer yüzündeki tüm Arap alevi şeyhlerinin gerçek temsilcileri ve örnekleridir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi herkes şapkasını önüne koysun ve özellikle Siyonist solcular, ırkçı-milliyetçi solcular oturup bir düşünsün, Türkiye’ye, sivil Suriye halkını temsil etmek üzere kimlerin geldiğini görsün. Bu eylemler ve öncülerinin çabası, bölgemizde dönen emperyalist komploları görmek istemeyenlere, halkları birbirine kırdırmak isteyen komplolara karşı duyarsız olanlara kapak olsun. Mesaj olsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mesaj 12 Eylül rejiminin mağduru olarak, sürgünlerimin sona ermesine kadar sürecektir. Bu sürgün yarası kapanınca da vasiyetimde söz verdiğim gibi, hakkın rahmeti gurbette gelip çatmasa eğer, beyaz kefenimi giyerek, elimde Kadim Roma kenti Antakya fanusuyla, yalın ayak, gündüz gözüyle halkımın kimlik haklarını arayacağım; Antakya’mın ünlü HEROD (kurtuluş) caddesini boydan boya, benimle birlikte omuz omuza olacak yiğitlerle yürüyeceğim. Bu eylemimi Adana’da, Mersin’de İskenderun’da, Karataş’ta ve Toros dağlarının güneyi kentlerinin tümünde tekrarlayacağım….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi boyunca emperyalistlerle işbirliği içinde olan eli kanlı Müslüman kardeşler örgütü şebekelerine karşı olduğu kadar gericiliğe karşı, bizim alternatif inanç önderlerimiz, şeyhlerimiz de budur; meydanlarda yoldaşlarıyla omuz omuza Suriye’de ve Türkiye’de mücadeleye atılmanın adıdır, Bu şeyler, inanç alanından bizlere uzanmış gerçek laiklerdir, halkı için devrimci mücadelenin en ön safında olan simgelerdir, Siyasal bilgilerini, dünya ve bölge algılarını gelin bir de onlarla sohbet edin de kimin nerede durduğunu anlayın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-3493387686165237882?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/3493387686165237882/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=3493387686165237882' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3493387686165237882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3493387686165237882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/ankarada-suriyeli-sivil-halk.html' title='ANKARA&apos;DA SURİYELİ SİVİL HALK TEMSİLCİLERİ ve DEVRİMCİ ARAP ALEVİ ŞEYHLERİ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-VQX5Kto6BZU/TxjLga0mXwI/AAAAAAAAD8A/H8riovh3Eto/s72-c/396510_2207278680308_1797687388_1469132_643453070_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-2085429435594966436</id><published>2012-01-19T16:47:00.000-08:00</published><updated>2012-01-19T18:09:33.418-08:00</updated><title type='text'>HACIBEKTAŞİ VELİ VAKFI KURULTAYINA... ANKARAYA...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-VyyrzBmq_w8/TxjM0gISOBI/AAAAAAAAD8M/w9AUNCJtN9I/s1600/15%2BOCAK%2B2012%2BANKARA%2BY%25C3%259CKSEL%2BCADDES%25C4%25B0%2B%2BMAAD%2BMUHAMMED%252C%2B%25C5%259EEYH%2BMUVAFFAK%2BGAZEL%252C%2BMAHRAN%2BN%25C4%25B0BEYA%2BSUR%25C4%25B0YEYE%2BDESTEK%2B%2BA%25C3%2587IKLAMASINDA.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-VyyrzBmq_w8/TxjM0gISOBI/AAAAAAAAD8M/w9AUNCJtN9I/s320/15%2BOCAK%2B2012%2BANKARA%2BY%25C3%259CKSEL%2BCADDES%25C4%25B0%2B%2BMAAD%2BMUHAMMED%252C%2B%25C5%259EEYH%2BMUVAFFAK%2BGAZEL%252C%2BMAHRAN%2BN%25C4%25B0BEYA%2BSUR%25C4%25B0YEYE%2BDESTEK%2B%2BA%25C3%2587IKLAMASINDA.jpeg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5699530530787309586" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 15 Ocak 2012&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hacı Bektaşi Veli Vakfı Kurultayı 15 Ocak 2012 günü Ankara’da dünyanın dört bir tarafından gelen Bektaşi delegeler ve misafirleriyle toplanıyor. Vakıf başkanı dostum Ercan Geçmez telefonla arayarak özel olarak Suriyeli bir temsilci heyetin gelmesini istemesi üzerine, bu önemli Kurultaya Suriye’nin en önemli aydınlarından ve Arap Alevi şeyhlerinden bir ekip oluşturdum. Temsilciler, Suriye halkı adına, kardeşliği, birliği ve hükümetlerin sorunlarından bağımsız olarak bu iki halkın tarihsel barış ve dayanışmasını dile getirmek üzere yola çıktılar. Bu heyette, beni ve düşünce arkadaşlarımı temsil eden yoldaşlarım da eşlik ederek ortak bir mesajla kurultayda yer almak üzere yola çıkıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kurultay, amacına uygun olarak bölge halklarının kardeşliğine önemli göndermeler yapacaktır. Emi kanlı ihanet siyasetleriyle komşularımıza zarar veren Erdoğan yönetimine karşı halkların dayanışması üzerinde kararlılığını gösterecektir. Bu Kurultayda Alevilerin evrensel birliği kadar, bu birliğin insan merkezli özü, ilerici, demokratik ilkelerle insan erdemini siyasal-sosyal mesajlara çevirecektir. Bu duruş, iç politikada vatandaşlarına karşı dayattığı faşizan baskıları ve dış politikada komşuları üzerine sürülen eli silahlı şebekeleri şiddetle protesto etmek için toplanmıştır. Suriyeli heyet, tamamen sivil tolum kuruluşlarından oluşmuş hükümet dışı şahsiyetlerdir. Heyette yer alan aydınlar arısında Suriye Vatan Gazetesi yazarı Maad ve Mahran yanı sıra İslam aleminin en büyük bilgelerinden biri sayılan Merhum Şeyh Fadıl Gazel’in oğlu Zülfikar Gazel ve amca oğlu Muvaffak Gazel ve benim adıma katılan yoldaşlarla bu bölgenin tüm inanç ve farklılıklarını temsil eden bir heyet oldular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraflara bakıp sakallı cüppeli şeyh görüntüsü sizi aldatmasın. Bu şeyhlerin eli öpülür. Bu şeyhler en önde ABD Şam büyükelçiliğine taş atan şeyhlerdir. Bu şeyhler laikliği, demokrasiyi, sosyalizmi savunan şeyhlerdir. Heyetteki aydınları bilen bilir mücadelenin en ön saflarında militan devrimci kadrolardır ama bu şeyhler her gün meydanlarda emperyalizme karşı, gericiliğe ülkelerini kanlı arenaya çevirmek isteyen Müslüman Kardeşler şebekesine karşı her gün mücadele ediyorlar. Bu şeyhler, bölgeyi kana bulayan Erdoğa’na meydan okumak için bu kurultaya geldiler. Sözlerini de esirgemeden konuşacaklar. Bu şeyhler kendi fedakarlıklarıyla hiç kimseden hiçbir talepleri olmadan Ankara’ya demokrasi gücü olarak gördükleri insanların yanına halkının davasını anlatmak için yola koyuldular. Benim katkım ise hayatım boyunca bu tür yürekli devrimcilerle birlikte olmanın yararlı işlerini yapmaktan ibarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırlardan da kendi adıma Hacı Bektaşi Veli kurultayına başarı dileklerimi iletiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün aynı zamanda devrimci güçlerin Ankara’daki kitsele basın açıklaması etkinliği bulunmaktadır. Basın açıklaması, Suriye’nin emperyalist komplolara karşı direnişine destek olmak üzere bağlanacaktır. Gittikçe yükselen sol duyarlılık, Suriye gibi bölgenin direnen ülkesini, halkı ve yönetimiyle sahiplenerek savunması oldukça anlamlı ve onur vericidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-2085429435594966436?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/2085429435594966436/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=2085429435594966436' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/2085429435594966436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/2085429435594966436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/hacibektasi-veli-vakfi-kurultayina.html' title='HACIBEKTAŞİ VELİ VAKFI KURULTAYINA... ANKARAYA...'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-VyyrzBmq_w8/TxjM0gISOBI/AAAAAAAAD8M/w9AUNCJtN9I/s72-c/15%2BOCAK%2B2012%2BANKARA%2BY%25C3%259CKSEL%2BCADDES%25C4%25B0%2B%2BMAAD%2BMUHAMMED%252C%2B%25C5%259EEYH%2BMUVAFFAK%2BGAZEL%252C%2BMAHRAN%2BN%25C4%25B0BEYA%2BSUR%25C4%25B0YEYE%2BDESTEK%2B%2BA%25C3%2587IKLAMASINDA.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-3654695729910880397</id><published>2012-01-19T16:42:00.000-08:00</published><updated>2012-01-19T16:43:18.728-08:00</updated><title type='text'>KİMİN KÖKÜ DIŞARIDA?...</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 13 Ocak 2012 / Cuma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildik bir akıl diyor ki “kurtler amerikayı destek sandılar arkalarında oysa amerikanın onlarada olan oyunu kullandı kurtlerı zamanı gelıncede kullanılmıs pecete gıbı bır kenara atacak amerikanın umrundamı sanıyorsunuz kurtlerin ozgurlugu felan sadece rant ve ortadoguyu el altına almanın pesınde ama kurtlerın cahil kesimi ermenilerin kıskırtmasıyla daglara cıkıyorlar”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güler misiniz? Ağlar mısınız?…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu grupta böyle yazılarla başınız ağrımaz… Ama başka gruplarda biz bu türlerle, Kürt halkı için ve kendi halkımızın hakları için savaş veriyoruz: bunu bilmeniz için kısa bir tartışmayı sizlerle paylaşıyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni dinle Sayın M.E.G, uzun konu ama özeti var. Kürtler bir ulustur. Yeryüzünde her ulus gibi de tüm ulusal haklarında özgür olmalıdır. Bu topraklarda en eski etnik topluluk Kürtlerdir. Kılıç zoruyla gelenler ise bellidir. Yüzlerce makalede bunu anlattım, bölücülüğü bu devlet yapıyor. Vatan dediğin çok daha ayrı şeydir. Vatan dediğin bu toprakları bakirken yaşama açan ve bunu sürekli kılan yerli halklara ait olan coğrafyadır. Vatan olmanın bilimsel ölçütü tarihi verisi budur. Bu olunca birileri bu toprakları zorla vatan etmiştir demek yanlış olmayacaktır. Buna rağmen biz ortak vatanımız diyelim de kafalar fazla karışmasın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortak ülkemiz birimizin değil hepimizindir. Hepimizin olduğunun da sürekli kanıtlanması gereklidir: bunun yolu farklılıklarımızın eşit sayıldığı, tüm verileriyle kurum, kuruluş, yasa ve anayasada güvence altına alınmış olması gereklidir. Bu ülke ortaksa, hepimizinse, tek boynuzlu bir etnik egemenlik de yok demektir, varsa bunun değişmesi gereklidir. Bu en doğal, en insani, en asgari demokrasi ve özgürlük talebidir. Bu olmadan ortaya çıkacak tüm bölücülük ve kirli savaşın tek sorumlusu devlettir; çünkü ordusu olan, güvenlik gücü olan maliyeyi elinde tutan odur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekçi ittihatçı, yayılmacı militarist yönelimleriyle, Osmanlı aklıyla. Bu yönelim Türkiye halkını da bir kez daha Osmanlının yaptığı gibi tarihi kinlerle muhatap olmaya zorluyor. Onurlu Türk halkı bu gidişe, iradesi zorbaca çiğnenerek iktidarların tek boynuzlu siyasetlerine alet edilerek katılmak isteniyor. Bu temel unsurları kavramadan, Kürt özgürlük talebini “Amerika’nın kuklası falan diye suçlamak, gerçek Amerikan kuklalarını, ülkeyi bölmek isteyen Milliyetçi-ırkçı iktidarları ve devletin derin aklını görmezden gelmek, daha da ötesi aklamak demektir. Kökü dışarıda olan ise kendi vatandaşına karşı kirli savaşı sürdürme inadı yapan, sınır ötesi operasyonlarla ölüm saçan ve bunu Amerika-İsrail başta olmak üzere tüm dış güçlerden, mali, askeri, istihbarat, teknik bilgi, pilotsuz uçak ve her boydan ve soydan silah alarak halkını katledendir… Kürtleri iyi tanıyorum özgürlük hareketlerini de ayrıntılarıyla biliyorum, bu akılsız devlet bu fırsatı da kaçıracak Lozan anlaşmasıyla güç bela kurtardığını, Ser anlaşmasını arasa da artık bulmayacak. Bunun için şansları olan barış çağrılarını iyi değerlendirsinler diyeceğim. Unutma 200 yıldır lime lime kıydığın bir etnik yapı var olma savaşında fare bile olsa tırmalar, şeytanın da kucağına girer bunun da nedeni bu devlettir. Ki böyle bir şey yok ve olmayacaktır: Amerika bu gün Barzani’nin ne kadar dostuysa Öcalan’ın o kadar düşmanıdır. Kimse bilmeden konuşmasın… Tartışmak isteyenle belgelerle tartışırım… Suriye’nin kaderiyle Mazlum Kürt halkının kaderi aynı hendekti omuz omuza kurtuluşu kazanacaktır derken de tastamam bu bilgiler ışığında konuşuyorum…Bunu görmemek ise solcu olmak bir yana, onurlu bir insan bile olmak, bana göre zordur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, bir kez daha tarihle yüzleşmeyi gerektirecek bir kıyıma hayır diyorum. Kürtler bir ulustur ve demokratik haklara sahiptir şu dünyadaki tüm uluslar gibi. Kimlik hakları var, Türkler gibi başkaları gibi. Bu gün Kürtlere yapılan, yarın Araplara yapılacaktır. Zaten tarihin en büyük kültür katliamı, bir gece ansızın bir siyasi kararla tarihin en kadim alfabesinin değiştirilmesiyle yapılmıştır. Kendi ulusunun alfabesizliğinden kaynaklanan kısırlığı gidermek için, tek boynuzlu ulusal egemenlik için, olmayan bir tarih yaratmak için istediği alfabeyi seçebilir ama bu seçim başka ulusun varlık nedeni anadilini kendi alfabesiyle okuyup yazma hakkını ortadan kaldıramaz. Bir gece ansızın kendi ulusunu bile cahil yapan, tarihsiz yapan, kültürsüz kılan ve bu yüzden bu güne kadar tarihiyle ilgili bilgiyi sayısı üç-beşi geçmeyen tercümanın rahmetine bağlayan bir karara, sadece cellat bir karardır, bunu bilmek gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerin hikayesinde kendi halkının hikayesini görmeyenlere söyleyecek çok sözüm olmayacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için ortak vatan, ortak ülke algısında biz Araplar için şunu ısrarla belirtiyoruz… Son sözümde bu not olsun…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANADİL ÖZGÜRLÜĞÜ UĞRUNA MÜCADELEMİZİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HALKIMIZIN KİMLİK HAKLARI UĞRUNA MÜCADELESİNİN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MERKEZİ DAYANAĞI YAPMALIYIZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadil özgürlüğü o dilin, kendi alfabesiyle okunup yazılması esasına dayanır, bu olmadan insanın anadilini evinde ya da sokakta konuşmasına özgürlük denilemez; hayvanlar da evlerinde (ahırlarda) ya da sokaklarda (meralarda) kendi dillerinin seslerini (anırma ya da meleme) özgürce çıkartırlar. İnsanı hayvandan ayıran ise, ses çıkarma yetisi değildir, okuma ve yazma yetisidir. Toplumsal bir varlık olmasının da anlamı tastamam budur. Bu nedenle orijinal alfabesiyle okunup yazılmayan bir dilin özgür olduğunu ancak aptallar savunur. Bu nedenle, Ortak ülkemizde, Arap halkı olarak, farklılıklarımızla özgürlük ve demokrasi mücadelesindeki dayanışmamızı, bölücülüğe düşmeden, barış içinde, Tüm halklarla başta Türk halkı ve Kürüt halkıyla omuz omuza olmak üzere yükselteceğiz. Bu mücadele, kimlik haklarımızın temel unsuru olan "Resmi okullarda anadille eğitim hakkı" şiarıyla yürüyecektir. Türkiye’de biz Arap halkının mücadelesini tek bir siyasal program maddesi olarak bu taleple formüle edeceğiz…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-3654695729910880397?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/3654695729910880397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=3654695729910880397' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3654695729910880397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3654695729910880397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/kimin-koku-disarida.html' title='KİMİN KÖKÜ DIŞARIDA?...'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-5012920718938885545</id><published>2012-01-10T12:19:00.000-08:00</published><updated>2012-01-10T12:22:03.304-08:00</updated><title type='text'>ÖRGÜT AMBLEMİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-jGgLLy5QZWM/TwydyHOt4qI/AAAAAAAAD6g/vX51nVqOUK4/s1600/clip_image001.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 239px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-jGgLLy5QZWM/TwydyHOt4qI/AAAAAAAAD6g/vX51nVqOUK4/s320/clip_image001.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696101112976630434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; -10 Ocak 2012&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğrafın yorumu uzun bir yazıyı gerektirir. Burada sadece Sağmalcılar ceza evin sol siyası 1-c koğuşu sahası duvarında çizili örgüt amblemine dikkat çekeceğim. Örgüt bayrağı ya da amblemini 1976 sonlarına doğru teknik resim bilgime ve beraber olduğum bir dizi yoldaşın da katkısıyla baba evimde bir kağıt üzerine çizdim. Simetrik konumlanışı ve taşıdığı anlamla o gün bu gün her görene anlamlı mesajlar veren bu bayrağı gittiğim her yerde faşizme karşı bir direniş sembolü olarak yükselttim. Bu bayrağı Isparta’da bez üzerine çizdim ve mahkeme salonunda yargıç heyetine karşı Ali sönmez yoldaş açarak dalgalandı. Recep Güregen yoldaş’a da verdim İstanbul’daki mahkemesinde dalgalandırdı. Bunun da ötesinde, bu bayrağı Avrupa’da, Ortadoğu’da, Filistin kamplarında da dalgalandırdım. 1 kongremiz, onun gölgesinde toplandı orada da dalgalandırdım… Bu fotoğraflara gelince. Örgüt amblemini cezaevi sahası duvarına Nisan 1978’in ilk haftalarında çizdim. Direnmemin bir simgesi olarak özenle renklendirdim. Zamanın Ecevit hükümeti Adalet Bakanı Mehmet Can cezaevini ziyarete gelince basında birlikte içeri alındı. Bu ölümsüz tarihi fotoğraf da böylece çekildi. Fotoğrafta, tutuklu ve mahkumların talepleri olarak yazdığımız listeyi okuyan Halil Çaylı’dır (Bakanın hemşerisi, Osmaniyeli devrimci bir arkadaşımızıdır), Halil Çaylı’nın sağ koluna bitişik olan ve Bakana ters bakan saçları yeni kazınmış kişide bendeniz Mihrac Ural… Alttaki karede ise, Kadınlar Koğuşunda Bakan Mehmet Can’ı karşılayan yoldaşımız Bombacı Leyla görülmektedir (Belma Gürdil). Bilmeyenlere hatırlatılır…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-5012920718938885545?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/5012920718938885545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=5012920718938885545' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5012920718938885545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5012920718938885545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/orgut-amblemi.html' title='ÖRGÜT AMBLEMİ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-jGgLLy5QZWM/TwydyHOt4qI/AAAAAAAAD6g/vX51nVqOUK4/s72-c/clip_image001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-5120116266192507656</id><published>2012-01-10T12:16:00.000-08:00</published><updated>2012-01-15T19:51:23.803-08:00</updated><title type='text'>KARANLIKTA AYDINLIĞI BULMAK</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-t0zuZoZmzhQ/TwydMavajTI/AAAAAAAAD6U/FJp79RM83ZA/s1600/clip_image002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 190px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-t0zuZoZmzhQ/TwydMavajTI/AAAAAAAAD6U/FJp79RM83ZA/s320/clip_image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696100465379020082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 8 Ocak 2012 / Pazar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;NE OKUYORUM&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne mi okuyorum? Kısaca anlatayım siz de okuyun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek servetim binlerce kitaptan oluşan kütüphanemdir. Büyük bir çoğunluğunu okuduğum altını çizerek notlar aldığım kütüphanemde, aynı içerikte olan kimi kitapları bir kenara koyarak zamanı gelince okurum dediğim olmuştur. İşte o kitaplardan birini bu karanlıkta elime aldım. Şöyle bir göz gezdirdim. Yayın evine baktım; “Hürriyet Vakfı Yayınları” içim sıkıldı. Yazarı Norman Hampson, hiçbir kitabını okumamışım, duymamıştım da.. Yazar Arka kapağa ilgimi çeken “Okuyucu bu kitabı, entelektüel bir gıda gibi değil de, bir ziyafet çağrısı olarak görmesini isterim” diye, kısa bir not düşmüş. Bu cümleyi okuyunca, “Şu karanlıkta, iddialı olmaktan uzak bir kitap okumak yeterlidir” diyerek okuma düzeneğimi sürdürmeyi uygun gördüm, sayfaları çevirdim. Yayın kurulundaki isimleri okuyunca, biraz daha karıştırdım. Ve sonuçta anladım ki, 35 yıldır okuduğum, özetler çıkardığım, alıntılar yaptığım AYDINLANMA ÇAĞI ile ilgili, derin bir araştırmayla karşı karşıyayım. Bu çağın öncesi ve sonrasını, başlangıç ve yükselişini, çağı yaratan filozofları, bilgeleri ve söylemlerini bir araya toplayarak okura özet olarak sunmuş. Daha da ötesi, öyle soyutlamalar yapmış ki, bir servet küpüyle karşı karşıya olduğunuzu hemen fark edersiniz. Okumaya, satır satır altlarını çizmeye ve notlarımı almaya, eski bilgilerimi canlandırarak sindiremeye koyuldum; Karanlıkta AYDINLANMA ÇAĞINI böyle buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tarihi çağı anlatıyor olsa da, bu tür kitaplarda bir ölçüde yazarını yorumlarıyla da karşı karşıya kalırsınız. Kitap yazarının yorumlarının tümüne katılmadım, siyasal sonuçlarla da birçok noktada farklı noktadayım ama öylesi bir özeti, öylesi bir toparlamayı önüme sermiş ki, ufuklarıma yeni ufuklar kattı demeyi abartı saymayacağım. Farklı okumalarla vardığım sonuçları bu kitapta da görmem, soyutlamanın önemi kadar, emeklerimin boşa gitmediğini göstermesi açısından mutlu oldum; o da nedir bilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir çağ, hiçbir uygarlık, hiçbir üretim tarzı ya da sanat, edebiyat kültür akımı, verileri belirmiş olsa da yaşanırken tüm yönleriyle anlaşılamaz, formüle edilemez…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soyutlamayı yıllardır tekrar edip duruyordum. Bu soyutlama, sınıf mücadelesi, tarihsel devrimler, yeni uygarlık, devrimci küreselleşme ve emperyalist küreselleşme arasındaki fark ve bunun yeni uygarlığa gidişte taşıdığı anlam, Sosyalizm, özgürlük ve demokrasi, yabancılaşma vb gibi toplumsal siyasal yaşamın en kritik belirlemeleri üzerine gelişen kanaatlerimi, vardığım sonuçları çok iyi tanımlıyordu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bilinmeyenin, henüz keşfedilmemiş olandan başka bir şey olmaması”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aklın açık seçik idrakıyla yadsınan her doğma… yanlıştır”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kuşkuya temel teşkil eden şeyler de kuşkuludur; onun için kuşkulanıp kuşkulanmamak gerektiğine de kuşkulanmalıyız”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aklın cesaretle kullanılması” gibi yüz binlerce değişik soyutla, bilimin her bir dalında evrimin “uyumlu bütün” olması gibi, uyumlu bütünsel bir teze, algıya yönelimi görmek güç değildir: Aydınlanma çağı bu bütünün tecelli ettiği teorik ve pratik tüm verilerde anlam buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim geldiğim medresenin jargonu, paradigmaları son iki asır boyunca insan topluluklarının, Siyasal -Toplumsal-Ekonomik-Kültürel alanlarını yoğun olarak belirlemiş bir medresedir. Ancak bu medrese, değişen çağa, gelişen yeni uygarlık verilerinin yarattığı ilerlemeye adapte olma sorunu yaşamaktadır. Kendini yadsıma dönemi içine girdiğini söylemek de yanlış değil. Bu nedenle tarihi tüm yönleriyle yeniden okumak bu çağın aydını için önemli bir sorumluluk. Tarihin temel dinamiklerini, çağları ve üretim ilişkileriyle kültürel toplumları, uygarlıkları ve bunların yükseliş ve çöküşteki dinamiklerini yeniden soyutlamak, düzenlemek ve tarihsel bir tez olarak algılamak gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malumunuz sürgünde mülteci olduğum ülke bu gün direniyor. Dünyanın tüm şer güçleri üzerine çullanmış halkıyla yönetimini teslim almak istiyor. Ama bu küçük ülke ve halkı öylesine kenetli ve öylesine güçlü bir direniş sergiliyor ki “toprak yeriz yine teslim olmayız” diyor. Bendi bu ülkenin onurlu halkıyla omuz omuza direniyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elektrik kesintisinde diremek, benim için bir yanıyla okumaktır, yazmaktır da. Hayatım boyunca sıkıntıya girdiğim zaman hep kitap okudum. En sağlam bilgileri, en yetkin soyutlamaları ve kapsamlı ilişkilendirmeleri böylesi kesitlerde edindim. Bir yandan direnirken diğer yandan üretmek işte Suriye’nin bana kattığı tas tamam budur. Bu ülkede, anlı açık yaşamak, devrimci onurla üretken olmak, mülteci olmanın hassasiyetleriyle adın dahil, çok şeyi çevrenden gizlemek, devlet ve devlet adamlarından uzak kalmak zor zanaattır. Kod adıyla yaşamak erketede sinmek demektir. Açık vermemek, sosyal çevrende akrabasız olmak, farklı ad ve soyadıyla toplum içinde erimek demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimci ilkeler gereği, dostta olsa hiçbir devlete güvenilmez, bu nedenle kimliğini ısrarla saklayıp yaşamak gerek. Bütün bu öz verilerle birlikte, mülteci olduğun ülke ve halkını savunmak, onlarla omuz omuza direnmek, işte dünden bu güne gelen doğrularımızın arkasında durmak tastamam budur. Karanlıkta kitap okurken, sizlerle bunu paylaşmak istedim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözünü ettiğim şey, karanlıkta aydınlığı bulmaktır, ötesi değil…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-5120116266192507656?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/5120116266192507656/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=5120116266192507656' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5120116266192507656'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5120116266192507656'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/karalikta-aydinligi-bulmak.html' title='KARANLIKTA AYDINLIĞI BULMAK'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-t0zuZoZmzhQ/TwydMavajTI/AAAAAAAAD6U/FJp79RM83ZA/s72-c/clip_image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-3719028150391172515</id><published>2012-01-10T12:12:00.000-08:00</published><updated>2012-01-10T12:35:43.301-08:00</updated><title type='text'>1. KONGREMİZİN ONUR BELGELERİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-fd3o9MtPD-g/TwygvglGoII/AAAAAAAAD7E/dfWNi33N6e0/s1600/T%25C3%259CZ%25C3%259CK%2B8.%2BMADDE.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 169px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-fd3o9MtPD-g/TwygvglGoII/AAAAAAAAD7E/dfWNi33N6e0/s320/T%25C3%259CZ%25C3%259CK%2B8.%2BMADDE.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696104366776688770" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural &lt;/span&gt;- 9 Ocak 2012&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 Kasım 1986 günü başladık 1. Kongre günlerine. 1 Aralık 1986 kapanış bildirisiyle son buldu. Filistinli dostlarımız yanı sıra Abdullah Öcalan Kürt halkı ve PKK adına oradaydı. O gün, tarihi verilerin gerekleriyle her şeyi satır satır yazıp mücadele hedefi olarak belirledik. Yola koyulduk. Biz de şu dünyanın ve ülkemizin devrimci hareketlerinin yaşadığı tüm dalgalanmaları yaşadık mücadelenin doğasında olanı, süreçlerin getirdiği ve nesnel değişimlerin etkilerine maruz kaldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararlılığımızdan ve azmimizden hiçbir şey yitirmeden sayılara değil tutumlara bakaram yolumuza devam ettik. Bu gün dönüp geriye bakarken, bu tür onurlu belgeleri inşa ettik. Bu onurlu veriler, itirafçıların MİT ajanlarının hak ettikleri cezayı engellese de insanlık adına yaptığımızın haklı olduğunu dün de bu günde savunduk. Üstte THKP-C (Acilciler) 1. Kongresinin onayladığı TÜZÜK, yanda ise Kongre divanına Tüzüğün 8. Maddesiyle ilgili olarak verdiğim öneri. Altta Kongre misafirlerinden PKK Genel Sekreteri Abdullah Öcalan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Kongremizin misafiri, PKK Genel Sekreteri Kürt halkının önderi Başkan Abdullah Öcalan., konuşmasını yaparken (İlk kez yayınlanıyor. Örgüt Arşivi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-0BZysQQu3x8/TwyfyTXA95I/AAAAAAAAD64/8_msFgt-Qk0/s1600/clip_image002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 172px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-0BZysQQu3x8/TwyfyTXA95I/AAAAAAAAD64/8_msFgt-Qk0/s320/clip_image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5696103315255916434" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-3719028150391172515?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/3719028150391172515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=3719028150391172515' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3719028150391172515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3719028150391172515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/1-kongremizin-onur-belgeleri.html' title='1. KONGREMİZİN ONUR BELGELERİ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-fd3o9MtPD-g/TwygvglGoII/AAAAAAAAD7E/dfWNi33N6e0/s72-c/T%25C3%259CZ%25C3%259CK%2B8.%2BMADDE.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-3607784511805928679</id><published>2012-01-10T12:10:00.000-08:00</published><updated>2012-01-10T12:12:04.691-08:00</updated><title type='text'>NURAY MERT ve SURİYE'Yİ SAVUNMAK</title><content type='html'>SURİYE’Yİ SAVUNMAK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 8 Ocak 2012 / Pazar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuray Mert’in, Radikal’de, yayınlanan bu gün yazısı (8 Ocak 2012), “Suriye’yi savunmak, çoğu zaman mayınlı tarlada yürümek gibidir” yönündeki tezimi destekler bir içeriktedir. Evet Suriye’yi savunmak, özellikle Türkiye’de. İktidar güçleri açısından savaşılması gereken bir düşman onu savunan da düşman saflarındaki güçler olarak itham olunur; düne kadar, kucak kucağa oldukları hiç düşünülmeden bu saldırganlık ve karalama yapılır. Milliyetçi solcular açısından ise ya “Suriye adamı” ya da “Muhabarat elamanı” olarak suçlanırsınız. Bu karalama ve ithamlar, derin ve koyu bir cehaletin, Suriye hakkında hiçbir şey bilmemenin sonucu olduğunu görmek için çok şeye değil, Uluslar arası medyanın kirli ve bir o kadar karanlık amaçları dışında alternatif Suriye gerçeklerini okumak, izlemek yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nuray Mert’in Radikal’deki son yazısı “&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Şam’dan Son Bir Selam” başlığı taşıyor (8 Ocak 2012 tarihli, bu günkü yazı). Yazı dikkatimi çekti. Suriye’yi savunma iradesi gösteren duyarlı ve onurlu aydınların karşı karşıya kaldığı karalamalara işaret etmiş; “Suriye taraftarları, işbirlikçileri, adamları” bir hayli çoğalmışlar demek. Nuray Mert, makalesinin girişinde şunları dile getirmiş: “ Gazetecilik kaygısından önce, bu çok sevdiğim ülkeyi zor günlerinde bir kez daha görmek istiyordum. Türkiye vatandaşlarına seyahat tavsiye edilmediği için şahsi bir teşebbüste bulunmamıştım. Yoksa, mevcut koşullar altında, ne buradan doğru dürüst gözlem yapmak mümkün, ne de yazacaklarımızı “Esad rejimine destek” gölgesinden kurtarmak mümkün. Irak işgali ertesinde Suriye’yi, bölgesel barış adına ziyaretlerimiz bile “avanaklıkla”, “muhabarat ajanlığı” ile karalanmıştı. Sonra işler değişti, herkes Suriye muhibbi kesildi ama şimdi durum yine değişti ve bu kez her zamankinden daha ciddi. Şimdiler ziyaret bile kim bilir nelere bağlanı&lt;/span&gt;r”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bkz. Şam’dan son bir selam www.demokrathaber.net )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, kim bilir ne karalamalar ne suçlamalar ne cehennemi bağ ve bağlantılar kurulur. Buna Irkçı-milliyetçi solcuların, mezhep kinleriyle örülü kafaların, MİT ajanlarının özel görevli olarak yaptıkları karalamaları da ekleyin, tablo daha da net olur. Ama her şeye rağmen doğruları arkasında iradesiyle dik duranlar direnen Suriye’yi savunmaya devem edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye ve direnme, tarihin kader gibi birbirine eşitlediği iki kavram. Geo-stratejilerin siyasal sonuçları da diyebilirsiniz. Ama bunun için dik duran bir de siyasal irade gereklidir. O da Suriye’nin kesilmeden ürettiği bir değer. Bir de buna tarihi ekleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih - Geo-stratejik konum - siyasal irade ile belirlenebilecek sentez, 7000 yıllık bu ülkeyi vatan çatısı altında kendi vatandaşları için olduğu kadar, bölge halkları için de direnme mevzisi yapmıştır. Bu nedenle de bölgenin tüm devrimci güçlerinin ana vatanı diye tanımlanmış, mazlumların zalime karşı güvenli limanı olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülke, Filistinliler kadar Iraklı, Lübnanlı, Tunuslu, Türkiyeli mazlumların, sürgünlerin sığınağı. Bu güvenli ülke, kimlere ev sahipliği yapmadı; Kadim tarihte (1852) Fransız işgaline karşı savaşan ünlü Abdülkadir El Cezairi’den Filistinli liderler Yaser Arafat’a, HAMS lideri Halid Meşal’e, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talbani’den. Başbakan Nuri Maliki’ye kadar, Türkiye’den Öcalan’dan Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesini (FKBDC) oluşturan benim de aralarında olduğu on örgüt liderine kadar, Suriye devrimcilerin anavatanıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün bu vatan halkıyla tarihinin en kapsamlı baskı ve saldırıları altında ölüm denklemlerini çözmeye çalışmaktadır. Eli kanlı El Kaide-Müslüman Kardeşler Örgütü şebekelerinden, İsrail, Amerika, İngiltere, Fransa, Katar, Suudi Arabistan, Körfez Emirlikleri ve Erdoğan iktidarına kadar dünyanın tüm şer güçleri el ele vermiş, toplu katliamlar dahil her türden kıyımı Suriye’yi teslim almak için dayatmaktadır. Komplolarını örüp durmaktadır. Medya etkinlikleriyle de aklın-hayalin almayacağı kurgular, yalanlar, abartmalar, olmayanı ver eden senaryolar, Hatay’da, Mısır’da, Tunus’ta Katar’da senaryo gereği çekilmiş uyduruk gösterileri yayınlayıp bilgi kirliliği dahil her türlü çirkinliği yapmaktadırlar. Bunun da ötesinde, karanlık odalarında karargah kurup, asker kaçaklarına canlı yayında rütbeler veriyor, rütbeler yükseltiyor ve yapacakları eylemlerin işaretini yayınlıyorlar; bayan spikerler bile, askeri komutanı gibi yönlendirici konuşmalar yaparak, Londra’da, Paris’te, Katar’da, İstanbul’da olmalarına rağmen Suriye’nin falanca şehrinden konuşuyor gibi “görgü tanıkları”nı canlı yayına alıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunlar bir yana ambargolar, yaptırımlar da yağmur gibi yağmaya başladı. Kısa sürede sonuç alacaklarını sandılar; Mısır Libya Tunus olduğu hayaline kapıldılar. Malı, askeri, teknik, istihbarat, koruma, “her türden lojistik destek” (Erdoğan’ın resmi açıklaması a TV özel oturum) vererek, Suriye’yi önce mezhep savaşına tutmayınca, bölgeler arası savaşa, tutmayınca ordunun bölünmesi için kışkırtmalara, olmayınca intihar eylemleriyle rastgele toplu katliamlar yaptırarak yıldırmaya çalışıyorlar. Ama olmuyor, olmuyor, olmuyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İflaslar iflasları takip ettikçe, Suriye halkı, yönetimi ve lidere etrafında derlenip toplanarak meydanlara milyonları milyonlara ekleyip inerek bu komploya karşı dik duruyor. Ve halk bir kez kararını verince yeryüzünün hiçbir kudreti ona diz çökertemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu koşullar içinde Suriye halkına, çiftçisine hayati önemi olan tarım girdisi olarak Mazotu ucuz fiyata vermek üzere (1 Lt Mazot 15 SL = 50 Krş = 30 Cent), Ekmeği ucuza ulaştırmak üzere (2 kg ekmek 15 SL = 50 Krş = 30 Cent), yaptırımlara karşı sanayisini güçlendirmek için termik santralde elektrik üretiminde doğacak enerji açığını telafi etmek için yerleşim yerlerinde, aralıklarla kesintisi yapılmaktadır. Suriye direnmektedir. Halkının özetle dediği gibi “aç kalacağız, susuz kalacağız, yemeksiz kalacağız, karanlıkta yaşamayı öğrenecek, kandil ışığıyla işimizi yapacağız ama teslim olmayacağız, onurumuzu çiğnetmeyeceğiz ülkemize yönelen komplolara geçit vermeyecek bunların tetikçileriyle sonunu kadar mücadele edeceğiz”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu kadar, arkasında halkının karalıca durduğu hiçbir yönetim, bu baskılara boyun eğmeyeceği artık çok açık olmuştur. Suriye buydu ve bu olmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SURİYE’Yİ SAVUNMAMNIN ANLAMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana gelince, Suriye benim iki anavatanımdan biridir. Kadim atalarımın, babamın, benim ve çocuklarımın de iki anavatanından biridir. Bu ülke benim güvenli limanımdır. Devrimciliğimin dik duruşunun önemli bir etkenidir. İkinci adresimdir. Bu ülkenin başına gelecek her felakete, Türkiye ve bölge halklarının başına gelecek bir felaket anlamındadır ve buna karşı tüm gücümle mücadele ederim. Bunu onlarca kez tekrarla belirttim; bazı ırkçı-milliyetçi solcular, itirafçılar, ajanlar özel harp dairesi uşakları bu tutumumuzu karalama vesilesi yapmayı ya çalıştılar. Bir de Arap kökenli, Alevi bir aileye mensup ve uzun yıllardır Suriye’de olduğuma göre bu karalamaları sudan ucuz pazarlamaya, bilinç karartmaya koştular. Bıyık altından gülüp geçiyorum. Siyasal doğrularımla ilgili bir eleştiri yapamayanlara verilecek ne zamanım ne de cevabım olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim Suriye’ye ilişkin tutumum siyasal doğrularımın sonucudur; ne bir kan bağı, ne de etnik ya da inançsal bağlarımdır. Suriye bu ilkeli konumunu kaybettiği, direnme çizgisini bıraktığı, halkının hakları için yürüdüğü özgürlük ve demokrasi çizgisini bıraktığı an, ona karşı da açık ve net mücadelem başlar; bu güne kadar eleştirilerimi olduğu gibi de bundan sonra da devam eder. Ama bu gün omuz omuza direnme günüdür. Bu gün yardımlaşma günüdür vefa borcunu ödeme zamanıdır. Çakalların uluması ilgi alanımda olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar açık ve net siyasal tutumumu ilan ederken Suriye halkıyla Türkiye halkının kader birliği içinde olduğunu belirtiyorum. Suriye’nin başarısının, Türkiye’de tüm halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesindeki başarısıyla tamamlanacaktır. Erdoğan gericiliğinin sivil diktatörlüğünün yıkılışı da bu başarıya sıkı sıkıya bağlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu belirlemeleri yaparken, Suriye’nin özgürlük ve demokrasi yolunda çok eksiği olduğunu, bunu aşmak için ortaya atılan reform paketinin hayata geçmesinin çok önemli olduğunu, bunun içinde Kürt sorunu handikabını barış içinde, bu mazlum halka hakları sonuna kadar verilerek aşılacağını görüyorum. Farklı etnik ve inanç mozaiğiyle, hiçbir ırkı, milleti çağrıştırmayan Suriye adlı vatan içinde, bir arada yaşama şansının başarılacağı inancımı ifade ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaysıyla bu gün, iki anavatanımdan biri olan Suriye’nin uğradığı zulme karşı mücadele etmek, halkıyla omuz omuza olup birlikte direnmek benim için bir şereftir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-3607784511805928679?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/3607784511805928679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=3607784511805928679' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3607784511805928679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3607784511805928679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/nuray-mert-ve-suriyeyi-savunmak.html' title='NURAY MERT ve SURİYE&apos;Yİ SAVUNMAK'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-4527076389694269139</id><published>2012-01-07T07:01:00.000-08:00</published><updated>2012-01-07T07:07:48.245-08:00</updated><title type='text'>İLKER BAŞBUĞUN TUTUKLANMASI; DEVLETİ ELE GEÇİRMENİN  SON DÜELLOLARI</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural &lt;/span&gt;– 7 Ocak 2012 / Cumartesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 5 Ocak 2012 tarihi itibariyle, uzun bir sorgu sonunda tutuklanmıştır. Bu tutuklama, Türkiye siyasal sahnesi açısından oldukça önemli bir gelişmedir. İlk kez bir Genelkurmay Başkanı tutuklanmış olmaktadır. Tarihi boyunca askere tapınan bir milletin, en kutsal saydığı değerler yaka paça zindana atılmıştır. Buradan da anlaşılmıştır ki kanun kimin elindeyse, kılıçta onundur. İstediği gibi vurabilmekte, kesip doğramaktadır. Hukukun Genel Kurmay Başkanı da olsa herkese uygulanabilmesi ne kadar önemliyse, hukuku iktidarın bir zorbalığı, tamamlanmamış devleti ele geçirme çabalarının bir aracı olarak kullanmanın da tehlikesini görmek gerekir. Hukukun kullanılmasında gündeme gelecek hoyratlık, sivil ya da askeri diktatörlüklerin kapılarını sonuna kadar açacağını da hesaba katmak gerek. Türkiye’nin hızla karanlık bir tünele girişinin belirtileri de burada yatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna rağmen, kimse bu gelişmeleri halkın lehine olduğunu sanmamalı, hukukun çalıştığı, adaletin yerine gelmekte olduğu hayaline da kapılmamalıdır. Emekli Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğu bu ülkenin eli halkın, masum insanların, Kürt gençliğinin, devrimci kardeşlerimizin kanına bulanmış bir askeri diktatör paşasıdır. Ancak onu yargılayan iktidar da en az onun kadar ve daha da ötesi eli kanlı bir iktidardır; Erdoğan’ın kurmaya çalıştığı sivil diktatörlük hezeyanının temel taşları arasında, devletin hassas güç kurumlarını ele geçirme çabasının bir boyutu olarak bu tutuklama yapılmıştır. Özel görevli mahkemelerin kuruluşundan bu güne yaptığı tüm çalışmalar böylesine karınlık bir amacın aracı olma özelliği taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet üzerinde egemenlik kavgası, eski derin devlet ERGENEKON ile yeni derin devlet İMAMLAR ORDUSU arasında süren ve dünden bu güne çıkıp gelmiş haliyle halkı temsil etmeyen bir kavga. Bu kavga, Türkiye’nin, dünya ve bölge güçler dengesinin yeni verilere göre dizayn edilmesi amacını taşımaktadır. Bu da tamamıyla emperyalist güçlerin dar ve karanlık çıkarlarıyla ilgili bir düzenlemedir. Bu düzenleme, Türkiye’nin ne ülke, ne ulus, ne de halklarının stratejik çıkarlarıyla uzak yakın bir ilişkiye sahiptir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990’lı yıllarla birlikte, Soğuk savaşın sona ermesi ve Sovyet sisteminin çözülüşüyle dünyanın tek kutuplu bur dünya haline gelerek demokratik dengesini kaybetmesi ardından, NATO üyesi ülkelere yükümlendirilen yeni roller, eski derin devlet sistemlerinin tasfiyesini ve yerine yeni ilişkileriyle derin devletlerin ve stratejik yönelimlerin oturtulması gündeme gelmiştir; bu süreç ülkemiz açısından Gladio aut İmam Ordusu in kavramlarıyla betimlenmesi yanlış olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesi bir yeniden düzenleme, 20 yy ait eski devlet yapısının köklüce yenilemeyi gerektiriyor. Bu yenilenme, 21. Yy emperyalist çıkarların kuklası olan tüm ülkeler için biçilen rollere uygun olacaktı. Bu rolü anlamak için, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “STARTEJİK DERİNLİK“ adlı kitabında belirlediği, halk dilinde Yeni-Osmanlıcılıkta anlam bulan yayılmacı siyasetin, esasında ülkeyi ve tüm etkinliklerini ( ekonomik, siyasal, kültürel ve askeri) “Uluslar arası dinamizmin potasında” (siz bunu “emperyalist potada” diye okuyun) eritmekten geçtiği tespitini bilmek yeterlidir. Davutoğlu “ Dinamik bir uluslar arası çevrede kendileri de dinamik bir değişim süreci içinde bulunan toplumların önünde… üç farklı alternatif var” diyerek “ Birincisi, kendi dinamizmini sınırlayan statik bir tavır benimseme” yolunu tutan ülkelerin tıkalı kalacağını, bunun özde “kendi dinamizminden korku” anlamına geleceğini belirtir. Devamla “İkincisi, kendi dinamizminin odaklandığı güç unsurlarını anlamlandırmaksızın kendini uluslararası dinamizmin akışına kaptırmaktır.” Diyerek bu yaklaşımı “kendini sıradan bir nesne olarak” konumlandırmak anlamına geleceğini belirtir. Davutoğlu, kendi tercihini ve yönelimlerini ise üçüncü şıkta belirterek şunları yazar “Üçüncüsü ise kendi dinamizminin potansiyelini uluslar arası dinamizmin potasında bir güç parametresi haline dönüştürebilme çabası içene girmektir. Bu tercih her iki dinamizmin kaynaklarını da, mekanizmasını da, akış seyrini de resmedebilen, açıklayabilen, anlayabilen ve anlamlandırabilen bir yaklaşım ürünü olabilir” diyerek noktalıyor (Ahmet Davutoğlu, SATRATEJİK DERİNLİK (Türkiye’nin Uluslar arası konumu) Küre Yayınları 46. Baskı sayfa 10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’nin 21.yy stratejisi tamamen bu satırlarda işlenmiştir. Türkiye’nin gücünü emperyalist güç potasında eritip yayılmacı amaçları için her iki gücün kullanılarak nüfus alanları, ekonomik pazarların ele geçirilmesi hedeflenmiştir. Çokça övündükleri içte ve dıştaki dışa “açılım” politikaları bunun sonucudur. Bu politikaların sonucu ise çok açıktır iflas üzerine iflastır. İç açılımda sözü edilen özgürlük ve demokrasi daha çok despotluk, daha çok kanlı ve toplu kıyım, aydınların farklı düşünce taşıyanların, sanatçı ve edebiyatçıların, sivil toplum kurum yöneticilerinin, seçilmiş belediye başkan ve belediye meclis üyelerinin, seçimleri kazanmış milletvekillerinin zindanları doldurmasıyla sonuçlanmıştır. Dış açılımın “komşularla sıfır sorun” tezi, komşularla ülke tarihimizin en kanlı savaş eşiğinde duran gerginliklerin tırmandırılmasına gidilmiştir; Libya arkadan hançerlenmiş, Irak’ın iç işlerine karışmaya devam edilmiş, Suriye’de kanlı kardeş kavgasının tezgahlanması ve toplu katliamların yapılmasına fiili olarak ortak olunmuş iç savaş için eli kanlı Müslüman Kardeşler Örgütü şebekelerine her türlü lojistik destek sağlanmıştır, Irana karşı çok boyutlu düşmanlık politikaları füze kalkanı konumlandırmaları sürmüş, İsrail’le göstermelik gerginlik yaratılmasına karşın, alttan alta Suriye ve İran’ın vurulması için her türden askeri, istihbarat teknik paylaşımlara gidilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreç, seçimlerden de alınan güçle başkanlık sistemi için önermeler bir yana devletin tüm kurumlarında sivil diktatörlük için her türden girişim at başı yürümüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye devleti yapısal olarak oligarşik bir devlettir. Yani iktidar olmak demek Yüksek Komisyonlar bileşkesinde çoğunluğu ele geçirmeyi gerektirir. Türkiye’ye onlarca Yüksek Konsey bulunur; hükümet, Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Yüksek Askeri Şura (YAŞ), Yüksek Öğrenim Konseyi (YÖK), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Hakimler ve Savcılar Üst Kurulu (HSYK), Dil Tarih Yüksek Kurulu (DTK) Yüksek Seçim Kurulu (YSK)…gibi onlarca kurul ağırlıklı olarak atamalarla şekillendirilir. Yani Türkiye’de oligarşik yapı, atanmışların seçilmişler üzerindeki hükümranlığı olarak tecelli eder. Bu sözde parlamenter cumhuriyet, en gerici, en bağnaz, en ilkel üçüncü dünya ülkelerindeki demokrasiyi bile aratacak konumlanışı içinde kendini ifade eder. Demokrasi güçlerinin “sözde demokrasi” söylemlerinin de kaynağı budur. Sürekli baskıcı yönetimin de mahiyeti buradadır. Bu aynı zamanda Cumhuriyetteki Osmanlının bataklığıdır. Halk hiçbir zaman seçtiği temsilcilerle normal bir parlamenter cumhuriyetteki gibi, biçimsel olsa da iktidar olamaz. Bu yüzden, Türkiye’de hükümet olmak, iktidar olmak anlamına gelmez. İktidar olmak ise bu Yüksek Kurumların çoğunluğunda etkin olmak demektir ki o da, ya askeri darbeler ardından gelen süreçlerde faşist rejimler kurularak sağlanır (27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 askeri darbeleri ardından oluşan rejimler) ya da bu g2ün Erdoğan’ın yapmaya çalıştığı sivil diktatörlük ortamında sağlanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu verilerin ışığında olayları okumaya çalışırsak görürüz ki, tasfiye edilen güçler ve kurumlar ve etkinlikler esasında geçmiş dönemin despotları, zülüm ve işkence, kanlı katliamlar ve baskılar sürecinin temsilcileridir. Eskileri tasfiye etmek isteyenler ise halk için değil kendi iktidarları için devleti bütünsel olarak ele geçirmeye çalışanlardır; Erdoğan’ın sivil diktatörlük hezeyanı da burada başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kavga, son halkasında ordu üzerinde egemenlik kavgası olarak belirdi. Ergenekon tasfiyesi ve yerine İmamlar Ordusunun derin devletini kurumlaştırma ve konumlandırma çabası burada anlam bulur. Türk ordusu, içte yer yüzünün en despot ordusu olduğunu binlerce kez göstermiştir; toplu katliamdan, askeri darbelere kadar, özgürlük ve demokrasinin anıldığı her çabada baskı ve zülüm yağdıran vurucu askeri güç olarak gerici faşist rolünü oynamıştır. Laiktir, bu laiklikle öylesine aldatıcı, öylesine insafsız bir gazap unsuru olmuştur ki, laik aydınlarla zaman zaman girdiği dirsek teması, aydınlara bir felaket olarak geri ödetilmiştir. Bu ordunun faşist despot karakteri halkına kan kustururken, özellikle Kürt halkına karşı ölüm denklemleri kurgularken, Amerika’nın kuklası, ABD askeri üslerinin bekçiliğini de yaparak hiçbir ulusun kabul etmeyeceği onursuzluk içinde olmuştur; Ordu, kendi vatandaşına sınır dışı operasyon düzenlemek üzere, dış güçlerden (Amerika ve İsrail başta olmak üzere) her türlü askeri yardım, teknik bilgi ve istihbarat alarak ölüm saçmış, dünyanın ender ordularındandır. Bu ordu, Amerikalıların tabiriyle “yeryüzünde en ucuzu malı askeri olan ordu“ olduğunu, NATO uşaklığı yapmak için on binlerce km uzaktaki halkların kanlı iç kavgalarına taraf olarak göstermiştir. Halkına karşı düşmanlıkta bu ordunun bir benzeri yoktur. Ancak bu ordunun hakkını yememek gerek, büyük korkularla kurulan, milyonlarca Km² den arta kalan “Misak-i Milli” sınırları içindeki Cumhuriyetin ordusu olarak, II. Viyana kuşatmasından bu yana (1683), girdiği her devletlerarası savaşta hezimete uğrayarak gerilemiş olmanın kaygılarıyla “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” tezi arkasında sadece denetlediği sınırlarda despotluğunu sürdürebilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Erdoğan’ın orduyla sorunu da burada başlıyor. Davutoğlun’un Stratejik Derinliğine göre bu orda artık şanlı Osmanlı ordusu olmalı, yayılmalı müdahale etmeli, gücünü emperyalist güçlerin potasında eriterek açılmalıdır. Yani, komşulara, çevreye saldırmalı, savaşa girişmeli, işgal ve ilhak etmeli. Ekonomik pazarları denetleyecek bir askeri güç haline dönüşmelidir. Erdoğan bu hedefler için, Ordu kurumu üzerinde sultasını derinleştirmek istiyor; bu sürecin doğal uzantısı olarak, Osmanlı teokratik kültürünün de orduda egemen olması gibi binlerce detayın hükümranlığını dayatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kavgada halka ait hiçbir değer yoktur. Kimi yarım aydınların tarihsel aptallığı, Erdoğan’a karşı orduyu laik ve cumhuriyet değerlerinin koruyucusu olarak lanse etmeleri esasında ülkemiz aydınının çapını ve halkla olan doldurulmaz uçurumlarını gösterin bir belirtidir. Kimse kimseyi aldatmasın, vuruşan güçlerin tablosun da halka ait hiçbir şey yoktur. Tarihsel olarak kanlı sürecini dolduran güçlerin yerini yeni kanlı güçler alıyor. Olay budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkın özgürlük ve demokrasisi ise, bu devletin bir bütün olarak, köklü ve tarihsel biçimde değişiminin ürünü olacaktır. Bu da sadece halkın gücüyle gerçekleşecek bir dönüşümüdür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-4527076389694269139?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/4527076389694269139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=4527076389694269139' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4527076389694269139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4527076389694269139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/ilker-basbugun-tutuklanmasi-devleti-ele.html' title='İLKER BAŞBUĞUN TUTUKLANMASI; DEVLETİ ELE GEÇİRMENİN  SON DÜELLOLARI'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-6225691808812144657</id><published>2012-01-07T07:00:00.000-08:00</published><updated>2012-01-07T07:01:09.827-08:00</updated><title type='text'>İSLAM VAHŞET Mİ?</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 6 Ocak 2012 / Cuma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parçalanmış cesetten eline aldığı parçalarla “ya abu HAYDAR ne olursun kalk, beni yalnız bırakma” diye acı içinde ağlayarak haykırıp ölen arkadaşını çağıran Suriyeli kardeşimiz, ülkesinin başına örülmek istenen karanlık girişimlere karşı, yüzünü gökyüzüne çevirerek “neredesin ya HAYDAR bize yapılanları gör artık” diye feryadı figan ediyordu. İzleyenlerin bedeninde sarsıntılar yaratan bu görüntüler, beyinlerde şimşekler çakıp, dinle ilgili sorguları derinleştiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye çok yönlü bir saldırı altında bulunuyor. Kin ve intikam kadar, bilinçaltının kirli mezhep güdüleri emperyalist güçlerin bölgedeki karanlık çıkar amaçları için bir araç olarak sunuluyor. Bu bölgenin tarihinde sık sık gündeme gelen komploların en önemli taktiği de budur. Böl-yönet taktiğinin en bataklık alanı mezhep vuruşmasıdır. Komşumuz Suriye bu taktiklerin dehşeti altında, ölüm denklemleriyle boğuşmaya devam ediyor. Oyunları iflas ettikçe daha kanlı eylemlere yönelen karanlık güçler, güvenli komşumuzu cehennem cenderesine çeviriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bu çirkin intihar saldırısının Allah’la uzak yakın bir alakası yok.. Dinle, imanla da uzak yakın bir alakası yok. Bu sadece bir vahşettir insanlık suçudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vahşet ne din olabilir ne de siyasal mücadele. Bu vahşet, bu insanlık dışı eylemi yapanların ortaçağ akıllarına, onları bu eylemlerin tetikçisi yapan Emperyalistlerin, Siyonistlerin, Gerici Arap ülkeleri (Katar, Körfez Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi) ve Türkiye halklarının iradesini gasp eden Erdoğan yönetiminin Suriye üzerinde ikame etmek istedikleri karanlık amaçların iflasına işaret eder, ötesi değil. 23 milyon Suriyeliyi kim katledebilir, yeryüzünde kimin gücü buna yetebilir ki bu tür eylemlerin katlettiği masum insanların kanı üzerinde bir sonuç alabilsin. Hangi cennet vaadi, hangi aşağılık ve ahlaksız teklif bir insanı teröre tapma noktasında intihar eylemini sürükleyebilir. Bu din değil, bu inanç değil böylesi bir dine tapan, böylesi bir Allaha inanan sadece ahlaksızdır, sadece insanlık evrimini tamamlamamış bir yaratıktır. Bunalar hayvan bile olamaz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye’de kardeşlerimiz kan ağlamaya devam ediyor. Bir insanlık dramı, bir insanlık yıkımı dayatılma inadı tüm gücüyle eli kanlı çevrelerin tetikçiliğini yaptığı girişimlerle sürdürülüyor. Akılları dumura uğratın tablolar yaratılıyor. Aileler yıkılıyor, kadınlar dul, çocuklar öksüz, analar güzü yaşlı kılınıyor. Suriye direndikçe, üzerine çullanan karanlık amaçları yerinde mağlup ettikçe, saldırılar halklı yönetimi artan oranda kenetlenir hale getirdikçe bu tür hedefsiz amaçsız kitle katliam eylemlerine iltica edildiği gözlemlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eylemler, kirli mezhep bilinçaltının, aldatılmış intiharcılar üzerinden, hayasızların mekanı uyduruk cennet vaadiyle kitle katliamı yaratıyor. Bu eylemlerden beklenen toplumsal gerginli ve korkular tam tersine sonuç vererek toplumsal nefreti, toplumsal kenetlenmeyi ve tepkiyi yarattığı gözlemleniyor. Bu bir Suriye gerçeğidir; bunu bilmeyen katil sürüleri, farklılıklarıyla bu topraklar üzerinde yaşayan herkes için 7000 yıllık bir tarihi vatan olduğunu bilmeyecek kadar aptal ve ilkeldirler. Suriye’nin, komplolara, savaşlara, ihanetlere karşı deneyleriyle şerbetli olan halkı bu tür eylemler karşısında aynı anda etkin bir toplumsal refleks göstererek bu eylemlerin birer iflas eylemi olduğunu göstermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek müminleri tenzih ederek söyleyeceğim, bu eylemler Afganistan’ın en ilkel kabile düzeneğindeki ilkel insanlar kadar, Amerika’nın Siklon Vadisinde oturan “Selefi Cihat”çı İslami bilim adamının da temel algıları içinde meşru bir yere sahiptir. Kafir gördüklerini katletmek, bunun da ötesinde “Hadir demmu” (kanının akıtılması) bir ibadet ilkesidir. Şeriatın kestiği parmak acımaz söyleminin bir akıl uzantısıdır. Öldürmek yetmez, kurşun iç kanama yapar ve öldürür ama kan akmış olmaz. Bu nedenle cesedi parçalamak dahil her yöntemle, kafir ilan edilenin kanını akıtmak, ibadetin bir parçasıdır. Bu bir akıl algısıdır ve kendine göre “İslam”dır, Dinin ezici çoğunluğu da bu akıl egemenliği altında kıyımı ibadet sayar. Bu noktada istesek de istemesek de İslam dini katliamlarda sanık sandalyesine oturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gerçeği hiçbir çaba, tefsir, meal, normal düşünen akılın sorgularından uzaklaştıramaz. İslam dini itham altındadır. Bunu aklamak için verilecek çabalar sayısal olarak da bu akılla hareket edenlerin İslam dininde ezici çoğunluğu oluşturdukları gerçeğini öteleyemez. Bu nedenle terörü ibadet sayanlara karşı İnançlı insanların, vakit kaybetmeden ortaya koymalardı gereken bir duruş ihtiyacı doğmaktadır. Suriye’de bunun öncülleri de bulunuyor. İnançlı önderler, vatan çatısı altında bu eğilimlere duruyor; halkçı yönetimle omuz omza, halkıyla omuz omza meydanlara inen inanç önderleri, tepkilerini haykırarak, İslam’ı katiller sürüsünün ibadet dini olarak kullanan karanlık akıllara karşı mücadele ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah adına vekaleti hangi noterlikte alınmış belli olmayan bir yetkiyle, üzerine giydiği patlayıcı gömlekle insanlar arasına dalarak intihar eylemi yapıyor. Şehir merkezinde, yoldan geçen, okuluna giden evine eşya götüren ilgili-ilgisiz herkes vahşetin bedelini ödüyor, ölüyor, cesedinin parçaları damlardan, balkonlardan toplanıyor. Bunun adına da Cihat deniyor. Bunan adına da İslam deniyor bunun adına da başarılı askeri eylem deniyor. Oysa bu hayvanlık bile değil, tek kelimeyle vahşettir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El Kaide - Müslüman Kardeşler Örgütü şebekeleri Komşumuzun başkenti Şehri Şam’da bir kez daha insanlık suçu bir vahşete imza attılar. 23 Aralık 2011 tarihine tesadüf eden Cuma günü, 6 Ocak 2012 tarihine tesadüf eden bir başka Cuma gününde bir kez daha kanlı bir ölüme, vahşetin en acımasız iç burkan türüne imza attılar; sivilleri katlettiler askerleri katlettiler sokaktan geçen masum insanları katlettiler. Bilançonun ilk veriler 25 şehit, 50’yi aşan yaralı… Suriye komploları gerilettikçe, karanlık amaçlı güçlerin iflası yoğunlaştıkça, bu tür saldırılara hedef olacağı belliydi. Komşumuza karşı Erdoğan yönetiminin işlediği suçlar arasında bu vahşet eylemlerinin de yer almaya başlaması, halkımızın gasp edilmiş siyasi iradesinin nerelerde pazarlandığını görmek açısından önemli bir veridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın tüm şer güçlerinin bir araya gelerek saldırdığı bu küçük ülke, esasında hepimiz adına bedel ödemektedir. Onu hepimizin koruması kendi halklarımıza karşı sorumluluğumuzun bir parçasıdır. Bilmeyenlere söyleyeceğim şey Suriye başardıkça ülkemizde özgürlük ve demokrasi yolunda önemli mesafeler kat edilecektir, Erdoğan iktidarının sonu, Suriye’nin zaferiyle daha erken olacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-6225691808812144657?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/6225691808812144657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=6225691808812144657' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/6225691808812144657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/6225691808812144657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/islam-vahset-mi.html' title='İSLAM VAHŞET Mİ?'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-2543448061605039070</id><published>2012-01-07T06:59:00.000-08:00</published><updated>2012-01-07T07:00:34.070-08:00</updated><title type='text'>MİLLİYETÇİ ZİHİN VE BÖLÜNME SENDROMU</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Hasıp Yiğitoğlu&lt;/span&gt; – 5 Ocak 2012&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetin başlangıcından günümüze kadar iç ve dış güvenliğimiz için yüz milyarlarca Dolar harcamışız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış telafuz etmiyorum,YÜZ MİLYARLARCA DOLAR.&lt;br /&gt;Son kırk yılda da birkaç YÜZ MİLYAR DOLAR güvenlik harcamalarımız olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem de gelecek nesillerimizi onlarca yıl borçlandırarak.&lt;br /&gt;Halbuki devletlerin en temel işlevi nesillerinin geleceğini sosyal bir anlayışla önünü açarak yaşamlarını düzenlemektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki bu kadar güvenlik harcamasını gerektirecek nedenlerimiz ne olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışsal etkenler mi,yoksa iç etkiler mi?&lt;br /&gt;Bu bağlamda,dışsal etkenler açısından Türkiye”nin NATO gibi bir pakta üyeliği neticesi, ABD ve NATO ya sağladığı onlarca askeri üsleri hesaba katacak olur isek , dış tehditlerin önemi ve anlamı daha iyi anlaşılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka anlatımla dış tehditler,soğuk savaş dönemi boyunca ve günümüze kadar ,tamamen ABD ve Nato nedenlidir.&lt;br /&gt;Ne var ki tehdit unsuru ülkelerin başında aynı paktın “NATO” mensubu olan Yunanistan olmuştur.Bu durum önemsenmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetin başlangıcından,soğuk savaş yılları dahil ülkemiz Kıbrıs çıkartması dışında doğrudan hiçbir dışsal çatışmanın içinde olmamıştır.Soğuk savaşta yirmi yıldır sona ermiş.O halde bu silahlanma neden hız kesmeden devam ettirilmiştir.Hatta daha da arttırılmıştır.Bence bu durum daha da fazla önem kazanmaktadır.&lt;br /&gt;Peki hangi parametrelere dayanarak silahlanma artırılmıştır.Bu anlamda,sorunun tek cevabı kalmıştır.Ve en endişe verici olanı da bu cevap olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuyu fazla dağıtmaya gerek kalmadan diyebiliriz ki,güvenlik harcamaları dışsal etkenler den çok,iç güvenlik nedenlerine dayanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef,bu güvenlik algısı Cumhuriyet öncesinden başlayarak günümüze kadar devam ettirilmektedir.Günceli iyi kavrayabilmek için de, bu süreci tarihsel olarak iyi algılamalıyız.Aksi halde bir kez daha sapla samanı karıştırarak bir elli yıl daha heba edecek,on binlerce evladımızı,birkaç yüz milyar doları kaybedeceğiz.Daha da önemlisi BÖLÜNECEĞİZ.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğimiz gibi Osmanlının sosyo-politik anlayışı hüküm sürdüğü coğrafyanın demografik yapısına göre şekillenmiştir.&lt;br /&gt;Tanzimat döneminde Hıristiyanların nüfus yoğunluğu İslam ve Türk asılılarla nerdeyse eşitti.&lt;br /&gt;Arap İslam coğrafyasının fethi demografik dengeleri İslam”dan yana değiştirince Osmanlı İslam Devleti anlayışına yönelmiştir.&lt;br /&gt;Birinci Dünya savaşıyla Osmanlı istila ettiği coğrafyalardan çıkmak zorunda kalınca da Demografi yeniden değişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı, bu kez hükümranlık tarihi boyunca önemsemediği,yerleşik halklarına da,büyük zülüm ve katliamları reva gördüğü Anadolu coğrafyasına yönelerek,Doğu Avrupa da yaşayan Müslüman ve Türk asıllıları da taşıyarak Pan Türkizim anlayışına yönelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkanlarda temellenen İttihat ve Terakki zihniyetinin Anadolu coğrafyasına yönelik egemenlik denklemleri de bu tarihlerde başlamıştır.&lt;br /&gt;Ancak,Anadolu coğrafyasında yerleşik yaşayan halkların çoğunluğu, Türkmenler,Kürtler,Ermeniler,Rumlar,Çerkezler Araplar ve Laz”lardan oluşmaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlının tarihsel realitesi devreye girince de,bu halklar arasında yüzlerce yıl birlikte yaşanmışlığa rağmen,bir kırılma noktasına sebep olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1914-1915 yıllarında Kürtlerle dirsek temasında olan Pan Türkistler İngiliz entrikalarının desteği ile Anadolu coğrafyasında Kürt azınlıklı bir Türk Devleti kurma yolunda önemli ittifaklarda bulunmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlayışın da hayat bulması için ,Anadolu”nun Müslümanlaştırılmasını zorunlu hale getirmiştir.&lt;br /&gt;Böylece ırkçı,ötekileştirici,asimilasyoncu,işgalci zihniyetin halkların yerleşik yaşamını tarumar ederek bazı halkları göçe zorlayarak katledilmelerinin önü açılmıştır.&lt;br /&gt;Doğal olarak kin,düşmanlık ve korkunun baskısıyla savaş doktrinleri algısı da tetiklenmiştir..&lt;br /&gt;Böylelikle günümüze kadar devam eden iç güvenlik anlayışının miladı bu tarihlerde başlamıştır.&lt;br /&gt;Bir başka anlatımla,bu güvenlik zihniyetinin Cumhuriyetten önce başladığı görülmektedir.Bu durumun bir Osmanlı aklı olduğunu söylemek yanlış olmamalıdır.Uygulamalarından da diyebiliriz ki,bu aklın iç güdüsü saldırganlık ve işgalciliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkler ve Kürtlerin ittifakları kurtuluş savaşında da devam etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1921 Anayasasında Kürt azınlıklı Türk devleti ilke olarak kabul edilmişti(İngiliz ve Alman arşivlerinde mevcut).Ancak bu süreç yalnızca bir yıl sürmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece de Türk devleti zihniyeti tamamen hakim olmuştur.&lt;br /&gt;Bundan böyle bu algı,şövenizmi ve ırkçılığı körükleyerek,bölünme sendrumları üreterek,etnik yapıların demokratik hukuk taleplerine karşı düşmanca karşılık verir.&lt;br /&gt;İkinci kırılma noktası diyebileceğimiz,Osmanlı dan devr alınan bu güvenlik zihniyeti bundan böyle şiddetini arttırarak devam edecektir.&lt;br /&gt;Tek boyutlu toplum yaratma dayatmaları bölücülük zihniyetlerinin oluşmasına,böylece de barış içinde toplumsal dokunun oluşması sabote edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihsel olarak bu zihniyetin, bölünme zihniyetlerini tetiklemekten öte bir işe yaramadığı güncel yaşananlardan anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bu zihniyetin barışa karşı güdüsel öngörüsünden dolayıdır ki,acımasız savaşlara da neden olmuştur.Şuan savaş tüm hızıyla devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanan sürecin sosyo –ekonomik envanterinden anlaşılacağı gibi,bu zihniyetin toplumsal tarihimizdeki rollerinin ülkemize dayattığı sorunlar bölünme kaygılarını arttırmıştır.Bu zihniyet sürecin ilelebet tarihimizde devam etmesini istemiyorsak,mutlaka sorgulamalıyız.Yaşadıklarımızı,yaşananları her annenin,babanın,abinin,kardeşin ,Kürdün,Türkün kısacası herkesin sorgulaması ve sesini yükseltmesi gerektiği zamanın geldiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihte bölünme kaygılarının milliyetçi zihinlerle giderildiğine,insanlığın tanıklık etmediğini hatırlatmak isterim…….&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-2543448061605039070?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/2543448061605039070/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=2543448061605039070' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/2543448061605039070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/2543448061605039070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/milliyetci-zihin-ve-bolunme-sendromu.html' title='MİLLİYETÇİ ZİHİN VE BÖLÜNME SENDROMU'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-4990435831264143193</id><published>2012-01-07T06:58:00.000-08:00</published><updated>2012-01-07T06:59:52.812-08:00</updated><title type='text'>SURİYE ÜZERİNE OYNANAN OYUNLAR</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 5 Ocak 2012 / Perşembe.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye solu da sağı da Suriye’yi tanımıyor. Suriye olayları üzerinden on ay geçti, dünyanın tüm şer güçleri birleşerek saldırmasına karşın, bekledikleri sonucu alamadılar. Suriye, emperyalistlerin arkasında durduğu, ABD-İsrail, Katar, Suudi Arabistan, Körfez Emirlikleri ve Türkiye’nin birleşik kirli ve karanlık amaçlı güçlerine, mali, askeri, lojistik, teknik bilgi, istihbarat bilgisi, silah, bomba desteğine rağmen ve Medya tarihinin yeryüzünde süren en kapsamlı yalan, abartma, uydurma, karalama kampanyalarına rağmen sonuç alamadılar. Suriye bu güç ve araçlarına meydan okudu ve tüm komplolarını yerinde hezimete uğrattı. Bunları tek tek irdeleyelim;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Mezhep çatışması komplosunu iflas ettirdi, Sünni demokrat laikler yönetimin arkasında diğer tüm mezhep ve etnik yapılardan çok daha etkin olarak halkçı yönetimin arkasında durdu. Zaten Suriye’de egemen olan çoğunluk olan ve devletin İslam adına tanıdığı tek mezhep Sünni mezheptir. Mezhepsel açıdan da diğer tüm mezhepleri göre Vakıflar bakanlığı adı altında (Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı muadili) özerkliğiyle, bütçesiyle, etkinliğiyle TV yayınlarıyla ibadet konusunda, işlevsel etkinlikleri açısından haklarını kendi belirlediği haklarla belirlemiştir. Bu gerçek mezhep çatışması hayalleri arkasında yaşayanların neden iflas ettiğindi izah eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kurtarılmış bölge kurdurma taktiğinin iflas. Libya’dan, Çeçenistan’dan, Lübnan, Ürdün ve Türkiye’den giren, özellikle Türkiye Suriye sınırında yapılması düşünülen bir muhalif bölge çabasını her adımda yıktı. Eli kanlı Müslüman Kardeşler şebekesinin bu girişimleri halkıyla omuz omuza olan yönetim, anında durdurdu. Erdoğan yönetiminin, emperyalist-siyonist güç ve gerici Arap ülkelerinin desteğiyle sağlanan mali, askeri, istihbarat, askeri eğitim, silah ve El Kadie’nin dünya ölçeğinde toplanmış serserileri, eli kanlı kuklaları, savaş tetikçileri böylesi bir bölgenin oluşması için çabalarını hala sürdürmektedirler. Ancak bu girişim ilk adımda çok ağır darbeler alarak gerisin geriye çekildi. Hala yedek bir unsur olarak elde tutulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Coğrafi bölünme taktiğini yerle bir etti. Bu taktik, özellikle Halep’i Şam’dan koparmak, Asi nehrini sınır yaparak Akdeniz sahil bölgesini doğu bölgelerinden ayırma taktikleri yerle bir edildi. Ülkede devletin hakim olmadığı bir iki mahalle varsa oda siviller ölmesin diye kuşatılmış ve uygun anı bekleyerek koruma altına alındı. Yönetimin Asi nehrinin batısı ve doğusu olarak belli bir mezhebin yaşam alanı olarak insan tasfiyesi yapılacak diye ortaya atılan yalanlar (bunu Türkiye’de Cengiz Çandar gibi kukla yazarlar özellikle işlediler; bkz. Suriye üzerine yazdığım makale dizini no 14 ve 16. makaleler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Orduyu bölme taktikleri boşa çıkarıldı. Artık muhalifler bile kendi aralarında asker kaçaklarına “Suriye Özgür Ordusu” gibi boylarını çok aşan, sayıları ise yüzleri aşmayan asker firarilerine bu isim verilip verilmeyeceğini tartışır oldu. Suriye’nin on yıllardır birikimli deneyimli savaş terbiyesiyle ilkeleri belirlenmiş dev askeri gücü karşısında tek kaderi olan hezimetle yüz yüze kaldılar. Ortaya çıktı ki, Suriye ordusu halkının ordusudur gerçek anlamda bölünme olabilecek bir birimini dahi fire vermeden karşı-devrim çeteleriyle savaşını sürdürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Meydanları ele geçirme taktiği boşa çıkarıldı. Bu taktik 26 Aralık 2011 tarihi itibariyle Arap Birliği Örgütünün (ABÖ) gönderdiği gözlemcilerin Suriye’ye ayak bastığı andan itibaren uygulanması için eli kanlı şebekelere verilen talimat “meydanları ele geçirmek için var gücünüzle yüklenin” bu amaçla da 30 Aralık 2011 tarihine denk gelen Cuma gününe “Zehf ila el Sahat“ (sahaları ele geçirme akını Cuması) adını verdiler. Ancak ne bu güçte idiler nede bunu yapacak takatleri vardı. Tam tersi oldu, Suriye halkı inanılmaz bir coşkuyla, milyonları milyonlara ekleyerek Suriye’nin tüm kentlerinde tüm ilçelerinde meydanları doldurdu ve nöbet bekledi. Bu taktikte öylesine başlarına yıkıldı ki büyük laf etmenin büyük iş yapmak anlamanı gelmeyeceği anlaşılmış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasette isteyen istediğin söyler. Ancak her söylenen yapılamaz. Ayağını yorganına kadar uzatmayanlar hep açıkta kalırlar. Suriye’de zorla, mali askeri destekle yaratılmak istenen karşı–devrim hareketi her türden komployu denemesine karşın iflas etmiştir. Yukarıda sıraladığım her bir bent tekrar la, ortamını bulursa gündeme sokulmak için her yola başvurulacağını ve Suriye’nin buna hazır olduğunu ifade edeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, Suriye başardıkça, bu oyunun unsurları ciddi bir alg kaosuna girmekte, yeni hamleler için çılgınca sürüklenmekte ve hata üzerine hata işlemeye devam etmektedirler. Özellikle kraldan çok kralcı olarak sahada yer alan tetikçi kuklaların en madara olanı Erdoğan’ın hali, büyük bir hezimet halidir. Bu da halkının iradesini ayaklar altına alarak, emperyalist güçlerin bölgedeki çıkarları uğruna ülkesinin gerçekçi komşuluk ilişki ve bunan ortak çıkarlarda anlamını bulan dostluğu, arkadan hançerlemiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-4990435831264143193?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/4990435831264143193/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=4990435831264143193' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4990435831264143193'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4990435831264143193'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/suriye-uzerine-oynanan-oyunlar.html' title='SURİYE ÜZERİNE OYNANAN OYUNLAR'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-3551093405483628205</id><published>2012-01-03T13:00:00.000-08:00</published><updated>2012-01-03T13:01:05.448-08:00</updated><title type='text'>248. DOSYA  (Soğan Erkeği)</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mehmet Yavuz &lt;/span&gt;– 3 Ocak 2012&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu’da soğan erkeği denirdi. Şimdilerde dal..rak da deniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğan erkeği madde olarak ortalıkta görünmez. Anasının apacı arasından naralar atıp dünya aleme posta koyduğunu sanır. Sanal ortamda öylesine esip gürler ki; palavra yiğitlikte en kahraman Rıdvan bile yetişemez kendisine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım hemen tanıdınız: Sanal ortamın soğan erkeği olan bu dal..rak; Cahit Çelik denen ödlek iftiracıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki gündür İstanbul'dayım. Bırakın madden karşı karşıya gelmeyi; telefonda bile yüzleşemeyecek kadar korkak. Anasının apacı arasına saklanıp iğrenç iftiralarına devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onuru, şerefi bilen ve bu özelliklere sahip olan hiç bir ademoğlu; tartışmaya anayı, avradı, kızanı bulaştırmaz. Anayı, avradı, kızanı iftira ve küfürlerle kavgaya karıştırmak; en büyük adiliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yapan şerefsizdir, onursuzdur, ödlektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben; bu iftira ve küfürlerin sahibi olan ödlek dal..rağı erkek sanıp yüzleşmek istedim. Ama tüm çabama rağmen anasının apacından ayrılamadı. Benimle yüzleşemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İğrenç iftira ve küfürlerini yüzüme yapamadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra hukuk karşısında muhatabım olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hukuktan kaçamayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pisliğini ona yedireceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-3551093405483628205?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/3551093405483628205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=3551093405483628205' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3551093405483628205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3551093405483628205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/248-dosya-sogan-erkegi.html' title='248. DOSYA  (Soğan Erkeği)'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-3195019305593193099</id><published>2012-01-03T12:57:00.000-08:00</published><updated>2012-01-03T13:00:05.753-08:00</updated><title type='text'>247. DOSYA ( 1. KONGREDE DELEGE KARTI)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-AI7aDtzLx1c/TwNsJQ1VH4I/AAAAAAAAD4o/i4mBM52uvpI/s1600/clip_image002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 178px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-AI7aDtzLx1c/TwNsJQ1VH4I/AAAAAAAAD4o/i4mBM52uvpI/s320/clip_image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693513260319711106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;247. DOSYA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.KONGREDE DELEGE KARTI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Fotolara iyi bakın… Bir daha bakın… Bir tarafta 1. Kongre DELEGE KARTI diğer yanda ise 1. Kongre delegeleri karşısında açış konuşması yaptığım fotoğraf yer alıyor. Göğsümün sol yanında DELEGE KARTI bulunduğu dikkatinizden kaçmamıştır. Kongrede DELEGE KARTI takmayan hiç kimse salona giremezdi. Anlatmak istediğim de budur. Ben de bir delege olarak kartımı takıp salona girmiştim. Tüm delegeler de öyle yapmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİT ajanı, her şeyi karalayıp, küçük düşürme gibi kendisine emir olunmuş görevlerini ifa ederken bu ayrıntıyı unutmuş. Normal, aklı kongrenin biçimsel unsurlarında değil, ispiyon edeceği daha önemli şeyleri arayışta da ondan. Hatırlamaz, çünkü amaç karanlık, görevli gelmiş, hedefi var, bu nedenle ayrıntılar dikkatinden kaçmış… Her şey, bilinçli bir karalama için görev olunca böyle olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİT ajanı İbrahim, “böyle bir DELEGE KARTI yoktu” diyor. Siz bunu şöyle anlayın, İspiyoncu MİT’e raporunu yazarken DELEGE KARTI bilgisini atlamış, bu nedenle aklında tutmamış ( Bu it, Paris’te genişletilmiş Avrupa Komitesi Toplantısını da teşkilatına yazamamıştı. Ancak orada, onu biz atlatmıştık.)&lt;span style="font-style:italic;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 3 Ocak 2012 Salı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24 Kasım 1986 örgütsel tarihimizin en görkemli günleriydi, yükselişin doruk yılları. Kongremiz 1 Arlık 1986’da kapanış bildirisiyle tamamlandı. O kesit, 12 Eylül rejimine karşı mücadelenin her alanda ve her düzeyde yükseldiği günlerdi. Sadece biz değil, Türkiye solu ve Kürt hareketi de büyük başarılara doğru gittiği günlerdi. Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi (FKBDC) kurulmuş sol belli bir toparlanma içine girmişti (Haziran 1982).1. Kongremizi böylesi bir sürecin başarılı bir halkası olarak bağlanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kongrenin tutanakları, divan görevlisi yoldaşlar tarafından tutuldu. Örgüt arşivinde el yazılı olarak duran bu tutanaklarda, kimin ne konuştuğu dikkatlice not edilmiştir. Zaten, her biri 1,5 saat olan 19 kasette, istisnasız her konuşma, her bilgi alış verişi kaydedilmişti. Örgüt tarihi yazılınca, gerçek tarihi belgelere olarak bu verile ele alınıp yazılacaktır. İtirafçıların, MİT ajanlarının özel harp dairesi güdümlü çirkinliklerin ve karalamalarının nefesi tükenip, belgelere kanıtlara dayalı tarih arayışı olgunlaşınca, bu tarih işte o zaman, kalıcı olan bir tarih olarak bu verilerle okura sunulacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabır… Sabır… Diyorum, suları bulandıranların, karalamaları görevli olarak yapanların bir tükenme düzlemi vardır. Buraya gelindi. İflaslar iflasları, yalanlar yalanları abartma ve bitip tükenmez çelişkileri ortaya çıkan görevliler tükendikçe, birleşik kaplar gereği gerçekler ortaya çıkmaya başladı. Süreçle ilgili olanlar da sakince düşünmeyi bu kadar boyutsuz yalanın içinde bir bit yeniği olduğunu anlamaya başladı. Bununla da kalınmadı hızla tepkiler kimi yazılı kimi sözlü akmaya başladı. MİT ajanı ve ortağı İtirafçı yolun sonuna gelindiğinin tedirginliğiyle, tekrarları oynamaya başladı. Her tekrar yeni bir dizayn gerektirdikçe de yalanlar daha çirkince ortaya çıktı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha sabır diyorum… Nefesi güçlü olan kazanacaktır, bu ise gerçeğin nefesidir. Dolaysıyla, bir direnme tarihi olan örgütsel tarihimizi kirletmek isteyen MİT ajanı İbrahim Yalçın ve ortağı İtirafçı Engin Erkiner’in hayal ürünü çirkin karalamaları, hezeyanları ayaklar altında bir izmarit gibi ezilip gidecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural adı altında içine düştükleri esaret, ruhlarını saran gerginliğinde ifadesidir. Bu it sürüsü, evladı zinalar, bu esaretin köleleri olarak daha uzun yıllar yazmaya devam edecektir. Bu da çok normal; belge ve kanıtlarla ispatlayıp suratlarına kazıdığım iz ebede kadar onları takip edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilinler bilir, zindanda muhbirlere herkes bilsin diye derin bir iz bırakılır, ya burunları, ya kulakları kesilir ya da suratlarına derin bir iz oturtulur. Aynen öyle oldu. Bu iz ebede kadar suratlarında kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci aşama artık geride kaldı. Bu polis organizesi ikiliyi, her yoldaş çok iyi tanıyor. Bu ikilinin ahlaksızlıklarını çirkinliklerini öylesine biliyorlar ki, “zamanında neden susturmadın” diye de bana sitem ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara “it ürür kervan yürür” diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikili polis organizesi, her şeyi karalayarak tarih yazabileceklerini sanıyorlar, ama olmuyor. Bir örgütün merkez yayın organını (CEPHE) en zor koşullarda yayınlayan, bir itirafçının yıktığı örgütü firari koşullarda ayağa kaldıran, yoldaşlarını güvenli limanlara taşıyarak 12 Eylül faşizminden koruyan, mücadeleye kararlıca devam için çırpınan ve binlerce başarılı adımı 1. Kongreyle taçlandıran adımlarını yok edemiyorlar. O zaman, küçümsemelere, karalamalara sarılmaya başlıyor zavallılar, bir de görevleri bu olunca, adıma esir olmaktan kendilerini kurtaramaz hale geliyorlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikilinin, 1.Kongremiz için yazdıkları arasındaki yüzlerce çelişki bir yana, kah övüp gölgesine sığınma hezeyanları, kah pay kapma çapsızlıkları, kah iletilerini inkar aptallıkları, kimi dünya tarihini kendisiyle başlatıp bitirirken 1982 terennümleri, diğerinin uzatmalarla bu tarihi 1988’lere uzatma komedileri, aradaki farkları radekte etme telaşları gibi yeşil çamın üçüncü sınıf komedi filmlerine taş çıkartıp duruyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belgesiz, kanıtsız herzeler… Yazdıkları bir yazıyı, bir süre sonra belge gibi kullanma ahmaklıkları, örgütün onurla herkese açık yayınladığı tutumları, karanlık amaçlarına belge gibi sunma çapsızlıkları iflas üzerine yaşadıkları iflasın birer verisi olmanın ötesine geçmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikili artık herkesçe, solun tüm düzlemleri itibariyle bir polis organizesi oldukları genel kabul germektedir. Tesadüfen selam atan bile dönüp bize yazıyor “ itirafçı Engin Erkiner tam bir yılan, her şeyiyle demagoji, meyde bilgisi dışında bir derinliği olmayan elastiki kelimelerini yer ve zamana göre değiştirerek kıvıran bir dansöz. Her şeyi yapabilecek bir pislik ortağıyla hala bu işin içinde yüzüyorlar” (İsviçre’den eski TKEP militanı E.D). Kendi sözleriyle bu puşt oğlu puşt itirafçı Engin’i herkes tanıyor demekle yetineceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin çapı belli. Bunun için hiç çaba harcamaya değmez. Bu ara, bu muhbir çetesinin maskesini bir kez daha düşüren ve kelime oyunlarıyla yaptıklarını demagojileri suratlarına vuranların haklı duruşlar sergilemeleri oldukça anlamlıdır. Bunlar arasına düşmüş bir Aptal’ın ahlaksızlıklarını ise sonra yazacağım; bir insan, aynı anda nasıl olur da kırk surat olur, bunu tek tek, hiç yorum yapmadan, sadece kendi yazılarından aktaracağım. Üstelik bunu uzun zaman aralıkları içindeki farklı konumuyla değil aynı zaman kesiti içinde, aynı konumdayken yazdıklarıyla suratına tükürmek üzere yazacağım. Bu aptal, MİT ajanı için “para almakla zaaf göstermiştir” diyerek işi hafife alırken, MİT ajanının örgüt merkezine ilk gidişinde (15 gün kalıp her türlü bilgiyi MİT’e taşıdığı 28 Ağustos 1986 tarihli gelişi) neden MİT’le bağlantısını örgüte açıklamadığı noktasına hiç değinmemesi, ikinci gelişinde ise ( 24 Kasım 1986 1 Kongre arifesinde, Kongreyi ispiyonlamak için MİT denetiminde yaptığı ikinci geliş) yakalanan diğer MİT ajanlarından korkusuyla (Aydın ocak ve Süleyman Uğur) itiraflarda bulunmak zorunda kalışını hiç izah edememesi başlı başına bir ahlaksızlık örneği değil mi? Bu ahlaksıza hak ettiği cevabı kapsamlı olarak vereceğim. Önemsemediğim için şimdilik vakit ayırmıyorum ama unutmuş değilim. Beklesin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada BM’nin mavi bereli askeri; İtirafçı Engin Erkiner’i yazacağım ( bu bilgisiz cahile tiyo olsun, diz bağları da iyice bir çözülsün). Bu yazımda İtirafçıların tümünde görülen ortak halleri, “bir başka güce dayanarak gizlenme ihtiyaçlarını, kişiliksiz, zayıf şahsiyetlerini ve bunun ürünü şekillenen ruh hallerini” anlatacağım; kişisel kinlerle yola çıkışın, kişiyi nasıl da, iktidar piçi haline dönüştüreceğini anlatacağım. Komşu ülke gençlerinin katledilmesine kadar uzanan kin ve intikam salyalarının siyasal kaynağını irdeleyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DELEGE KARTI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu uzun girişi ana koyuya ulaşmak için yazdım. Bu dosyayı, yayınladığım fotoğraflarla noktalamak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotolara iyi bakın… Bir daha bakın… Bir tarafta 1. Kongre DELEGE KARTI diğer yanda ise 1. Kongre delegeleri karşısında açış konuşması yaptığım fotoğraf yer alıyor. Göğsümün sol yanında DELEGE KARTI bulunduğu dikkatinizden kaçmamıştır. Kongrede DELEGE KARTI takmayan hiç kimse salona giremezdi. Anlatmak istediğim de budur. Ben de bir delege olarak kartımı takıp salona girmiştim. Tüm delegeler de öyle yapmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİT ajanı, her şeyi karalayıp, küçük düşürme gibi kendisine emir olunmuş görevlerini ifa ederken bu ayrıntıyı unutmuş. Normal, aklı kongrenin biçimsel unsurlarında değil, ispiyon edeceği daha önemli şeyleri arayışta da ondan. Hatırlamaz, çünkü amaç karanlık, görevli gelmiş, hedefi var, bu nedenle ayrıntılar dikkatinden kaçmış… Her şey, bilinçli bir karalama için görev olunca böyle olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİT ajanı İbrahim Yalçın, “böyle bir DELEGE KARTI yoktu” diyor. Siz bunu şöyle anlayın, İspiyoncu MİT’e raporunu yazarken DELEGE KARTI bilgisini atlamış, bu nedenle aklında tutmamış ( Bu it, Paris’te genişletilmiş Avrupa Komitesi Toplantısını da teşkilatına yazamamıştı. Ancak orada, onu biz atlatmıştık.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son söz;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyler, bir tarihi direnme örgütüne dil uzatan herkesin dilini er ya da geç keseceğime emin olunuz. Belgelerle kanıtlarla da ezip geçeceğim. Ben, bu görevi Kongremizin oy birliğiyle şerefle omuzlarıma aldım. Aradan geçen zaman nedeniyle isteyen istediği gibi düşünsün. Ancak onurlu her yönetici gibi tevdi edilen görevin sorumluluğunu sırtımda taşıma kararlılığından bir zerre kadar geri adım atmadım atmayacağım da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün olduğu gibi bu gün de örgüte ait her şeyi eksiksiz olarak korudum ve genişletip büyüttüm. Haklı tarihsel gerekçelerle biz gibi, yüz binleri toplayan örgütlerin buharlaştığını göz önüne alınca biz buradayız demeye devam ettim. Örgüt adına bu güne kadar ilan edilen her siyasal tutumun 1. Kongrenin kabul ettiği yeni programın ışığı altında ele alınmıştır. Örgüt imzası taşıyan tüm verilere ulaşmak zor değildir. Bu örgütü sanal sananların sanaldan da ulaşma kolaylıkları çoktur. Herkes oturup incelesin, örgüt adına alınan tutumlar kongrenin ilkeleri ışığından zerre kadar bir sapması yoktur olmayacaktır da. Bu benim ve yönetici arkadaşlarımın sorumluluğudur; zaman içinde gelişip olgunlaşan şahsi siyasi görüşlerimi ise, örgüt imzasını taşıyan tutumlardan ayırdım. Kendi açık adımla makalelerimi, şahsi siyasi görüşlerimi belirtmek için özgürce yazdım. Bu iddiamın tersini söyleyecek olanın anlını karışlarım kurumsal işleyiş nedir, öğrenmek isteyen beri gelsin. Bu örgüt kongrenin kararıyla resmileşmiş ve kurumsallaşmıştır. Beğenir ya da beğenmezsiniz kural budur. Ve ancak yeni kongrenin kararıyla sön sözünü söyler, şahısların keyfiyle değil. Bu tarihi direnme örgütünü bir direnme örneğiyle II. kongreye kadar korumak benim kurumsal ve onursal olarak boynumun borcudur. O da yaklaştı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural işte budur ilkelerin insanı olmak da tas tamam budur… Bu it sürüsünün bir türlü baş edemediği gerçek böylesine asil, böylesine kararlı bir ilkesel gerçektir. Yoksa 4 yıldır, tek bir isim üzerine karalama yapmalarının anlamını bulmak mümkün olmazdı. “Adımın esiri oldular ebede kadar bu böyle devam edecek” derken ne kadar haklı olduğum ortadadır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu örgütü sanallıkla, sayılarla ölçenlere diyeceğim şudur. Bu örgüt sayısal olarak var olduğu yerde ve var olduğu kadardır. Bilişim çağı esprisini kavramış bir örgüt olarak bu kadardır. Bu çağın imkanları içinde var olan fiili potansiyelleriyle, tarihin bu kesitine uygun olarak şekillenerek mesafe kat eden yönelimleriyle özgürlük ve demokrasi mücadelesinin bir dişlisi olma kararlılığındadır. Bu günden geçmişi dönüp baktığımızda devrim yapmış devasa kitle örgütlerinin bile buharlaşıp gittiği bir tarihle yüz yüze kalırız. Bu nedenle kimse kimseye sayısal sorular sormasın. Dönsün aynaya baksın. Türkiye solunun kaç kişi olduğunu söylesin. Sonra Acilciler örgütünün tarihi boyunca sayılara dayanıp dayanmadığını düşünsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu örgüt, tarihi boyunca belli alanlarda bir kitlesel güç olmuştur. Aynı alanlarda aynı güce dün gibi bu gün de sahiptir. Bu bir kitle iletişim psikolojisiyle de yakından ilgilidir. Önemli olan nerede ve ne kadar olunursa olunsun, bu var oluşu ortak ülkemizin özgürlük ve demokrasi mücadelesine katmaktır. Bu dayanışmayı sağlayabilme iradesini taşımaktır. Acilciler de tas tamam budur…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-3195019305593193099?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/3195019305593193099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=3195019305593193099' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3195019305593193099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3195019305593193099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/247-dosya-1-kongrede-delege-karti.html' title='247. DOSYA ( 1. KONGREDE DELEGE KARTI)'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-AI7aDtzLx1c/TwNsJQ1VH4I/AAAAAAAAD4o/i4mBM52uvpI/s72-c/clip_image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-5021540579659588579</id><published>2012-01-02T11:53:00.000-08:00</published><updated>2012-01-02T11:55:44.705-08:00</updated><title type='text'>SURİYE’DE ONURLU MUHALEFET</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-hOF2T7TeDhI/TwILoxccEiI/AAAAAAAAD4Q/1w2Ybz8RK3c/s1600/clip_image002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 147px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-hOF2T7TeDhI/TwILoxccEiI/AAAAAAAAD4Q/1w2Ybz8RK3c/s320/clip_image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693125674045018658" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Fatih Camus, muhalif Suriye komünist Emek Partisi liderlerinden ve örgüt amblemi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 2 Ocak 2012 Pazartesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün güce uzun zamandır görmediğim kadim bir dostumla görüşmeye gittim. Yanımda Suriye olayları süresince vatansever muhalif kesimlerle dirsek teması olan dostum Dr. Sufvan da vardı. Görüşeceğimiz kişi 20 yılı zindanda geçirmiş Komünist Emek Partisi (KEP) liderlerinden Fatih Camus. O, bu gün Suriye muhalefet güçlerinin üç temel ayağından biri olan, ülke içinde Av. Hasan Abdül Azim, ülke dışında Heysem Mennah önderliğinde 26 sol örgütün oluşturduğu Vatani Koordinasyon Komitesi liderlerinden biridir (Diğer iki muhalif güç ise, İstanbul’da kurulduğu için, halkın “İstanbul meclisi” diye isimlendirdiği “Suriye Ulusal Meclisi” ve Müslüman Kardeşler Örgütü diye tanımlanan eli kanlı silahlı eylemleri yürüten, fetvalarını da Adanan Arur adlı, 1980’lerden beri kanlı eylemleri nedeniyle aranan bir şeyhten alan şebekeler).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih Camus, mahalle komşum olduğu kadar, tüm aile çevresini yakından tanırım. Fatih önceleri sık sık Türkiye’ye gider Farklı Komünist parti ve örgütlerin kongrelerine, konferanslarına katılır. Türkiye konusunda da azımsanmayacak bilgi birimimi olan bir devrimci. Buluşmamız elektrik kesintilerini son bulduğu saat 23:00 sonrasına kalmıştı. 3 saat konuştuk, çok önemli bilgi dönüşümleri sağladık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatin Camus, Türkiye’de bizlerin bire bir bildiği yaşadığı bir devrimci. 10 yıl öncede zindan çıkışından kısa bir sür sonrada onanla uzun uzun sohbet etmiştim. Suriyeli komünistlerin kavramakta zorluk çektikleri şey, ülkelerinin bölge ve dünyadaki konumu ve gördüğü işlevi, içinde olmalarından dolayı yeterince kavrayamamış olmalarıdır. Teorinin lafzını olduğu gibi ülkelerinde aramış onu uydurarak “devlet ve devrim” eksenli, sınıf mücadelesi merkezli bir darbeci devrimcilik yapmaya çalışmışlardı. Bu kanaatlerinin ağır izleri ise bu gün bile kendini göstermeye devam etmektedir; Bu satırları yazarken Koordinasyon komitesi adına Heysem Mennah Paris’ten, BBC TV’ye muhalefet içindeki keskin ayrılıklara değinirken, Suriye’de asker kaçaklarının oluşturduğu ve adına “Suriye Özgür Ordusu” dinilen şebekelerin orduya göre önemsiz bir güç olduğun tüm abartmalara rağmen, Suriye Ordusuna göre %3 lük bir güç bile olamadığını belirterek, “beklentimiz ordunun bölünmesidir, Suriye olaylarında kantarın topuzu hala ordudadır” demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu belirleme gerçekte Suriye olaylarında muhalefetin içine düştüğü aczi ve çıkışsızlıkta tutunmaya çalıştığı dalların ne olduğunu anlatması açısından önem taşımaktadır. Önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, Suriye halkçı yönetimi özellikle de geniş kapsamlı reform programını Resmi Gazete de yayınlayarak yaşama geçirmesi adından, Muhalif güçler ciddi bir kaos içine düştüler; mezhep çatışması üzerine yoğun olarak oynadıkları oyun tutmayınca, bu kez orduyu bölmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Ancak bu çabaları da iflas etti. Bunun üzerine sivilleri birinci derecede katleden intihar eylemlerine yöneldiler. Şam’da patlayan bombalar, insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında bir boyut almış oldu. Bu olaylar belgeleri ve kanıtlarıyla, itiraflarla, yakalanan malzemelerle, İsrail, Amerika, Siyonist Arap ülkeleri (Katar, Suudi Arabistan ve Körfez Emirlikleri) ve Erdoğan yönetiminin etkin katılımıyla sürecin bir tarafı olduklarını görülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih Camus’la buluşmamıza dönecek olursak. Fatih, bir vatansever. Yönetime ağır eleştirileri olmasına rağmen öncelikle kanlı silahlı eylemlere ve bunları organize edenlere ağır eleştiriler yönelterek konuşmasına başladı; “Hayatım boyunca muhalif olarak mücadele ettim, bedelini de 20 yıl zindanlarda yatarak ödedim. Buna rağmen dış güçlerin her türden desteğiyle ülkemin kanlı bir sürece sürüklenmesine şiddetle karşı durma kararındayım. Beni muhalefetin her boy ve soydan insanı yakından tanır, ama inanan Müslüman Kardeşler ve onların her boydan Selefi cihadi silahla çeteleri, beni görseler olduğum yerde katlederler, bunların siyasetle uzak yakın bir ilgileri olmadığı gibi, işleri kin ve intikam üzerine kurgulanmış, 7000 yıllık ülkemizi derin bir ortaçağ bataklığına sürüklemekten ibarettir.” Diyerek muhalefet içindeki temel ayrıma işaret etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih, halkın İstanbul Meclisi diye tanımladığı muhalefetin daha geniş ve etkin kesimlerinin içinde olduğu güçlerle aralarındaki temel farkın, ülkeye dış güçlerin askeri ya da ekonomik her boydan müdahaleye karşı tutumda ayrıştığını dile getirdi. Vatani Koordinasyon Komitesinin Şam’da bağladığı konferansta kabul edilen 4 HAYIR ilkesi, yaptıkları muhalefetin ana amacını ve ilişkilerini belirleyen en önemli yönelimi olduğunu ifade etti. Bunlar “1. Her türlü dış müdahaleye hayır 2. Şiddetin her türüne hayır 3. Her türlü mezhepçiliğe HAYIR…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih, bu temel ilkeler etrafında ülkelerini korumak istediklerini, yönetime karşı muhalefetin sınırlarının bu ilkelerle belirlendiğinin altını çizdi. Devamla ”Hayıtımız boyunca emperyalizme siyonizme ve gericiliğe karşı mücadele ettik. Bu gün ülkemiz yönetimine karşı itirazlarımızı dile getirirken, dış güçlerin oynamak istediği çirkin oyunun farkında olmalıyız. Bizleri kanlı bir kardeş kavgasına sürüklemek istiyorlar, bununla da yetinmiyorlar, ülkemizin evlatlarından oluşan orduya karşı kanlı bir çatıma içinde olmamız için zorluyorlar, tarihi boyunca halkımızı koruyan, topraklarımızı koruyan Siyonizme karşı mücadele eden onurlu bir direniş gücü olarak ordumuzun dağıtılmasını istemektedirler. Devleti ve yarım asırdır inşa ettiğimi kamu sektörünün gücünü üretim etkinliklerini, yani uzun bir tarihte halkımızın ürettiği her şeyi yıkma amaçlı müdahalelere zorlamaktadırlar. Bununla varmak istedikleri sonuç, hiçbir zaman ne özgürlük ne de demokrasidir. İşte müdahale ettikleri yerler ortada, Afganistan, Irak, Libya en yakın örnekler orada olan, sadece ölüm ve yıkımdır. Yapılan, kurulan, üretilen hiçbir şey yoktur. Üstüne üstelik, laikliği yok ederek ilkel şeriat yönetimlerine onay verip toplumun kültürel olarak da ezmenin yollarını döşemektedirler. Bunun faturası ise halkın sırtına kuşaklar boyu onarılması mümkün olmayan bir bilançoyla yıkılmaktadır. Muhalefetimiz halkımız içindir, kendi iç sorunumuzu bir biçimde er ya da geç çözeceğiz. Yönetimden beklentimiz, atması gereken pratik adımlar olacaktır. Ülkemizi yıkıma değil birliğini koruyarak daha güçlü bir demokratik, sivil ve katılımcı ülke düzeyine yükseltmektir.” Diyerek vurgularını yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktada ona, Suriye’nin bölge halkaları açısından taşıdığı önemi, ülkedeki halkçı yönetimin haklı davalarda aldığı direnmeci tutumu, Irak derinmesi ve göçmenlerinin ana dayanağı olmasını, Filistin davsının ve halkının olduğu kadar Lübnan ve hatta 12 Eylül 1980 sonra Türkiye ve Kürt devrimci hareketlerinin güvenli limanı olduğunu hatırlattım. Kendi yaşadığım 30 yıllık deneyleri, Suriye’nin bu tarih boyunca ister içte halkına ister dışta haklı davalara ilişkin konumunu ifade ettim. Bu ülkede halkçı yönetimin küçümsenmeyecek değerleri temsil ettiğini belirttim. Suriye’de kendisi kadar olmasa da 4 kez tutuklandığımı, sonuncusunda ise 1 yıl boyunca, tuvaleti başucumda açık olan bir hücrede güneş yüzü görmeden tutulduğumu ifade ettim; Türkiye Öcalan’dan sonra beni Suriye’den talep ettiğini, bir siyasi mülteci olarak benimde baskı gördüğümü anlattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu gibi şahsa özel hallerin hiçbir şekilde hakların çıkarlarına ilişkin ilkeleri zedelemeyeceğin izah ettim. 50’yi aşkın kararnamenin çıktığını, bir ülkenin siyasi açıdan yenirden yapılanması anlamına gelen, benim de yakından takip ettiğim temel yasaların dünyanın en demokratik yasaları olarak resmi gazetede yayınlanarak halkın kazanımı haline geldiğini ifade ettim. Buna dayanarak, neden yasal parti kurup, sandıklarda yönetimle oralarında halkı hakem koymak istemediklerini anlamakta zorlandığımı ifade ettim. Dış müdahaleye bu kadar açık tavır alan bir muhalefetin, bu olanaklardan neden yararlanıp, dış güçlerin eline koz olacak, askeri müdahaleler dahil kanlı eylem süreçlerine örtü anlamına gelecek, kaosa yönelişini anlamanın güç olduğunu ifade ettim. Türkiye’de 135 yıldır hala bir sivil anayasa oluşturulamamışken,. Seçim sistemi ırkçı faşist karakteriyle %10 barajını dayatırken, Partiler yasasının bıçak sırtında tutuğu parti katma girişimleri varken, Suriye yönetiminin 5 ay içinde hiçbir ülkenin başaramayacağı demokratik atılımından neden yararlanmadıklarını sorguladım. Ona on yıl önce aramızda geçen bir sohbeti hatırlatarak, “Fatih on yıl önce bana bu ülkede sıkı yönetim kanunları ilga edilse bize yeter diyordun”, Yönetim bunun yüz katı daha fazlasını yaptı, aklınızın almayacağı ölçekte büyük bir reform paketini hayata geçirdi. Bunu neden kullanmıyorsunuz da her şeye ‘hayır’ diyen küs çocuk gibi davranıyorsunuz, üstelik ‘her türden dışın müdahaleye kaşıyız’ diyorsunuz. Bu tutumlarınız çelişkili değil mi?” diye sordum. Devamla da “bu duruşunuz diğer Arap ülkelerinde de gündeme gelen, “Arap Baharı” diyebileceğimiz haklı halk hareketinin, zaman geçtikçe emperyalist müdahaleye, karanlık amaçlı, yaratıcı anarşi yönelimli, komplocu güçlerin denetimi altına girmesine yol açmaz mı? Yönetimle diyalog içinde sorunlarınızı bir ortak bölende çözmek yerine, zorlayıcı, dışlayıcı tutumla dış güçlerin müdahalesine zemin oluşturmuyor musunuz?” yönünde sorularımı yoğunlaştırarak sordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih, ben gibi ağırmış saçarıyla derin derin dinledikten sonra bir kelimeyle cevap verdi “GÜVEN”. Hepimiz birden sustuk. Derin ve anlamlı bir suskunluk hüküm sürdü. Suskunluğu Dr. Sufvan bozdu; süreci kendi açısından değerlendirip ortaya koyacağı görüşler için sırasını beklerken, bir yol ayrımına gelmiş olmanın gerginliğiyle, “sanırım bütün sorun da budur, birbirini anlamayan güçler her ne kadar aynı sonuçlar için çalışıyor olsa da birbirleriyle kıran kırana bir mücadele içinde olabiliyorlar” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih, on yıllara içinde oluşmuş örgütsel edebiyatının özetini vermek istercesine sakince ve kelimelere seçerek konuşmasına döndü “ dünyada hiçbir siyasal hareket özelliklede iktidarda olan siyasal güçler tarihin ilerlemezsine paralel olarak gerekli değişimi yapamayacaklarını söylemek yerindedir. Bu Baas partisi için de geçerlidir. Belli bir tarih içinde iktidar olmuş bir partinin katılaşmış ve zaman içinde içe dönük çürüme içinde olan eğilimlere düşmesi kaçınılmazdır. Sistem kendini yenileme etkinlikleri ve dinamikleri yaratamamış ise sorunlar kaçınılmaz olarak çok boyutlu olacaktır. Bu da anlaşılabilir. Bu durumda en akıllı çözüm, muhalefetin nefes kanallarını açmaktır, içteki çürümeyi farklı bir siyasal örgütlenmenin eleştirileri altında ya da onun da göreve gelmesiyle ülke adına aşmaktır. Bu anayasanın 8. Maddesinde yer alan devletin ve toplumun yönlendiricisi olarak gösterilen Baas partisinin oynaması gerekirken, bu rolü oynamamıştır. İlerici Vatan Cephesi’ni oluşturan 7 siyasi parti ise, bir büro partisi olmanın ötesine geçememiştir. Halklaşamamış ve halkın tarihsel ihtiyaçlarına cevap verememiştir.” Diyerek şöyle devam etti “Toplum artık açılmalıdır, kendi güçlerine açılmalı, kendi dinamiklerine açılmalı. On yıllardır bedel ödeyen ve her türlü dış müdahaleye karşı çıkan halkın temsilcisi olma çabasında on yıllardır zorluklara katlanan güçlerin de tıkanmaları aşmak için etkinlik göstermelerine fırsat tanınmalıdır. Bunun için yapılan reformlara değer biçiyorum ancak bu gergin ve güvenlik sorunun yaşandığı bir yerde yapılması gereken belki çok basit ama anlamlı adımlar olmalıdır” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam burada müdahale yaparak şunları söyledim “Fatih, Suriye’de yönetim dünyada eşine ender rastlanır bir atılım yaptı bunu anlamak gerek. Kendini inkar gibi bir atılım, tek particiliği aşacak toplumun tüm dinamiklerini sürece katacak bir reform atılımı, sistemi nicelik olarak değil nitelik olarak değiştiren bir atılım. Bu atılımın ülkeyi ve sistemi reorganize etmek üzere, sizin gelenekten gelen ve muhalif olduğu bilinen Kadri Cemil gibi, Adil Niaysi, Ali Haydar gibi büyük bedeller ödemiş komünistleri, sosyalistleri, demokratlar bu reform yasalarının oluşma sürecine kattı yapmıştır. Bu çevreler hala yeni demokratik katılımcı bir anayasa oluşturmak için çalışmalarını sürdürmektedirler. Suriye halkı bu kazanımları kullanmak istiyor, ama halkın bu kazanımlarını kullanma önünde dış güçlerin amansız bir yol kesme hareketi bulunuyor, bunlara karşı uyanık olmak ve vatan çatısı altında bu sürece sizin de katılmanız gerekmiyor mu?” diye sordum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fatih konuşmasını ve bu yazının konusunun son cümlelerini şöyle dile getirdi. “ Ortaya çıktı ki yönetim ülkenin en güçlü siyasal etkinliğidir. Halkın ezici çoğunluğu onun yanında olduğunu da ifade etmiştir: bunu inkar etmek mümkün değildir. Bu gerçeği görmezden gelmek sanırım dış müdahale beklentisi içinde olanların, ülkeye emperyalist tankların sırtı üzerinde gelmek istemeleriyle ilgili bir boyutu olabilir başka anlamı olamaz. Bu gücü koruyan bir yönetimin yaşanan sıkıntılardan kurtulması için, tekrarla söylüyorum ki, ülkenin siyasal nefes kanallarını açmak, demokrasi ve özgürlükleri kullanmak hatta yapılan reformların sağlıklı işlemesi için de gerekli pratik adımlara ihtiyaç bulunmaktadır. Bunlar zor olmayan şeylerdir sırasıyla da şöyle özetleyebilirim 1. Eli kana bulanmamış tüm siyasi tutukluların derhal serbest bırakılması 2. Siyasi örgütlerin özgürce kendi yayın organlarını basıp her yerde dağıtmaları, 3. Tüm mali giderleri devlet tarafından karşılanan merkezi Radyo yayını hakkının, muhalif güçlere halka kendilerini anlatmak üzere verilmesi (devlet, halkın verdiği vergilerle maliyesini oluşturur, bu açıdan halkın temsilcileri için ayıracağı kaynağı kimse cebinden vermiş gibi vermeme eğilim içinde olmamalıdır) 4. Her şehirde muhaliflerin gösteri, konuşma yapabilecekleri bir sahanın belirtilmesi, bu sahalarını da devletin güvenlik güçlerince korunmasının sağlanması (Hyde Park örneğinde olduğu gibi bir alan) 5. Anayasa komisyonunun oluşturmakta olduğu taslağın muhalefet güçlerinin tartışmasına açık hale getirilmesi ve ardından halk oylamasına sunulması. İşte dostum özetli bunları acilen istiyoruz bu kaostan çıkış için bir ilk adım olacaktır, sonrası diyalog ve karşılıklı güvenle gelişecek sürecin eseri olacaktır” Diyerek sözlerini bağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlatımların yorumunu okura bırakıyorum. Bu onurlu muhalefet güçlerinin yaklaşımlarını anlattığı kadar Suriye’de halkçı yönetimin, halk ve tüm siyasal çevrelerde küçümsenmeyecek ağırlığına etkisine ve dönüşümleri yapabilme gücüne de önemli bir işarettir. Özellikle, muhalefetin son bir hafta içinde akıl almaz bir düzeysizlik, çapsızlık, yetmezlik içinde battıkça batan tartışmaları, hırlaşmaları ortaya çıktıkça, Suriye halkı ve yönetimiyle, bölgemizde tüm halklar adına taşıdığı sorumluluğa bir işaret gibi durmaktadır. Muhalefet diye geçinenlerin, ortak imzalarını taşıyan belge üzerine çıkan itirazlar dış askeri müdahale olsun mu olmasın mı üzerinde yoğunlaşması, Suriye’yi yıkmak isteyen dış güçlerin muhalif güçleri nasıl da kukla gibi kullandıklarını göstermeye yeterli bir veridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye hepimiz için bu sorunları aşmalıdır. Suriye halkının yönetimiyle bir bütün olarak kat edeceği başarı ülkemiz özgürlük ve demokrasisi içinde önemli bir güç ve destek olacaktır. Komşumuzun sorunlarını aşması için ülkemiz demokratik güçlerinin daha çok duyarlı olması gerektiğini ise söylemeye bile gerek yoktur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-5021540579659588579?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/5021540579659588579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=5021540579659588579' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5021540579659588579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5021540579659588579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/suriyede-onurlu-muhalefet.html' title='SURİYE’DE ONURLU MUHALEFET'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-hOF2T7TeDhI/TwILoxccEiI/AAAAAAAAD4Q/1w2Ybz8RK3c/s72-c/clip_image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-3352446020786528567</id><published>2012-01-02T11:51:00.000-08:00</published><updated>2012-01-02T11:53:49.853-08:00</updated><title type='text'>ENİ YILINIZ KUTLU OLSUN -- KUL SENA VA İNTOM Bİ HAYR</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/-mNKxt8jyIfI/TwILNKsLfnI/AAAAAAAAD4E/yNi5L5waoTw/s1600/1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 256px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-mNKxt8jyIfI/TwILNKsLfnI/AAAAAAAAD4E/yNi5L5waoTw/s320/1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693125199785590386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ENİ YILINIZ KUTLU OLSUN -- KUL SENA VA İNTOM Bİ HAYR&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-3352446020786528567?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/3352446020786528567/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=3352446020786528567' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3352446020786528567'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3352446020786528567'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/eni-yiliniz-kutlu-olsun-kul-sena-va.html' title='ENİ YILINIZ KUTLU OLSUN -- KUL SENA VA İNTOM Bİ HAYR'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-mNKxt8jyIfI/TwILNKsLfnI/AAAAAAAAD4E/yNi5L5waoTw/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-5624814418122817282</id><published>2012-01-02T11:45:00.000-08:00</published><updated>2012-01-02T11:50:59.938-08:00</updated><title type='text'>BU HAFTAKİ MİSAFİRİMİN ÇAĞRIŞTIRDIĞI</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; - 31 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 Aralık 2011 tarihi itibariyle ziyaretime gelen bir genç arkadaşı bir kez daha bilişim çağına ilişkin vardığım sonuçları hatırlattı. Arkadaşımız, Adanalı. Kadim Adana ailelerinden birine mensup. Üniversite öğrencisi. Yeni kuşağın dinamizmini, araştırıcı, akıl yürütücü, kendini tanımlayabilen ve tanıtabilen bir kuşağının özelliklerini taşıyor.. Yeni süreçte hızla gelişen ilişki ağlarımızın, siyasal olduğu kadar sosyal ilişkilerimizin önemli halkalarından biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkımızın kimlik hakları uğruna mücadelede özgürlük ve demokrasi taleplerinin genç kuşakta aldığı gelişkin düzeyine örnek olan genç misafirim, önermeleriyle, önermeleri için bulduğu çözümlerle, pratik aktif bir atılımcı süreci gireceğimizi işaret ediyor. Deneylerimizle bu gözlemleri yaparken genç arkadaşlardan çok şey öğreneceğimizi de anlıyoruz. Misafirim Üniversite öğrencisi, ama okuma alanı çok gelişmiş, okuduklarının sentezini hızlı biçimde programlayabilen bir. Bu kuşak, gençliğin yükselişe geçtiğini çağrıştırıyor. Onlara verdiğim önemde yanılmadığımı görüyorum; ilgisiz olduğunu, siyasetten uzaklaştıklarını sananlara tekrarla hatırlatırım farklı alanlara bakın çok farklı bir gençlik göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu günün gençliği, bir kitaptan bir alıntı yapana kadar harcadığımız zaman biriminde, bir kütüphaneyi araştırıp sentezler üretebiliyor. İnternet çağı, son halkasından yakaladığımız bu çağ bizim kuşak için de hızlı araştırı ve yazım ufku açmıştır; tabi bizim kuşağın önemli bir kemsi hala mail adresine bile sahip değil…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basılı kitap okuma üzerine yükselen bilgi ile sanal kitap bilgisi arasında tercih yapılacaksa, ben hala basılı kitapları okumayı tercih ederim; benim bu tutkum, eskiye bağlı olmaktır, yeni ise çok farklı ve daha ileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nezaket gösterip beni ziyarete gelen her misafirim bol bol kitap hediyesiyle gelir. Bu kitapları zevkle okur kütüphane raflarımı doldururum. Ancak bilgiye erişim ve günceli yakalama çabalarımın tümü, internet üzerinden elde ettiğim bilgilere dayalı. Anında ele alınmayan konuların bayatlaması böylesi hızlı bilgi alımına ihtiyaç yaratıyor. Sonuçta yeni uygarlığın verileri diye tanımladığım, tarihsel devrimleri, geri dönüşü mümkün olmayan dönüşümleri yaratacak olan belirtilerin bu gerçeklik zemininde oluştuğunu söylemek yanlış değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün gelecek her şey değişecek kıstasları da birlikte yenilenecektir; sanal gazete, sanal kitap sanal bilgi ve evrensel ölçekte sanal üretim bu günkü üretim ilişkisinin yerine alacağı kesindir. Sanalda üretilmeyen hiçbir şey artık kendine pazar bulamayacaktır; bir eşyayı denemek için onu kullanmaya gerek kalmayacaktır tüm kalite kontrolleri ömrü, yararlılığı vb her şey sanalda hazırlanmış olacaktır. Ondan sonra fiili tüketime gelecektir. Bunun için Marksist teorinin Hegel’den aktardığı ve tamamen olumsuzladığı yabancılaşma esasında tarihin en devrimci dinamiği olduğu anlaşılacaktır; İşbölümü derinleşip genişledikçe artan yabancılaşma, evrensel boyuta en küçük emek ve bilgi verisini en kapsamlı üretim projeleri içinde hazmederek insanlığa sunacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu süreç aynı zamanda değişim değerinin kullanım değerine nitelikçe galebe çaldığı bir üretim tarzını, yani yeni bir uygarlığı tanımlayacaktır. Buradan da anlayacağız ki, tarihin tüm sınıf mücadeleleri, ilgili oldukları sistemlerin bir iç mücadelesidir ve devrimci değil reformisttir. Devrim tarihsel olandır, geri dönüşü olmayandır, siyasal erkin ele geçirilmesi değil, sistemin bir bütün olarak ve nitelikçe tarihsel ilerlemeyi temsi edecek dönüşümüdür. Bunun içindir ki, köleci düzenin sınıf mücadelesi olan kelelerle-köle sahiplerinin mücadelesi feodalizm kurmadı. Yani feodalizmi köleci sistemin sınıf mücadelesinde ezilenleri temsi eden köleler kuramadı. Bu feodalizm içinde aynıyla geçerlidir. Feodal üretim tarzının sınıf mücadelesi olan serflerle feodaller arasındaki mücadele, bu mücadelenin ezilen sınıfı serfler aracılığıyla Kapitalizme geçilmedi. Durum kapitalizmdeki sınıf mücadelesi içinde aynıyla geçerli olacaktır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihte tüm sınıf mücadeleleri, ilgili oldukları sistemde iyileştirmeler yapar. Bunların desteklenmesi kadar içinde olunmak da gereklidir;emekçilerin haklı taleplerini sistem içinde karşılayacak bu adamlar devrimci güçlerin desteklerine muhatap olmalıdır. Reformların kaynağı da bir ölçüde budur. Ancak sınıf mücadelesi hiçbir toplumda ve tarihi kesitte devrim yapamamıştır. Devrim hep tarihsel olmuştur. Eski sistemin içinde gelişen yeni üretim ilişkileri yadsınmanın yadsınması kanunu gereğince yeni sistemi hazırlamış ve eskiyi tasfiye ederek yerini almıştır. Bu tasfiye, halk ayaklanmasıyla ele geçirilen siyasal iktidarla taçlanabileceği gibi, evrimci yollarla da olduğu bilinmektedir. Durum kapitalizm için de aynıyla geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalist sınıf mücadelesinin bu anlamda, reformist olmanın ötesinde bir işlevi yoktur. Gerçek tarihsel devrim ise eski sistemin (Kapitalizmin) içinde doğan yeni sistemin verilerinin gelişip yerlerini almasıyla gerçekleşecektir. Kapitalizmi tarihe gömecek olan da budur; sınıf mücadelesinin ezilen kesimi değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimi darbe sananlar doğal olarak siyasal iktidarı, bir biçimde ezilen kitleler aracılığıyla ele geçirip “devrim” yaptıklarını sanacaktır: Ama tarih gösterdi ki, bu devrimlerin tümü birer darbeden ibarettir. Bu nedenle gerisin geriye dönmeye mahkum olmuştur. Gerçek devrim için, yani tarihsel geri dönüşümü olmayan devrim için yadsımanın yadsınması gerek; eskinin içinde doğan yeninin, kendi sınıf ve üretim ilişkileriyle eski sistemin ve sınıflarının yerine alması demektir. Feodalizmde köle sınıfı (rikkat sınıf diyorum şahıs olarak köleden söz etmiyorum) , kapitalizmde serfler ne ise işçi sınıfı da gelecek ileri üretim ilişkisindeki yeri o olacaktı; yani eski rejimle birlikte tarihe karışacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok basit bir örnekle tanımlayım PTT’ye karşı internet iletişimin yaptığı devrim nasıl ki geri dönüşü mümkün olmayan bir devrim ise işte öyle bir şey. Biri eski sistemin iletişimi diğeri ise yeni sistemin. Bu gün, bu gelişmelerin henüz başındayız ama hızla gelişen veriler, yeni sistemin yükselişine ve bir çok alanda eskiyi tasfiye ederek yerine almaya başladığını söylemek yanlış değildir. Şu geri dönüşüm mümkün olmayan devrimle ne kastettiğimi daha iyi anlamak için şöyle düşünmek yeter, internet iletişim teknolojisi varken, bir düğmeye tıklayarak binlerce adrese aynı anda ileti gönderme imkanı varken, kalem, silgi, kağıt, zarp, pul alıp mektup yazarak, postaneye gidip posta kutusuna atarak, postacı da bunu kamyon, uçuk alıp ilgili şehre ya da devlete götürerek oradan aynı işlemle adrese ulaştırması gibi, bu gün bakınca akıl almaz zorluk ve maliyeti göze alarak mı mektup gönderirsiniz…. Olay budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunları genç misafirimden aldığım mesajlarla anlatma gereği duydum. Bu anlatımların pratikte anlamlı adımlar atmamıza, gençlerimize daha çok fırsat tanıyarak, bizlerde deneylerimizle onlara destek olarak halkımızın ve haklarımızın yanında yer almamız gerekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Misafirime buradan da bir kez daha hoş geldin diyorum…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-5624814418122817282?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/5624814418122817282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=5624814418122817282' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5624814418122817282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5624814418122817282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/bu-haftaki-misafirimin-cagristirdigi.html' title='BU HAFTAKİ MİSAFİRİMİN ÇAĞRIŞTIRDIĞI'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-1208088184044160372</id><published>2012-01-02T11:44:00.000-08:00</published><updated>2012-01-02T11:45:43.782-08:00</updated><title type='text'>THKP-C (Acilciler) Basın Açıklaması No 36 (SİVİL KIYIM VE INKARCILIK)</title><content type='html'>THKP-C (Acilciler) Basın Açıklaması No 36&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Aralık 2011 / No: 36&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİVİL KATLİAMI ve İNKARCILIK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SİVİL KATLİAMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün ülkemiz acı bir haberle uyandı. Devlet, sivil 36 vatandaşı uçaklarla bombalayarak katletti. 28 Aralık gecesini 29 Aralık sabahına bağlayan saatlerde, binlerce kez tekrar eden vahşetle devlet kendi vatandaşını katletti. Dünyanın gözü önünde işlenen bu cürüm, her yerde hava sahasının uçuşa yasaklanmasını gerektiren insan hakları suçu kapsamında ele alınması gerekirken, Türkiye devleti vatandaşını acımasızca, pervasızca katletmekte bir beis görmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barı, birlikte yaşamın tüm erdemlerini çiğneyen bu devlet altında, birlikte, güven içinde nasıl yaşanabilir sorusunu bir kez daha gündeme getirmektedir. Şehirlerde günü birlik baskınlarla sivil siyasal şahsiyetleri, sivil toplum etkinliklerini, hukuk adamlarını, edebiyatçı, yazar aydınları durmadan kovuşturmaya maruz bırakan bu devlet, insanı tüm değerleri, vatandaşlığın yaşam haklarını da uçaklarıyla bombalarıyla ölüm denklemleriyle yok etmekten çekinmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basın açıklamamızın ilanı öncesi, medyaya yansıyan bu haber aylık örgütsel ilanımıza bu girişi zorunlu kılmıştır. Kısa bir süre önce onlarca askerin öldürülmesi üzerine yaptığımız açıklamalarda bu kanlı ve bir o kadar kirli savaşın bitmesi talebini dile getirirken gösterdiğimiz refleksi, bu gün devletin geleneksel katliamlarına karşı da şiddetle göstermeyi görev biliriz. Buradan kamuoyuna bir kez daha ilan ederiz ki, bu ülke birimizin değil, hepimizindir. Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini yeryüzünde hiçbir zor ve zorbalık hiç bir kovuşturma ve katliam engelleyemeyecektir. Bu kanlı girişimler e rağmen halklarımız zafere ulaşacaktır. Demokrasi halklarımızın hakkıdır. Bu alınacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu basın açıklamamızda Kürt halkını başı sağ olsun diyoruz. Ölenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Her zaman olduğu gibi de bu gün, haklı özgürlük davasının yanında olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNKARCILIK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin özgürlük ve demokrasi yönünde gelişme dinamiklerin, her zaman inkar politikaları kısırlaştırılmıştır. Osmanlıdan günümüze süregelen inkarcılık, dolgusu imkansız boşlukları ürettiği kadar tarihle yüzleşmemizin önündeki en büyük engel olmuştur. Kimlik bunalımlarımızın kaynağı da burada anlam bulmuştur. Bu, büyük oranda tek boyutluluğa götüren yetmezliklerinde bir ifadesidir. İnkarcılık, doğrudan kimliksizlikle de ilgili bir boyuta sahiptir. Kimliksiz ülkeler, açıklarını inkarla örtmeyi yaşamsal bir çizgi haline getirirler. Bu nedenle de hiçbir gelişme ve olayda bağımsız tutum alamazlar. Kukla olma durumuna düşerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihsiz ulus ve ülkelerin, büyük güçlerin kuklası olması esprisi de bununla ilgilidir. Kimliksiz bir ülke, istese de istemese de bağımsız bir karar üzerinde yürüyemez. Bu tür ülkelerin kararları, büyük güçlerin gölgesi altında kalır. Bağımsız olmak bu anlamda siyasi bir olay olmanın çok ötesinde tarihsel kültürel kimlikle ilgilidir. Bu nedenle, egemen olunan coğrafyada yaşamın tüm boyutlarına yön verecek bir uygarlık üretemeden askeri güçle hükümran olmak mümkün olsa da bütünü temsil etmek mümkün olamaz, bağımız olmak mümkün olamaz. İşte tam bu noktada, inkarı başlar. İnkar bir ötekileştirme olarak kendini ifade eder, kimliksizliğin belirtisi olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Egemenlik alanında, etnik farklılıkların ötekileştirilmesi, hak talebi olanları “katli vacip”le susturmaya çalışmak, inkarın en tipik belirtisi olur. Katledileni inkar, hak isteyeni inkar, azınlığı inkar, komşuyu inkar diye devam eden bir seremoni olarak bu akıl, bu gün ülkemizde egemen olan aklı tanımlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlıdan çıkıp gelmiş haliyle Cumhuriyet inkarlar üzerine kurulmuştur. Farklılıkların zenginliğini tanımlayan Anadolu uygarlıklar tarihini tek boyutlu ulus devlet içine sığdırma çabası, bu akılın inkarcılığı için yeterli bir neden olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözde farklı bir planla kurulan Cumhuriyet, “kendi üreten kendi tüketen, başkasının toprağında gözü olmayan, yurtta sulh cihanda sulh ilkesiyle” ilkesi üzerinde yükselecekti. Büyük korkuların ürünü olarak, milyonlarca Km² bir feodal imparatorluktan gerileye gerileye, Sevr çöküşünü de atlatarak Lozan anlaşmasıyla var olan Cumhuriyet, inkarcı bir siyasal hat üzerinde yaşama inadı gösterdi. Osmanlının hasta adama, kılık kıyafetini değiştirmişti ama aklını aşamamıştı. Bu akıl Osmanlıda vardığı ittihatçı boyut tüm vahşetiyle adını değiştirmiş olarak Cumhuriyette de sürdü. Cumhuriyetteki Osmanlı bu akıl yordamıyla, hastalığı iyileştikçe eski alışkanlıkları nüksediyordu; egemenlik altındaki alanların yeniden fethi gibi, her hak talebini kıyımlarla tasfiye etmekle kalmıyor, fırsat bulunursa toprak ilhakı yapmayı affedilmiyordu; Kürt halk hareketlerinin kanlı biçimde bastırılması, Hatay’ın ilhakı bunun bir ifadesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, Osmanlıdan bugüne gelen inkarcığın sonucuydu. İnkar ise, kimliksizliğin refleksiydi. Kimliksiz olmak ise, bir biçimde fethedilen toprakların gerçek yerlisi olamamaktı. Bunun tarihsel nedeni de üzerinde hüküm sürülen toprakların gerçek bir anavatan olmamasıydı. Anavatanı anavatan yapan, bakir bir toprağı tarihte ilk kez yaşama açıp, üzerinde kendi emeğiyle üretimi sürekli kılmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı bu ilkeye hiçbir zaman uymamıştır; hazıra konmuş talan ve gaspla yaşamış, toprağa emek vermemiştir. Bu, onun egemenlik sürdüğü topraklar üzerinde yabancı bir işgalci güç olarak kalmasına yol açmıştır, yerli olmayı başaramamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Anadolu’nun eski uygarlıklarını aşabilecek bir uygarlık üretemedi. Eski uygarlıkları “demokratlığından” dolayı değil dinamikleri olmadığı için özümseyemedi. Farklılıklar tamamlanmamış uluslaşma süreçleriyle de olsa kendilerini koruyabildi. Bu veriler üzerinden Cumhuriyet tek ulusçu bir yapılanma olarak gündeme geldi. Dolaysıyla yerleşmesinin imkanı yoktu. İnkar bu yönelimin kaçınılmaz bir unsuru olarak siyasetin ana ekseni oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu akıl, Cumhuriyetin devam eden hataları kadar, Osmanlının kirli işlerini inatla sahiplenmeye kadar inatçılığını korudu. İnkar, böylece denden bu güne bir yaşam tarzı oldu. Farklılıklarımızla oluşan zenginliği daha çok özgürlük ve demokrasi için bir atılım platformu olarak değerlendirmek yerine kaosa böylece düşüldü, kimlik bunalımı böylece derinleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihte Ermenilere karşı işlenen soykırımının (24 Nisan 1915) inkarı kadar, Dersim (1937-38) kıyımının inkarı da bunun sonucudur. Üzerinde oturulan toprakların verileriyle hiçbir uyumu ve gerçekliği olmayan tekçi algıların dayatması, tek ulusçu ve tek inançlı egemenlik bu günde inkarcılığı beslemeye devam etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnkarcılık, bölücü ve ötekileştirici olarak geleceğimiz karartan çok tehlikeli bir unsur olarak bu günde sorunlarımızın kaynağını oluşturuyor. Aydınları, Türk Ceza kanunu 301. Maddesine dayanarak açılan davalarla sindirilmek, bu aklın tekçi milliyetçi körlüğünün bir ününü olarak dayatılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aklın, bahanesi özründen beter olan dış politikalarla halkımızın sırtına onarılması güç sorunlar yıkmaktadır. 22 Aralık 2011 tarihi itibariyle Farsız Meclisi Genel kurulunun, 1915 Ermeni soy kırımının inkarını suç saymasına karşı iktidarın gösterdiği tepki, kendi içinde hiçbir biçimde tutarlı olmayan bir tepkidir; farklı düşünceye karşı iktidarın gösterdiği baskıcı tutum ikircimli tutumlarını yansıtan önemli bir veridir. Siyasette ikiyüzlülüğe sığınan bu devlet, iktidarları aracılığıyla vatandaşına karşı sürdürdüğü baskı politikaları inkarcılığına önemli bir göstergedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kaos içinde, farklılıklarımızla barış içinde bir arada yaşama projesi, güvenli bir tarzda yeniden dizayn edilmesi gerçekleşmedikçe sorunlardan çıkışın tek yolu bölünme olacağını bilmek gerek. Onurluca atılacak tarihle cesurca yüzleşme adımı yerine inkarı seçmek, bu akılla iç ve dış siyaseti şekillendirmeye çalışmak, hepimizin ortak yaşam alanı olan bu ülkeye verilebilecek en büyük zarardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örgütümüz, inkarcılığa esir olmuş akıllarla ülkenin yönetilemeyeceğini bir kez daha belirtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkımızı, inkarcılıkta temsil olunan çağdışı akıllara karşı, özgürlük ve demokrasi için tarihle cesurca yüzleşme kararlılığına çağırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örgütümüz yeni yılda halkımıza, barışı, özgürlük ve demokrasi dileklerini iletir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;THKP-C (Acilciler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Aralık 2011&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-1208088184044160372?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/1208088184044160372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=1208088184044160372' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/1208088184044160372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/1208088184044160372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/thkp-c-acilciler-basn-acklamas-no-36.html' title='THKP-C (Acilciler) Basın Açıklaması No 36 (SİVİL KIYIM VE INKARCILIK)'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-2309872808417721582</id><published>2012-01-02T11:41:00.000-08:00</published><updated>2012-01-02T11:44:31.207-08:00</updated><title type='text'>FANUS</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-QJVa8oHE1eo/TwII7HmICQI/AAAAAAAAD34/kstn0j3nof8/s1600/19%2BAral%25C4%25B1k%2B2011%2Bfanus%2B%25C3%25A7imdeki%2Bge%25C3%25A7mi%25C5%259F.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 308px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-QJVa8oHE1eo/TwII7HmICQI/AAAAAAAAD34/kstn0j3nof8/s320/19%2BAral%25C4%25B1k%2B2011%2Bfanus%2B%25C3%25A7imdeki%2Bge%25C3%25A7mi%25C5%259F.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5693122690693990658" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 28 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya Fanusu, Antakya’nın önemli kimlik simgelerindendir. Kendi adıma bu fanusun ışığıyla ilkokulu bitirdim. Derin izleri var, gaz kokusunu özlemle içeme çekerim. Onu hisseder anılarımın coşmasını, direncimin güçlenmesini kışkırtırım. Ne zaman, inzivaya çekilsem, köye çıksam, mutlaka onun ışığını ararım. İçimi ısıtır, “bilimin mum ışığı” kavramının bende bıraktığı izlenimler, bir seremoniden geçer gibi gözümün önünden geçer. Kişiliğimin kimlik oluşumu derinliklerinde, memleketim kadim Roma kenti Antakya’nın simgelerinden biri olarak fanusu görürüm. O ilk adımlarda, ilkel yapım cam kavanoz içinde yağa batırılmış bir fitil olarak yaşama gözlerini açtı. Ziyaretlerimiz, türbelerimiz binlerce yıl onunla aydınlandı. Bilgelerimiz onun ışığında bizi biz yapan, inanç olduğu kadar, kültür birikimlerimizi üretti. Bazen okudukça, bilgeliğini, aydınlığını içime sindirmeye çalıştığım yüce şeyhim Hasibi’nin (Kas) onun ışığında yazdıklarını okurum. Hasibi’nin (Kas), bizler için açtığı ufukları, mürekkep kamışıyla, deri üzerine düşüncenin tarihini, evrimini farklı “doruklardaki” simgelerini nasıl yazdığını hayal ederim; tıpkı Nazım Hikmet’in, Şeyh Bedreddin Destanı’nı yazarken Torlak Kemal’i, tutsak olduğu zindan penceresinin demir parmaklıklarında gördüğü gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle, uzatmayacağım Antakya’nın kadim Roma köprüsünün hikayesini yazdım “KÖPRÜ” başlığı altında. Orada genç bir çocukken köprümü nasıl yıktıklarını anlattım acımı ıstırabımı aktardım. barbarların, tarihsizlerin tarihi şehrimin kimliğini nasıl da yok etmek istediklerine isyanımı haykırdım. Şehrimin zılgıtlarını yazdım “ZILGIT” başlıklı makalemde. Zılgıtı anlattım her tonuyla, sevinçte olduğu kadar, şehitler için, ölen gençler için, eli kınalı tazeler için, Antakyalı o koca kalçalı kadınların kiremit kokulu duvarlarda yankılanan zılgıtlarını betimledim; elem verici derin izleriyle zılgıtlarını aktardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi FANUS’u yazacağım. Bu sadece bir giriş. FANUS, hani şu vasiyetimde andığım, “hakkın rahmeti gelmeden memleketime dönersem eğer, elimde Antakya FANUS’nun ışığıyla, gündüz gözü, yalın ayak, şehrimin tüm sokaklarını dolaşarak, halkımın kimlik haklarını arayacağım“ dediği FANUS işte bu FANUS.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye’deyim, direnen onurlu ülkede halkıyla omuz omuza direnişinin orta yerindeyim. Zalimlerin kol gezdiği, eşkıyanın hükümdar olmaya çalıştığı bir dünyada, dört bir yanını çakalların sardığı bu ülkenin direnişine ortak olmak için buradayım. Yaptırım üzerine yaptırımlarla teslim alacaklarını sananlara karşı, Suriye halkıyla toprak yeme pahasına direneceğimizi ilan etmek için varım. Türkiye’de- iktidar olmuş ikiyüzlü ihanet şebekeleri, gerici karanlık akıllar bu onurlu, bu barış ve sevgi dolu komşumuza yaptırım uygularlar. Karşılıklı paylaşım üzerine oluşmuş anlaşmaların biri de elektrik alış verişidir, “yaptırım” adına keser ihanetin siyaseti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkında olmadan açtıkları kuyulara düşer, kimliksiz akıllarıyla halkların iradesine rağmen aldıkları kararlar kendi yıkımları olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye halkı, yönetimiyle dik durur direnmeye devam eder…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşten ben, bu halkın insanı olarak, bu direnişin bir parçası olarak FANUSU alır gelirim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhanet şebekelerinin iktidarına karşı, halkımla böyle direnirim. Onun içimi ısıtan ışığıyla kirli ve karanlık yaptırımlara geçit vermem, halkımla direnip giderim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saatler saatleri devirir, enerji tasarrufu içindedir vatan, ben de FANUS ışığında okur dururum….&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-2309872808417721582?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/2309872808417721582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=2309872808417721582' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/2309872808417721582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/2309872808417721582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/fanus.html' title='FANUS'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-QJVa8oHE1eo/TwII7HmICQI/AAAAAAAAD34/kstn0j3nof8/s72-c/19%2BAral%25C4%25B1k%2B2011%2Bfanus%2B%25C3%25A7imdeki%2Bge%25C3%25A7mi%25C5%259F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-235053369104062869</id><published>2012-01-02T11:40:00.000-08:00</published><updated>2012-01-02T11:41:32.291-08:00</updated><title type='text'>SURİYE’de ALTBENLİK MÜCADELESİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 27 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu makalenin konusu Suriye’de kışkırtılmak istenen Alevi-Sünni çatışmasıyla ilgilidir. Sonuçta mezhep bilinçaltının, ortak vatan bilinçaltı tarafından hezimete uğratılmasını konu edinecektir. Bu konu ülkemizi de yakından ilgilendirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce, şu haberi okuyun. Güler misiniz? Ağlar mısınız? Komşumuza bunca haksız tutum takınıp, elleri gençlerinin kanına bulanmışken "Türk Dışişleri Bakanlığı, Suriye'nin başkenti Şam'da dün iki istihbarat binasını hedef alan intihar saldırılarını kınadı.” Demenin bir kıymeti itibarı olur mu? Birlikte düşünelim. Haber kaynağı (http://www.haberturk.com/dunya/haber/700034-o-internet-sitesi-sahte)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani derler ya "katalu ve hamal bi cenaztu" ( katil, üstelik cenazeyi taşıyor) o misal...."Startejik derinlik" ve onun yarım akıl "komşularla sıfır sorun" tezleri iflas ettikçe, komşumuza yönelik yaptırımlar dönüp sile tokat suratlarını şişirdiği görülmüştür. Suriye’ye uygulanan yaptırımlar son iki ayda 8 milyar dolar zarara yol açmakla kalmamış, katlanarak etkisini sürdüren ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi sonuçlar yaratmaya başlamıştır. Hesapsız kararlar sahibine yıkıcı etkilerle dönmüştür. Bununda ötesinde Arap Birliği örgütü üyesi Araplar, kendi aralarındaki sorunlarında bir biçimde çıkış kanalları yaratarak barışma ihtimali olmasına karşın, aralarında ayrık otu olarak gördükleri Türkiye’nin yüzkarasıyla çıkması büyük bir ihtimal olarak belirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şam’da el Kaide- Müslüman kardeşler örgütünün yaptığı intihar eylemlerindeki vahşet tablosu, esasında Türkiye’nin uzun zamandan beri izlediği yıkıcı kanlı politikanın da bir unsuru olarak görülmelidir. Birbirinden bağımsız olmayan bu gelişmeler, göstermelik taziye mesajlarıyla üstü örtülmeyecek kadar derin yaraları temsil etmektedir. Ancak oyun bitmiştir. Erdoğan iktidarının Komşumuz Suriye üzerine on yıldır sürdürdüğü ve bir anda açık çehresiyle ortaya çıktığı kanlı oyunu teşhir olmuştur. Suriye halkı bu gerçeğin dehşetiyle, haklı bir refleks hali içindedir; Türkiye ihaneti, Osmanlının 400 yıllık zulmüne eşdeğer görülmüştür. Bu acı iz nasıl silinir bu günün konusu değildir. Ancak Şam’da maruz kalınan kanlı intihar saldırısının katlettiği 44 can ve yaraladığı 185 kişinin acısını istismardan başka bir anlama gelmeyen Türkiye Dışişleri bakanlığının taziyesi çirkin bir aldatmaca olarak görülmesi hiçte yanlış değildir. Komşu ülkenin yaşadığı bu kanlı kıyıma karşı, Cumhurbaşkanı ya da Başbakan olarak da değil de Dışişleri Bakanlığı adına bir sözcünün tazeyi ilanı yapması, utanılacak bir aymazlıktır. Suriye halkı bunu şu sözlerle karşıladı; “bu kötü devran bu gün bana, ama bir başka gün de sana dönecektir”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç bir neden yokken, önceden planlanmış olduğu açık olan bir komployla, eli kanlı Müslüman Kardeşler şebekesine askeri, mali, teknik ve yönetici ( Yakalanan 42 MİT subayı dahil) destek sağlayarak, insanlık dışı katliamlarla eli kanlı hale gelen Erdoğan yönetimi, esasında komşuluk ilişkilerinde, sıradan bir emperyalist kukla refleksiyle hareket etmiştir. Türkiye halklarının iradesini de çiğneyen bu düşman politika, onurlu Suriye halkı tarafından daha çok manevi bir acı olarak hissedilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye bunu asla hak etmemişti. Yüz yıldır uzak kaldığı Ortadoğu siyasal ortamı ve çok yönlü ilişkilerini Türkiye’ye kendi elleriyle açan Suriye, hak etmediği bir ihanetle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye’yi bu ihanete götüren en gerçekçi tarihi neden, Türkiye’nin kimliksiz bir ülke olmasıdır. Kendi iç bütünlüğü, inançsal ve etnik dokusu bütünsel bir birlik arz etmemiş haliyle Türkiye, Osmanlıdan çıkıp geldiği kimliksizliğini sürdürmeye devam etmektedir. Bu durumu, kimi zaman, NATO uşaklığında anlam bulan tetikçiliğiyle, kimi zaman Avrupa kapılarında kölece bekleyişiyle çoğu zaman Bölgede Amerika’nın maşası askeri eğilimleriyle, ülke içinde kendi vatandaşına en kirli savaşları dayatarak yaşam sürdürebileceğini sanısında olmuştur. Bu tarz bir yaşamın ise, olmayan bir alt benlik ortamında, tarihsel örnekte yaşanan Sevr anlaşması sendromunu gerçek kılacak birçok gelişmeyi tetikleyeceğini belirtmek yanlış olmayacaktır. Uluslaşma sürecini ancak 20.yy başlarında başlatabilmiş olan bir ülkenin, hükümranlık alanları içindeki farklılıkları tarihsel süreçte özümseyememiş olması bu kimliksizliğin kaosudur. Bu ise, farklılıkları artan ölçüde merkez dışına çıkan özgürlük arayışlarına haklı olarak götürürken, birleştirici demokratik açılım dinamiklerinin de kısırlığını sergilemektedir; 135 yıldır bir sivil anayasa bile yapamamış olan Türkiye’de demokrasinin zerresinden söz etmek abes ve ahlaksızca bir yaklaşımdır, kendini aldatmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böylesi bir ülke ve böylesi bir iktidarın komşularına ihanet etmeden durması, zaten düşünülmesi mümkün olmayan bir vakıadır. İhanet, tarihsiz, kimliksiz ülkelerin kaderidir. Türkiye, kimliksizliğiyle sadece emperyalist güçlerin kuklası olma konumundadır, gerisi her ilişki ihaneti seremonisine bir zemindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye bu tür komplolara ve ihanetlere şerbetli bir ülkedir. Bu ülke üzerine yönelen ihanetler, en çok farklılıklarını birbirine düşürmek üzerine kurgulanmıştır. Kimi zaman etnik, kimi zaman inançsal açıdan yapılan kışkırtmalar her zaman iflasla sonuçlanmıştır. İhanetleri, kışkırtmaları aşan bu başarının kaynağı, Suriyeli olma bilincinin, vatan kimliği etrafında oturmuş tarihi algıların köklü olmasıdır. “TARİHSİZ ÜLKELER” başlıklı makalemde üzerinde durduğum bu konu, ülkelerin tarihli olması ile olmaması arasındaki farkı, tarihsiz ülkelerin her güç odağı karşısında kukla roller içinde olması ve tarihli ülkelere karşı kirli süreçlere sürüklenebildiklerini izah etmeye çalıştım. Bunu aynıyla kimliksiz ülkeler içinde tekrar etmek yanlış olmayacaktır. Türkiye bir kimliksiz ülkedir. Bu kimliksizliğin kaçınılmaz sürüklenişi ise, süper güçlerin çıkarlarına bir araç olmayı getirmektedir. Türkiye Suriye ilişkilerinin en doğru şekilde kavranmasının yolu da bu verilerde yatmaktadır. Kimliksizlerin kimlikli ülkelere vatanlara karşı dış güçlerle saldırısıdır demek yanlış olmayacaktır. Bu belirleme, İsrail’in bölgedeki rolü kadar, İran-Suriye gibi kimlikli ülkelere Türkiye gibi kimliksiz, Katar, Körfez Emirlikleri, Suudi-Arabistan gibi tarihsiz ve kimliksiz ülkelerin tutumunu izah eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye, 7000 yıllık tarihiyle vatanseverlik dokusu, farklılığının genlerine kadar işlemiştir; bu toprakların adı Suriye, bir ırk adı değil, bir millet adı değil bir vatan adıdır, bir toprak ve üzerinde oluşan yaşam birliği adıdır. Bu topraklarda bundan üç bin yıl öncesinden beri tarihin ve insanlığın ilk alfabesi keşfedilip kullanılmıştır. Yazılı tarihin bütünleştirdiği bir kültür örgüsü oluşmuştur. Bu toprakları vatan eden, kan değil kültürdür. Kiminin sandığı gibi vatanı ortak vatan yapan, katledilip “altında yatan” değil, üstünde üretilen yaşamdır, yaşama ait olan her şeydir kültürdür… Bu nedenle, içindeki tüm farklılıkları bir bütün yapan bu ortak algıyı parçalayıp birbirine düşürmek mümkün değildi. Bu olguyu, bilimin psikanalist dalı argümanlarıyla ele aldığımızda, durumu şöyle tanımlamak yanlış olmayacaktır; Suriye’de inanç bilinçaltı, vatan bilinçaltı karşısında ağır bir yenilgiye uğramıştır. Yani mezhep çatışmasını körükleyenler, ortak vatan algısıyla bütünleşmiş Suriye halkı önünde hezimete uğramıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi alt-benlik? Sorusunun Suriye’deki cevabı vatan birliği alt-benliği olarak cevaplanmıştır. Bu sorunun Türkiye’deki cevabı hala kritik noktada seyretmesi ise Türkiye’nin kimliksizliğinin bir ifadesidir. İki komşu arasındaki fark da tas tamam budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan sonuçlara uzanmak, onları görmeye çalışıp yorumlamak, algılamak, zor değildir. Her boy ve soydan emperyalist komplonun “böl yönet, yaratıcı anarşi, temiz eller operasyonu” gibi cehennemi denklemlerle Suriye üzerine yığılmak istenmesine karşın, Suriye halkı, halkçı yönetimi ve demokratik reformların arkasında, milyonları milyonlara katarak meydanları coşkuyla doldurup, son sözünü söylemesi, işte bu tarihsel kimlik dokusunun ifadesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye alt-benliğinin verdiği güçle tarihi boyunca direndi. Şimdi de direniyor. Tel armana anlaşmasından bu yana (Hitit-Mısır Kadeş savaşları), bölge dış müdahalelere konu olmuş bir bölgedir. Bölgenin zenginliklerini, doğası, kıtalar arası köprü olan coğrafyası dış güçlerin egemenlik iştahlarını kabartmış durmuştur. Böylesi bir ülkenin kıtaların kilit ülkesi olması kadar bölgenin tüm direnen güçlerin de anavatanı olması doğaldır. Bu nedenle Suriye “devricilerin anavatanı” olmuştur. Bunun için de uluslararası şer güçlerin karşı-devrim saldırılarına maruz kalmaktadır. Ancak sona gelindi. Suriye zafere koşuyor. Suriye'nin başarılı direnişi ise sadece bu ülkenin kazancı olmayacaktır. Fas’tan Türkiye’ye kadar tek tek gerici iktidarların ve karanlık güçlerin sultası altına düşen bu ülkelerin kaderi, Suriye’nin başarısıyla değişecektir. Bu karanlık gidişi durduracak direnme bu ülkede sonuca bağlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de siyasal tablonun değişimi de Suriye’de kazanılacak başarılara bağlı olduğun iddia etmek abartılı olmayacaktır. Erdoğan iktidarının tüm kirli savaşları ve müdahaleci ihanetleri, Suriye’nin başarısıyla sona erecektir. Türkiye halklarının gerçek dostu olan Suriye bu yanıyla da ülkemizdeki demokratikleşme sürecinin itici güçlerinden biri olarak rol oynayabilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dengeyi iyi algılamak gerek. Suriye başarırsa, ülkemizdeki gerici süreç ağır bir kırılmayla yüz yüze kalacaktır. Özgürlük ve demokrasiye önemli bir katkı sunacaktır. Bu verileri dış dinamik etkisi olarak görmemek gerek. Bölgemiz bir bütündür, birbirini etkileyen süreçlere sahiptir. Hiçbir ülke diğerinin iç işlerine karışmaksızın her bir ülkede ortaya çıkan gelişme diğerini etkileyen bir atmosfere sahiptir. Dolaysıyla, iç ve dış dinamik kıstasları, bölgenin bütün olarak ele almayı gerektiren tarihsel bir kesit içindeyiz. Bu nedenle Suriye konusunda alınacak tutum, ülkemiz demokrasi mücadelesi için de önem taşımaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-235053369104062869?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/235053369104062869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=235053369104062869' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/235053369104062869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/235053369104062869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/suriyede-altbenlik-mucadelesi.html' title='SURİYE’de ALTBENLİK MÜCADELESİ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-313107519912926338</id><published>2012-01-02T11:39:00.000-08:00</published><updated>2012-01-02T11:40:32.690-08:00</updated><title type='text'>ATATÜRK VE DEMOKRATİK CUMHURİYET ÜZERİNE</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 20 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülke birimizin değil hepimizindir. Bunu bir kez daha, bin kez daha, ötekileştirici eğilimlerin ırkçılığından, bölücü milliyetçiliğinden, ilkel mezhep ayrımcılığından arındırarak birbirimize kanıtlamakla yükümlüyüz. Bu ülkede bölünmeye karşı barış içinde bir arada yaşamak için, tek boyutlu tüm dayatmaların önünde durmalıyız. Her renk ve farklılıktan doğan aidiyetlerimize ve onların simgesel değerlerine saygı temelinde, halklarımızın kimlik haklarını anadille eğitim haklarını bir demokratik anayasada günceye bağlama hakkını kazanmalıyız; yasalarıyla, kurum ve kuruluşlarıyla farklılıklarımızı ikircimsizce işleyen demokratik anayasa bunun ilk adımıdır. Bu kanaatlerle Atatürk ve demokratik Cumhuriyet algılarımı sizinle paylaşacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZET&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır yaptığım açıklama ve yazdığım makalelerin bir özeti yapacak olursam; Atatürk bir Türk ulusun tarih içinde yetiştirdiği en önemli lideridir, Atatürk’e siyasi açıdan yapacağımız her eleştiri de meşrudur diyeceğim; bu eleştiriler, Atatürk’ün onayını, imzasını, olurlarını taşıyan toplumsal, siyasal tüm kararları da içerir. Bir toplumun tarihiyle cesurca yüzleşmesi, hiç kimseyi işlediği toplumsal siyasal hatalardan muaf tutmaz. Ancak, siyasi eleştiri yerine şahsileştirmelerle yapılacak eleştiriler, bir ulusun simgesel değerine saldırı ve karalama boyutu alması halinde, amacını aşar ve siyaset dışı bir düzleme düşer. Bunu asla tasvip etmedim, etmeyeceğimde. Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet tarihi açıdan bir eleri siyasi adımdır. Ama bu adım Osmanlı teokratik yönetimine karşı ileri olmasına karşın, Sevr’e karşı Lozan anlaşmasıyla içinde tutuğu etnik ve inanç farklılıklarına. Özgürlük, demokrasi ve adil bir eşitlik sağlayamadı. Osmanlıdan çıkmış haliyle Cumhuriyet, hilafeti lağvetmesine karşı diyanet işleri müdürlüğüyle tek boyutlu mezhep inancının esiri oldu. Bunun da ötesinde, 1920-40 döneminin tüm Avrupa’da gelişen Irkçı, şoven, faşist siyasal hareketlere paralel olarak, ortak ülkemizdeki etnik topluluklara karşı ırkçı kıyımlar dayatıldı. Farklı etnik kökenli halk hareketi, 1920’lerden itibaren sonuncusu Dersim katliamıyla ortaya çıktığı gibi, kanlı kıyımlara maruz kaldı. Bu yöntemler, Cumhuriyetteki Osmanlıydı. Bu güne kadar süren, zaman zaman gerileyen, zaman zaman iktidar olan bu karanlık zihniyet, bu gün açıkça yeni Osmanlıcılık adı altında kendini ifade etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün, bu karanlık akıl, tüm iddialarının aksine, içte vatandaşlarına karşı akıl almaz bir inanç-mezhep ayrımcılığı kadar, kanlı savaşlarıyla etnik ayrımcılık da yapmaktadır; vatandaşlarına karşı sınır ötesi operasyonlar dayatan ve “Startejik Derinlik” adı altında “komşularla sıfır sorun” aldatmacasının iflasıyla tüm komşularla savaş eşiğine gelen bu karanlık akıllar, komşumuza haksızca ve ahlaksızca dayattıkları “ekonomik yaptırın” ters tepmesi sonucu. ülkemiz ekonomisinin milyarlarca dolar zarara girmesine yol açtılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YORUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aleviler, Cumhuriyet Ve Atatürk” Başlıklı makale Mustafa Elveren hocaya aittir. Bu yazı şu linkten takip edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.gomanweb.net/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=11681:aleviler-cumhuriyet-ve-atatuerk&amp;catid=43:mustafa-elveren&amp;Itemid=106#comment-387&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Elveren hoca www.gowamanweb.org sitesi moderatörüdür de. Okurlarıma tavsiyem, siteyi ziyaret etmeleri ve yukarıdaki linkten özel olarak ilgili yazıyı okumalarıdır. Çünkü Mustafa hocanın yazısı, Dersim sorunuyla birlikte öne çıkan, ama on yıllardır geniş bir sol çevrenin gündeminde olan Atatürk algısını konu edinmektedir. Bu yazıya yaptığım yorum ise şudur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ulusun uluslaşma sürecinde öne çıkan figürleri vardır. Bu figürler ulusal bir lider, ulusal bir simge gibi tarihi görevler yerine getirirler. Osmanlı gibi feodal bir imparatorluğun yıkıntıları arasından, Parlamenter cumhuriyete geçiş, Cumhuriyetin kuruluş amacındaki ciddi aksaklıklara, hayati hatalara ve militarist katliamcılığına karşın bir tarihi ilerlemedir, bir değişimdir. Bu değişim, siyasal, ekonomik ve toplumsal örgütlenme boyutunda da tarihi ilerlemeleri ifade etse de tek boyutlu bir milliyetçilikte konumlanmıştır; kimi zaman dilimlerinde de ırkçılığa kadar giden çöküşleri olmuştur. Bütün bunlar, bu günün algılarıyla akıl almaz faşizanlık gibi gelse de, Osmanlıdan çıkıp gelen bir parlamenter cumhuriyete yol almış olması nedeniyle ileri bir adımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi bu günün güzüyle hareket eden bir geçmiş olarak algılamayacaksak, Osmanlıya göre bir ilerlemedir, dememiz yanlış değildir. Bu ilerleme görelidir, bu doğru ama sonuç itibariyle bir ilerlemedir. Türk ulusu içinde çok anlamlıdır. Atatürk bu ilerlemenin simgesidir temel figürüdür. Atatürk Türk ulusu açısından bana göre, tarihinin ürettiği en önemli şahsiyettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, cumhuriyet etnik ve inançsal açıdan olduğu kadar, demokrasi açısından da güdüktü. Bu güdüklük o kesitte ortaya çıkan tüm özgürlük hareketlerine karşı kanlı bir biçimde yaklaşarak faşizanlık da yapmıştır. Bu gerçekler, Cumhuriyetin Osmanlıdan farklı bir planda kuruluş gerekçesini ağır bir tahribat altına almıştır, gelişme dinamiklerini kısırlaştırmıştır. Buna yıllardır cumhuriyetteki Osmanlı adını taktım. Bu süreç bu güne kadar bu kısırlığıyla gelmiştir. Bu kısırlığı tanımlayan askeri darbeler, sivil diktatörlük hevesleri sık sık nüksederek de cumhuriyetin evrimini engellemiştir. Demokratik cumhuriyete doğru barışçıl evrimin, farklılıklarını zenginlik olarak içselleştirecek genişlemenin olmaması da bundandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetin sığlığı ve kaosları, içerdiği farklılığın zenginliğini taşıyamayacak hale gelmesine yol açmıştır. Cumhuriyetin geleceğini belirleyecek sınav da buradadır. Bunun ilk adımında, ulusların Atatürk gibi önemli değer ve simgelerine hiç bir karalama, ayıplama ve hakarete yönelmeden farklılıklarımızı hak ve hukukunu anayasal güvencelere kavuşturmamız gereklidir. Bu cumhuriyet, düne aitti. Bu gün ilerlemek zorundadır. Demokrasi ve özgürlüğü esas alan, farklı etnik ve inançsal hakları güvence altına alan bir genişleme, ilerleme ve dönüşüme ihtiyacımız bulunmaktadır. Barış içinde bir arada yaşamanın tek yolu da buradan geçer. Aksi durumda, kimse kimseyi "neden bölünmeye gidiyorsunuz?"diyerek suçlama hakkına sahip olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekte de ortak ülkemizde bölücülüğün esas kaynağı egemen tek boyutlu milliyetçilik ve ırkçı mezhepçiliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokratik cumhuriyet farklılıklarımızla hepimizi sığabilecek bir cumhuriyettir. Irkçı- milliyetçi tek boyutlu algılar bunun önünde duran en büyük engeldir. Gerçek bölücülerde bunlardır. Atatürk değil; tarihsel misyonunu yüz yıl önce doldurmuş bir lideri, bu gün için engel görmek hatalı bir algıdır. Bu hatayı kışkırtan da Atatürk’ün tarihi rolünü bilmeden onu kullanmak isteyen darbecilerdir, ırkçı-milliyetçilerdir. Farklılıkları inkar için onu maske yapanlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atatürk hatalarıyla sevaplarıyla geride kalmış bir veridir. Kendi adıma Atatürk’e hiçbir zaman kaba bir düşmanlıkla yaklaşmadım. Siyasal olarak eleştirsem de onu bir ulusun tarihte yarattığı en anlamlı liderdir diye baktım. Dünü bu güne taşıyarak, Atatürk’ü piyasaya sürüp harcamaya çalışan, darbecilere, milliyetçi, ırkçı yaklaşımlara, hangi isim altında olursa olsunlar eleştirimi yapmaktan da hiç çekinmedim. Bunlara söyleyeceğim en önemli şey, Atatürk’ün yakasını bırakın, o üzerine düşeni başka ulusları hiçe sayarak kendi ulusu için yaptı. Onu piyasaya ucuz mal olarak sürmekten uzak durun. Atatürk dönemi dahil Cumhuriyetin her kesitinde Kürtler katledildi, Araplar ve Aleviler baskı altında oldu; Türkiye Cumhuriyeti bir Sünni Türk cumhuriyetidir tanımlaması bu açıdan yanlış değlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gece ansızın değiştirilen Alfabe kanunuyla da tarihte insanlık adına yapılacak en feci kültür katliamı gerçekleştirilmiş oldu; yeryüzünde, alfabeyi bir kanunla değiştirip tüm vatandaşları sıfır tarih bilgisine indirgeyen başka bir ülke yoktur. Arap alfabesinin lağvedilmesiyle sadece Arap halkına ağır bir kültür katliamı yapılmadı, ama aynı zamanda bir gece ansızın Türkler, Kürtler ve bu ortak vatanda yaşayan herkesin tarih bilinci sıfırlandı. Arap alfabesi bilişim çağı için diğerlerinden hiçte farklı olmayan dinamikleriyle okyanus gibi bir alfabedir. Ama yok edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi binlerce olumsuzluğu burada sıralamak güç değil. Ancak bunları bir şahsa bağlamak da o kadar güçtür. Bu bir tarih sürecidir, dengeleriyle verileriyle bir bütün olan bir tarihtir. Tek tek verileri, söz konusu tarihin nesneleri ve öznelerini doğru kavramadan, şahıslara yönelmenin ciddiyeti tartışmalıdır. Tarihi algılamak, şahısları hedef tahtası haline getirmek demek değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu günkü haliyle, Türkiye Cumhuriyeti farklılıklarıyla zenginlik arz eden topluluklar için dar bir elbise haline gelmiştir. Bu elbise, genişleyip yükselen toplumsal dinamiklerle de her köşesi yırtılmaktadır. Bu gelişmeyi hiç bir güvenlik önlemi, hiç bir kirli savaş ve yeryüzünün hiç bir askeri kudreti engelleyemez. Böyle kalırsa, kanama ölüme kadar götürür. Bu noktada yine sık sık belirttiğim gibi, kanama üzerinden zamana oynayanlar, Lozan anlaşmasıyla kurtardıklarını bile koruyamaz hale gelecektir; ısrar ise, Sevr anlaşmasını arasalar da bulamayacakları bir çöküşe varılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyet konusuna devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cumhuriyetin bir başka çehresinde yaşanan tıkanma, kendini inanç alanındaki ciddi daralmalarda gösterdi. Tek boyutluluk inançta din olarak Hıristiyanlığı tasfiye ederken, mezhepte ise Sünni egemenliğini reva gördü. Üstelik Sünni mezheple çatışma halinde olan bir laik devlet ikileminde bulunarak. Cumhuriyetin bu ikircimliği, tüm ikiyüzlü duruşlar gibi er ya da geç aslına dönecekti. Bunu anlamak için son bir örneği sağlıklı algılamak yeter. Ergenekon adlı eski derin devlet tasfiye edilirken, Fethullahçı cemaatin imamlar ordusuyla yeni derin devletin oluşturulmaya başlanması bu gelişmenin anlatımıdır. Devlet bir bütün olarak tek mezhepçi kıskaç altına laiklik de tasfiye edilerek alınmış oldu. Devletin her köşesinde, farklı inançlar için akıl almaz bir tehlike oluşturmaya başlayan imamlar ordusu devreye girdi; Melleler de bunun Kürt halkı üzerine kurgulanın maskesidir. Bu ise yeni ve farklı bir toplumsal patlamanın zeminidir. Bu derinliğine kaostur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortak ülkemizin kimlik bunalımı bu kaosta anlamak zor değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önümüzdeki süreç demokratik bir cumhuriyetle bu sorunları aşma süreci olabilir. Bunun, kararlı bir siyasal irade gerekli. Aranan kararlı siyasi irade, sadece seçimle gelenlerin iradesini çok aşar. Toplumun tüm kesimlerini, sivil toplum etkinliklerini de sürece katan bir irade olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyaset düzenbazları, ırkçı-milliyetçiler, oy avcıları, parti ve tek boyutlu milliyetçi algılıların iradesi, sorunun boyutuna cevap verecek bir iradeyi temsil edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta, önemli bir sınavla karşı karşıya olduğumuzu söylemek yanlış olmayacaktır. Anayasa bu konunun önemli bir halkası olabilir. Ortak vatanda, barış içinde bir arada yaşamayı temel alan, tüm farklılıklarımızı temsil eden, farklılıkların hak ve hukukunu yasa, kurum ve kuruluşlarla güvence altına alan bir anayasa bu iradeyi temsil edebilir. Yoksa kimse kimseye “neden?” Diye sorma hakkına sahip olamaz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tercih, hepimizin sınavıdır. Ortak ülkemizin kaderi de bu tercihle belirlenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAZIMA YORUM VE CEVAP&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vedat koparan arkadaş, “ATATÜRK VE DEMOKRATİK CUMHURİYET” Başlıklı makalem için alttaki şu yorumu yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“değerli dost genel olarak düşüncen olumlu, ne varki eksik ve açılmaya ihtiyaç olan ise nasıl olacak bu demeokratik cumhuriyet .üstelik kapitalsit egemenlikte (faşizm hükmünü sürdürürken)yaşanırken vede kararlı bir siyasi irade önermesi var kimden gelecek bu irade ?diyor sorarken belirttiğin (". Toplumun tüm kesimlerini, sivil toplum etkinliklerini de sürece katan bir irade olmalıdır".)bunu öneriyorsun ne yazık ki her girişim sonuç almayan kısır bir döngüde kanla acıyla hapisliklerle sürmekte egemenler yine bildiğini okuyup uyuglamaktalar her gelen hükümet gideni aratır bir işleyişle devam etmekte ve devrimsiz bir düzen içi demokratik cumhuriyet önermesi ,pek akla ,gerçeğe, olabilirliğe yaslanmıyor.bu sistemin önerilen demokratik cumhuriyete evrilmesini beklemek veya istemek iyi niyetten öte geçmeyen bir düşünüş olsa gerek.kaldı ki demokraitk talep ve mücadele elbet yadsınmaz fakat devrimi hedeflemeyen bir talep düzen içinde boğulmaya mahkum olmaz mı. Değişim olacaksa ;kırıntılarla değil, dipten gelen dalgayla ,tepeden tırnağa aşağıdan yukarıya olmalı her şey ters yüz edilmeli –sevgiler” (http://www.facebook.com/photo.php?fbid=187733621322824&amp;set=a.104968396266014.10234.100002585630850&amp;type=1&amp;theater )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CEVABIMDIR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli dostum Vedat koparan, haklısınız. Sonuç olarak size katılmamak mümkün değil. Zaten tekrarla dikkatlice okursanız aradığım irade, kamuoyuna bir mesajdır. Bu sistemin böylesi bir iradeyi sığasına sığdıramayacağı ise açıktır. Tekrarla devam eden, 135 yıl içinde 5 anayasa yapmalarına karşın hiç birinin sivil ve demokratik olmamasının toplum vicdanı ve farklılıkların toplumsal dokularınca da kabul görmemesinin tek anlamı budur. Bu nedenle önerimi halka bir mesaj olarak ele almak gerek. Yazının konusu Atatürk ve Demokratik Cumhuriyet. Bunun sonuçta bir iradeye dayanması gerek. Bu iradeyi işaret ettim. Buyursun bu düzen bu iradeyi kursun, biz de kabul edelim. Ama bu iradeyle nitelik çatışması içinde olan bu sistemin, hep kaoslar yaratarak halkın gerçekçi iradesini sistemin içinde oturtamayacağı açıktır. Yazıda bir tek cümle daha koyulabilir idi bunu düşündüm, ama koymadım. Olduğu gibi bıraktım, mümkün olan en geniş en yumuşak anlamıyla bile ele alınsa, bu sistemin, böylesi bir iradeyle yeni bir anayasa yapamayacağını göstermek istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eksik cümleme gelince, Şunu diyecektim, "Ortak ülkemizde gerçek bir demokratik anayasa için çatışma halinde olan tüm güçlerin meydanlardan ve dağlardan gelen siyasal güçlerin ortak iradesine dayanmalıdır." Bu cümlede, diyalogu, içeren bir kamuoyu mesaj cümlesi olacaktı. "Demokratik bir anayasa için tek düze devrim şarttır" kestirme slogansı önermelere gitmek, sonuçta haklı bir söylem olsa da bence siyasetin genişliğine, en azından benim bu günkü algılarıma oturmuyor. Çok marjinal söylemlere yönelmeden, halkın kabul edilebilir algıları a ait önermelerle ilgili mesajlar vermek daha yerindedir; bu hiçte popülist bir yaklaşım değil. Sonuçta halkın iradesi olmadan hiçbir şey olmamalıdır. Zorlam sadece darbeciliktir, iktidar gaspıdır. Bunun ötesini şöyle izah edebilirim ki bir çok yazımda işledim ve buradan da yakında yeniden ele alacağım. O da “TARİHİ KIRILMA...” başlığı altında irdelenecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kavram tarihin tüm devrimlerini açıklayan bir kavram; TARİHSEL KIRILMA yeterli olgunluk koşullarında ortaya çıkan toplumsal, siyasi, kültürel askeri fiili kırılmadır. Bu koşul, tarihte azınlık gibi olan kararlı bir örgütsel gücün ülkede doğan devrimci krizleri gerçek anlamda bir devrime dönüştürme anıdır. Bu an, bölgemizin her alanında ortaya çıkabilir. Böylesi bir anda hiç hesaba katılmayan sessiz kitleler birer militan, birer kadro ve yönetici olur. Dünya devrimler tarihi bu örneklerin tarihidir... Ama sakın devrim anlayışımı sorma ( çok uzun konu), 15 yıldır yoğun polemikler yaptık. Yüzlerce makale binlerce sayfa. Benim algılarımda devrim, altı boş, fırsatı kullanan ve buradan siyasal iktidarı ele geçiren bir devrim değildir. iktidarı ele geçirip bir gece ansızın siyasi bir kararnameyle ilan edilecek yeni toplumsal sistemlerin tümü, gerisin geriye dönmüştür. Bu geri dönüş ne şahsi, ne programsal, ne başka bir açıktan dolayıdır. Bu devrimleri yapanların yer yüzünün en büyük beyinleri olduğu gerçeği, böyle bir tanımlama yapmamızı engeller onlara hakaret olur. Geri dönüşün tarihsel nedenleri ve nesnel durumun yetersizliği üzerine binmeleriyle il2gili bir yanı var. Ejderha olsanız başka bir şey yapamazdınız da…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geri dönüşü mümkün olmayan tarihsel devrimlere, yeni uygarlıklara, bilişim çağının ortaya koyduğu verilerle yadsınmanın yadsınması gereği eski sistemde gelişip olgunlaşan verilerin sonucu olarak devrime yönelmek gerek. Böylesi bir devrimde sınıf mücadelesi bile sıradan reformist bir mücadele düzeyinde kalır; yani sistem içi iyileştirmelerden öteye geçemez. Tarihsel olarak gerçek devrimler bu objektif olgunluklar üzerine siyasal iktidarın da dönüşümüyle tamamlanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle, demokratik anayasa için ortaya koyduğum önerme, bu olgunlaşma sürecinin bir unsuru olmasıyla ilgilidir. Yani yazdığım cümleler bu önemli tarihsel polemiklerin birikimlerinden gelmiş cümlelerdir. İlginize teşekkürler...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-313107519912926338?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/313107519912926338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=313107519912926338' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/313107519912926338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/313107519912926338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2012/01/ataturk-ve-demokratik-cumhuriyet.html' title='ATATÜRK VE DEMOKRATİK CUMHURİYET ÜZERİNE'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-5061482372450445823</id><published>2011-12-25T04:33:00.001-08:00</published><updated>2011-12-25T04:33:51.122-08:00</updated><title type='text'>MARAŞ FAŞİST BİR PLANDI MİT BİZZAT KATKI YAPTI</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hasip Yiğitoğlu&lt;/span&gt; – 24 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maraş katliamının 33 yıldönümünde konuşan dönemin İçişleri Bakanı Fehmi Güneş, katliamın bizzat devletin yönlendirmesiyle yapıldığını itiraf etti. 1978 yılında Maraş’ta Alevi yurttaşların yoğun olarak yaşadığı mahallerde gerçekleştirilen katliama ilişkin itiraflarda bulunan dönemin İçişleri Bakanı, yaşananları şöyle özetledi: “Faşist bir plandı. Engel olmayı bırakın, MİT bizzat katkı yaptı.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olayları ‘faşist bir plan’ olarak nitelendiren Güneş, çarpıcı açıklamalar yaptı. Güneş, “Maraş, katliamı göz göre göre geldi. Fakat önüne geçilemedi çünkü istihbarat bize bunlarla ilgili bilgi vermiyordu. Olaylar başladı, valiye istihbarat verilmedi, askeri çağırmakta da geç kalındı. Gelen asker de yeterli değildi.&lt;br /&gt;Ben istihbarat örgütünün oradaki cinayetlere, oradaki katliama katkı yaptığını düşünüyorum. Engel olmayı bırakın, MİT bizzat katkı yaptı. Bakanlık görevim boyunca MİT’ten bilgi alamadım” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş, “Yörükselim Mahallesi’nde canilerin elinden kurtulan 10 yaşındaki bir çocuk kaçarak komşularına sığınıyor ancak onca yıllık komşuları onu evine almıyor. Yine bir kişiyi ağaca çivileyip ateş ederek öldürüyorlar. En vahşi olaylardan birisi de kocaman bir kazanda kaynar suya atılarak öldürülen çocuk cesedi bulduk” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan desen, İslam desen, değer desen, etik desen ayaklar altında eziliyor.Hangi duruma yorumlayacağız bu vahşeti.&lt;br /&gt;Acaba diyorum,Tarihimizle gurur duyuyoruz diyen Başbakan bu vahşetten haberdar değil mi.Yoksa başka bir ülkede mi yaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlamaması da mümkün değil Başbakanın.Katliamın yapıldığı zamanda yaşı 25 civarında olmalı.Bildiğim kadarıyla Başbakan,Milli Türk Talebe Birliği “nin önemli şahsiyetlerinden biriydi.Yanılıyorsam af ola,hatırladığım kadarıyla 12 Eylül Faşist yönetimi tüm siyasi ve sivil toplum örgütlerini kapatırken, MTTB bu uygulamadan muaf tutulmuştur.Yani MTTB kapatılmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meğer bu uygulama bu günler içinmiş.Milli görüş,sonrada AKP kurucularının ciddi bir bölümü MTTB meşrebi ile beslenmişlerdir.Tesadüf olmadığını söylemek yanlış olur mu acaba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra esas konuya döneyim. Başbakan ve Dışişleri Bakanı dünyayı dolaşarak Fransa”yı, Fransa”nın uyguladığı katliamları anlatacaklarmış,Fransa”yı teşhir edeceklermiş. “bu duruma kimsenin itirazı olmaz” iyide olur.En azında Türkiye destekli Fransa”nın Libya”yı neden işgal ettikleri de ifşa olmuş olur.&lt;br /&gt;Neyse konuyu fazla dağıtmadan,acaba diyorum,madem ifşa etme konusunda bu kadar heyecanlılar,Maraş”ta yapılan katliamının gerçek faillerini de ifşa etseler,kefil oldukları tarihle de böylece yüzleşmiş olurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesi erdemli bir duruş gösterseler , son derece anlamlı bir gurur vesilesine vasıl olular bence.Halı hazırda MİT”te Başbakana bağlı iken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasan Fehmi Güneş”i ekranda dinlerken,bir kez daha anladım ki,dünyada siyasetin ve temel insani değerlerin en sığ ve kaba yaşandığı ülkelerin içinde Türkiye”yi önemli bir yere oturmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş, alenen bu katliam MİT in desteği ile yapılmıştır diyor.En etkin devlet kurumu olan MİT ise,ve dolayısıyla Devletin politikaları MİT in öngörüsüyle terslik içinde olmayacağına göre,Güneş”in dediğinden Katliamın devlet eliyle yapıldığı sonucu çıkartılamaz mı.&lt;br /&gt;Allah aşkınıza,dünyada halkına karşı bu kadar zulmü reva gören kaç devlet saymak mümkündür..Siyasi-toplumsal zihniyeti,halkının değer yargısıyla,inancıyla,kültürüyle,sosyolojisiyle bu kadar ters düşen başka devlet var mı acaba,bu dünyada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkına karşı “intikam” argümanlarını bu kadar rahat kullanan siyasi bir iktidara rastlamak kolay olmasa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İntikam alınacaktır,diyebilen bir Cumhurbaşkanı düşünmek nasıl olur,nasıl izah edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun bir tek izahı var, akıl tutulması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahraman Maraş katliamını lanetleyerek,katledilenleri saygıyla anıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-5061482372450445823?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/5061482372450445823/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=5061482372450445823' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5061482372450445823'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/5061482372450445823'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/maras-fasist-bir-plandi-mit-bizzat.html' title='MARAŞ FAŞİST BİR PLANDI MİT BİZZAT KATKI YAPTI'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-3820827811314593218</id><published>2011-12-25T04:32:00.000-08:00</published><updated>2011-12-25T04:33:27.518-08:00</updated><title type='text'>. SURİYE DE İNTİHAR SALDIRISI</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Hasip Yiğitoğlu&lt;/span&gt; – 23 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son iki gün içinde Irak”ta ve Suriye”de yaşanan intihar eylemleri yeni bir sürecin işaretlerini veriyor adeta.ABD”nin Irak”ı işgali ile başlayan sürecin yeni bir versiyonu ”ABD”nin Irak”tan çekilirken” uygulamaya konduğu görülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son iki günde Irak”ta ve Suriye”de yapılan intihar eylemleri yapılışı ve niteliği göz önünde bulundurulduğunda El Kaide”yi işaret ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye”de nitelikle anarşi sürecinin başladığı ilk günlerde El Kaide üzerinde durmuştum.Suriye muhalif silahlı odakların bileşenleri içinde EL Kaide”nin olduğunu belirtmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten,Suriye”de yaşanacaklarla ilgili Uluslararası son spekülasyonlar El-Kaide üzerinde yoğunlaşmıştır.Libya”daki süreçle birlikte tartışmalar bu alanda yoğunluk kazanmıştır.Muhaliflerin son İstanbul toplantısında aldıkları,ölmek var dönmek yok kararı yeni bir sürecin habercisiydi esasında.Bildiğiniz gibi ölmek var,dönmek yok sloganı El-Kaide”ye aittir.Bu bağlamda komutanlığın El-Kaide”ye verildiği anlamı çıkartmak mümkün olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son üç ay içinde silahlı muhaliflerin yaptıkları eylemler dikkatlice incelendiğinde,kısa zaman dilimi içinde oluşan bir örgüt işi olamayacağı belli olmaktadır zaten..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bu eylemler Suriye Müslüman kardeşler örgütünü fazlaca aşacak niteliktedir.Daha ziyade profesyonel nitelik refleksli örgüt izlenimi veren eylemlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele hele bu gün Şam”da düzenlenen ve uluslar arası medya ekranlarına düşen ”Türkiye medyasının yer vermediği” iki intihar eylemi var ki,El kaide”nin eylemleriyle bire bir örtüşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullanılan patlayıcıların niteliği bir başka dikkat çekicidir.Medyaya yansıyan yayınlardan anlaşıldığı üzere bu patlayıcılar ciddi bir teknoloji ürünüdür.Bu anlamda patlayıcıların,satır aralarında İsrail menşeli olabilecekleri işaretleri bilirkişilerce verilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğlesine etkileyici patlayıcılar ki,intihar eylemi sonucunda 50 den fazla ölü ve 200 den fazla yaralıya neden olunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar paçavraya dönmüş.Adeta paça görüntüsü veriyor cesetler..Kafa,gövde,ayak,el birbirinden ayrılmış.İnsanların parçaları birbirine karışmış.Araçları içinde yanarak ölenler iskelet halinde yerlerinde duruyor..Ve maalesef ölenlerin ciddi bir bölümü sivil ve çocuklardır.Malumunuz El-Kaide”nin eylemleri genellikle sivillere yönelik olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medya ya yansıyan bu manzaralar bir ibret tablosu..Akıl tutulması gibi.İnanın ekrana bakmaya ürkersiniz.Bu manzarayı seyredeli nerdeyse 8-10 saat geçmesine karşın tüylerim halen diken,diken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüğüm manzara karşısında hislerimi anlatamam.Hayvanların bile utanacağı bir manzara.İnsan vicdanının tahammül edemeyeceği bu katliamı haklı çıkartacak hiç bir şey olamaz.Ne din,ne milliyet,ne iktidar adına kabul edilemeyecek kadar ahlaksızca bir katliam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başa dönecek olursam,ABD giderayak yeni provakasyonlar için El-Kaide”ye meydanı boşaltmıştır.ABD Döşediği düşmanlık algısıyla halkı etnik ve inanç temelde kamplaştırarak El kaide”ye bu günleri hazırlamıştır.Bunun anlamı kamplaştırılan halklar arasında nitelikli anarşi ve kaos derinleştirilerek mezhep çatışmalarının önünü açarak iç savaş yaratmaktır.Böylece de Irak”ın bölünmesi sağlanmış olacaktır.Güneyde Şii,Ortada Sunni, Küzeyde Kürt devleti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece de İran ile Suriye arasında sunni bir koridor devlet kurulmuş olacaktır.BOP denkleminin ilk ayağı tamamlanmış olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedefin İkinci ve üçüncü aşamaları,önce Suriye,sonrada Türkiye olacağı artık netleşmiş durumdadır.Bu oyunu farkında olanların bir kısmı bu senaryoya direnmektedir.Örneğin Suriye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazıları ise arka bahçe ajandaları kirli emelleri uğruna planlanan cehenneme odun taşımaktadırlar.Tarihin en kanlı arenasına dönüşebilecek bu sürece adım adım halklarını ateşe atıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef ülkemizin Suriye politikası bir çok tehlikeyi barındırmaktadır.Hem ekonomik,hem siyasi,hem diplomatik yönden karaya oturmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Irak ve Suriye de yaşanan intihar eylemlerinden umarım ders çıkartılabilir ve hatalardan dönülerek toplumsal geleceğimiz tehlikelere sürüklenmemiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumu ciddiye almak lazım.Halk olarak nesillerimizin geleceğini ilgilendiren kararlara artık müdahaleci olmamız gerekiyor.Hatta zamanı geçmiştir bile.Özellikle bölgemiz ve ülkemiz üzerinde oynanan emperyalist savaş senaryolarına karşı duyarlı olmalıyız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-3820827811314593218?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/3820827811314593218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=3820827811314593218' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3820827811314593218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/3820827811314593218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/suriye-de-intihar-saldirisi.html' title='. SURİYE DE İNTİHAR SALDIRISI'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-7512063885157347598</id><published>2011-12-25T04:31:00.000-08:00</published><updated>2011-12-25T04:32:51.198-08:00</updated><title type='text'>İNSANLIK MI BU?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-ci7W4KuBYYY/TvcX3-dlw2I/AAAAAAAAD2I/as4-hoBQ3k0/s1600/clip_image002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 250px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-ci7W4KuBYYY/TvcX3-dlw2I/AAAAAAAAD2I/as4-hoBQ3k0/s320/clip_image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5690042904633262946" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 23 Aralık 2011 Cuma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün öğle saatlerine doğru Suriye’nin başkenti Şam’da iki ayrı yerde iki arabayla intihar eylemi yapıldı. İlk belirleme 50 ölü 200 yaralı. Duvarlar yıkıldı en yüksek binalarda çatılar uçtu. Suriye kan ağlıyor, insanlık acı çekiyor; bu kanlı ve bir o kadar karanlık eylemi yapan Suriye’ye diz çökertmek isteyen eli kanlı Müslüman Kardeşler Örgütü şebekeleridir, El kaide’nin CİA mahreçli aklıdır. Aynı ölüm kurgusu, aynı eller tarafından dün Bağdat’ta, (22 Aralık 2011) sahneye konması, bölgemizde bu karanlık güçlerin amaçlarına önemli bir işaret olmuştur. Bağdat bilançosu 65 ölü 185 yaralıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Eylemin yarattığı derin hüzün ve tepkiyle Suriye halkı her şehirde, her ilçede milyonlar üzerine milyonlarca insan meydanlara akmaya başladı. Şu saatlerde, Suriye halkı istisnasız meydanlarda ortak refleks göstererek haykırıyor “katiller bu ülke size ve sizi kullananlara mezar olacaktır.” Dünyanın hiçbir ülkesinde görülmesi kolay olmayan bir ortak tepki tablosu oluşturan Suriye halkı, katillerin bitip tükenmeyen iflaslarını, mağlubiyetlerini ilan ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu eylem, insanlık evrimini tamamlamamış olan, hayvan düzeyine bile yükselmemiş olanların ortaçağa takılı akıllarının ürünüdür. Kimlik üzerine, yer ve çevre, inanç ve mezhep üzerinde lime lime insan doğrayan bu çeteler 10 aydır Suriye’ye karşı kinlerini kanlı şekilde kusuyorlar. 10 aydır, halkı kendilerine ve kirli amaçlarına inandıramadılar, 10 aydır silaha sarılarak bir sonuç alamadılar, 10 aydır liderliği, yönetimi ve halkıyla bir bütün olan, direnme çizgisinde öncü olan, yaptığı reformlarla ülkesini özgürlük ve demokrasi düzlemine yükseltmek için canını dişine katmış olan Suriye’ye karşısında yenilgiye uğradıkça daha çok ölüm ve daha çok bombalamalara yöneldiler. Bu bir iflastır. Bu bir tükeniştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyasi programları bile olmayan “İstanbul Meclisi” adlı şebekeler, asker kaçağı üç-beş firariyle “Hür Ordu” diye piyasaya sürerek aczini, darlığını, silahlı terör eylemleriyle insan katlinden başka bir batıklık olmadıklarını göstermiş oldular. Bu gün Şam’ı kana bulayan bu ölüm selinin bilinç altında, tarihi kinler olduğu kadar, bu kinlerin bölgemizi siyasal açıdan İsrail lehine yeniden dizayn etmek isteyen emperyalist güçlere kuklalık yaptığı ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgemizde halklar lehine gelişen süreci tersine çevirmek isteyenler, Suriye gibi kilit bir ülkenin dik duruşuyla yüz yüze gelmektedirler. Bu, ister okyanus ötesi süper güçlerin Ak denizden Kafkaslara enerji kaynakları ve yollarını denetlemek için kurgulanın komploların icrası için ister mezhep ırkçılığının intikam alma hevesleriyle yapılmış olsun tümü aynı kapıya çıkmaktadır. Ölüm denklemidir bu. Bir ülkeyi bir halkı katletme denklemidir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye hepimiz adına katledilmek isteniyor. Laik Suriye yönetimi bölgenin tek güvenli ülkesi olmanın bedelini hepimiz adına ödüyor. Suriye’ye destek vermek, bu anlamıyla öncelikli olarak kendi halklarımızın çıkarı için bir duruştur. Suriye ise, kendi canımız kardeşimiz akrabamız komşumuz ve halkımızdır. Halkımız için artık daha çok duyarlı olmalıyız. Bu satırlardan, uluslar arası medyanın yalan, abartma, uydurma karanlık amaçlı yayınlarının etkisiyle “Suriye’de neler oluyor?” sorusuna cevap arayanları, bir kez daha gerçekleri görmeye davet ediyorum..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu satırları hüzün dolu olarak yazdım. Ölüm denklemleri kurgulayanlara karşı, korkakça ve haince ölüm kusanlara karşı, kan akıtmayan inanç sayan karanlık akıllara karşı mücadele etmek bir varoluştur, bir duruştur. Bunu herkesin öncelikle algılaması gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-7512063885157347598?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/7512063885157347598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=7512063885157347598' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7512063885157347598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7512063885157347598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/insanlik-mi-bu.html' title='İNSANLIK MI BU?'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ci7W4KuBYYY/TvcX3-dlw2I/AAAAAAAAD2I/as4-hoBQ3k0/s72-c/clip_image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-836159368100292418</id><published>2011-12-25T04:29:00.000-08:00</published><updated>2011-12-25T04:31:14.533-08:00</updated><title type='text'>LAZKİYE KONFERANSINDA SURİYE KÜRTLERİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-L_fUcLeb6Hc/TvcXgdnshqI/AAAAAAAAD18/C7yvr9VY5yY/s1600/11111.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 270px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-L_fUcLeb6Hc/TvcXgdnshqI/AAAAAAAAD18/C7yvr9VY5yY/s320/11111.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5690042500680287906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 22 Aralık 2011 Perşembe. Lazkiye/Suriye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lazkiye’nin Spor beldesi konferans salonunda, 5000 kişiyle, Orta-doğunun en önemli şahsiyetlerinin vereceği konferansta birlikteydik. Birçoğu dostum. Siyasal konuların uzmanı. Birer bilge. Salonu dolduran coşkun kalabalık, ülkeleri Suriye’yi daha güçlüce savunmak için, siyasal olayların detaylarını kaynağından, bire bir öğrenmek için bir araya geldi. Köylerden, belde ve şehirlerden, özellikle bayanlar, gençler akın akın siyasal algılarına, susuz toprak gibi siyasal derinlik katmaya geldi. Ülkelerini bilinçle savunmak için, bir kitaba başlar gibi, Suriye halkının tüm renkleri omuz omuza oldu. Bir dik duruş sergiledi. Suriyeliler, halkçı yönetimlerini ve demokratik reformlarını savunmaya geldi. Coşkulu kalabalık, Arap, Kürt, Ermeni, Süryani, Alev, Sünni, Hıristiyan ve mezhepleri, Ezidi, Dürzi, İsmaili tek yürek olduğunu, dini, mezhebi Suriye adı altında bir olduğunu göstermeye geldi. Bu görkemli mozaik tablo adına konuşan her bir şahsiyet, kendi diliyle selamını verdi, kendi topluluğunun özgünlüğünü genel içinde bir renk olarak Suriye adına aktardı, topluluğunun duruşunu ilan etti. Suriye bu görkemli tabloydu, bu birlikti, bölge halkları adına direnmenin kalesi olduğunu gösterdi. Bu onurla Suriyeliler, ülkelerini kanlı arenaya çevirmek isteyen Emperyalistlere ve onların bölgedeki kuklaları Erdoğan yönetimine, Katar, Körfez Emirliklerine, Suudi Arabistan’a ve içteki vatan haine tetikçilere, komplolarınız, eli kanlı çabalarınız sonuç alamayacaktır dediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konferansta, dostum Ömer Osi, Suriye Kürtleri adına hanımıyla birlikte gelmişti. Dostum Arap Alevi Şeyhi, Caferi müftüsü Gazel Gazel, Arap aleminin yaşayan en ünlü Şairi Ömer el Ferra, Bölgenin en önemli stratejik araştırmalar merkezi müdürü “Top News” haber ajansı sahibi Lübnanlı Nasır Kandil, Dostum Sünni din adamı ve milletvekili Zekeriya Silvay, Lübnan siyaset adamı Abdurrahim Murat, Arap Edebiyatçı ve Yazarlar Birliği Lazkiye Şubesi Başkanı Nejdet Zireyka, Suriye Komünist Parti Polit Büro üyesi dostum İskender Cirada, Suriye sinema ve TV sanatçısı Züheyr Abdülkerim, Antakya kökenli Arap aleminin ünlü edebiyatçısı Hanna Mina’nın oğlu ünlü sanatçı Saad Mina bu günün en anlamlı konuşmalarını yapan yüzlerce davetliden birkaçı olarak yerlerini aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gündeme gelen konuşmalar ciltler dolusu bilgidir. Bunlar farklı yazılarımda işleyeceğim. Bu yazımı bölgenin sorunları içinde önemli yer alan Suriye Kürtleri adına konuşan Ömer Osi’nin altı çizilecek sözlerini aktarmakla yetineceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konferansta Dostum Ömer Osi, Suriye Kürtleri adına yaptığı konuşma çok anlamlıydı. Dış güçlerin üzerinde en çok oynamak istedikleri Kürt sorunuyla ilgili, dosta düşmana açık ve net mesajlar verdi. “Suriye Kürtleri, İstiklalle gelen 1. Cumhuriyet (17 Nisan 1946), Hafız Esad’ın Tashih hareketiyle gelen (16 Kasım 1970) 2. Cumhuriyet’ten sonra, 3. Cumhuriyete Beşşar Esad önderliğinde özgürlük ve demokrasi reformlarıyla gidiyoruz.” Sözleri bitip tükenmez bir coşkuyla alkışlara yol açtı ve günün cümlesi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer Osi devamla, “bir Suriyeli Kürt olarak hep Suriyeli olacağız, bu vatanı birlikte bu günlere getirdik bundan sonra da birlikte yükselteceğiz” diyerek “ Arap Birliği tarihi boyunca emperyalist ülkelerin kuklası oldu bundan sonra bu birlikte yer almamızı gerektirecek hiçbir şey yoktur, bizim onlardan değil onların bizden onur öğrenmeleri gereklidir, Suriye, tarihi boyunca haklı davaların özverili savunucusu oldu, bölge halklarının güvenli limanı oldu bu onlarla aramızdaki nitelik farkıdır” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osi, “Suriye’de iki Esad’ın Kürt halkına sunumlarını asla unutmayacaktır, bu iki lider Kürt halkının en vefakar liderleridir” dedikten sonra, iki gün önce Irak’ta, Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin yanında olduğunu belirterek şunları aktardı “ Sayın Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, aynen bana şunları aktardı, onun adına sizlere mesajı olarak taşıyorum.‘ Suriye, Kürt halkına en zor koşullarda ev sahipliği yaptı. Bizim için güvenli bir alan oldu, her türlü yardımı yaparak Saddam diktatörlüğüne karşı dik durmamızı sağladı. Bunun karşılığında hiçbir şey talep etmedi. Suriye ebiya ebiye oldu ( Suriye bizi kucakları korudu). Bu gün Irak’ta Kürtleri için bir varlık ve iktidar şansı ele geçmişse bunun en büyük payı Esad Suriye’sinin payına düşer. Dost ve düşmanlar bilsin ki, Suriye güçlüdür ona hiçbir şey olmayacaktır, buradan Irak Cumhurbaşkanı olarak açıkça ilan ediyorum, Beşşar Esad’ın komutası altında Suriye için bir asker olarak savaşmaya hazırım” Bu açıklama salonda şimşek etkisi yaptı yer yerinden oynadı Kürtler Araplar kardeştir nidaları yükseldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osi devamla,”her kim ki, Suriye’de Kürtleri kullanabileceğini sanıyorsa yanıldığını bilsin. Suriye Kürtleri Suriyelidir ve bu vatanı ortaklaşa paylaştıkları farklılıklarla birlikte, kanlarının son damlasına kadar savunacaktır, Emperyalistlerin ve onun kuklası kimi komşu ülkelerin ve onların tetikçisi vatan haini şebekelerin amacı bu vatandır, bu vatan aynı zaman da Kürtlerin vatanıdır. Bu savaş bu nedenle de Kürtlerin Suriye adına varacakları bir savaş olacaktır. ”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osi ayrıca “Suriye’ye her türden ihaneti yapan Erdoğan yönetiminin kirli savaşları, Türkiye Kürtlerini olduğu kadar Suriye Kürtlerini kıyıma uğratmak istemektedir. Bu nedenle eli kanlı şebekelere her türden desteği yapmaktadır. 3000 Kürt köyünü yakıp yıkan, 50 000 Kürt’ü katleden, 17 000 faili meçhul olan, zindanları tıklım tıklım dolduran, Erdoğan’ın şerri, Kürtleri Suriye’de de katletmeye çalışıyor. Bu kan içici yönetimlere karşı ülkemiz Suriye’yi ve Kürt halkını korumak için mücadele edeceğiz” diyerek sözlerini, üç noktaya dikkat çekerek bitirdi; “Bölgemizi talan etmek isteyen güçler, birincisi, İsrail’e kök söktüren Lübnan direniş hareketi Hizbullah ve lideri Hasan Nasrullah’ı yok etmek istiyor. Bu hepimiz için önem taşıyan bir tehlikedir. İkincisi; Suriye’de yönetimlerin yolsuzluk, iltimas, rüşvetle toplumu bozan dar çıkarcılığıdır. Hiçbir reform bu tehlike aşılmadan, önlemler alınmadan işe yaramaz. Buna dikkat etmeliyiz. Üçüncüsü; Dış güçlerin içine düşmüş oldukları ekonomik kriz, kendileri olmasa da kuklaları aracılığıyla yık–yak politikası izleyerek Ülkemiz Suriye üzerinde komplolar, yıkıcı faaliyetlerini daha da derinleştireceklerdir. Bu tehlikelere karşı panzehir Suriye’nin birliğidir, bu yeryüzünde hiçbir kudretin yenemeyeceği tek güçtür”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konferans bittiğinde, insanların kucaklaşması, görülmeye değerdi. Tüm renkleriyle Suriye’nin gücünü temsil eden bu sevgi seli, dostlarının da kararlı duruşuyla sarsılması mümkün olmayan bir kale olduğun göstermiştir. Bunu anlamak için Suriyelilerin politik seviyesini, ve dostlarının kararlılıklarını bilmek yeterlidir. Bunlar arasında ben ve düşünce arkadaşlarım da yerimizi almış durumdayız. Bunu bir kez daha tekrarla belirtirim. Bu günü, aileleriyle birlikte yakın dostlarımı evimde vereceğim yemeğe davet ederek noktaladım…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-836159368100292418?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/836159368100292418/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=836159368100292418' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/836159368100292418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/836159368100292418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/lazkiye-konferansinda-suriye-kurtleri.html' title='LAZKİYE KONFERANSINDA SURİYE KÜRTLERİ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-L_fUcLeb6Hc/TvcXgdnshqI/AAAAAAAAD18/C7yvr9VY5yY/s72-c/11111.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-1158377796295782446</id><published>2011-12-21T10:12:00.001-08:00</published><updated>2011-12-21T10:13:48.962-08:00</updated><title type='text'>SURİYE’DE MİLYONLUK KENT MİTİNGLERİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-o5qZMAjn3Ns/TvIhzcTw2EI/AAAAAAAAD0c/cdMUkGzHZUA/s1600/clip_image002.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 148px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-o5qZMAjn3Ns/TvIhzcTw2EI/AAAAAAAAD0c/cdMUkGzHZUA/s320/clip_image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5688646446978488386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural &lt;/span&gt;- 21 Aralık 2011 Çarşamba&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an Suriye’nin başkenti Şam’ın meşhur meydanı Emeviler meydanında 2 milyonu aşkın insan halkçı yönetimi ve ilan ettiği reformları ve ülkeyi eli kanlı şebekelerden koruyan Humat el diyar adını verdiği (Evin koruyucusu) Ordusuna destek gösterileri yapmaktadır 21 Aralık 2011 Çarşamba saat: 14.15). Bu miting, aldığım notlara göre, milyonluk mitinglerin 28.sidir. Bu notlarım arasında günü birlik, mahalle, köy, ilçelerde yapılar bin bir türlü sivil toplum etkinlikleri yer almamıştır bunların sayısı binleri geçer. Önem verdiğim büyük kentlerin milyonluk sığacak meydanlarındaki gösterileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrarla iddia ediyorum, gözlerimle tanık olduğum verilere dayanarak diyorum ki, dünyada hiçbir ülke ve hiçbir halk bu günün verileriyle, hiçbir yerde yönetiminin arkasında bu ölçüde kararlıca, coşku ve özveriyle durmamıştır. Suriye halkı, yönetimin arkasında bölgenin en özgür ve en demokratik ülkesi olma adımını ifade eden kararları kazanmıştır; bu kararların tümü Resmi Gazetede yayınlanarak halkın kazanımları arsında olmuştur. Demokrasi ve özgürlük derdinde olmayanlar emperyalist kuklalar olarak, kanlı süreçlerin tetikçileri olarak halkın kazanımı olan demokratik hakların kullanılmasın engellemeye çalışmaktadırlar. Bu bir yol kesme olayıdır ve tam anlamıyla Suriye halkını hedef almaktadır. Suriye olaylarının özünü bu gerçekler oluşturuyor; kavranması gereken en önemli halka da budur. Suriye halkına yönelik saldırısı olduğudur. Suriye haklıda milyonları milyonlara katarak meydanlarda coşkulu gösterileriyle buna cevap vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye halkını temsil eden ve her gün meydanları dolduran milyonlarca insanı görmeden, yönetimleri arkasındaki kararlı duruşu algılamadan, halka saldıran kanlı toplu kıyım yapan şebekelere karşı güvenlik güçlerinin, halkı korumak için yürüttüğü mücadeleyi “baskıcı” yöntemler olarak algılamak gerçekçi değildir. Bununla kalmayıp, eli silahlı ve kanlı şebekeleri halk hareketi olarak görmek bölgemizde dönen olaylar hakkında hiçbir şey bilmemektir. Cahilliktir; 50’ye yakın Türk istihbarat subay ve elemanının Suriye’de yakalanmasını hiç anlamamaktır. Her türden komşuluk ilişki ahlak ve tarihine, kültür ve algılarına aykırı olan bu çabaların Suriye’de hangi kanlı süreçleri ürettiğini, kışkırtıcılık ve ölüm denklemlerinde nasıl yer aldıklarını, saldırgan pervasızlığın arkasında duran güçleri görmezden gelmektir: Suç ortaklığıdır. Kimse parmağının arkasında saklanmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortaya çıkan son bilgiler, karanlık güçlerin Suriye’yi yıkmak için nelere baş vurabileceklerini de göstermesi açısından anlamlıdır; Katar, Körfez emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın oluşturduğu kapalı ödenekten, Rusya’nın BM deki Suriye’yi koruyan tutumunu değiştirmesi karşılığında 5 milyar dolarlık rüşveti önerisinin yapıldığı belirtilmektedir. Bu, hayasız akılların cirit attığı yerde, sokaklara insan dökmek için ne tür sahtekarlıkların, insan satın almanın, abartma ve yalanlarla bezenmiş medya beyin yıkama faaliyetlerinin devreye geçeceğini tahmin etmek güç olmasa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu olanlar, Suriye’nin halkının yönetimiyle, yarım asırdır sürdürdüğü siyasi tutuma bedel ödetme girişimidir. Suriye halkı, emperyalizme ve gericiliğe karşı bölge halklarının çıkarları adına ortaya koyduğu direnişin kefaretini ödemektedir. O, bedeli ne olursa olsun Filistin halkının haklı davasının yanında olmuştur Irak, Lübnan ve Türkiye halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinin yanında olmuştur. Bundan da onur duymuştur. İşte bu gün şu saatlerde meydanı dolduran milyonlar bu halk iradesinin açık ve tartışmazın ifadesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALEVİ – SÜNNİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satırlarımı sonlarken önemli üzerinde duracağım bir başka gerçek de şudur. Suriye’de Alevi Sünni- sorunu yoktur. Suriye devletinde resmi egemen olan Mezhep Sünni mezhebidir. Laik yönetimde Aleviler mezhepsel açıdan resmi hiçbir hakları olmasa da inançlarına karışılmadığı için kendilerini güvende hissederek yaşarlar. Yönetimde yer alan alevi kökenli insanlar ise ne nüfus oranlarına göre yeterli sayıdadır ne de iktidar güç ve etkinliği, Alevi mezhebi inancının temel yönelimleriyle ilgilidir. Suriye halkçı yönetimi, tüm etnik ve inanç mozaiğinin bir bileşkesidir, Bu yönetimde dengeler önemli korunur ve vatanseverlik merkezinde ülkenin yüksek ulusal çıkarları topluca korunur. Suriye’de her kim Alevilerin hakimiyeti var diyorsa bilgisizdir cahilce konuşmaktadır demektir. Bunun içindir ki, meydana inen milyonlar, farklı şehirlerde aynı coşkuyla sahaları dolduran kitleler tüm Suriye halkından farklı etnik ve inanç kökenli bir bütün olarak yönetimin arkasında durmaktadırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BM’nin MAVİ BERELİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu noktadan kimi bunaklar, Suriye’ye NATO müdahalesi ya da her zamanki kıvraklıklarıyla demagojiye sarılarak, “BM’nin mavi bereleri askerleri müdahale etmelidir” diyorlar. Bu yaklaşımın köklerinde yatan kinleri artık bir kenara atıyorum. Süfli insanların bir ülkeye müdahaleyi, iç dünyalarının karanlık kinleri nedeniyle istemeleri ahlaksızlık olduğu kadar cürümdür de. BM’nin mavi bereli askerlerinin işlevini bilmeyen bu cahiller, Suriye’de bir iç savaşın olduğu sanısındalar ya da bunu arzuluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle BM’nin mavi bereli askerleri, savaş halindeki iki devlet arasında alınan ateş kes kararını kontrol için iki ülke arasında sınır boyunca bir çizgide konumlaşarak gözlemcilik işlevi görür ve raporlarını BM güvenlik konseyine sunar. Ya da iç savaş halinde olan, karşılıklı iki savaş cephesi haline bölünmüş, her biri ülkenin farklı bir alanını askeri olarak denetleyen güçler arasındaki çatışmayı bir ateş kesile durdurmak ve iki hat arasını birbirinden ayırmak üzere işlev görür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye’de ne biri ne de ötekisi mevcut. 14 il, 206 ilçe, 6432 köy ve yaklaşık olarak 30 000 mahallesi olan bu ülke ve dışta büyükelçilikleriyle etkinlikleriyle şu saate kadar bir tek memuru istifa etmemiş, bir tek kurumu işlemez hale gelmemiş, hatta sözü edilen asker kaçaklarının bile dünya ortalamasının çok altında olduğu gibi, eli kanlı şebekelere olan bu katılım bir kaçıştır. Asker kaçaklarının ülke içinde kalmayıp derhal kendilerini güvenli liman Türkiye’ye atmaları ve oradan Avrupa’da boy göstermeleri bile bunları hangi amaçla asker kaçağına düştüklerini anlatmaya yeter. Sonuç olarak, yönetimin denetimi dışına bir köşesi bile çıkmamış Suriye için BM‘nin Mavi Bereli askerlerinin müdahalesini istemek, mavi bereli olmaktan başka bir anlamı yoktur: Bu tür cahiller, Siyonist ağızlarıyla yaptıkları, nedenleri ne olursa olsun bölgemizde emperyalist müdahale çabalarının bir parçası olmaktır. Bu konuda Erdoğan’ın mihverinde yer alan liberaller, itirafçılar, her soy ve boydan demokrasi düşmanlarının vardıkları yerde tas tamam budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alttaki liste ise, bunlara verilecek en iyi cevaptır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. 25 Mart 2011 (Reform kararları ilanı ve tüm Suriye’de milyonlarca insanın meydanlara indi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. 29 Mart 2011 ( Suriye üzerine oyanan oyunlara dur demek için milyonlar mitingi yapıldı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. 15 Haziran 2011 (23 milyon Suriyeli adına 2300 mt büyük bayrak mitingi yüzbinler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. 21 Haziran 2011 (Tüm Suriye’de 10 milyon insan meydanları doldurdu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. 6 Temmuz 2011 ( Halep milyonluk mitingi 2300 mt bayrak taşındı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. 10 Temmuz 2011 ( Lazkiye, milyonluk dünyanın en büyük bayrağı (16 km) mitingi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. 17 Temmuz 2011 (Şam Kasem günü (Beşşar Esad’ın C.B. yemin günü) milyonluk miting)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. 12 Ekim 2011 (Şam sabi3 Bahrat meydanı (merkez Bankası önü) 2,5 milyon insan meydanda)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. 19 Ekim 2011 (Halepte 2 milyonu aşkın insan mitingte meydanları doldurdu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. 26 Ekim 2011 Çarbşamba (Şam 2 milyonu aşkın insan Emevi meydanını doldurdu Arap Birliği Dış işleri bakanları heyetinin gelişi. Aynı anda Haseki ilinde yüzbinlerin mitingi yapılıyordu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. 27 Ekim 2011 Perşembe (Lazkiye mitingi, meydanlar milyonlarca insanla dulup taştı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12. 30 Ekim 2011 Pazar, (Suveyda mitingi, yüz binler bu küçük kentte meydanları doldurup taştı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. 1 Ekim 2011 Salı (Der El zor mitingi yüzbinler meydanları doldurdu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14. 2 Ekim 2011 Çarşamba ( Rakka kenti mitingi yüzbinler meydanlarda, Selamayi beldesinde ise onbinlar meydanları doldurdu, Beşşar Esad önderliğinde ıslahat evet diye haykırdı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15. 3 Ekim 2011 Perşembe (Tartus kenti mitingi yüz binler meydanları doldurdu, coşkuların en yoğun Tartusta)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16. 6 Kasım 2011 Pazar ( Rakka’da Beşşar Esad, bayram namazı ardından halkın arasına karıştı, binlerce kişi aniden liderlerini aralarında görücü coşkun bir mitinge dönütü, vilayet binasından konuşma yaptı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. 12-13 Kasım 2011 Cumartesi-Pazar (12 Kasım 2011 tarihi itibariyle Arap Birliğinin Suriye’ye karşı aldığı karanlık kararlara karşı halkın tepkisi inanılmaz bir boyuttu ortaya çıktı. Suriye halkı bu karanlık Amerikancı kararlara karşı 14 ilin tümünde on milyon insana yakın meydanlara inerek protestosunu haykırdı. Eli kanlı şebekelerin kaos yarattığı Humus, Deraa ve İdlip’te yüzbinler meydanlara dolup taşarak Suriye halkçı yönetiminin yanında olduğunu ilan etti. Bu günün dünyasında, halkıyla böylesine güçlü bağı olan bir yönetimin olmadığını gösterdi. Milyonlar hep bir ağızdan liderleri Beşşar Esad’ı dünya şer güçlerine karşı desteklediğini ilan etti. Bu gerçeği görmeyip de eli kanlı Müslüman kardeşler şebekesinin propagandasını yapan Siyonist aptallara duyurulur…Gösteriler tüm coşkusuyla insanlar yatmadan meydanlardaki haykırışlarını hala sürdürmektedirler. Böylesi bir sahiplenişin mesajını herkes bilince çıkarsın işte halk budur siyasal duyarlılığıyla emperyalizme meydan okumak budur….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18. 16 Kasım 2011 Çarşamba ( Bu gün Arap Birliği Örgütü (ABÖ) Suriye hakkındaki karanlık kararlarını onaylayacağını belirttiği gün, Bu güne tepki olarak Suriye halkı kendiliğinden ağır yağmur sığınağı altında Şam, Halap büyük kentlerde ve bir çok ilde ve Kırdaha’da yüzbinler olarak meydanları doldurdu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. 22 Kasım 2011 Salı ( Lazkiye – Tartus ve Şam Banliyolarında yüz binler Arap Birliği örgütü’ kararlarını protesto ederek yönetiminin yanında olduğunu ilan eden Suriye halkı meydanları bir kez daha bıkmadan doldurdu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. 24 Kasım 2011 Perşemde ( Şam / Bap Tuma mahallesi meydanı ve Haseki ili Reis Meydanında on binlerce kadın Arap Birliği kararlarını portesto ve halkçı yönetimi destekleme mitingleri yapmaktı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. 25 Kasım 2011 Cuma (Suriye’nin her kentinde artık Cuma günleri meydanlar yüz binlerce tutulmaya başlandı. “normal günlerde devlet memurlarını zorla, emirle meydanlara çıkarıyorsunuz, onun için tatil günü olan Cuma günleri destek gösterisi yapamıyorsunuz” İddialarına bir cevap oldu. Bu kez Suveyda, Banyas gibi il ve ilçelerde yüz binler meydanlara koştu, En önemlisi bu gösterilerde Kürtlerin merkezi beldesi Kamış’lı da on binlerin coşkun gösterisi çok yönle ve anlamlı bir mesaj oldu)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22. 26 Kasım 2011 Cumartesi (Lazkiye’de, Şam’da, Ceble’te Tartusta, Haseke’de on binler facebook çağrısı üzerine toplandı. Valilik sahasında yapılan mitinge Antakya’dan gelen 80 kuşağı misafirlerim de yar aldı, coşkuya katıldı, emperyalistlerin kirli planlarına karşı direniş çağrıları yapıldı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23. 28 Kasım 2011 Pazartesi (Şam Sabi3 Bahrat meydanı (Merkez Bankası önü), Kıtayfi, Rif Dimaşk (Şam banliyoları) Halep Sadullah Cabiri, Rakka, Tartus, Haseki, Suveyda gibi büyül illerde ve birçok ilçede milyonluk gösterileri ve mitingler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24. 2 Aralık 2011 Cuma ( Suriye halkı artık her gün meydanlarda, özel olarak Cuma gün meydanlara inme eğilimi gösteriyor. Bu da eli kanlı şebekelere ve onları destekleyen şer medyasına cevaben yapılıyor. Sözde normal günlerde iktidar memurlarını sokaklara döküyordu. Bunun üzerine sivil etkinlikler Cuma günü, yani tatil günü meydanlara inme kararı aldı. Bu Cuma Şam Sabi3 Bahrat meydanı, Halep Sadullan el Cabiri meydanı, Humus, Suveyda, Rif Dimaşk, Şamın bir çok mahallesinde,Safita, Ceble, Haseki, Humus, Lazkiye valilik önü meydanı, Ras el Ayn nahiyesi gibi büyük kent ve ilçelerde yönetim yanlısı destek gösterileri yapılıyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25 3 Aralık 20011 tarihi Cumartesi günü itibariyle her gün Suriye’nin tüm şehir köy kasaba meydanları dolup dolup taşarak, kimi yerde geceler gündüzler meydanlar tutularak devam eden gösterileri yazmıyorum. Merkezi büyük gösteri olunca ayrıca yazmaya başlayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26 9 Aralık 2011 Cuma ( Her gün süren destek gösterilerini yazmayı bırakıp sadece Cuma günleri çıkan destek gösterilerini sunacağım yani hafta sonları destekleri. Bu gün tüm Suriye’de yağmurlu bir gündü. Ancak bu ülkenin siyasallaşmış halkı ne yağmur ne de çamur dinlemedi halkçı yönetiminin arkasında durduğunu coşkuyla ilan etmeye devam etti. Şam, Halep,Tartus, Haseki, Suveyda, Humus’ta yüz binler yüz binlere eklenerek sözünü söyledi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27. 19 Aralık 2011 Pazertesi (milyonluk bir gösteri sabi3 Bahrat Merkez Bankası önünde yapıldı. Her gün her şehirde olan gösteriler yanı sıra böyle özel olarak belli mesajları taşıyan dev gösteriler de yapılmaya devam ediyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28. 21 Aralık 2011 Çarşamba ( Emeviler meydanında ( bu meydan yaklaşık olarak Arap aleminin en büyük meydanıdır) Humat el Diyar başlığı altında Orduya destek olarak yapılan 2 milyonu aşkın insanın katılımıyla yapılan miting). Tekrarla ifada edeyim, çok özel olmadıkça, Suriye’de günü birlik yapılan ve yüz binlerin katıldığı yönetime ve reformlara destek gösterilerini artık not etmiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-1158377796295782446?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/1158377796295782446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=1158377796295782446' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/1158377796295782446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/1158377796295782446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/suriyede-milyonluk-kent-mitingleri.html' title='SURİYE’DE MİLYONLUK KENT MİTİNGLERİ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-o5qZMAjn3Ns/TvIhzcTw2EI/AAAAAAAAD0c/cdMUkGzHZUA/s72-c/clip_image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-6683364307902650441</id><published>2011-12-19T17:13:00.000-08:00</published><updated>2011-12-19T17:25:04.069-08:00</updated><title type='text'>KUZEY KOREYİ TAZİYE</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;BAŞIN SAĞOLSUN ONURLU ÜLKE KUZEY KORE&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural &lt;/span&gt;-19 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Kore lideri Kim Jong İl’in ölüm haberini sabaha karşı aldım (19 Aralık 2011 saat:03;30). Cumartesi 17 Aralık 2011 tarihinde bir kalp krizi sonucu öldüğü açıklandı. Bu ülke benim olduğu kadar emperyalizme karşı direniş algısı olan tüm ülke ve insanların yürek dostudur. Bu vefat dolaysıyla Kuzey Kore halkına ve yetkililerine, bu ülkede tanıdığım yoldaşlara ve dünden bu güne gelen sosyalist bilinçli tüm vefakar militanlara taziyelerimi iletirim. Kuzey Kore’ye resmi davetli olarak 1987 yılında gitmiş, gerçekliğini içselleştirmiş olarak bu gün ben de her Kuzey Koreli gibi hüzünlüyüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Kore bizim kuşak için Sosyalizmin saf ve asil ülkesi olmuştur her zaman. Liderleri Kim İl sungu sosyalizmin teori ve pratik liderlerinden biri sayılmıştır. Bu bir algıydı. Belki kaynağı bu güne kadar dengelerini koruyarak sürmesindendir. İç karışıklıkları, çelişki ve gerginliklerinin dışarıya çok yansımamasıyla ilgili bir durumdur. Bütün bunlara rağmen Kuzey Kore dünyada emperyalizme karşı en kararlı direnişi ortayla koyan bir ülke olagelmiştir. Bu bile, ona verdiğimiz değerin bu gün için de geçerli olması için yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Kore, kapalı bir kutu gibidir. Toplumculuğun toluca hareket olarak yaşama geçirildiği bir ülkedir de. Kore savaşı olarak hatırladığım savaşta dünyanın tüm emperyalist ülkelerine karşı anavatan savunmasını nasıl da başarıyla özveriyle yürüttüğü hala akıllardadır. Sovyet ve Çin desteği elbette önemliydi ama bu halkın kararlılığı da direnmenin ana gücü ve iradesi olduğunu göstermiştir. 1980’li yıllar Soğuk savaş döneminin en gergin yıllarıydı. Sosyalizm adına yeryüzünde her kim bir varlıksa birbiriyle bir biçimde dayanışma içinde olması gereken yıllardı. Örgütümüz kongresini yeni yapmıştı (24 Kasım 1986). Örgütsel yükseliş dönemindeydik ve kapsamlı çalışmalarımızın hızla yaygınlaştığı bir kesitteydik. Bu dönemde yaygın ilişkilerimiz arasında sosyalist ülkelerle de ilişkilerimiz önemli mesafeler kat ediyordu. Kuzey Kore, farklı alanlarda sosyalist ülkelerle kurduğumuz ilişkilerin önemli bir halkasıydı. Teknik ve teorik eğitim için birçok yoldaşımızı da konuk ediyordu. Bu yoldaşça ilişki kapsamında Örgüt Merkez Komitesine yöneltilen resmi bir davetle, başlarında benim de olduğum Merkez komite üyeleriyle birlikte 15 günlük bir ziyarette bulunduk, Benimle birlikte, Kemal Bayram, Ali Sönmez ve Zafer Gündoğdu yoldaşlar yer almıştı. (1987)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ziyarette, önemli geziler yaptık. Kuzey Kore’nin yüksek kitaplarda okuduğumuz ve halk için yararlı olacak bir tür “proletarya diktatörlüğü” varsa o da Kuzey Kore’deki rejimdi. Evet ne farklı partiler ne fraksiyonların bitip tükenmez çekişmeleri ve Bizans oyunları yoktu. Ama halkı için didinen, emperyalist tehlikeye karşı bütün olmuş bir toplum vardı. Olanakları kıttı. Savunma durumunda askeri çabalara yoğunluk veriliyordu ama onurlu bir ülkeydi. Sağlık, sanat, beslenme yeterliliği, eğitim gibi toplumsal yaşamın önemli tüm unsurları müthiş bir zenginlik içindeydi. Sıradan taksi şoförlerinin bile yaygınca kitap okuduğu bir ülke. Resim sanatı, heykelcilik, toplu kitle gösterilerinde akıl almaz uyum vardı (elektronik levhalardan bile daha dakik ve uyumlu kitle gösterileri). Sadece bu mu, dünyanın en yüksek teknolojisiyle nükleer enerji, uzay araştırmaları ve hala kimsenin aşamadığı uzun menzilli füze imalatının da merkezi olan bir ülke. Buna eklenecek binlerce unsur daha bu küçük ülkenin gücünü anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezimizin önemli bir bölümü ise üniversite Profesörleriyle yaptığımız siyası sohbetlerdi. Kuzey Kore, Marksizm’e katkı olarak gördüğü iki tez üzerinde duruyordu ve bunları bizimle tartıştılar. Birincisi; “Marksizm’de insan olgusu yeterince ele alınmamıştır bu nedenle bu konu üzerinde daha etkin olarak durmak gerek” diyorlardı. İkincisi; “iktidarda halkın ve proletaryanın egemenliğinin devamlılığı için liderliğin önceden hazırlanması gereklidir” Bu iki teze ÇU ÇE teorisi adını vermişlerdi. Sohbetlerimiz geceler sürdü. Olumlu görüş alışverişleri yaptık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezimizin en heyecanlı yanı, Kim il Sungu doğduğu evi ziyaretimizdi. Yukarıdaki fotoğrafta, altta soldaki kare bayan mihmandar açıklama yaparken alınmıştır. Fakir bir aileden gelen Kim il Sung’u evi ve hayatı boyunca uğradığı her yer her adım dokunduğu her şey korunmuş ve özenle sergilenmiştir. Bunları izlerken, liderliğine bu kadar katı bağlılığın, esasında bu ülkelerin tarihsel kültürüyle de uyumlu olduğunu söylemek gerek. Bu bağlılığın bir bütün olarak toplu diri tutma, ileriye götürme imkanı yaratılmış olması, işin olumlu boyutunu temsil ediyordu. Batının istemediği de tas tamam buydu; ne özgürlük ne demokrasi toplumun birbiriyle gergin ilişkisiyle zayıflaması ve kendilerini gelip servetlere rahat bir biçimde el koymasıydı. Kuzey Kore bu açıdan haklı olarak, emperyalizmin belini kıran, ruhuna azap veren bütünsel davranışın ülkesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim il Sung ülkesinde Büyük komutan olarak anılır. Oğlu Kim Jong İl ise Aziz lider olarak anılır. Bu iki tanımlama arasında üst ve alt önderlik belirlemesine dikkat edilir. Kim il Sungu’un fotoğrafları renkli olarak asılır, Kim jong İl’in resimleri ise siyah beyaz olmasına dikkat edilirdi. Her şeyde böylesine ayrıntılı olun bu insanlar, Kim il Sung’un 70. Doğum yıldönümü dolaysıyla yaptıkları dev zafer takı 70 yılın her günü için bir dev granit taşı ihtiva etmesiyle de daha anlaşılır sanırım (Fotoğrafta alta sağdaki kare), Bu dikkatli yaklaşımlar, Kore savaşı sırasında (25 Haziran 1950) yer altında yaptıkları, savaşı ve ülkeyi yöneten halk meclisini gezdiğimizde de hayretlerimizin doruk yapmasına yol açtı; o küçük sandalyeler, masalar, maden ocağı gibi oyulmuş yer altı tünelleri akıl almaz bir emek ürünü olarak tarihe mesaj gibidir. Kore savaşı kirli bir emperyalist savaştı. Kore’yi bölmek için dayatılmış bir savaştı. Emperyalistlerin kanlı ve bir o kadar ahlaksız savaşlarının kuklası olmak için can atan Menderes hükümeti, NATO’ya girmek adına Kore savaşında ülkemiz gençliğini katletmiştir. Bu savaşın en meşhur söylemi de böyle doğmuştu; “Türklerin en ucuz malı askeridir”. Korelilerin yaptığı savaş panoraması diye dev tablolar ve gerçek materyallerle sergilenmiş savaş dönemi, Türk askerlerinin tütün tabakalarını da miğfer ve silahlarını da içeriyordu. Zafer kazanmış bir halk kukla askerlerin çirkin bakayalarını ayakaltına sunuyordu. 3 milyon insanın canına mal olan bu savaşı emperyalistler, kuklaları Güney Kore devletinin saldırısıyla başlatmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1942 doğumlu Aziz lider Kim Jong İl, babasının ölümü üzerine yönetimin başına gelmişti (1994). En verimli çağında hayata veda etti. Umudumuz o ki, bu ülke kendi üretimleri olan ÇU ÇE teorisine uygun olarak, bütünlüğünü, liderliği etrafında dik duruşunu, emperyalizme karşı direnişini kararlıca sürdürür. Babadan oğla geçiyor gibi görünse de bu ülkelerin kendi tarih algıları, kültür ve siyasal yönelimlerinin özgünlüğü içinde kavranabilir liderlik devriyle, dedesine de tıpa tıp benzeyen oğul Kim Jong Un’un gelmesi bu ülkenin bu aşamadan da başarıyla geçeceğini gösteren önemli bir işarettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu küçük ülke hepimiz için, insanlık ve halkların çıkarı için bir onursal direniş sürdürmektedir. Bu ülkelerin yaşaması dünyanın demokratik dengesi içinde çok gereklidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-6683364307902650441?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/6683364307902650441/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=6683364307902650441' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/6683364307902650441'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/6683364307902650441'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/kuzey-koreyi-taziye.html' title='KUZEY KOREYİ TAZİYE'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-7910878595229862640</id><published>2011-12-19T17:12:00.000-08:00</published><updated>2011-12-19T17:13:26.237-08:00</updated><title type='text'>MARAŞ KATLİAMI ALEVİLERİN TARİHLE YÜZLEŞMESİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19-26 Aralık 2011 Maraş katliamı anısına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl eski yazıma önsöz eklemekle yetineceğim. Gerisi olduğu gibi sürüyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önsöz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek tek işaretlediler evleri ve vitrinleri. Sonra topluca katlettiler. Bu gün de fişliyor, kışkırtıyor haklarımızı gasp etmeye devam ediyorlar. Ellerine aldıkları iktidarla, bir kez daha bizleri nasıl katlederler diye, siyaseti, yaşamı yeniden dizayn ediyorlar. Eskiyen derin devlet yerine yenisini örüyorlar. Fethullahçı Cemaatin İmam ordusuyla yeni derin devletin kılıcını boynumuzda tutuyorlar. Sivil diktatörlük kurma çırpınışları, ötekileştirilmiş varlığımıza rahmet darbesi olarak dayatılmaya çalışılıyor. Biz ise, bir kez daha kurbanlık koyun gibi sıramızı bekliyor gibiyiz. Sisiyphos’un bitmeyen çilesi Alevileri katli gibidir. Çünkü tarihimizle yüzleşmiyor ders almıyoruz. Tarihi ağlama duvarı sanıyoruz, hep ah çekiyoruz. Bu nedenle hep katlediyorlar. Türkiye’de katlediyorlar, Suriye’de katlediyorlar, Irak’ta Lübnan’da buldukları her yerde, hep katlediyorlar. Ellerinde vekaleti kimden alınmış belli olmayan tapu gibi fetvaları var. İbni Teymiye’den Şeyhul islam Ebu Suud efendiye kadar da hüküm veren kadıları var. Malları, ırzları helal diyorlar, kanları akıtılmalı diye haykırıyorlar;ama bununla da yetinmiyorlar cesetleri parçalıyor, lime lime ederek nehirlere, çöp yığınları arasına atıyorlar. Sultan Selim’den, Dersim’e, Maraş’a, Çorum’a Sivas’a, Kana’dan (Lübnan), Cisir eşŞuğur’a(Suriye) kadar, bitip tükenmeyen kin, bitip tükenmeyen kanalı saldırılar, bir kader gibi peşimize takılmış, ölüm denklemlerinde yaşamaya mahkum etmiş bizleri. Farkında değiliz gibi, durmadan katlediliyoruz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönüp aynaya bile bakmayacak kadar sersemleşmiş durumdayız. Şöyle okkalı iki şamar vurmanın sırasıdır suratımıza. Belki kendimize geliriz. Belki tarihimizle yüzleşmeyi düşünürüz. Belki üzerimizdeki ölü topraklarını silkeleriz. Belki, acının erdem olmadığını anlar ayağa kalkarız. Bunca haksızlık, bunca ötekileştirilmiş hallerden kurtuluruz. Önce şöyle bir dönüp suçlu kim diye soralım. Bu cürümde bizim de payımız yok mu? Diye kendimizi sorgulayalım gerisi çok kolay gelecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SUÇLU KİM?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maraş katliamı devletin Alevilere kestiği bir bilettir; yolculuğu cehenneme olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu devletin Alevilere reva gördüğü tek yön budur. Devlet, en kirli iftira kampanyalarıyla, kışkırtma ve yalanlarla bu yolun sonunda katliamlarına aralıksız devam etmiştir, bunun için tetikçisi de kasabı da hazırdır. Aleviler ise iyi niyetlerle bu yolu döşeyip durdular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanmaraş katliamının (1978), 30.yıl anısına (19-26 Aralık 2008) yazdığım makalede, öncelikle Alevileri suçladım; Alevi kökenli biri olarak “Suçlu sizsiniz, biziz” dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gidin aynaya bakın, suratınıza bir kez daha Osmanlı şamarı vurup kendinize gelin dedim. Göreceğiniz şey katilin kendisidir dedim. Kendi katlinizin yol döşemesini yaptınız diye de suçladım. En ehveni şerriniz ise suç ortağıdır, aynada bunu göreceksiniz, diyerek de kimseyi istisna bırakmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün böyleydiniz bu günde öyle devam etme korkaklığı içinde köşenize sinmiş gelişmelerden bi-habersiniz. Diyerek de tarihin bu kesitinde Alevilerin konumunu belirledim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerime bu günde, değişen bir şeyin olmaması koşulunda da devam ediyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ACIYI ERDEM EYLEMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz, “tarihtir, geçti gitti” diye kendinizi aldatmaya devam edin. Bu günü bile düne taşıyanların, tarihi hareket ettirip “hiçbir şey değişmemiştir değişmeyecektir” diyenlerin yaşamakta olduğu bir ülkede, kurbanlık bir topluluk olarak boynunuzu giyotinin altına koyma gönüllüleri gibi yaşamaya devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çevrenizi saran, her gün yeniden üretilerek kapınıza dayanan, Maraş’ta, boyalarla kapı kapı, vitrin vitrin işaretlenmenizden daha feci bir takip altında arşivlendiğinizin farkında değilsiniz. Bir kez daha bin kez daha akıllara üflenin yalan iftiralarla, beyinler nakış ediliyor, siz ise kış uykusundan kalkmasını bilmeyen bir uyuşma halindesiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih ağlama duvarı değildir. Hep ağladınız, anıların size anlattığı tek gerçek gözyaşı oldu, Bir gön olsun bu makus kaderi ters yüz etmek için, öğretisiyle öğündüğünüz, hak yolu diye acılarına katlandığınız Kerbela’nın zulme karşı ölüm pahasına dik duruşundan ders almadınız. Sözde Alevisiniz ama siz Aleviliğin gölgesi bile değilsiniz. Anti madde gibi ne hacmi, ne kütlesi olmayan bir varlıksınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih, her toplum için bir yüzleşme alanıdır, derslerin, soyutlamaların çıkarıldığı, yeryüzünde orijinalitesiyle yer kaplamak, insan topluluğunun bir unsuru olarak daha ileriye gitmenin verisidir. Her hakkın bir sahibi ver ve onun hakları arkasında duruşu tarihteki yerinde duruşu olarak tescil edilmektedir. Siz Alevilerin bu tarihte tekrar ede duran ölümden başka bir yeriniz yoktur, bunu bilen gelsin söylesin de bizde bilelim; kendiniz için bile kazınılmış bir başarınız yoktur, kendiniz için oluşturduğunuz bir özgünlük yoktur, ne adına insanlığa mesaj iletmiş olacaksınız. Çektiğiniz acılar, önerdiğiniz hak yolu, duyarsızlıklarınızla başarısız kaldıkça, kimseye insanlık mesajı verme şansına sahip olamazsınız. Başarmaya mahkumsunuz, öncelikle öldürülmemeyi, ötekileştirilmemeyi, bir ve birlik olmayı başarmalısınız. Bu, sizi değişmeden devam eden topu mezarlıklarda gömülme denklemlerinden sıyıracak tek yoldur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARİHLE YÜZLEŞMEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hey siz Aleviler,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi tarihinizle yüzleşmediğiniz ölçüde, size dayatılan ölümün suç ortağı olarak kalacağınızı size bir kez daha hatırlatıyorum. Bu vebali daha çok boynunuzda taşıyamazsınız. Varlık olmak, onun için gerekli özverilere katlanmaktır; eleştirdiğiniz kederciliği kendinize inanç edinmiş gibi boynunuzu kılıç darbesinin altına sokuyorsunuz, sürgünlere, zindanlara işkence ve ölümlere katlanıyorsunuz. Bitip tükenmeyen bu senaryonun üreticisi, öncelikle sizsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle kaldıkça da katilden daha çok suçlu olduğunuz gerçeği altında ezilerek, yeni katliamların yolunu döşemiş oluyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan 1371 yılı geçmiş, Kerbela küllenmemiş. Çünkü orada bir direniş vuku bulmuş, ölüm pahasına. Zalime, Yezide boyun eğilmemiş, şehit olunmuş. O yakıtla bu güne gelmişsiniz, ama sizin gelecek kuşaklara sunduğunuz ise bir avuç kül.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kül olmuşsunuz rüzgar estikçe faydanız değil, gelecek kuşakların gözlerini kör eden zararlarınız var. Kerbela’yı bir kenara koyun, Yavuz Sendromundan bile kendinizi kurtaramadınız. Korkunun ecele faydası varmış gibi, durmadan katledilerek buraya gelmenize rağmen, ders çıkartmadınız. Bu nedenle, tarihin kesintisiz süren en kapsamlı, en planlı, en bilinçli ötekileştirme ve katledilmenin rahmeti altında yaşamayı kabullendiniz. Üstelik kurbanlık koyun gibi yerinizden kıpırdamadan yanıyla tekrar eden zulmü mazoşistçe içselleştirdiniz; nerede kaldı sizin Kerbela direnişiniz, nerede kaldı sizin yalın ayak Şah’a gidişiniz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katiller, sürü halinde inandığınız tüm değerleri kirletme yarışındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En kapsamlı propagandalarla, dünün kavgalarına, yalanlarına, iftiralarına bu günden, dünün saflaşmasına, insan, edebiyat, maddi ve propaganda katkısı sunma yarışındadır. Farkında bile değilsiniz. Bir diyanet işleri bütçesine ilişkin, bir zorunlu din dersi dayatmasına ilişkin kararlı duruşunuz bile yok; önderlerinizi, kararlı olanlarınızı bile yarı yolda bırakıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katilleriniz, sizi bir kez daha katletmek için ellerinden gelini yapıyor. Her türden hazırlık içinde devletiyle kol kola geziyor. Medyasıyla, basın-yayınıyla Profesörleriyle, ülkücüleriyle dinmeden uğraşıyor. Bu günden düne yakıt taşıyor. Dün Osmanlısıyla, bu gün de Cumhuriyetiyle aynı akılla, kılıç hakkı diye hükümran olduğu topraklarda inancını dayatmakla, ayrıcalıklı kılmakla kalmıyor seni yok etmek için kurgularla, planlarla iç içe yaşıyor; bebelerini beyinlerini yıkamak için, İslam’ın insanlık mesajıyla ilgisi olmayan, Muaviye ve Yezid’in dünyasal çıkarlar imparatorluğu için ve onlardan sonrakilerin aynı amaçlı çıkarları için yalanlarla ürettikleri hadislerin şeriatını dayatıyor. İnancı Show’a indirgeyerek, özünü, manasını boşaltıyor. En basit İslam öğretisi olan Ümmetteki farklılıkların birbirini hazmetmesi ve ortak paydada insanlık öğrenmesine karşı çıkıyor, seni ötekileştirip yok etmeye çalışıyor. Dini, kendinden çıkararak elindeki devlet gücüyle seni karanlıklara dönüştürmek istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katiler, elinden geleni ardına koymuyor; ilk baskısı 100 000 basan, “ŞAH &amp; SULTAN” adlı bir kitap, yazarı olan Profesörün kaleminden, Kızılbaşlık adı altında Alevilere yönelttiği iftiralar, alçaltma ve tahkirler, onursuzlaştırmalar insan aklını ve zekasını zorlayıp kirleten duruşlar, bu günü düne taşıyan, dünden bu güne süren Alevi kıyımını bir kez daha kışkırtmaktan yorulmadıklarını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda yazdığı uzun makale “İskender Pala’nın ŞAH &amp; SULTAN Dünyası” bu çirkinlikleri tek tek ortaya sererken, Alevi tarihinin kendi gerçekliğiyle yüzleşmesi için ben amaç ve çabayı dile getiriyor. Kendi tarihimizle yüzleşmeyi başaramadan üzerimize yürüyen ölüm denklemlerinden kurtulmamızın imkanı olmayacağını anlatıyor. Katillerin en akılısının bir aptal olduğunu, tarih bilmediğini, gerçekle uzak yakın bir ilişiği olmadığını, insanlıktan nasip almadığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CUMHURİYETTEKİ OSMANLI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı bir yana, Cumhuriyetteki Osmanlı aynı akılla aynı minval üzerinde sürüyor. İliklerine kadar sinmiş, kemiklerini kırmış ve yaşamaya devam etmiş olunmasına rağmen bunu bile unutmuş olmak, bilinçte izi kalmamış olmak yaraların, zaafların en büyüğüdür. Alevileri ötekileştirip katleden akıl, bu zaaftan beslenmektedir; buna toplumsal korku psikolojisi diye bakıp hak vermek bir tür gerçekten kaçış değilse, Alevilerin bilincini kirletmeye çalışan bir çabadan başka bir şey değildir; Dersim’den Çorum’a, Maraş’a, Sivas-Madımak’a uzanan kanlı yolu bu akıllar katillerle el birliği yaparak döşemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz de buna, “Çalıştay” diye devletin bölme girişimlerini ekleyin, İkiyüzlülerin, kimliksizlerin aklıyla, Aleviliği resmi bir kimliğe kavuşturmadan devlet memuru yapmaya çalışan duruşları ekleyin. Bu listeyi uzattıkça uzatmak mümkün tümü aynı kapıya çıkar; Aleviler öncelikle kendini aldatıyor, son verilmesi gereken budur. Alevilik bu yollarda harakiri yapmaktadır; Devlet, kimliğinin farkında olmayan Alevilerin döşediği yollarda, elini bulaştırmadan “temiz eller operasyonu” yaparak tehlike gördüğünü uzaklaştırmaktadır, iç bükey yaparak kırdırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi korkuların, bilinçaltını esir ettiği bu inanç topluluğu Aleviler, bu ülkenin eşit bir kurucusu ve sahibidir. Kendini ötekileştirip katleden akla karşı bir duruş sergilemek yerine, kendi gerçeğinden kaçışı, onu her zaman kolay bir av haline getirmiştir. Bu kaderi kendi elleriyle yaratan Alevileri kurtaracak olan, yine kendi elleridir. Aynaya bakmaları, suratlarına kocaman bir şamar vurarak kendilerine gelmeleri işin başlangıcıdır; kader diye dayatılanın, bir vehim olduğunu anlamaları için böylesi bir sarsılmaya ihtiyaçları vardır. Bunun için etrafına bakmak örnek verilerden yararlanmak hiç de zor değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte meydanlar, işte mahalleler, işte kentler, işte yanı başımızda Kürt halkının özverili direnme mücadelesi durmaktadır. Bu mücadele ki, hepimiz adına özgürlük ve demokrasiyi savunuyor, kimlik haklarını, anadille eğitim özgürlüğünü savunuyor, bedeller ödüyor. Tarihiyle başarıyla yüzleşip makus kederini yenilgiye uğratıyor, haklarını kazanıyor. Başarılarıyla ilerliyor; “iki dilli yaşam” diye demokrasi mücadelesine katkılar yapıyor. Buna, neden “çok inançlı yaşam” mücadelesini, çok kültürlülüğün özgürlüğünü katarak destek vermiyoruz. Neden destek vermekte hayır hah tutumlar sergiliyoruz; bir ayağımız milliyetçilik ve devletin kucağında diğer ayağımız kaldırım kenarında gelişmeleri seyrediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KERBELA DERSLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani Kerbla’nın dersleri hak yolunun dersleriydi, hani bu yol mazlumların hak arayışı için mücadele edenlerin yoluydu, siz Aleviler bu yolun neresindesiniz. Biz bu yolun neresindeyiz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevilerin yolu Hz. Hüseyn’in yolu mu dediniz? Kendinizi kandırmayın bu yol sizin yola benzemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha dün, 1371. Yıl Anısını bilince çıkardığımız 10 Muharrem Kerbela katliamının dile getirdiği direniş yolu, mazlumların zalimlere karşı dik duruş yolu sizin yolunuza hiç benzemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerbela’nın yolu, tarihin en büyük imparatorluğuna, Emevilere, Muaviye ve Yezide baş kaldıranların yoludur; parmakla sayılabilir sayıda Ehlibeyt insanı, hak yoluna kendi düşüncelerinin özgürlüğü yoluna ölümleri pahasına taviz vermeden dik duruşlarını ortaya koydular. 500 yıl önce Anadolu’nun her köşesinde “Kalkın şaha gidelim” diye yeri göğü inleten sadanın sahipleri de aynı yolu tutmuş inançlarının, düşünce özgürlüklerinin uğruna direnmeyi, baş kaldırmayı göze almıştır. Kerbela’nın çizdiği yol haritasını takip ederek direnmiştir. Bunun tarihteki örnekleri de az değildir; küreselleşme çağında bu günün, bu açında çok daha büyük imkan ve etkinliği mevcuttur; makus kaderi ters yüz etmek için geçmişten daha çok olanak bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, Aleviler bu gün, dünden çok daha örgütlü, daha aklıselim önderliklerin çabasıyla sonuç almaya yakındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOK DEĞİL BİRAZ ÇABA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sürece destek vermek, bu kaderi yenilgiye uğratmak zor değildir. Bu yola omuz vermek öncelikle tüm Alevilerin görevidir. Kendini Alevi kolektif kimliği içinde gören herkesin insani yükümlülüğü budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yolda hakları uğruna direnenler oldukça, Alevi olmayanlarında desteğini kazanma şansı yükselecektir. Kendi haklarına sahip çıkmayanların haklarına kimsenin sahip çıkmayacağı bilinmelidir. Bu mücadele, insanlık değerleri mücadelesi olarak, geniş çevreden destek bulabilecek bir mücadeledir. Demokratların, Devrimcilerin, sosyalistlerin eşitlik uğruna, özgürlük uğruna mücadele eden Alevilerle omuz omuza olması ilkesel bir konumlanıştır. Bu aynı zamanda, bir insanlık görevi olarak, bir tarih bilinci ve yerelin direnme çizgisini dünden bu güne taşıma yükümlülüğünün de ifadesi olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkenin aklıselim tüm güçleri, etnik, inanç toplulukları, Alevilerin haklı demokratik taleplerinin yanında yer almakta gecikmeyecektir; kendini insan olduğu kadar, Sünni kolektif kimliğinde de tanımlayan topluluklar, Alevilere karşı işlenen tarihi katliamların, haksızlıkların sür git devamına razı olmayacaktır. İnanç ötekileştirmesinin, bölücülüğünün son tahlilde kendisine de ciddi zararları olacağını bilince çıkararak, Alevi kardeşlerinin haklı talepleri yanında saf tutacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demokrasi herkese gereklidir, ne din, ne etnik, ne sınıfsal, ne de başka bir ölçüte sokulmadan herkesin yararlanabileceği bir zemin olarak, demokratik alanların genişletilmesi barış içinde bir arada yaşama ve geleceği kurmanın en kısa yoldur. Aleviler daha çok demokrasiyi kendileri için olduğu kadar ülkedeki herkes içinde istemesini bilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aleviler bu ülkenin olmazsa olmazıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan topluluğu olarak ortaya koydukları yoğunluklarıyla, Kültürleri, siyasal duruşları, coğrafyadaki konumlarıyla bir bütün olarak bu ülkenin Geo-stratejisinin bel kemiğidir. Bu ülke sonuna kadar bu topluluğun haklarını gasp ederek bir yere varamaz. Devlet, Diyanet İşleri Başkanlığının tüm inançları ötekileştirip, tüm inançların oluşturduğu değerleri gasp ederek oluşturduğu bütçeyi sonun kadar yemeye devam edemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet, karar verme durumunda olmayan bebelerimize, kendi inancını dayatmak için zorunlu din dersi okutamaz. Bin yıl geçti asimile edemediği değerleri bilişim çağı 21. Yy da asimile edebileceğini sanmak aptallıktır; devlet aptallığıyla katliamlarını sürdürse de bu yoldan kendisi de sağ çıkamaz. Kendi vatandaşını korumak yerine katletmeyi planlayan bir devlet sakıttır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülke bir mozaik. Herkesin hakları var, herkesin kendi değerleri ve kimliğini oluşturan verileri var; inançlar, etnik yapılar, sınıflar, yöreler her biri kendi farklılığıyla ortak kimlik oluşturan varlıklar, ayrı varlıklar var. “Çok dilli - Çok kültürlü özgür bir yaşam”a anayasal güvencelerle, kurum ve kuruluşlarla, yasa ve kolektif bilinçle oturtmadan, özerklikleriyle demokratik bir cumhuriyet olarak örgütlenmeden, kimse, tek başına, herkesin üzerinde buyruk olabileceğini sanmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geç kalınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karanlık aklın, bu karanlık yolun bir sonu var. Oraya gelinmiştir; bu külüstür araba bu yolları yürüyemez. Yenilenmeden sorunlar aşılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aleviler bir kez daha katliama uğramak istemiyorlarsa, aynaya baksınlar. Tarihleriyle cesurca yüzleşsinler, çevresindeki özgürlük ve demokrasi mücadelesini hakkıyla görüp yükümlülüklerini yerine getirsinler. İnançlarına istedikleri özgürlüğü, her etnik topluluğun anadille resmi okullarda eğitim hakkı talebiyle birleştirsinler, omuz omuza olsunlar birlikte kazanmanın yollarını bulsunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acil görevimiz budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-7910878595229862640?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/7910878595229862640/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=7910878595229862640' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7910878595229862640'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7910878595229862640'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/maras-katliami-alevilerin-tarihle.html' title='MARAŞ KATLİAMI ALEVİLERİN TARİHLE YÜZLEŞMESİ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-4540445894838815554</id><published>2011-12-18T05:02:00.001-08:00</published><updated>2011-12-18T05:02:39.668-08:00</updated><title type='text'>İSLAMİ UYANIŞ KAPİTALİST SENARYODUR</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Hasip Yiğitoğlu&lt;/span&gt; -18 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan’ın “demokrasisiyle, insan haklarına ve hukuk devleti ilkesi” açısından Türkiye’nin “her geçen gün daha da olgunlaştığını” neye dayanarak söyleyebildiğini anlamak gerçekten mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gün be gün yaşanan hak ihlallerini anlamak için istatistiklere falan hiç gerek yok.Haber kirliliği batağına saplanmış Medyanın yayınlarına bakmak bile yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorulduğunda hükümet veya resmi kurumların dahi inkar edemeyeceği kadar hak ihlallerinin olduğu ,AİHM ye yapılan başvurular dan anlaşılmaktadır.AİHM ye hak ihlali başvurularda Avrupa”da 2.ülkeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BM İnsan hakları BeyAnnamesinin kabul edilmesinin 63.yılında Başbakanın açıklamaları galiba bir başka ülke için olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdoğan’a göre “Türkiye, her geçen gün daha da olgunlaşan demokrasisiyle, insan haklarına, hukuk devleti ilkesine olan bağlılığıyla dünyada ve bölgemizde örnek bir konumda yer alıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah aşkınıza Başbakan ülkemizden mi bahsediyor.Ajandasında kayıtlı duran AİHM insan hakları ihlali başvuru sayısını görmemezlikten nasıl gelebiliyor.Pes doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu rakam 2010 da 15 200 iken, 2011 Kasım itibariyle 16 800.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AİHM daha çarpıcı bir sonuç yayınlıyor.Türkiye”de gelen ve incelenen hak ihlali şikayet dosya sayısı 2 bin 575.Hak ihlali tespiti yapılan dosya sayısı aklın tutulması gibidir.Hazır olun,açıklıyorum,2 bin 245 dosyada hak ihlali tespit edilmiştir.Basit bir orantı hesabı yapacak olursak,bu yılın kasım ayına kadar geçen sürede 15 bin üzerinde hak ihlali yapılmış demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadarıyla kalınmış olsa,yinede eyvallah diyebileceğiz.kadın ve çocuk hakları,basın yayın hakları konusunda kelimenin tam manasıyla sürünüyoruz.Bu bağlamda Geri kalmış ülkeler statüsünde sayılıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa müktesebatına göre hukuki konumumuza girecek olursak bu işin içinden çıkamayız.Makale değil Kitap yazmak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan galiba,Kaddafi”den aldığı İnsan Hakları Ödülü hayalleriyle konuşuyor.Trajikomik,bir garip durumla karşılaştırma yapıyor.Kaddifi”nin son durumu malumunuz.Başbakan”ın vefa hamlesiyle hayatla vedalaşmıştır.Bari hayattayken verdiği ödül iade edilseydi de Kaddafinin gözleri açık gitmezdi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki,Büyük Ülke olmak böyle bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele bir bakın,daha da garip bir ifade kullanıyor Başbakan;Örnek bir Ülke imişiz.İnsanın bir şeyleri söylememek için kendini zor tuttuğu bir durum olmalı bu açıklamalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Sezar”ın hakkını Sezar”a vermek lazım.Son on yıl içinde yapılan 2 referandum ve 3 seçimden açık farkla galip gelmiş Başbakan .Hak ihlallerin yanında uygulanan sosyo-ekonomik politikaları da katacak olursak,bu durum çok özel olmalıdır.Ülkemiz dışında hiçbir ülkede bu politikalar sonucu yükselen bir trend ile seçim kazanmış başka bir örnek gösterebilenin gözlerini öpmek lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gariplikten de öte olmalı.Bir izahı var elbet.Nacizane bir fikirde bulunsam bazılarını kızdırabilirim ama,af ola.Ben yinede fikrimi söyleyeceğim arkadaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi son günlerde bir İslam tartışması almış başını gidiyor.İslam uyanıyor,ha şimdi,ha birazdan,gibi fikirler boşa çıkmamışa benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahrir”de,Tunus”ta ,Aş,İş,özgürlük talepleriyle başlayan süreç İslam referanslı siyasi güçlerin iktidarlarına vesile olmuştur.Ana hatlarıyla ekonomik ve sınıfsal nedenlerle başlayan süreç,sanki önceden planlanmış bir kurgunun sonuçlarına mazhar olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek oluyor ki,Tüm İslam ülkeleri halkları aynı meşrepten içmişlerdir.Yoksa Arap Baharı sürecine sonradan dahil olan Küresel güçler bu kadar rahat bir biçimde süreci kendi lehlerine çevirebilirlermiy di !.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşılıyor ki,geçen yazımda da belirttiğim gibi,Emperyalizmin anti Komünist din temelli toplum mühendisliği senaryoları başarıyla yürütülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kul,biat anlayışına tekabül eden bu zihniyet cilalanarak halka hak,adalet,hukuk diye yutturulmuştur maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP”nin iktidara gelişini aynı nedenlere yorumlamak yanlış olabilir mi sizce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani İslami uyanış demagojileri yapılarak,gerçek durum Kapitalizm olduğu gizlenmeye çalışılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar AKP”nin uygulamalar aksini söylemiyorsa ise de,İslamcı senaryonun iyi planlanmış ve etkili uygulamaları halkı hipnotizm e etmiştir.İslamcı ve tek mezhepçi referanslı zihniyet algısı toplumsal yaşam biçimine dönüştürülebilinmiştir maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir maalesef daha kullanmak hasıl olmuş,kullanmadan geçemem.Bu izdivaca dahil olan Solcular azımsanmayacak kadar olmuştur.TKP son Genel Sekreteri dahi,AKP”nin okullarında eğitmen olarak İnsan Hakları dersleri vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum daha da garip olmalı.Bir garibet aslında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zatı muhteremin uygulanan Hak ihlalleri suçlarına,bir izah borcu olmalı bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dostlar işimiz zor.Her yanımız kuşatılmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimizde ve dışımızda kanser virüsleri kol geziyor.Hayasızca ve insafsızca Moğol akıncıları misali saldırıyorlarsa,BEN NE DİYEM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EMPERYALİZME KARŞI DİN ADAMLARI&lt;br /&gt;EMPERYALİZME KARŞI DİN ADAMLARI&lt;br /&gt;Fotoğraf; Arap Alevi şeyhi Zülfikar Gazel ve Antakya ve Tüm Doğunun Ortodoks Rum Patriği Ignatius 4. Hezim,&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-4540445894838815554?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/4540445894838815554/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=4540445894838815554' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4540445894838815554'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4540445894838815554'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/islami-uyanis-kapitalist-senaryodur.html' title='İSLAMİ UYANIŞ KAPİTALİST SENARYODUR'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-4901851629240992814</id><published>2011-12-18T04:58:00.000-08:00</published><updated>2011-12-18T05:01:59.174-08:00</updated><title type='text'>SURİYE'DE DİN ADAMLARI EMPARYALYİZME KARŞI DİRENİŞTE</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-kXCt0vbBhJQ/Tu3j3Apa2tI/AAAAAAAADzg/vcypwQwUgfY/s1600/1.%2B%25C5%259EEYH%2BZ%25C3%259CLF%25C4%25B0KAR%2BGAZEM%2BVE%2BRAH%25C4%25B0P%2BHEZ%25C4%25B0M.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 160px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-kXCt0vbBhJQ/Tu3j3Apa2tI/AAAAAAAADzg/vcypwQwUgfY/s320/1.%2B%25C5%259EEYH%2BZ%25C3%259CLF%25C4%25B0KAR%2BGAZEM%2BVE%2BRAH%25C4%25B0P%2BHEZ%25C4%25B0M.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687452438644841170" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Arap Alevi şeyhi Zülfikar Gazel ve &lt;br /&gt;Antakya ve Tüm Doğunun Ortodoks Rum Patriği Ignatius 4. Hezim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ANTAKYA ve SAİR EL MEŞRİK KİLİSELERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SURİYE DEDİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 16 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu makaleyi, din adamları örnek alsın diye yazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek din adamları, eli öpülesi inanç önderleri, haktan ve halktan yana korkusuzca tutum takınabilendir. Suriye halkıyla yönetimiyle haklı bir davanın mücadelesini verirken, Suriye’de toplanan Hıristiyan din adamları da desteklerini ilan ettiler, bölgenin tüm din adamlarına örnek oldular….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya ve Sair el Meşrik (tüm Şark) kiliseleri Patrikleri Suriye’de toplandı, “ Antakya ve Tüm Doğunun Ortodoks Süryani Patriği Zekka 1. Ayvas ve Antakya, Tüm Doğu, İskenderun ve Kudüs Melkite Patriği Gregory 3. Lahham her türlü yabancı müdahaleyi ve şiddeti reddettiklerini belirttiler. Suriye'ye gerekçesi ne olursa olsun uygulanan yaptırımların kaldırılmasını talep eden Patrikler bugün Maarratusednaya'daki Süryani Aziz Efram Manastırında düzenledikleri toplantıda, Suriye'deki vatandaşları uzlaşmaya çağıran bir mesaj yöneltti…. Yüce Allaha, Suriye'yi koruması, barış, güven ve refaha kavuşturması için dua eden Patrikler, vatandaşlara yüreklerinde korkuya yer vermeme çağrısı yaptı. Patrikler mesajlarında, reformları ve atılan olumlu adımları teşvik ederek adalet, özgürlük, insanlık onuru, sosyal adalet ve vatandaşlık haklarına saygı gösterilmesini istedi. Yüce Allaha, Suriye'yi koruması, barış, güven ve refaha kavuşturması için dua eden Patrikler, vatandaşlara yüreklerinde korkuya yer vermeme” çağrısı yaptı.(15 Aralık 2011.Geniş okuma için link; http://www.sana.sy/tur/236/2011/12/16/388589.htm)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çağrı, vatansever din adamı için önemli bir belirtidir; haksızlığa karşı haklıyı savunarak, duaları ve nasihatleriyle da destek vererek, direnenlere güç katar. Dua siyasettir diye ondan uzak kalmaz, eli kanlı şebekelerden korkmadan tutum alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye 7000 yıllık bir ülke. Kimliğiyle, kültürüyle, tarihi uygarlıkların ardı arkasına kuruluşuyla tam bir mozaik ve uyumlu bir bütündür. Bu bütünün bir parçası da Şark kilisesidir. Suriye bir anavatandır bütün farklılıklarıyla bir anavatan. Suriye kimliği, ne ad olarak ne de coğrafya olarak tek boyutlu değildir. Arapları olduğu kadar tam etnik yapıları ve farklı inançları temsil eder. Suriye etnik bir topluluğun adı da değildir; bu nedenle “Ena Suri” (Ben Suriyeliyim) denince, tarihi bir kimlik ve kültür anlaşılır, ne din ne mezhep ne de etnik yapı. Bu nedenle de bu gün Suriye halkı, “Benim dinim de mezhebim de Suriye’dir” diyerek birliğini ilan ediyor; bütünlüğüne göz dikmiş eli kanlı şebekelere ve onların destekçisi karanlık amaçların emperyalistlerine dur diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu adım çok yönlü bir mesaj ve anlamlıdır. Suriye’nin kiliseleri, Antakya ve doğu kiliseleri patrikliği önderliğinde bir kez daha kendi vatandaşına olduğu kadar dünya şer güçlerine karşı bir duruş sergilemiş oldu. Tarih içinde Antakya kilisesi ve patriklerinin toprağa, vatana ve tüm farklılıklarıyla üzerinde yaşayan insan toplulukları karışındaki sorumluluğunu gösterdi. Halkın din adamı olmanın gerçek anlam ve mahiyetini ortaya koydu. Din adamlarına ders teşkil eden, örnek alınması gereken bu davranış, Suriye mozaiğinin birbiriyle ne kadar sağlamca tutunmuş olduğunu ortaya koydu; Suriye halkı, yönetimi ve lideriyle uğramakta olduğu zulme karşı direnişine manevi bir güç katılmış olundu. Antakya ve tüm şark kiliselerinin ortaya koyduğu bu anlamlı duruş, bu coğrafyanın köklü kimliğine ve kültürünün asaletine de bir gösterge oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANTAKYA BAŞKENT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadim Roma kenti Antakya bir başkenttir ve farklı inançlar onun merkezindedir. Bu tüm dinler için geçerlidir. Şark kiliseleri, kendilerini kadim Roma kenti Antakya merkezli olarak adlandırırlar. Dünyanın ilk kilisesinin Antakya’da kurulması kadar, Yahudilikten koparak, bir din olarak Hıristiyanlık adını alması da ilk kez Antakya’da gerçekleşmiştir; İncil’de konu şöyle anlatılır “Onu bulunca Antakya’ya getirdi. Ve vaki oldu ki, bütün bir yıl kilise ile bir arada toplandılar ve çok kimselere öğrettiler; ve şakirtlerin Hıristiyan diye çağrılması önce Antakya’da oldu” (İncil, Resullerin İşleri 11 / 26)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya’nın öncü, ilklerin şehri olma özelliğini önceki yazılarımda çok işledim. Tek boyutlu, ilkel milliyetçi bölücülüğe karşı alternatif bir önerme olarak, çoğulculuk yanı sıra çok başkentliliği savundum. Önerdim de; Ankara resmi, İstanbul mali, Diyarbakır ve Antakya seçmeli başkent olmalıdır dedim. Bu belirleme, tarihi, kültürel, etnik vd. farklılıkların barış içinde bir arada yaşamasının önemli bir unsuru olur dedim. Bölücülüğe karşı birlik bu yoldan emniyetle geçer diye de bağladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesi bir kentin dünden bu güne taşıdığı bir kültür mirası olarak Şark aleminin tüm Hıristiyanları “Antakya patrikliği” adı altında toplanır. Türkiye şarkın başkenti özelliği çok eskilere dayanır. Roma imparatorluğu, Antakya’yı MÖ. 333 kurduğunda, kuzeyle güneyi birleştiren bir köprü olarak tasarlamıştır. Antakya’nın kadim Roma köprüsünün yıkılması üzerine yazdığım yazıda, bu köprünün farklı uygarlıkları, kuzeyden güneye, güneyden kuzeye nasıl taşıdığını ve bu köprüyü yıkan barbarların bu kenti katlederken hangi uygarlık ve tarih bilincini, kimlik ve kültürünü yıkmak istediklerini vurguladım. Kimliksizlerin kimliklilere, tarihsizlerin tarihlilere karşı savaşında yıkılan Antakya’nın Roma köprüsü esasında Şarkın tüm etnik ve inanç dokularını birleştiren bir inci gerdanlıktı. Bu yıkım ne yazık ki, birçok inanç Şeyhinin coğrafya, kültür, vatan ve inanç algısını da yıktığı görülmektedir. Ancak yıkılan yıkılır kalan sağlar ise yola devam eder. Bu nedenle, Antakya ve Tüm Şark Kiliselerinin Suriye’ye destek açıklamasını bu minvalde kavramak yanlış olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şark kilisesi, her zaman batı kilisesinden farklı bir konumlanış içinde olmuştur. Şark kilisesi çok daha halkın içinde olan bir kilisedir. Batı, haçlılardan bu yana bölgemiz üzerine sürdüğü tecavüzler öncelikli olarak da şark kilisesini yıkma hedefi taşımıştır. Dün, ikona savaşlarından, haçlılara uzanan süreçte uğradığı saldırılara karşı bu toprakların farklılıklarıyla omuz omuza vererek haklı davalarında tutum almıştır. Bu gün Filistin davasının öncüleri arasında olmasının da anlamı budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu topraklarda gerçek yerliler olarak köklü bağlara sahip olan Şark kiliseleri, Antakya adı etrafında birlik oluşturarak sadece kendini değil, bölgemize çöllerden çıkıp gelmiş haliyle tarihsiz, kimliksiz ve kültürsüz şeriat hamlelerine karşı bu torakların tüm inançlarıyla, etnik yapılarıyla omuz omuza direnişe de omuz vermektedir. Tarihsiz ülkelerin tarihi kirletme çabalarına karşı durmaktadır., Dış güçlerin saldırılarına, tetikçileriyle yarattıkları kanlı süreçlere dur demektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü sözü hepimiz biliriz; “Din egemenlerin elinde halkın afyonudur”. Bu özdeyişin kiliseler kadar camileri de kapsadığı açıktır. Bu söz öncelikle dini siyasete alet edenler içindir. Batı kilisesi yüzyıllar süren egemenliğiyle, engizasyon mahkemeleriyle, yayılmacı feodal imparatorlukların aracı olmasıyla hatta 20 yy faşizminin temel dayanaklarından biri olmasıyla alameti farika sahibidir. Ancak, batılı yayılmacı kilise yönelimlerine karşı doğu kiliselerinin oynadığı vatansever roller de az değildir; balkan savaşlarında, Yunan özgürlüğünde ve bu gün Suriye’ye yönelik emperyalist müdahalelerde onur duyulacak roller üstlenmiştir. Doğu kilisesinde bu direnmeci çizginin tarihini çok eskilere kadar götürmek yanlış değildir; Haçlı seferlerine karşı aldıkları duruş bu tarihin anlamlı bir ifadesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din adamlarının onurlu tutumlarına İslam’da en önemli örnek, Kerbela şehidi Hz Hüseyin’dir. O da bir din adamıydı, daha da ötesi, insanlık adına haksızlığa karşı direnişin sembolüydü. Yüzlerce yıldır o inancın her bir insanında yaşamaya da devam etmektedir. Filistin davasında Rahip Kabbuçi, Rahip Batilus, Mıtran Ata Alla Hanna gibi eli öpülesi halk kahramanlarını da burada anmak yerindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya ve tüm Şark kiliseleri patriklerini Suriye’ye yönelik eli kanlı şebekelerin tahribatlara, emperyalistlerin yaratıcı anarşiyle oluşturdukları kanlı süreçlere karşı ortaya koydukları tutum selamlanmayı hak eden bir tutumdur. Bu tutum, bölgenin din adamlarına, özellikle de Antakya’mızın din adamlarına önemli bir referans olduğunu düşünüyorum. Zalim bir devletin kanlı iç savaşlarında taraf olmak değil Suriye gibi bir ülkenin bizi de içine alan haklı davasının yanında olmayı tercih etmek bir tarihi sorumluluktur. Bununda ötesi, inancın gereğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya’nın onurlu şeyhleri için vereceğim örnek yaşanmış onlarca olaydan birisini yeterli görüyorum.Umarım herkese örnek olur; 11 Temmuz 2011 tarihinde Amerikan ve Fransanın Şam büyükelçiliklerini protesto ettik; Suriye’nin iç işlerine hukuksuzca karışıyor ve kanlı eylemleri kışkırtıyorlardı. Lazkiye’den yola 1000 kişiyle çıktık. 20 otobüs. Ülkenin her şehrinden farklı sayıda insanda akın akın şama ABD ve Fransa Büyükelçiliğinin önündeki sahaya akıyordu. Doktorlar, mühendisler, sanatçılar, yazarlar, emekçiler, belediye başkanları, milletvekilleri, sosyalistler, devrimciler, liberaller, vatanseverler hepimiz yollardaydık. Bir de aramızda Erdemin, onurun timsali şeyhlerimizde vardı. Hiçbir etkinlikte bizi yalnız bırakmayan, omuz omuza olan, onur ve şerefle erdem ve izzetle aramızda olan Şeyh Zülfikar Gazel (Merhum, büyük bilge Şeyh Fadıl Ğazal’in oğlu), Şeyh Muvaffak Gazel, Şeyh İsa Ğadir gibi bilge şeyhler vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunlar da Şeyh ve bu güzelim insanlar, sadece duayla değil, yumurta, domates ve taşlarla da protestolarımıza katıldı…Çünkü, haklı davalarda, hak konuşur kimse kimseden büyük olamaz. Bu başlı başına bir sınavdır. Halkın din adamı da tas tamam budur. Gerisi teferruattır….&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-4901851629240992814?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/4901851629240992814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=4901851629240992814' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4901851629240992814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4901851629240992814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/suriyede-din-adamlari-emparyalyizme.html' title='SURİYE&apos;DE DİN ADAMLARI EMPARYALYİZME KARŞI DİRENİŞTE'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-kXCt0vbBhJQ/Tu3j3Apa2tI/AAAAAAAADzg/vcypwQwUgfY/s72-c/1.%2B%25C5%259EEYH%2BZ%25C3%259CLF%25C4%25B0KAR%2BGAZEM%2BVE%2BRAH%25C4%25B0P%2BHEZ%25C4%25B0M.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-4021395331520534766</id><published>2011-12-18T04:52:00.000-08:00</published><updated>2011-12-18T04:58:40.039-08:00</updated><title type='text'>MİT AJANI İBRİHAM YALÇIN VE İTİRAFÇI ENGİN ERKİNER ÜZERİNE --  246. DOSYA</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;246. DOSYA&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://acilciler-thkpc.blogspot.com/&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural’ın notu - 17 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Yavuz’un yazı dizisini ben de merakla okumaya başladım. Her zaman yaptığı gibi, kendi araştırma ve bulgularını sentezleyerek yayına verdikten sonra, tüm okurları gibi benim de okumam için nezaket gösterip mail adresime iletir. Bir anı kitabından alınmış gibi duran alıntılar, ilk elden çok ciddi mesajlar taşıyor. Bende diğer okurlar gibi yayını izleyeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizi yazının bu ilk bölümünün çağrıştırdıkları çok şey var. THKP-C(Acilciler) örgütü, 12 Eylül 1980 sonrası dönemde ısrar ve kararlılığından hiçbir şey yitirmeden en zor illegal koşullarda da Türkiye genelinde eylem koyabilecek bir örgüt durumundaydı. 12 Eylül sonrası, illegal yayınlanmak zorunda kalan merkez komitesi yayın organı CEPHE zorluklara rağmen mümkün olan tüm yollarla ülke içinde dağıtılmaya çalışılmıştır. Önemli sayıda militan ve kadro yurtdışı merkezini taşınmış, korunmuş, çok boyutlu eğitim süreci yükseltilmiştir. Filistin örgütleriyle yaygın ilişkiler, Bölge devrimci hareketleriyle çok boyutlu dostluklar geliştirilmiş. Bu gelişmeler, en zor koşullarda olunmasına karşın örgütün 1. Kongresi bağlanabilmiştir. Onlarca delegenin, ülke ve yurtdışı ortamından katılımı, geliş gidişleri, güvenlik içinde tamamlanmış tek bir fire vermeden başarılmıştır. Kapalı oy açık seçimle, istisnasız tüm delegelerin, muhalif görüşte olan yoldaşların da sonsuz konuşma hakkını kullandıkları 1. Kongre bağlanmıştır. Bu başarılı sürecin kırılması için 12 Eylül rejiminin, üzerimize kesilmeden yüklendiğini de çok iyi biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimizden gelen her önlemi almak örgüt birimlerini kesilmeden bilgilendirmek kadar içimize kadar sızma ihtimali olanları bir biçimde, tekrar ediyorum bir biçimde kuşatma çabasını da etkin şekilde sürdürdük. Kongreye giderken dört bir koldan MİT ajanlarının gönderilmesine de fiili olarak tanık olduk. Üç MİT ajanını deşifre ittik. Bunların açığa çıkması tamamıyla örgütün aldığı önlemler, yarattığımız kıskacın başarısı olarak gündeme geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç MİT ajanı yakaladık. 1. MİT ajanı İbrahim Yalçın (MİT’teki kod adı ‘Şahin’, Adana MİT bürosu başkanı ‘UFUK’ adlı şahsa bağlı), 2. MİT ajanı Süleyman Uğur (İstanbul MİT bürosunca örgütlenmiş eski bir örgüt üyesidir. İstanbul tarafından Adana MİT Bölgesine devredilmiş MİT ajanı İbrahim Yalçın’la, Kongre Sürecini ispiyonlamak ve eylem yapmak için gönderilmiştir) 3. Aydın Ocak (Kuşçu kod adlıdır, MİT Gaziantep bürosu kanalıyla, örgüt kongresine eylem için gönderilmiştir). Bu ajanlar yakalanmıştır ve itirafları el yazılı olarak alınmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİT’in örgütümüzü takibi, izleyip ajan sızdırma çabaları, dün olduğu gibi bu gün de sürmektedir. İtirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yaçın’ın son 4 yıldır kesilmeden devam eden her türden ihbarları, karalama ve ifşaatları da MİT’in bir uzantısı olarak sürmektedir. Elimizdeki bilgiler MİT ajanı İbrahim Yalçın’ın, resmi kontenjandan, aylıklı yani bordrolu olarak MİT memuru olarak çalışmaya devam ettiğini göstermektedir. Bu çalışmasında kullanabileceği eski-yeni çevresini de örtü olarak kullanma çabasındadır. İtirafçı Engin ahlaksızının, MİT ajanı İbrahim Yalçın’la süren uzun ortaklığı, örgüt içinde ortaklaşa yaptıkları tahrip, TKEP’nin tasfiyesinde bir arada olmaları bu ikilinin devam eden ortaklıklarının içeriğine de önemli bir veridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikili ilginç bir biçimde NATO ve BM askeri güçlerinin, BOP çerçevesinde Suriye’nin askeri olarak işgali, bombalanmasını savunacak kadar zıvanadan çıkmış insanlardır. MİT’in üçüncü dereceden kuklaları olarak, hiçbir önemleri ve etkileri olmasa bile, bu tür siyonist söylemler içinde olmaları, akıl algılarını anlamak açısından hatırlatılması gerekin bir unsurdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin bir kesitine ışık tutacak olan bu yazı dizisini ilgiyle birlikte izleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;“BİR İSTİHBARAT ÇALIŞMASI”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devamı http://nebilrahuma.blogspot.com/ linkinden takip edebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mehmet Yavuz&lt;/span&gt; – 16 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar önce Bassit'e bir askeri harekat planlanmış. Bu harekat, doğal olarak bir ön istihbarat çalışması gerektiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu istihbarat çalışmasının ötesini berisini içeren bazı anlatımları; sabrınıza sığınarak, bir kaç gün sürecek aktarımlarla bilgilerinize sunmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlamadan önce özellikle bir hususa dikkatinizi çekmek isterim: Bu anlatımlarda bazı isimler, tarihler, mekan ve meslek bilgileri özellikle değiştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuma sırasında lütfen bu hususu unutmayınız. &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;(Devamı  yukarıda verilen liktedir)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-4021395331520534766?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/4021395331520534766/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=4021395331520534766' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4021395331520534766'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4021395331520534766'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/mit-ajani-ibriham-yalcin-ve-itirafci.html' title='MİT AJANI İBRİHAM YALÇIN VE İTİRAFÇI ENGİN ERKİNER ÜZERİNE --  246. DOSYA'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-7854005440875515244</id><published>2011-12-17T04:41:00.000-08:00</published><updated>2011-12-17T04:44:47.085-08:00</updated><title type='text'>ANTAKYA ve SAİR EL MEŞRİK KİLİSELERİ SURİYE DEDİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-IRjI0bp8C2o/TuyOjBIXgVI/AAAAAAAADzU/ongnBsCbWpI/s1600/1.%2B%25C5%259EEYH%2BZ%25C3%259CLF%25C4%25B0KAR%2BGAZEM%2BVE%2BRAH%25C4%25B0P%2BHEZ%25C4%25B0M.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 160px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-IRjI0bp8C2o/TuyOjBIXgVI/AAAAAAAADzU/ongnBsCbWpI/s320/1.%2B%25C5%259EEYH%2BZ%25C3%259CLF%25C4%25B0KAR%2BGAZEM%2BVE%2BRAH%25C4%25B0P%2BHEZ%25C4%25B0M.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5687077161712189778" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf; Arap Alevi şeyhi Zülfikar Gazel ve Antakya ve Tüm Doğunun Ortodoks Rum Patriği Ignatius 4. Hezim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 16 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu makaleyi, din adamları örnek alsın diye yazdım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek din adamları, eli öpülesi inanç önderleri, haktan ve halktan yana korkusuzca tutum takınabilendir. Suriye halkıyla yönetimiyle haklı bir davanın mücadelesini verirken,  Suriye’de toplanan Hıristiyan din adamları da desteklerini ilan ettiler, bölgenin tüm din adamlarına  örnek oldular…. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya ve Sair el Meşrik (tüm Şark) kiliseleri Patrikleri Suriye’de toplandı, “Antakya ve Tüm Doğunun Ortodoks Rum Patriği Ignatius 4. Hezim, Antakya ve Tüm Doğunun Ortodoks Süryani Patriği Zekka 1. Ayvas ve Antakya, Tüm Doğu, İskenderun ve Kudüs Melkite Patriği Gregory 3. Lahham her türlü yabancı müdahaleyi ve şiddeti reddettiklerini belirttiler. Suriye'ye gerekçesi ne olursa olsun uygulanan yaptırımların kaldırılmasını talep eden Patrikler bugün Maarratusednaya'daki Süryani Aziz Efram Manastırında düzenledikleri toplantıda, Suriye'deki vatandaşları uzlaşmaya çağıran bir mesaj yöneltti…. Yüce Allaha, Suriye'yi koruması, barış, güven ve refaha kavuşturması için dua eden Patrikler, vatandaşlara yüreklerinde korkuya yer vermeme çağrısı yaptı. Patrikler mesajlarında, reformları ve atılan olumlu adımları teşvik ederek adalet, özgürlük, insanlık onuru, sosyal adalet ve vatandaşlık haklarına saygı gösterilmesini istedi. Yüce Allaha, Suriye'yi koruması, barış, güven ve refaha kavuşturması için dua eden Patrikler, vatandaşlara yüreklerinde korkuya yer vermeme” çağrısı yaptı.(15 Aralık 2011.Geniş okuma için link;  http://www.sana.sy/tur/236/2011/12/16/388589.htm) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çağrı, vatansever din adamı için önemli bir belirtidir; haksızlığa karşı haklıyı savunarak, duaları ve nasihatleriyle da destek vererek, direnenlere güç katar. Dua siyasettir diye ondan uzak kalmaz, eli kanlı şebekelerden korkmadan tutum alır. &lt;br /&gt;Suriye 7000 yıllık bir ülke. Kimliğiyle, kültürüyle, tarihi uygarlıkların ardı arkasına kuruluşuyla tam bir mozaik ve uyumlu bir bütündür. Bu bütünün bir parçası da Şark kilisesidir. Suriye bir anavatandır bütün farklılıklarıyla bir anavatan. Suriye kimliği, ne ad olarak ne de coğrafya olarak tek boyutlu değildir. Arapları olduğu kadar tam etnik yapıları ve farklı inançları temsil eder. Suriye etnik bir topluluğun adı da değildir; bu nedenle “Ena Suri” (Ben Suriyeliyim) denince, tarihi bir kimlik ve kültür anlaşılır, ne din ne mezhep ne de etnik yapı. Bu nedenle de bu gün Suriye halkı, “Benim dinim de mezhebim de Suriye’dir” diyerek birliğini ilan ediyor; bütünlüğüne göz dikmiş eli kanlı şebekelere ve onların destekçisi karanlık amaçların emperyalistlerine dur diyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bu adım çok yönlü bir mesaj ve anlamlıdır. Suriye’nin kiliseleri, Antakya ve doğu kiliseleri patrikliği önderliğinde bir kez daha kendi vatandaşına olduğu kadar dünya şer güçlerine karşı bir duruş sergilemiş oldu. Tarih içinde Antakya kilisesi ve patriklerinin toprağa, vatana ve tüm farklılıklarıyla üzerinde yaşayan insan toplulukları karışındaki sorumluluğunu gösterdi. Halkın din adamı olmanın gerçek anlam ve mahiyetini ortaya koydu. Din adamlarına ders teşkil eden, örnek alınması gereken bu davranış, Suriye mozaiğinin birbiriyle ne kadar sağlamca tutunmuş olduğunu ortaya koydu; Suriye halkı, yönetimi ve lideriyle uğramakta olduğu zulme karşı direnişine manevi bir güç katılmış olundu. Antakya ve tüm şark kiliselerinin ortaya koyduğu bu anlamlı duruş, bu coğrafyanın köklü kimliğine ve kültürünün asaletine de bir gösterge oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANTAKYA BAŞKENT&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadim Roma kenti Antakya bir başkenttir ve farklı inançlar onun merkezindedir. Bu tüm dinler için geçerlidir. Şark kiliseleri, kendilerini kadim Roma kenti Antakya merkezli olarak adlandırırlar. Dünyanın ilk kilisesinin Antakya’da kurulması kadar, Yahudilikten koparak, bir din olarak Hıristiyanlık adını alması da ilk kez Antakya’da gerçekleşmiştir; İncil’de konu şöyle anlatılır “Onu bulunca Antakya’ya getirdi. Ve vaki oldu ki, bütün bir yıl kilise ile bir arada toplandılar ve çok kimselere öğrettiler; ve şakirtlerin Hıristiyan diye çağrılması önce Antakya’da oldu” (İncil, Resullerin İşleri 11 / 26) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya’nın öncü, ilklerin şehri olma özelliğini önceki yazılarımda çok işledim. Tek boyutlu, ilkel milliyetçi bölücülüğe karşı alternatif bir önerme olarak, çoğulculuk yanı sıra çok başkentliliği savundum. Önerdim de; Ankara resmi, İstanbul mali, Diyarbakır ve Antakya seçmeli başkent olmalıdır dedim. Bu belirleme, tarihi, kültürel, etnik vd. farklılıkların barış içinde bir arada yaşamasının önemli bir unsuru olur dedim. Bölücülüğe karşı birlik bu yoldan emniyetle geçer diye de bağladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylesi bir kentin dünden bu güne taşıdığı bir kültür mirası olarak Şark aleminin tüm Hıristiyanları “Antakya patrikliği” adı altında toplanır. Türkiye şarkın başkenti özelliği çok eskilere dayanır. Roma imparatorluğu, Antakya’yı MÖ. 333 kurduğunda, kuzeyle güneyi birleştiren bir köprü olarak tasarlamıştır. Antakya’nın kadim Roma köprüsünün yıkılması üzerine yazdığım yazıda, bu köprünün farklı uygarlıkları, kuzeyden güneye, güneyden kuzeye nasıl taşıdığını ve bu köprüyü yıkan barbarların bu kenti katlederken hangi uygarlık ve tarih bilincini, kimlik ve kültürünü yıkmak istediklerini vurguladım. Kimliksizlerin kimliklilere, tarihsizlerin tarihlilere karşı savaşında yıkılan Antakya’nın Roma köprüsü esasında Şarkın tüm etnik ve inanç dokularını birleştiren bir inci gerdanlıktı. Bu yıkım ne yazık ki, birçok inanç Şeyhinin coğrafya, kültür, vatan ve inanç algısını da yıktığı görülmektedir. Ancak yıkılan yıkılır kalan sağlar ise yola devam eder. Bu nedenle, Antakya ve Tüm Şark Kiliselerinin Suriye’ye destek açıklamasını bu minvalde kavramak yanlış olmayacaktır.&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Şark kilisesi, her zaman batı kilisesinden farklı bir konumlanış içinde olmuştur. Şark kilisesi çok daha halkın içinde olan bir kilisedir. Batı, haçlılardan bu yana bölgemiz üzerine sürdüğü tecavüzler öncelikli olarak da şark kilisesini yıkma hedefi taşımıştır. Dün, ikona savaşlarından, haçlılara uzanan süreçte uğradığı saldırılara karşı bu toprakların farklılıklarıyla omuz omuza vererek haklı davalarında tutum almıştır. Bu gün Filistin davasının öncüleri arasında olmasının da  anlamı budur.&lt;br /&gt;Bu topraklarda gerçek yerliler olarak köklü bağlara sahip olan Şark kiliseleri, Antakya adı etrafında birlik oluşturarak sadece kendini değil, bölgemize çöllerden çıkıp gelmiş haliyle tarihsiz, kimliksiz ve kültürsüz şeriat hamlelerine karşı bu torakların tüm inançlarıyla, etnik yapılarıyla omuz omuza direnişe de omuz vermektedir. Tarihsiz ülkelerin tarihi  kirletme çabalarına karşı durmaktadır., Dış güçlerin saldırılarına, tetikçileriyle yarattıkları kanlı süreçlere dur demektedir.&lt;br /&gt;Ünlü sözü hepimiz biliriz;  “Din egemenlerin elinde halkın afyonudur”. Bu özdeyişin kiliseler kadar camileri de kapsadığı açıktır. Bu söz öncelikle dini siyasete alet edenler içindir. Batı kilisesi yüzyıllar süren egemenliğiyle, engizasyon mahkemeleriyle, yayılmacı feodal imparatorlukların aracı olmasıyla hatta 20 yy faşizminin temel dayanaklarından biri olmasıyla alameti farika sahibidir. Ancak, batılı yayılmacı kilise yönelimlerine karşı doğu kiliselerinin oynadığı vatansever roller de az değildir; balkan savaşlarında, Yunan özgürlüğünde ve bu gün Suriye’ye yönelik emperyalist müdahalelerde onur duyulacak roller üstlenmiştir. Doğu kilisesinde bu direnmeci çizginin tarihini çok eskilere kadar götürmek yanlış değildir; Haçlı seferlerine karşı aldıkları duruş bu tarihin anlamlı bir ifadesidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Din adamlarının onurlu tutumlarına İslam’da en önemli örnek,  Kerbela şehidi Hz Hüseyin’dir. O da bir din adamıydı, daha da ötesi, insanlık adına haksızlığa karşı direnişin sembolüydü. Yüzlerce yıldır o inancın her bir insanında yaşamaya da devam etmektedir. Filistin davasında Rahip Kabbuçi, Rahip Batilus, Mıtran Ata Alla Hanna gibi eli öpülesi halk kahramanlarını da burada anmak yerindedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antakya ve tüm Şark kiliseleri patriklerini Suriye’ye yönelik eli kanlı şebekelerin tahribatlara, emperyalistlerin yaratıcı anarşiyle oluşturdukları kanlı süreçlere karşı ortaya koydukları tutum selamlanmayı hak eden bir tutumdur. Bu tutum, bölgenin din adamlarına, özellikle de Antakya’mızın din adamlarına önemli bir referans olduğunu düşünüyorum. Zalim bir devletin kanlı iç savaşlarında taraf olmak değil Suriye gibi bir ülkenin bizi de içine alan haklı davasının yanında olmayı tercih etmek bir tarihi sorumluluktur. Bununda ötesi, inancın gereğidir. &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Antakya’nın onurlu şeyhleri için vereceğim örnek yaşanmış onlarca olaydan birisini yeterli görüyorum.Umarım herkese örnek olur; 11 Temmuz 2011 tarihinde Amerikan ve Fransanın Şam büyükelçiliklerini protesto ettik; Suriye’nin iç işlerine hukuksuzca karışıyor ve kanlı eylemleri kışkırtıyorlardı. Lazkiye’den yola 1000 kişiyle çıktık. 20 otobüs. Ülkenin her şehrinden farklı sayıda insanda akın akın şama ABD ve Fransa Büyükelçiliğinin önündeki sahaya akıyordu. Doktorlar, mühendisler, sanatçılar, yazarlar, emekçiler, belediye başkanları, milletvekilleri, sosyalistler, devrimciler, liberaller, vatanseverler hepimiz yollardaydık. Bir de aramızda Erdemin, onurun timsali şeyhlerimizde vardı. Hiçbir etkinlikte bizi yalnız bırakmayan, omuz omuza olan, onur ve şerefle erdem ve izzetle aramızda olan Şeyh Zülfikar Gazel (Merhum, büyük bilge Şeyh Fadıl Ğazal’in oğlu), Şeyh Muvaffak Gazel, Şeyh İsa Ğadir gibi bilge şeyhler vardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunlar da Şeyh ve bu güzelim insanlar, sadece duayla değil, yumurta, domates ve taşlarla da protestolarımıza katıldı…Çünkü, haklı davalarda, hak konuşur kimse kimseden büyük olamaz. Bu başlı başına bir sınavdır. Halkın din adamı da tas tamam budur. Gerisi teferruattır….&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-7854005440875515244?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/7854005440875515244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=7854005440875515244' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7854005440875515244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7854005440875515244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/antakya-ve-sair-el-mesrik-kiliseleri.html' title='ANTAKYA ve SAİR EL MEŞRİK KİLİSELERİ SURİYE DEDİ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-IRjI0bp8C2o/TuyOjBIXgVI/AAAAAAAADzU/ongnBsCbWpI/s72-c/1.%2B%25C5%259EEYH%2BZ%25C3%259CLF%25C4%25B0KAR%2BGAZEM%2BVE%2BRAH%25C4%25B0P%2BHEZ%25C4%25B0M.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-8399641010747783001</id><published>2011-12-16T14:42:00.000-08:00</published><updated>2011-12-16T14:43:27.096-08:00</updated><title type='text'>MELE -MOLLA VE “DİN-DEVLET-MİLLİYET”ÜÇGENİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hasip Yiğitoğlu&lt;/span&gt; – 16 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet, kendini sorgulayarak toplumsal sorunları çözecek rasyonel politikalar üretmek yerine,toplumsal dinamiklerin gelişimini önleyen ve yaşanan sorunların temeli olan zihin düzleminde kalmayı ısrarlı bir şekilde devam ettiriyor.KUL zihniyetli KÖLECİ sistemin devamı yönünde her gün yeni hamleler atıyor.Son hamle MELE-MOLLA yeni bir koruyuculuk ve asimilasyon yasasını hayata geçiriyor.Bu bağlamda psikolojik ve zihinsel tekçi KOLON”lama politikaları devam ettirilmektedir.Çok kez başvurulan bu uygulamaların sorun çözme yerine,sorun ürettiği bilinmesine karşın hemde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halkın direncini kırarak,halkın dinamiklerinin gelişimini önleyerek KUL cu zihniyetlere BİAT etmeyi öngören bu anlayış, tarihsel uygulamalardan da anlaşılacağı gibi,uygar toplum olmanın önündeki en etkili engel olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle İkinci Dünya savaşıyla başlayan soğuk savaş sürecinde,emperyalizm anti-Komünist DİN JARGON lu politikaları öne çıkarttığı hafızalarda olmalıdır..Günümüze kadar da Türkiye”nin paradigması olmuştur.Bildiğiniz gibi NATO ve CENTO lu emperyalist bağımlı politikaların başlangıcı bu zamana denk düşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin orta ve yakın tarihine bir göz atacak olursak bu durumu izah eden bir çok veriyi rahatlıkla görmemiz mümkündür.Bu zihniyetin her geçen gün katlanarak toplumsal hayatımızı nasıl etkilediği konusunda Bayar ve Menderes dönemi oldukça aydınlatıcı olmalıdır.Komünist tevkifatları,55-56 olarak ülkemiz tarihimizde kara leke duran Gayri Müslim halkın işyerlerinin yağmalanması ve tehcir edilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ki yıllarda genel hatlarda bazı patinajlar yapılmışsa da,yakın tarihimize ve günümüzde bu zihniyet tam manasıyla oturtulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet sisteminin son atraksiyonu AKP hükümeti DİN DEVLET MİLLİYET üçgen anlayışına en sadık olarak tarihe geçecektir.Her uygulamasında bu zihniyete harfiyen bağlı kalmak için ez azami gayreti göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP hükümeti,Dinayet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun değişikliği ile DİB lığına televizyon ve radyo açabilme, internet sitelerini denetleyip kapattırabilme, basılı yayınları toplatabilme ve kendi personelini belirleme yetkisi vermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyanet üzerinden binlerce kişi, devlet kadrolarına geçiş yaparak, devletteki kadrolaşma büyük ölçüde tamamlanmıştır.&lt;br /&gt;Bu kanunsuzluğa karşı çıkanlar cemaat ve tarikatlar tarafından tehdit ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİB; din hizmetlerinin ülkenin tümüne yayılması, ulaştırılması ve Kürt Sorununun” çözülmesi için,İl Özel İrşat Ekipleri kurdurmuştur.Sözüm ona insanları irşad edeceklermiş yani aydınlatacaklarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİB, Aile İmamlığı projesini yaşama geçirdi. İmamlar artık sadece cemaat ile değil, mahallelinin her türlü sorunlarıyla ilgilenecek. Düzenli ev ziyaretleri, kahvehane-fabrika gezmeleri, konferanslar gerçekleştireceklerdir şimdi.&lt;br /&gt;Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü tarafından,”Evin, okulla yakınlaşması ve değişen Anne-Baba rolleri Projesi” kapsamında ergenlik dönemi hakkında anne-babaya eğitim vermeyi amaçlayan proje 2 yıldır uygulanmaktadır.Bu projenin amacı,eğitimin dini uygunluk esaslarına göre verilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygulama 500 kadar İmam Hatip Lisesi Görevlisi tarafından yapılmaktadır.Proje önümüzdeki günlerde genişletilecektir.&lt;br /&gt;Cami- Çocuk buluşması adı altında bir proje daha uygulanmaya başlandı.&lt;br /&gt;Her camide 3-5 yaşındaki çocukların posterlerini görebilirsiniz. Posterlerde “Camimi Seviyorum” yazmaktadır.&lt;br /&gt;DİB Başkan Yardımcısı biraz daha ileri giderek camileri, “hastalıkların tedavi edildiği merkezler” olarak açıkladı.&lt;br /&gt;Artık Camilerde yalnızca yaz aylarında değil, her zaman Kur-an Kursu veriliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemaatler ve tarikatlar, AKP sayesinde devlet kadrolarını paylaştılar. Artık hangi Bakanlık, hangi tarikatın elinde bellidir. Cemaatler ve Tarikatlar milyarlarca dolarlık servetleri yönetmektedirler. Kendilerine “Hoca-Şıh” dedirten bir sürü kara para sahibine kimse hesap sormamaktadır&lt;br /&gt;AKP Hükümetinin son eylemi ise, Diyanet kadroların 1000 adet cemaat-tarikat mensubu kişileri almak olacak. “Mele” denilen bu mollalar, devlet görevlisi olarak görev yapacaklar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimenin tam anlamıyla yeni bir HİZBULLLAH travma sürecine neden olacak MELE-MOLLA politikası,DİN-DEVLET-MİLLİYETÇİLİK üçgeni zihniyetli devleti tanımlama açısından önemli bir veri daha olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi DİN-DEVLET-MİLLİYET üçgeni anlayışını OSMANLI BİZANS tan kopya etmiştir.OSMANLI”dan da TÜRKİYE CUMHURİYETİ kopyalayarak günümüze kadar devam ettirmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-8399641010747783001?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/8399641010747783001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=8399641010747783001' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/8399641010747783001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/8399641010747783001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/mele-molla-ve-din-devlet-milliyetucgeni.html' title='MELE -MOLLA VE “DİN-DEVLET-MİLLİYET”ÜÇGENİ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-1420365848477615743</id><published>2011-12-15T05:26:00.000-08:00</published><updated>2011-12-15T06:21:17.101-08:00</updated><title type='text'>TARİHSİZ ÜLKELER</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-LQVxOGTf1UI/TuoCSMgyVnI/AAAAAAAADy8/2eLPupMwcL0/s1600/2%2BARALIK%2B2011%2BMASA%25C3%259CST%25C3%259C.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 196px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-LQVxOGTf1UI/TuoCSMgyVnI/AAAAAAAADy8/2eLPupMwcL0/s320/2%2BARALIK%2B2011%2BMASA%25C3%259CST%25C3%259C.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5686359991128315506" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 14 Aralık 2011 Çarşamba.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu makalemde, Hegel’in, Avrupa’nın devrimler çağında oynadıkları rollerle yıkıcı bir gericilik kaynağı olan “Tarihsiz uluslar” tanımlamasına dayanarak, Arapların tarihsiz ülkelerinin oynadığı kirli rollere ışık tutmaya çalışacağım. Bu ülkelerin Arap tarihini nasıl talihsiz hale getirdiklerini anlatacağım. Arap baharını nasıl da emperyalist çıkarların posasına çevirdiklerini anlatmaya çalışacağım; Katar, Suudi Arabistan ve Körfez Emirlikleri gibi tarihsiz ülkelerin, keçi-kılı çadırlar altından çıkarılıp, ailece üzerine oturtuldukları petrol ve gaz servetleriyle,  Arap tarihinde oynadıkları gerici rolü anlatacağım. Bu tarihsiz ve bir o kadar talihsiz ülkelerin, yüz milyonlarca insan potansiyeliyle Arap ulusu üzerinde nasıl tepindiklerini, nasıl da Arap baharını son bahara çevirerek, emperyalist çıkarlar için posa haline getirerek katlettiklerini aktaracağım. Suriye’de süren kanlı süreçlerdeki sorumluluklarına ışık tutacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araplar, sahralarına (Çöllerine) Boş çeyrek derler. İnsansız alanlar (Ribi3 el Khali). Bu gerçek anlamda insansız alan olduğu kadar, akılsız alan, medeniyetsiz alan anlamına da kullanılabilir. İşte bu alanların göçebe aşiretleri, boş çeyreğin boş insanları, Arap halkının uygarlık kuran, Verimli Hilal (Hilal el Hasibi) denilen, insanlığa ilk uygarlık ışığını saçan ülkeler ve halklar üzerine nasıl da zorla bindirildiklerini, 7 bin yıllık tarihiyle bir uygarlık merkezi olan Bilad el Şam ülkeleri ve diğerleri üzerine mali gücün pervasızlığıyla yıkım yarattıklarını, eli kanlı silahlı şebekeleri besleyip ülkeleri kanlı süreçlere soktuklarını anlatacağım. Bunu yaparken de, ne kendi tarihsel algıları ve kültürlerinde ne de yaşadıkları şu anın, kendi ülkeleri ve devletlerinde esamisi bile olmayan “insan hakları, sivil toplum, çoğulcu demokrasi” pehlivanları olarak ortaya çıkış sahtekarlıklarını anlatacağım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca, bu tarihsiz ülkelerin Avrupa’nın yükselen devrimler çağında (1848 ve sonrası) oynadıkları gerici, karşı-devrimci role ve muhkem olan sonlarına, tarihten örnekler vererek makalemin ana konusunu dile getireceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARİHSİZ ULUSLAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hegel “bir devlet kurmayı başaramayan, ya da kurdukları devlet çoktan yıkılan ulusların «tarih¬siz», yok olmaya mahkûm uluslar olduğunu” belirtir. Engels, Hegel’in bu belirlemesine dayanarak 1855'de yazdığı bir yazıda orta Avrupa'da demokratik devrimin 1848-49'da uğradı¬ğı başarısızlığı yığın¬lar halinde Avusturya ve Rus ordularına yazılan, Macaristan, Polonya, Avusturya ve İtalya'daki liberal devrimi ezmek için gerici güçlerce kullanılan Güney Slav uluslarının (Çek¬ler, Slovaklar, Hırvatlar, Sırplar, Romenler, Slovenler, Dalmaçyalılar, Moravyalılar, Ruthenyalılar v.b.) oynadıkları kar¬şı devrimci role bağlar. «Pan-Slavizm tarihin bin yılda yarattığı şeyi silip süpürmeye çalışan, Türkiye'yi, Macaristan'ı ve Almanya'nın yarısını haritadan silmeden amacına ulaşamayacak bir harekettir...» diyerek de görüşünü açıklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıklamanın ne kadar materyalist ilkelere bağlı olup olmadığını tartışmayacağım. Engelsin önemli bir hata yaptığını söylemek bile güç değil. Ancak, tarihsiz ulusların, tarihte hiçte sağlıklı bir rol oynamadıklarını, güçsüzlükleri nedeniyle her zaman, bir gücün yörüngesinde, onun kuklası olarak genellikle de tarihe karşı bir rol oynadıkları gözlemlenmiştir. Avrupalın yükselen devrimler çağında, uzun yılların savaşlarında bir saftan bir safa geçen, kim daha çok öderse ya da çatışma halindeki iki gücün gergin dengeleri arasında öne çıkarak ayak bağı roller icra ettikleri bilinmektedir. Avrupa’nın “tarihsiz ulusları”  Engelsin öngördüğü gibi bir sona gelip gelmemeleri tek uluslu devletler çağıyla bunu atlatıp atlatamadıkları bir yana, II. Dünya savaşı öncesi ve sonrasındaki konumlarıyla da aynı çıkmaz içinde olan bu ülkeler, bu makalenin konusuna örnek teşkil ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katar, Körfez Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın, Arap alemi içinde, bölgemizin her bir köşesinde oynadıkları kirli oyunun özeti, Avrupa’nın yükselen devrimler çağındaki tarihsiz uluslar gibidir. Daha da ötesi, üzerine oturdukları servetleri aile, aşiret çıkarları doğrultusunda korumak için giriştikleri akıl almaz emperyalist-siyonist kula rolleri de bu tarihsizliklerinde anlam buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARAP BAHARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap halkının 21. Yy ortaya koyduğu halk ayaklanmalarının derin tarihi kökleri ve haklılığı tartışmasızdır. Baskıcı, ilkel yönetim ve rejimlere karşı bir değişim istemini dile getirdi. Arap halkı devlete boyun eğmeyen bir geleneğe sahiptir. Arapların tarihinde, haksızlığa karşı belli bir birikimden sonra ciddi patlamaların olduğu sık rastlanan bir durumdur. Bu, İslam’ın ilk evrelerinde olduğu gibi sonraki evrelerinde ve istilacı güçlerin, Selçukludan, Osmanlıyla I. Dünya savaşı ardından İngiliz ve Fransızlara karşı bitip tükenmeyen halk ayaklanmaları ve savaşlarla geçmiştir. Filistin halkı yüz yıldır mücadelesini özverilerle sürdürmektedir direnme tarihine “intifada”yı (silkiniş, silkinmek) tanım ve fiilini kazandırmıştır. Son yarım asırda her bir Arap ülkesinde ortaya çıkan halk ayaklanmaları ise bu süreçte Arapların hangi olgunluk düzeyinde siyasallaştıklarını ve baskının her türüne devletin her ceberut cinsine karşı korkusuzca, ayağa kalktıklarını göstermiştir. Bu geleneğin derin tarihsel anlamını kavramak için Türkiye’de halkımızın, baskıcı devlet karşısındaki yaman sessizliğine bakarak karşılaştırma yapmak, birçok açıdan verimli bir fikir zenginliği oluşturacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araplar, bu halk ayaklanmalarına sevra derler yani devrim derler. Sevra, Arapçadan Türkçeye devrim olarak çevrilmesine rağmen, Türkçe siyasal jargonda devrim, Arapçanın Sevra’sından farklı bir mahiyetle algıların. Türkçede devrim, siyasal iktidarın ele geçirilmesini de içeren büyük dönüşümdür; üretim tarzının değişimi gibi, alt ve üst yapıdaki köklü nitel değişim. Ancak Arapçada Sevra (Devrim), siyasal iktidar ele geçirilmese de halkın uzun süreli (en azından ayları–yılları kapsayan), sert, çatışmalı (silahlı, silahsız) bir halk isyanını tanımlar. Bu isyanın ardından iktidar ele geçirilse de geçirilmese de sevra, devrimdir. Dolaysıyla, Arap baharını Türkçede Arap devrimi olarak anarken bu çerçeve içinde andığımı belirtmek isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavramların anlaşılır bir açıklamasını yaptıktan sonra, tekrarla Araplar, 21. Yy tüm insanlığa, zalime, zulme ve baskıcı devlet aygıtlarına karşı direnme, devrime kalkışma, halk isyanı ve başkaldırıya yönelme de öncü bir mesaj vermiş olduğunu belirteceğim. Bu bir halk olayıdır. Ne emperyalizmin bir oyunu ne de bir senaryonun ikamesidir. Bunu gerçek anlamda bir halk atılımıdır. Üstelik beklenmeyen bu halk atağının ilk günlerinde, emperyalistler-siyonist güçler ve Arap gericiliği, ciddi bir panik geçirmişlerdi. Arap baharı bundan sonra emperyalist,Siyonist ve Arp gericiliğinin müdahalesine maruz kaldı, yükselen halk dalgaları üzerine bundan sonra binildi. Bahar bundan sonra son bahara kışa dönüşüp önü kesildi ve karşı devrim atağıyla tersine çevrildi; gerici güçler bu geç kalmanın faturasını ise Tunus’ta Bin Ali, Mısır’da Hüsnü Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih gibi sadık diktatörlerini harcamak zorunda kaldı; Libya’da ise sürece erken müdahale edildi. Bu makalemin konusu olan tarihsiz Arap ülkeleri Katar, Körfez Emirlikleriyle birlikte, Fransa, Amerika ve NATO güçlerinin karanlık ve bir o kadar kirli amaçlarının bileşkesi Libya’da halkın haklı talepleri, ilk adımından itibaren karşı devrimci bir sürece olarak yönlendirildi. Bu girişim Suriye’de, halkın haklı taleplerle başlattığı gösteriler üzerine, önceden karara bağlanmış olmasına rağmen yürürlüğe konmamış demokratik reformların hayata geçirilmesinin ilanıyla birlikte, dış müdahale sürecin üzerine binerek bir karşı-devrim hareketine dönüştürülmüştür.&lt;br /&gt;Arap baharı artık bir son bahar, bir kış olmuştur. Arap baharı, yön kırılmasıyla birlikte. karşı-devrimin dış güçler eliyle ülkelerin, halkların yaratıcı anarşi içinde kıvranışını tanımlar hale gelmiştir. Komplo işte bunun üzerine binmiştir; komplo yoktan var edilemez, gerçekçi taleplerin, gerçekçi halk hareketlerinin belli bir olgunluğa gelmesinin ardından tezgahlanabilirdi. Nitekim olan da buydu. Gerçek bir bahar olan başlangıç, gerçek bir sonbahara, kışa böylece dönüştürülmüş oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap baharı süreci kıran, tarihin ilerlemesine karşı bir duruşa dönüştüren, direnme çizgisindeki ülkeleri de yıkmak üzere evrensel komplonun organizesinde yer alan Arap ülkelerinin rolü oldukça öne çıkmıştır. Bu ülkelerin tarihsiz ülkeler olması ise oldukça anlamlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KADER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapların tarihsiz ülkeleri, Avrupa’nın tarihsiz ulusları gibidir. Bu kural doğanın bir kuralıdır. Tarihsizler hep talihsizdir arada kalırlar, yama olurlar, iki ana gücün çatışmasında fırsat bulurlarsa öne çıkarlar kirlilik saçarlar, kraldan çok kralcı olurlar, daha çok kukla ve maşa rolü oynarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapların tarihsiz ülkelerine bir göz atın, ne bir uygarlık üzerine ne tarihi bir devlet teşkilatı üzerine kuruldular. Çöldürler, sahradırlar. Petrol keşfedilince, İngiliz sömürgeleri olarak bedevi çadırları altındaki aşiretlere devlet diye bir şey kurdurup, ülke haline getirildiler. Bayrakları bile o çöllerin hakimi İngiliz alaylarının flamasıdır. Yani uğruna bedel ödenen bir simgeleri bile yok. Bu açıdan bağlı oldukları hiçbir ortak ulusal ya da vatansal payda sahibi değiller. Arap olmaları, sadece Arapça diliyle ilgili bir tanımlamadır. Onun ne ruhu, ne gelenek ve görenekleri, ne kültürü ne de merkezi pazarı ve coğrafyasının tarihiyle ilgili bir algıları yok. Sorumluluğun olmadığı, bir topluluğu ait olma bilincinin bulunmadığı bu toplulukların, aşiret yapılanması içinde ilgili oldukları tek değir kan bağıdır; 21. Yy da ise bu bağlarında hiçbir anlamı kalmamıştır mal ve servet hevesi, Katar’da ve diğerlerinde olduğu gibi oğlun babaya darbe yaparak iktidarı yani mal ve servete el koymaya kadar götürür (1995).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap ülkeleri coğrafi tarih olarak iki temel bölüme ayrılırlar. Birincisi;  Boş çeyrek denilen alanlarda, çölün, sahranın uygarlıkla uzak yakın bir bağı olmayan alanlarında, petrolle birlikte, emperyalistlerin cetvelle çizdiği sınırlardan oluşmuş ülkelerin oluşturduğu topluluk. Bunlar, bu gün itibariyle Körfez Ülkeleri Dayanışma Meclisi etrafında kendilerini ifade ediyorlar; bu ülkeler, koltuklarını ve aile çakarlarını korumak üzere, bu günü ve geleceklerini kayıtsız şartsız olarak emperyalist – Siyonist projelere bağlamış durumdalar. Bu ülkeler, devlet olarak belirdikleri 20yy ortalarından itibaren, bölgenin istisnasız tüm olaylarında bu duruşu sergilemiş aksı davranan liderlerini resmen katlederek tasfiye etmiştir (Kral Faysal, Arap İsrail savaşı nedeniyle batıya karşı giriştiği petrol ambargosunun bedelini canıyla ödemiştir, 25 Mart 1975) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emperyalistlerin her tarihi kesitte temel çıkarlarını korumak kaydıyla yaptıkları taktik değişikliklerinin tüm süreçlerinde bir kukla olan bu ülkeler, tarihsizliklerinin verdiği güçsüzlükle kendi halklarına karşı acımasız kanlı süreçlerinde mali destekçisi rolü içinde olmuşlardır. Filistin davasında İsrail’i bölgede koruyan yegane güç bunlardır. Tarihsiz olmak kimliksiz olmak demektir. Olayın özü de budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkeler ve hakimleri, tarihsizliğin yarattığı kimliksizlikle, bu kirli rolleri bir kader gibi oynamaya mahkumdurlar. Ayakta kalmalarının başka bir şansı yoktur. Bu gün bu çirkin müdahaleci girişimlerini yapabiliyorlarsa, emperyalistler adına bir görevli olmalarındandır. Bu görevleri bitince kendileri ve ülkelerinin rolü de sona ermeye mahkumdur. Üstelik sonları çok sefilce olacağı açıktır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KATAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ülkeler arasında dikkat çekecek ölçüde öne çıkarılan Katara da bir tarihsiz ülkedir. Katar uzunluğu 160 km, ortalama genişliği 75 km olan yaklaşık 1000 km² yüzölçümlü, Arap körfezine uzanmış bir yarım ada. Nisan 2010 sayımlarına göre nüfusu 1 699 435 (bu rakam yerli yabancı herkesi kapsamaktadır) 18 Aralık 1878 tarihi itibariyle El Sani adlı Urban (göçebe Arap) bir ailenin denetimi altına girer. Çöldür, deve besiciliği dışında kayda değir bir şeyi yoktur. 3 Eylül 1971 tarihi itibariyle de İngilizlerin özgün anlaşmaları ve verdiği icazetle devlet olur. Katar devletinin bayrağı da uzun süre bu topraklarda kalan İngiliz askeri birliğinin flaması ülke bayrağı olarak kabul edilir.  Herkesin rahatlıkla google’den ulaşacağı bu bilgiler, bu gün bölgemizde ve dünyayı etkileyen en önemli siyasi olaylarda aklın almayacağı oyun ve düzenbazlıkları yapan Katır’ı yakından algılamak için verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katar, Osmanlının denetiminde keçi-kılı çadırlarda, çölde biten kuru çalılara develerine yedirerek yaşan, ne tarih ne kültür ne uygarlık ne de medenileşmeyle ilgili uzak yakın bir birikimi olmayan ülke. 1971’de devlet oluyor yakın zamanda petrol ve gazın bulunuşuyla, çadırlardan sıçrayarak, insan aklının almayacağı görsel tüketim maceralarına, dünyanın en büyük stadı, en yüksek binası, en büyük akvaryumu, en uzun köprüsü,  en geniş spor komplesi, en geniş konferans kompleksi diye uzanan en enli girişimler, bu ülke insanlarının tarihsel algılarıyla, kültürel birikim ve medenileşmesiyle ilgili hiçbir veriye dayanmadan yapılmaktadır. Yanı orijinal hiçbir alt yapısı olmadan petrol dolarların tüketilmesiyle oluşturulmaktadır. Ne doğasıyla, ne tarihiyle ne kültürel birikimiyle orijinal değildir. Her şeyleri, yama gibi getirilip oturtulmaya çalışılmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Petrol ve gaz servetlerinin yarattığı pervasızlık, hesapsızlık onları koruyan emperyalist güçlerin Arap alemindeki çomağı olmaları içinde bir zemindir. Nitekim, Arap baharında öne çıkan Katar’ın oynadığı rol, bu doku üzerinde yükseltilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katar, mali kaynaklarıyla medya alanına da girdi. 1995’de dünyada yetişmiş en iyi gazeteciler, sunucular, muhabirler dil uzmanları, dekoristler, danışmanlarla  EL JEEZİRE TV  kuruldu.  Amerika’nın ünlü CNN TVsini de geride bırakan bir atılımla, birkaç dilde, onlarca kanalla çocuk, gençlik, belgesel, müzik, spor gibi etkinliklerle yayınlarını sürdürdü. Dünyanın en önemli spor yarışmalarının yayın hakkını bol paralar dökerek satın aldı. En pahalı yorumcular, spikerlerin önüne kırmızı halılar serdi. Rüşvetle olduğu açığa çıkarak mahkemelik olan, FİFA’nın 2022 Dünya kupası organizasyonunu kazandı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mali kaynakları sonsuzdu, medya karı değil, petrolden gazdan kazanıp medya alanında harcama üzerine kurulu rekabete girmeden, her türden yalan, abartma, senaryo, planlı amaçlı karanlık yönelimlerin tezgahlanabileceği, izleyici kaygısı olmayan yayıncılık sürdürüldü. Planlanmış siyasi amaçlar için, CİA ajanı olduğu açığa çıkıp istifa eden Genel Müdür Waddah Hanfar eliyle yönlendirilen kamuoyu oluşturma, yalan bilgilerle, uydurma ve abartmalarla ülkelerin iç işlerine karışarak kanlı süreçlerin organize edildiği bir kurum haline geldi, Bu yolda da büyük başarılar elde edildi. Dünyanın en etkin siyasal savaş silah tekeli böylece oluştu. Katar, bu sürecin öncüsü olarak bölgede kirli rollerini boyunu çok aşan, gücünün çok üstende olan, tarihi kültürüyle asla altından kalkamayacağı süreçlerin eli kanlı vampiri haline geldi. Arapların 10 bin yıllık ülkeleri bile bu gücün etkisi altında kanlı süreçlere düştü.  Katar Arapların en tehlikeli ama cüce ülkesi olarak, ülkeden ülkeye karışarak zıplamaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sürecin diğer boyutunda ise Amerika’nın Orta Kuvvetlerine av sahipliği yapmanın verdiği hoyratlıkla da bulunuyor.  Bölgenin tüm ülkelerinde nüfus alanları genişletme çabası bu hoyratlığın bir ürünü. Kim bilir, Katar kendini bir Belçika, bir Danimarka bir Hollanda gibi küçük ama emperyalist düzeye olaşıp, dünyada sömürgeleri olan ülkelerden biri sanıyordur; kendini aldatmaktan başka bir anlamı olmayan bu algının, ne tarihi ne talihi vardı. İsrail, Amerika ve ortakları bu ufak ülkelerin mallarını ve servetlerini ele geçirmek, işletmek ve kendilerini esir etmek için pohpohlayıp dururlar. Bu yolla silah tekellerinin satış rakamları da yükseldikçe yükselir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu ülkeler, Hegel’in “Talihsiz uluslar” dediği, Engels’in de karşı-devrimin tetikçileri olarak tarihe karşı “tarihten silinmesi” gereken uluslar olarak gördüğü ülkeler gibidir. Arapların tarihsiz ve talihsiz ülkeleri kirli işlerin tetikçileri olarak, tarihe halklara ve insanlığa karşı rollerini oynamaya devam ediyorlar. Mali ve servet güçleriyle, Siyonist emperyalist onaylarla, bölgenin tüm ülkelerini özellikle Türkiye’nin Erdoğan iktidarını da satın alarak, halkların iradesine karşı maceralara sürüyorlar.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Makalem çok uzadı farkındayım. Esasında daha da uzun olacaktı, çok kıstım. İlgili okurun bildiği bir örnekle yazımı noktalayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lübnan’da bir Dürzi lider vardı adı Kemal Canbolat. İlerici Sosyalist Parti (İSP) lideri olan Kemal Canbolat, Lübnan’ın tarihsel dış güçler dengesi üzerine yaptığı cambazca oyunlar, kah Mısır yanlısı, kah Sovyet yanlısı, kah Küba talimatı kah Suriye için, çoğu kez Yaser Arafat etkisiyle Filistin güdümünde, ardından Suudi etkisi altında inişli çıkışlı, ikiyüzlü siyasal konumlanışlar içinde oldu. Dürzülerin sıkı birliğine ve onlar üzerinde atalarından gelen feodal etkilerine güvenerek ilerici sosyalistlik adına horon tepiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta, bölgede çekişen büyük güçler kendi aralarında bir biçimde anlaştı. Bu anlaşma, Kemal Canbolat gibi tüm ara unsurları açıktı bıraktı. Artık bu unsurların varlığı bile ciddi bir risk olmuştu. Büyük güçleri bir kez daha provoke edebilir, çatışmaya götürebilirdi. Bu durdum da anlaşan büyük güçler ilişkilerini korumak için bu ara unsurları gözden çıkarmak zorunda kaldı. Kemal Canbolat böylece denklem dışı kaldı. Varlığı4 bir tehlike haline gelince de tasfiye edildi (16 Mart 1977). Oğul Velid Canbolat da  aynı yolu izlemeye devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihsiz uslar gibi, tarihsiz ülkeler ve tarihsiz şahıslar, er ya da geç hak ettikleri yere gönderilecektir. Bölgemizde bu durum, Suriye olaylarının aşılmasıyla, sonuçlanacaktır. Tarihsiz ülke Katar ve benzerleri ve onların maceraları peşinde sürüklenenler tarihle yüzleşmekten kaçamayacaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-1420365848477615743?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/1420365848477615743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=1420365848477615743' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/1420365848477615743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/1420365848477615743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/tarihsiz-ulkeler.html' title='TARİHSİZ ÜLKELER'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-LQVxOGTf1UI/TuoCSMgyVnI/AAAAAAAADy8/2eLPupMwcL0/s72-c/2%2BARALIK%2B2011%2BMASA%25C3%259CST%25C3%259C.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-2477206854836601660</id><published>2011-12-13T11:35:00.001-08:00</published><updated>2011-12-13T11:35:49.980-08:00</updated><title type='text'>FETHULLAH GÜLEN ALEVİLERE YİNE KİN KUSUYOR.</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural’ın notu:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değerli dostum Hasip Yiğitoğlu’nun kaleme aldığı bu önemli ve uyarıcı yazıya küçük bir not düşme gereği duydum siz okurlarımla paylaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemaatin algılarını daha da kapsamlı işlemek aydınların görevi olmalıdır. Ellerine sağlık değerli dostum. Bu konuları sık sık yazacağız. Bir ek yapmakla yetineceğim. İnsan merkezli tüm dinlerin kabul edilebilir mesajıyla uzak yakın hiç bir ilintisi olmayan bu Fethullah Gülen ve cemaatinin İslam ümmeti diye bir kaygısı yoktur. O, tekçi zihniyetin Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan tüm kesitlerinde tekrarla kendini dayatan, ittihatçılıkta belli bir tekamüle yönelen Türk hilafetinin esiri olmuş bir İslam algısını içindedir. Yani Milliyetçidir, ırkçıdır, İslam bunlar için sadece bir araçtır. Kürt nurcularıyla ayrışmasının nedeni de tas tamam budur. Bu Fethullahçı yönelimin faşizan özüne önemli bir göstergedir. Dolaysıyla farklı inanç ve etnik özgürlük ve demokratik duruşa şiddetle karşıdır. İsrail yanlısı, Amerikan çıkarlarıyla uyumunun nedeni de, bölgede ortak emperyalist işlevde anlam bulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FETHULLAH GÜLEN ALEVİLERE YİNE KİN KUSUYOR.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasip Yiğitoğlu – 13 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fethullah Gülenin bitmeyen Alevi saplantısı devam ediyor.Özellikle Suriye”de yaşanan karmaşa süreci ve Dersim katliamı tartışmaları ile birlikte Alevilere karşı dilini fazlasıyla uzatıyor.Kin kusuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir taşla birkaç kuş vurmak maksadında Gülen,Suriye”ye olası bir saldırıyı Alevilerden dolayı meşrulaştırmak,Dersim katliamı ile alevlenen tartışmalara bir başka boyut kazandırarak devleti haklı çıkarmak.Birde Kürtlere karşı uygulanan ayrıştırıcı ve baskıcı politikaları desteklemek.Bir anlamda KCK tutuklamalarını haklı göstermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilindiği gibi Gülen”in Alevilere yönelik saldırıları çok eskiye dayanmaktadır.Yeni bir durum değildir.Bu günlerde sadece saldırılarını arttırmıştır.Birde saldırı ajandasına Kürtleri de ilave etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü,İngiliz destekli Saidi Nursi spekülasyonları yapılamayacak kadar saydamlaşmış Kürtlerin talepleri.Bir izahı var elbet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kürtlerin talepleri,demokrasi,insan hakları ve hukuki vatandaşlık referanslı olunca Gülen”i telaş sarıyor.Diğer bir anlatımla Gülen”in telaşı,Kürtlerin inanç,mezhep,milliyet temelli bir arayışları ve beklentileri olmamasından kaynaklanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum ise Gülen”in arka bahçesiyle örtüşmüyor.Bilinç altıyla hiç örtüşmüyor.Gülen açısından kabul edilmez bir durum bu.Zira Gülen”in öngörüsü İslamcı,mezhepçi ve milliyetçi,katı ve acımasız jakobenliktir.Bu zihniyet demokrasi ve insan haklarıyla taban tabana zıttır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki,Ülkemizde uygulanan politikalardan anlaşılacağı gibi Gülen”in zihniyeti SİSTEM in paradigması olmuştur..Uygulamalar göstermektedir ki, Kemalizm”den tek farkı sivil değil,dinsel bir mühendislik projesidir.Bu fark küçümsenmemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülen”e birileri sormalı ,Alevilerin Şahı Ali Bin Ebi Talip,yani imam Ali”nin Nehcil belağa eserinde tarihe ve insana yönelik vurgusundan haberdar mı !...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nehcil belağa eserinde İmam Ali,tarihi ve insani süreci şöyle ifade eder ; çocuklarınızı kendi alışkanlıklarınıza zorlamayınız,çünkü onlar başka bir zaman için dünya ya gelmişlerdir.Galiba,Alevileri farklı kılan bu anlayış olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülen”in Alevilere yönelik gayri insani ve etik dışı sözleri,referans aldığı İslam dini ile ne kadar örtüşüp,örtüşmediği açıkça ortaya çıkmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın Fethullah Gülen bir röportajlarında ne diyor,Arkadan Türkiye’de Kızılbaş meselesi geliyor (...) Anadolu’daki Aleviler, Yörükler bizim Tahtacılar, onlar her zaman bizim kendileriyle anlaşacağımız insanlardır. Fakat esas aslen Nuseyri olan, Ermenilerden, Süryanilerden meydana gelmiş, aslen Nuseyri olan, Tunceli civarındaki Aleviler bu işin arkasında. Bunlar Türkiye’de gaileler açtığı zaman devletinizle ordunuzla bu işin karşısına çıkamazsınız. Ve bunların dinleri yoktur. Nuseyri akidesi vardır. ‘Allah insandır, insan Allah’tır’, ‘Allah insanın içine girmiştir’, ‘Allah insanla itaat etmiştir.’ Bu anlayış hâkimdir. Bu itibarla biz şimdi Güneydoğu’yu verelim dediği zaman bile Sivas’a kadar talepler gelecektir arkadan..,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülen”in Alevilere ve Kürtlere karşı gerçek yüzünü ifşa eden bu sözlerinden anlaşılacağı gibi,Alevi ve Kürt katliamlarını destekleyici bir anlam çıkartmak mümkündür.Küçümsenmemelidir.Ülkemizi bekleyen tehlikenin boyutlarını anlamamız açısından Gülen”in açıklamaları önemsenmelidir.Zira Gülen cemaati şuan iktidarın en büyük bileşenidir.Özellikle son on yılda mozaik kültürlü halkımızın yaşam anlayışları üzerindeki mahalle baskısının artmasını bu duruma yorumlamak yanlış olmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Gülen bir Emperyalist uşağıdır.Eğer öyle olmasaydı,CİA çoktan sünneti vecibesini uygulamış olurdu.Vatikan falan vız gelir CİA ya.Papa bile sünnetlikten kurtaramazdı Gülen”i.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası bu günlerde ABD nin ihtiyacı da var Gülen”e.Ilımlı İslam teorisini Gülen cemaatinin AKP içindeki rolüne endekslemişlerdir çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haaa,aklıma bir şey geldi,belki sizinde dikkatinizi çekiyordur.Gülen”in kıblesi Vatikan “mıdır,Yahudi aymazlı Protestanlar mı,yoksa hicaz mı.Bilen varsa lütfen,bilmeyenleri aydınlatsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorum başta Aymaz solculara.Ümmet aklından demokrat olunamayacağını anlamışlardır umarım.Cevaplarını bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hasipyigitoglu@hotmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-2477206854836601660?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/2477206854836601660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=2477206854836601660' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/2477206854836601660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/2477206854836601660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/fethullah-gulen-alevilere-yine-kin.html' title='FETHULLAH GÜLEN ALEVİLERE YİNE KİN KUSUYOR.'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-6407579928199087267</id><published>2011-12-13T11:32:00.000-08:00</published><updated>2011-12-13T11:34:15.133-08:00</updated><title type='text'>ERDAL EREN; ADALETİN KATLEDİLDİĞİ GÜN</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-bIQt7s9GWbU/TueomnRm-MI/AAAAAAAADyw/KB-sKAQamgk/s1600/clip_image001.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 215px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-bIQt7s9GWbU/TueomnRm-MI/AAAAAAAADyw/KB-sKAQamgk/s320/clip_image001.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685698435909875906" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 13 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu,13 Aralık 1980’de askeri faşist darbelerini yapmalarının ardından 17 yaşında idam ettiler. Esasında hukuksuzluklarını ikame etmek için bu barbarlığı yaptılar. 12 Eylül rejimi denilen karanlıklar süreci, ülkenin siyasal kimyasının bozulması böyle başladı. Osmanlıdan Cumhuriyete değişmeyen bu akıl özgürlük ve demokrasiyi kıyıma uğratmak için, tarihe karşı direncini sürdürmek için işkencemler zindanlarla yetinmedi idamların üzerine idamları ekleyerek toplumu tedip edebileceğine inandı. Erdal Eren’in bunun için idam etti. Toplumu dehşete düşürerek, “kundaktaki çocuğunuzu bile katledebilirim” mesajı vermek istedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abartmıyorum, 12 Eylül rejiminin açıkça ilan ettiği mesaj buydu. Ancak akıl, o an ortaya çıkmış bir algının ürünü değildi. Bu aklı sadece darbelere bağlamak bile bu gün olanları hiçbir şekilde izah edemez. Bu olaylar bir tarih algısının birikimleriyle oluşan aklın ürünü olarak kendiliğinden gelir ve topluma faşizanlığını dayatır. Bireysel boyuttu hiçbir izini görmeseniz de hükümranlık sahasında onu tüm vahşetiyle hissedersiniz. İşte bu akıl dün “Katli vaciptir” diyerek düşünce farklılığını bile yok ettiği gibi, Cumhuriyetteki Osmanlı olarak, ardı arkası gelmeyen katliamları ve askeri darbeleri yaptığı gibi, 12 Eylül 1980 Askeri faşist diktatörlük koşullarında da farklılıkları yok etmeyi amaçlamıştır. Basireti bunu için bağlanmıştır, önüne geleni yok etme güdüsü bu nedenle köpürmüş, pervasızca bir meydan okumayla hukukun tüm değerlerini ayaklar altına alarak tehdidini gencecik insanları, idam sehpalarına göndererek ispata kalkışmıştır. Bu yanıyla Erdal Eren’nin idamı, bizim için adaletin katledilişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu günün anısına sizinle, Erdal Erenin anısına geçen yıl yazdığım yazımı paylaşıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Osmanlı aklınızla, fütuhat, gasp, talan, tehcir, toplu kıyım, ayrı varlıkların inkarı, zindan ve işkencelerle, adaletsiz hüküm ve insan akıllarına ziyan gencecik fidanları idam ederek bu güne geldiniz. Baskıcı siyasal sisteminizle tarihe ve insanlığa direndiniz. Akılsızlığınızla, cahil cüretinizle pervasızlaştınız, yapacağınızı da dayatmalarla ikame ettiniz. Nereye kadar gidebilirsiniz? Bu akılla, kaybettiklerinize yeni kayıplar eklemekten başka bir kazancınız olabilir mi? Dönün tarihinize bakın. özgürlükleri, demokrasiyi, kimlik haklarını, düşünceyi tıkamakla varacağınız yer kaostan başka bir yer oldu mu? Kimlik bunalımından, yaşadığınız toprakları anavatana bile dönüştüremeden, başka milletlerin haklarını gasp eden zoraki “misafir” olmaktan başka bir hak kazanabildiniz mi? Bütün bunların kaynağı; olgunlaşmamış, yer edinmemiş adalet anlayışınızdandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi haklarınızı, başkasının hak sınırında dizginleme yerine, her türden tecavüzü meşru sanan yanılsamalarınıza dayattınız. Tarihiniz boyunca da adaleti bununla kurban ettiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erdal Eren’i 17 yaşında, kanunun yasaklamasına karşın idama gönderirken tarihinizin tüm çirkefiyle ortaya çıkmış oldunuz. Ancak halkın vicdanında, tarihin izlerinde yargılanıp mahkum olan sizden başkası değildi. Siz, adaletsizliğinizle Erdal’ı bir kez idam ettiniz, ama tarih ve halkın vicdanı, sizi her defasında binlerce kez mahkum etti ve etmeye de devam ediyor. Farkında olmasanız da, tarihin dengesi böyle kuruluyor, denklemleri de böylece çözülüyor. Erdal Eren yaşadıkça siz ölüyorsunuz.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-6407579928199087267?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/6407579928199087267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=6407579928199087267' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/6407579928199087267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/6407579928199087267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/erdal-eren-adaletin-katledildigi-gun.html' title='ERDAL EREN; ADALETİN KATLEDİLDİĞİ GÜN'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-bIQt7s9GWbU/TueomnRm-MI/AAAAAAAADyw/KB-sKAQamgk/s72-c/clip_image001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-4167839708006171403</id><published>2011-12-12T11:12:00.000-08:00</published><updated>2011-12-13T05:38:02.875-08:00</updated><title type='text'>MİHRAC URAL'IN EVİNE POLİS BASKINI</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/-aE7YD2fPcTA/TuZSbCL8m9I/AAAAAAAADyY/vaS38ZqfcEs/s1600/clip_image002.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 203px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-aE7YD2fPcTA/TuZSbCL8m9I/AAAAAAAADyY/vaS38ZqfcEs/s320/clip_image002.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5685322203998755794" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf: Devletin ebeveynlerime bitip tükenmeyen tacizlerinden birini anlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 12 Aralık 2011 Pazertesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün bir kez daha evimize polis baskını düzenlenmiş… Beni arıyorlarmış… Güler misiniz, ağlar mısınız? Adana 6. Ağır ceza mahkemesinde (Özel Yetkili Mahkeme) davam varmış… Bu davaya celp yapılıyor ve beni bulamıyorlarmış… Duruşmalara katılmadığım için firari sınık olarak vatandaşlıktan çıkaracakları tehdidini yapmışlar. 33 yıllık bir siyasi sürgün olarak, Türkiye’de bir tek tutuklusu olmayan dava nedeniyle aranıyormuşum… Geride bir bacım kaldı Mihriban, hem anam hem babam… Ebeveynler arka arkaya bu dünyadan göç ettiler, ellerini bile öpemedim, mezarlarına ne toprak ne de su serpebildim. Ama bu zalim devlet ikide bir baskınlarıyla faşizanlığını sürdürüp duruyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendime geldim geleli, bu eşkıya devletin takibatı altındayım. 20’sinde siyasetin ileri saflarında düşünce suçlusu olarak peşime düştüler. Hep firariydim dostlarım, bu anlamıyla kollum kanadım kırıktı. Yıl 1977, o gün bu gün memleketim kadim Roma kenti Antakya’mı görmedim. O dar ve taş döşemeli sokaklarında dolaşamadım. Hasretim anlatılmaz acım da. Anne ve babama “taksiratımı affeden, hakkınızı helal edin, gelemedim..” dedim, özür diledim.  Devlet polisiyle, itirafçısı, MİT’iyle ırkçısı-milliyetçisiyle onları ölene kadar taciz ettiler. Evlerini bastılar, beni onlardan istediler. Bense, 10 Mart 1978’de Ankara Yukarı Ayrancı’da yakalanıp 21 gün işkencede Ankara’dan–İstanbul’a falaka, elektrik işkenceleriyle yola koyulmuştum. Bu eşkıyaları ve çömezlerinin ser verip sır vermeyerek duvara geçirdim. Bir itirafçı, adımı söylemiş ve sırtıma bir ton ilgili ilgisiz suç yüklemiş. Direndim, bilmeselerdi, adımı bile vermeyecektim; örgüt üyeliğini işkence altında bile ret ettim…Beyaz kağıt gibi yarım sayfa ifade verdim;  işkence hücrelerinde Arapça şarkılar söyleyerek meydan okudum. İşkencelerden alnım ak zindana düştüm. 12 zindan sürgünü yaşadım. 31 Temmuz 1980’de Adana cezaevinde 30 devrimci yoldaş ve dostla firar ettim. Suriye’ye, Lübnan’a, Fransa’ya siyasi sürgün olarak gittim, siyasi mülteci oldum. Mülteciliği yaşamadan onu anlamak zor. Her şeyi hatta dili bile sıfırdan başlayarak var etme mücadelesi vereceksi, dik duracak yola çıktığın davada kararlı olacaksın. Böyle sürer gider...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurt dışında, Fransa, Almanya, Libya, Suriye,  4 zindan yattım. Siyasi mücadelemin, kararlılığımın bedelini ödedim. O gün, bu gün halkım için, bu halkın onurlu bir üyesi olarak anlımın akıyla mücadelemi sürdürüyorum; ben ve düşünce arkadaşlarım kararlılıkla özgürlük ve demokrasi mücadelesine devam ediyoruz &lt;br /&gt;Tamı tamına 33 yıldır sürgünüm. Ne affa uğradım ne de devlete boyun eğdim.  Hukuk indinde tek suçum düşüncelerimin arkasında durmaktan ibarettir. Bu devlet zalim bir devlet, peşimi bırakmadı anama-babama on yıllar boyu pasaport vermedi, hasretimle ölüp gittiler, insafa gelmedi. Haftalık tacizlerle, yüz yaşına dayanmış babamı kahrettiler, uykudan uyandırıp tehdit ettiler. Zulmün akıl almaz türünü reva gördüler, bir de benim sürgün koşullarında yaşadığım hasret acısına acı kattılar. Bu devlet ahlaksız bir devlet bu devlet faşizmin amansız araçlarıyla insanlık karşıtı bir devlettir. Dönüp baktığınızda,  iç ve dış siyasetinde kendi vatandaşına her tür eziyeti reva gören bu devlet, kimlere neler yapmıyor ki; komşularına bile kanlı kıyımları reva görüyor. Benim ki, devede kulak bile sayılmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu karanlık akıllar, bu gün bir kez daha (12 Aralık 2011- Pazartesi) evimize baskın yapmışlar. Beni sormuşlar, vatandaşlıktan atacakları tehdidinde bulunmuşlar. Vatandaşlık algılarına uygun hukuk dışı tehditlere kalkışmışlar. Bir başına bacım, çocukluğundan bu yana baskılara şerbeti bir devrimci. Gereken cevabı vermiş, suratlarına kapıları kapatarak hadlerini bildirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyeceğim o ki, Bu devlet resmen şaşkın ve bir o kadar aptal bir devlettir. Ülkeyi cehenneme çevirdi, farklılıkları ezerek, işkence, zindan, mahkeme süründürdü, insanları zül içinde tutarak bir sonuç almaya çalıştı. Ama hep iflas etti. Kirli savaşlarıyla, sınır ötesi operasyonlarıyla, düşünceyi, aydını, farklı inanç ve etnik toplulukları, onlar adına barışçıl siyaset yapanları akıl almaz düzenbazlıkla, Cemaatin imamlar ordusu tezgahlarında üretilen komplolarla şaşkınca sağa sola saldırıp durdu. Bu bir tükeniştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baba evime yapılan baskın bu dev kıyım içinde anılmaya bile değmez. Ama sürüp giden tablonun detaylarda bile nasıl çirkef faşizanlık olarak sürdüğünü gösterir. Bu baskılar, iflaslarıyla ülkeyi bataklığa çevirdikçe boğulacak olan bir devletle karşı karşıya gelmemize neden oluyor. Ödenen bedellerin neden de budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, haklı davaların arkasında durmanın bedelidir. Yılmayacağımızı on yıllardır dile getirdik ve öyle davrandık, bundan sonrası da öyle devam edecektir. Vatandaşlığıma gelince, onların anladığı her türden vatandaşlığı 33 yıldır hediye olarak vermiş unutmuştum. Benim vatandaşlığım, bu toprakların yerlisi olan bir ailenin tarih içinde, dünden bu güne gelen, toprağına bağlılığın ve bu uğurda verilen mücadelelerin bilinçte oluşturduğu bir kültür, bir algıdır. Kağıda kaleme ihtiyaç duymaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların anladığı vatandaşlık ise, Anadolu’yu kılıç zoruyla, barbarca gasp ederek yıktıkları uygarlıkların tarihe kalmış iddianamelerden yer alır. Bu kavga özetle bu işte bu iki vatandaşlık algısı arasındadır, diyeceğim. Bu açıdan, gerçek bir vatandaş olmanın yükümlülüklerini halkım için, doğrularımın arkasında durarak yerine getirirken peşine düştükleri vatandaşlığa hiç ihtiyacım olmayacaktır… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf: Devletin ebeveynlerime bitip tükenmeyen tacizlerinden birini anlatıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-4167839708006171403?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/4167839708006171403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=4167839708006171403' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4167839708006171403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/4167839708006171403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/mihrac-uralin-evine-polis-baskini.html' title='MİHRAC URAL&apos;IN EVİNE POLİS BASKINI'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-aE7YD2fPcTA/TuZSbCL8m9I/AAAAAAAADyY/vaS38ZqfcEs/s72-c/clip_image002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-7975099456482759963</id><published>2011-12-11T15:11:00.001-08:00</published><updated>2011-12-11T15:11:56.729-08:00</updated><title type='text'>SURİYE’DE MAHALLİ SEÇİMLER</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;&lt;br /&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 11 Aralık 2011 Pazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarın 12 Aralık 2011 tarihi itibariyle Suriye’de mahalli seçimler başlıyor. 2 ay sonra da parlamento seçimleri. Suriye yönetimi dünyanın tüm şer güçlerine, açıkça meydan okudu “buyur ülkemizde yarattığınız zorbalığı, kanlı süreçleri, eli kanlı tetikçilerini, iddialarınızı, sizinle kol kola geçmiş arkasında meydanısın her türlü kışkırtıcılığını eklediğiniz sözde muhalefet olduğu iddiasında olanları da alın gelin,  işte sandıklar gücünüzü gösterin dedi”.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu adım tüm niyetleri mihenk taşına vurmuş oldu. Bu bir sınavdır, halkın onayını alma meşru olma sınavıdır. Halka dayandığını sananlar, yönetimi “küçük bir azınlığa dayanan, güçsüz, zorba bir yönetim” sayanlar, seçim sandıklarında boyunun ölçüsünü ortaya koymaya davet edilmiş oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık söz milletindir, söz halkındır, söz kapalı oy açık sayamındır, söz oylarda ifadesini bulan halkın iradesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;154 şehir, 502 belde, 681 belediye toplam 1337 idari merkez için (eskiden bu sayı 639 idi), 17 588 temsilcilik bulunmaktadır. Bu temsilcilikler için 42 889 kişinin aday olmuştur. Bu katılım coşkuyu ve özgür seçimlerde halktan temsilcilik almak isteyen iradeleri için önemli bir veridir. Bu seçimlerde 15 milyon 495 bin 359 Suriye vatandaşının seçmen olma hakkını kullanacağı bu seçimlerde ilk kez sonradan vatandaşlık alan Kürtlerinde (7 Nisan 2011 tarihli 49 nolu kararnameyle) seçme ve seçilme hakkını kullanacağı mahalli idare seçimleri 9849 merkezde yapılacaktır. Bu seçimlerin ayırıcı özelliği yasanın tümden yenilenmesi ve herkesin özgürce katılabileceği bir seçim olması yanı sıra, ne atanmış idari merciler ne de Baas partisinin denetiminde olmayacaktır. Seçimler her adımıyla, her merkeziyle sadece bağımsız yüksek yargının oluşturduğu Seçim konseyi (SK) tarafından belirlenen, bağımsız yargı elamanlarıyla gözlemlenecektir. Yasala uygun kuruluşunu tamamlayan her parti ve birey olarak her bağımsız aday halktan bu temsilcilikler için onay isteyebilecektir aday olacak seçimlere özgürce katılacaktır. Baas partisinin ne özel bir hissesi (temsilci kontenjanı) ne de onun önderliğinde kurulan İlerici Vatan Cephesinin (İVC) bir yüzdesi yoktur. Yeni demokratik yasa herkesi eşit saymış seçimler böylesi bir ortamda yapılacaktır. Basının her türden gözlemine açık olan seçimler, her adaya kendini tanıtmak amacıyla özgürce istediği yönde ve araçlarla propaganda yapma hakkı tanınmıştır. Teknik açıdan bu kısa özetle belirlenen Suriye mahalli seçimlerine büyük bir katılım olacağı bu günün heyecanından, adayların gösterdiği etkinliklerden de belli olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimler demokrasinin ayrılmaz bir parçasıdır. Olmazsa olmazı, kıstasıdır. Seçimleri meşruiyetinde tek dayanağıdır. 15 Mart 2011 tarihi itibariyle Suriye’de başlayıp bu güne kadar devam eden gösteriler, beraberinde çok yönlü tartışmayı getirmiştir. Bu tartışmaların temelinde, Amerika ve Batılı güçler ha bir dizi Arap ülkesinin, aklın sınırlarını zorlayan mali kaynaklarla, medya etkinliklerinin yalan, abartma ve kışkırtmalarıyla desteklenmiş Suriye’nin iç işlerine karşıma ve yönetiminin meşruiyetini tartışmalı hale getirme çabaları yer alır. Bu güçler, Suriye yönetimini “diktatörlük, anti demokratik, özgürlük ve demokrasinin olmadığı, seçimlerinin inandırıcı bulunmadığı, gözlemcilerin Baas partisi elemanları olduğu, halkın azınlığına dayandığı bir ülke” olarak suçlayıp durarak kışkırtma yapmasına karşı, yarın (12 Aralık 2011) dünyanın en demokratik ülkelerinden yararlanarak yapılan mahalli seçimler kanunu gereğince, Suriye halkının seçimlere katılacağını ve bu seçimlerde isteyenin özgürce halktan onay alabileceğini açıkladı. Bu adım, sonsuz yalanların eşliğinde, abartının, uydurmanın bin bir çeşidiyle Suriye halkçı yönetimi üzerine baskı üzerine baskı yapıldığı bir kesitte, ilk günden ilan edilen reform kararlarına samimice bağlı, halkın demokratikleşme ihtiyaçlarına cevap verme kararlılığında olan Beşşar Esad yönetiminin attığı önemli bir adım olarak gündeme geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seçimler, bir ülkenin barışı ve birliği kadar, bölgesinde tarih içinde yarattığı etkinliklerin sürmesi açısından da büyük öneme sahiptir. Seçimlere düzenli bir biçimde yönelen ülkeler, koşulları ne olursa olsun bunu başaranlar samimi halkçı yönetimler olarak görevlerini yapıyor demektir. Muhalefetin haklı-haksız tüm iddialarının sınanacağı yer de seçimlerdir. İktidarlar seçimlerden korktukça yenilgileri de kaçınılmazdır. İktidarlar kadar muhalefetlerinin de tüm iddiaları seçim sandıklarından çıkacak oylarla anlam kazanır. Halka dayanıp dayanmamak, meşru olup olmamak, temsil gücünün varlığı ya da yokluğu gibi demokrasinin haklı bin bir sorusu işte bu noktada, seçimlerde, seçim sandıklarından çıkan oylarlar, halkın iradesinin tecellisi olarak sınanmış olur. Bu tecelliye boyun eğmen demokratik olmanın da kıstasıdır. Zorun, zorbalığın, seçim sandıklarında iflas edeceği gerçeğini kabul etmek, aynı zamanda kazananın meşruiyetini baştan kabul etmektir. Bu noktada Suriye’de halkın iradesini, seçimini, meşruiyet beraatını kime vereceğinin tek ölçütü seçimler ve bir kez daha seçimler olacağı açıktır: İşte yarın Suriye’de ortaya çıkacak irade de tas tamam budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekrarla yazdım. Suriye’de eski sistem dünyanın yaşadığı önemli bir güçler dengesinin, tarihsen nesnel ve öznel koşulların ürünüydü. Adına soğuk savaş denilen, Emperyalistlerin II. Dünya paylaşım savaşı sonrası oluşan bir ortamdı. Bu ortam Emperyalist batının başını çektiği kamp ile Sovyetlerin başını çektiği sosyalist kamp arasında bölünmüştü. Bu bölünme dünyanın tüm siyasal sistemlerine de  hangi kampta yer aldığına bağlı  bir siyasal sistem yönelimi vermişti. Suriye halkın çıkarlarına daha uygun gördeği, sömürüden uzak, kendini koruma emperyalist sömürgeciliğe karşı ulusal, vatani  savunma içinde uygun gördüğü yönelim, sosyalist kampta anlam buluyordu. Bu ülkenin bölünmesine, sınıf yada etnik ya da inançsal kavgalara açık olmasını engelleyecek bir seçimdi. O kesitte ulusal yeniden diriliş çabası veren tüm geri bıraktırılmış ülkeler için, en uygun halkçı yönelim de buydu. Suriye’de kendini bu kampta ifade etti. Bu güne kadar gelen sosyalist uygulamalar, halkın yararlandığı bedava sağlık, bedava eğitim, olağan üstü ucuzluk, devletin gelirlerinden halkın temel beslenme ihtiyaçlarına destek hep bu sürecin bu güne taşıdığı olumlu bakiyelerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu sistemde tek partililik ve siyaset olduğu kadar toplumsal yaşamı belirleyen tek boyutluluk vardı, etnik ve inançsal haklarda bir biçimde baskı altındaydı. Toplumu 21. Yy artık temsil gücü olmayan bu sistem, tüm olumlu yanlarına, bölgede oynadığı direnme çizgisindeki haklı davaların yanında sonuna kadar özveriyle yer almasına karşın, artık yürümesi imkansızdı. Beşşar Esad liderliğinde Suriye yönetimi, 2000 yılı itibariyle bu değişim için hazırlıklar içinde oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bölgemiz Orta-doğu’ydu. Bu bölgede halkı için atılacak her adım dış güçlerin akıl almaz bin bir manevra, baskı, kuşatma, yaptırım gibi saldırganlıklarının yarattığı barikatları aşmayı gerektirir. Beşşar Esad, halkı için büyük umutlar taşıyordu ve bu umutlarını açık seçik, tüm yönleriyle belirlenmiş bir programla da parlamento konuşmasında dile getirmişti. Ancak dış güçler buna müsaade etmedi. Beşşar Esad yönetimi öyle bir baskı altına alındı ki anı anına gelen dev dosyalarla önü kesilmeye çalışıldı. Bunu tarih sıralamasıyla görmek zor değildir;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Ekim 2001 Afganistan savaş. 20 Mart 2003 Irak işgali (II. Körfez Savaşı) ve Suriye’nin işgal edileceği tehdidi,  zamanın Amerika Savunma Bakanı Colin Powel’in Beşşar Esad’a dayattığı şartların ret edilmesiyle artan baskılar. Açıkça Suriye’nin de işgal edileceği tehdidinin yapılması. 2 milyon Irak’lının Suriye’ye mülteci olmasının yükü. 2 Eylül 2004 BM Güvenlik Konseyi 1559 nolu kararıyla Suriye’nin tüm savunma etkinliklerinin kırılması. 14 Şubat 2005 Lübnan başbakanı Refik Hariri suikastı. Bu cürümün Suriye’nin sırtına yakılması (sonradan tümüyle senaryo olduğu açığa çıkan kasıtlı ithamlar). 12 Temmuz 2006 İsrail’in Lübnan’a karşı başlattığı 33 gün savaşı ve Suriye’nin savaş tehdidi altında tutulması. 27 Aralık 2008 - 20 Ocak 2009 Gazze savaşı. 2010 Refik hariri suikastıyla ilgili Uluslararası Cinayet Mahkemesinin siyasallaşan iddianamesinin Suriye’nin boynu üzerinde kılıç gibi sallanması, Türkiye’nin MİT başkanı Hakan Fırat’la, Suriye’yi Kürtlere saldırı için dosyalarla sıkıştırması, Türk-Kürt sorunun, Suriye Kürt sorununa çevirme baskıları arka arkaya dizildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu listeyi dev ülkeler bile kaldıramazdı. Buna rağmen Suriye halkçı yönetimi direnişine devam etti. 15 Mart 2011 olayları başladığı an, hiçbir tereddüt etmedin, yönetimin geri adım olarak değil halkı için ileri adım saydığı reform paketini ilan etti. Bu bir kararlı irade adımıydı. Suriye halkı bu adıma gerekli bağlılığı ve desteği de vermekten bir an çekilmedi; o günden bu güne, hiç kesilmeden milyonları milyonlara ekleyerek, her gün ve özellikle her Cuma güne meydanları tıklım tıklım doldurarak yönetimin arkasında özgürlük ve demokrasi reformları desteklediğini ilan etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esad yönetimi halkı adına aldığı karaları herkesi şaşırtan bir hızla karara bağladı. En yakın örnek olarak Türkiye’yle karşılaştıracak olursak, 92 yıldır sivil demokratik bir anayasa yapılamadığı görülür, seçim kanunu %10 barajıyla faşizan, ırkçı özelliğiyle hala değiştirilemediği görülür, sistemi ilgilendiren temel yasalarla ilgili bir adım atmak için on yılların kuşakların tüketildiğine tanık olunur. Oysa Suriye’de bu tür yaşamsal kararlar, halka ait kazanımlar bir an bile bekletilmez. Beşşar Esad’ın ilan ettiği demokratikleşme paketi de tamamen böyle bir adımdı. Sık sık tekrarla yazılarıma aktırdığım demokratikleşme için reform paketi, bir önerme değil resmi gazetede bile yayınlanarak halkın kazanımı olmuş bir listedir (liste yazının sonunda tüm olarak yer almaktadır) (*) . Bu islet artık ne Beşşar Esad’ın ne de yönetimin  karara bağlayıp bağlamayacağı bir liste değil. Halkın kazanımı olmuş bunu hiçbir gücün tersine çeviremeyeceği bir gerçektir. Gerisi halkın kullanmasına kalmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte yolu kesilmek istenende budur. Dünya şer güçleri, eşkıyalık yaparak, içteki tetikçileriyle yarattığı kaoslarla Suriye halkının yolunu kesmektedir; demokratik kazanımlarını kullanma hakkını yok etmeye çalışmaktadır, eski sistemi top yekun değiştiren bu reformlarla, yeni sistemin fiili olarak yaşama geçmesinin önü kesilmektedir. Suriye’de yaşanan tüm olayların özeti de tas tamam budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu günkü seçimler, işte bu büyük meydan okumanın en açık, en tartışmasız tecellisinin, irade ikamesidir. Suriye yönetimi, halkıyla omuz omuza, hukuki açıdan reformları yaptığını, fiili açıdan da bunu bir hak olarak kullanmaya başladığını göstererek, eski sistemi demokratik bir sistemle aştığını ortaya koymaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bu noktada dünya şer güçleri ve içteki vatan hainleri, eli kanlı Müslüman Kardeşler Örgütü şebekeleri, dış güçlere dayalı tüm muhalifler açık bir sınavla karşı karşıya kalmış bulunmaktadırlar. Suriye halkçı yönetimi, halkına dayanan direnci bir güç olarak bu güçlere meydan okuyup gelin meşrutiyetinizi halktan alın dedi. Siyasi her eğilim gelsin boyunun ölçüsünü burada, er meydanında, seçim sandıklarında alsın dedi. Bunun için de dünyanın en özgür, en demokratik mahalli seçimler yasasını çıkarmakla kalmadı, fiil olarak, seçim kapısını açarak hodri meydan dedi. Bundan sonrası ise  artık halkın kararına aittir..,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye yönetimi, Beşşar Esad önderliğinde gerçek bir halkçı yönetim olarak, arkasında halkın desteğiyle, bölgenin en demokratik ülkesi olma yönünde hızla ilerlemektedir. Engeller, ambargolar, kuşatmalar, yalıtmalar, yaratıcı anarşinin her türü, medyanın akıl almaz bir saldırganlıkla yaptığı kışkırtmalar bu sürecin durduramayacağını göstermiştir. Suriye halkının ezici çoğunluğu milyonları milyonlara ekleyerek kazanımlarını kullanma, yollarını kesenleri elinin tersiyle itip, ülkesini ileriye götürme kararlılığın içinde yürüdüğünü göstermektedir.  Bundan sonra da önemli görevlerle karşı karşıya kalınacaktır. 2 ay sonra gündeme gelecek olan Parlamento seçimleriyle bir ileri adım daha atacak olan Suriye, eli kanlı şebekelerle mücadelesinde yalnız olmadığı anlaşılmıştır. Hızla gelişen geliştikçe sıklaşan dost saflarının desteğini de yanında görmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan birkaç ay önce, eli kulağında Suriye yönetiminin çökeceğini sananlar bile bu ülke bir farklı ülkedir diyerek komşularını tanıyamadıklarını ifade eder oldular, Suriye’ye bu en geri kesimlerden bile destek yazıları etkinlikleri gelmeye başladı. Bu satırlardan, onlarca makaleyle, yüksek moralle, belge, Kanıt ve örneklerle gerçekleri aktarırken, kararsız kalanların bu gün artık bu kararsızlıklarını aşmış olmaları önemli bir dost gelişmesi olarak gündeme gelmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Direnen Suriye, inanmayanların hayretler içinde kaldığı bir süreci yaratmaya devam etmektedir. Oysa hayret edecek bir şey yoktur. Bu, tarihi Suriye karakteridir, halkıyla bütünleşmişliktir, laikliği hakkıyla algıdır, bölgeden sorumluca ilgili olmak ve halkların hakları yanında olmaktır. Bu coğrafyada Suriye’yi korumak, yanında yer alarak baskılara direncini güçlendirmek, Filistin davasından yana, hak sahibi bölge halklarının özgürlük ve demokrasi mücadelesinden yana olmaktır. Dünden bu güne gelen tüm direnme güçlerinin ve şahsiyetlerinin Suriye safında dayanışma gösteren yer alışları ise bunun ifadesi olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye, bizim için sayı değil siyasal niteliğiyle bir duruştur. Bun duruşun bedelini ödemektedir. Saldırılar bunun içindir. Bizim duruşumuzu belirleyen de tas tamam budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son cümlemi yukarıda yazdığım bir cümleyi tekrar ederek bağlayım artık söz milletindir, söz halkındır, söz kapalı oy açık sayamındır, söz oylarda ifadesini bulan halkın iradesidir. Meşru olmak isteyen bu yoldan geçecektir. Muhalefetin sivil itaatsizlik diye başlattığı seçimlere katılmama kararı ise, hezimetin ifadesidir. Seçimlere katılmayanların arkasına sağlanarak kendi oranının yüksek gösterme çabasıdır. Parmağının arkasına gizlenmedir. Halktan ağır bir şamar yiyecekleri korkusuyla seçimlerden kaçma hareketidir. Bu seçimler aynı zamanda dünya şer medyasının 9 aydır sürdürdüğü yalan ve abartmalarla Suriye’yi iç savaş hali yaşayan bir ülke olarak gösterme çabasının da belini kıracak bir adımdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suriye halkı ise seçimlere coşkuyla katılarak iradesini beyan edecek, mahalli idaresini demokratik tercihleriyle oluşturacaktır. Buradan başarı dileklerimizi iletiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*) Resmileşen reform paketi şudur: &lt;br /&gt;1. Kürtlerin vatandaşlık hakkı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi no:49 7 Nisan 2011 - 2.Sıkıyönetimin ilgası 21 Nisan 2011 - 3.DGM kaldırıldı 21 Nisan 2011 - 4. GÖSTERİ VE YÜRÜYÜŞLERİN DÜZENLENMESİ YASASI 21 Nisan 2011 - 5. PARTİLER YASASI  ( 100 nolu Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, 5 Ağustos 2011 Resmi gazetede yayınlanış tarihi) - 6. SEÇİM KANUNU 4 Ağustos 2011 (Resmi gazetede yayınlanış tarihi) - 7. MAHALLİ İDARE KANUNU  ( 107 nolu Cumhurbaşkanlığı kararnamesi 24 Ağustos 31 Temmuz 2011 - 8. BASIN YAYIN YASASI ( 108 nolu C.Başkanlığı kararnamesi. 28 Ağustos 2011) - 9. Genel seçimlerin denetim ve izlenmesiyle ilgili bağımsız adli heyet kararnamesi ( 374 nolu kararname 28 Eylül 2011) - 10. Anayasa oluşturma komisyonu (33 Nolu Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, 29 kişilik heyeti Mazhar el Amberi başkanlığında. 4 ay içinde yeni anayasa oluşturulması)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-7975099456482759963?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/7975099456482759963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=7975099456482759963' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7975099456482759963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/7975099456482759963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/suriyede-mahalli-secimler.html' title='SURİYE’DE MAHALLİ SEÇİMLER'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-257870274092130462</id><published>2011-12-10T15:17:00.000-08:00</published><updated>2011-12-13T05:10:56.261-08:00</updated><title type='text'>245. DOSYA BOYACI CAHŞ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;245. DOSYA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tüm dosyaları sırasıyla http://acilciler-thkpc.blogspot.com/ linkinden &lt;br /&gt;okuyabilirsiniz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BOYACI CAHŞ&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Mihrac Ural - 10 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okurlarımdan bir kez daha özür dileyerek yazıyorum. Aile terbiyesi almamışların mide bulandıran karalamalarına cevaben, kullandıkları argümanları aktararak onları tanımlamaya çalışacağım.Bunun içinde üzgünüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanılmıyorsam dünyanın hiçbir devrimci hareketinde böylesi bir karalama süreci yaşanmamıştır. Tartışmaya küfür bulaştı mı, çirkinlik ve şahsi karalama girdi mi, orada ahlaksızlık başlamış demektir. Bunun, okuyarak-görerek kazanılmış bir kültür düzeyi olmamakla ilgili olduğunu sanmıyorum. Bu öncelikle bir aile terbiyesidir. Sonra ne derseniz deyin, ama önce evinde terbiye edilmemişlik varsa bu tablo için yeterli zemin var demektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama benim için işin bir başka boyutu var. Bu karalamalar gerçekte, ne kin ne de intikam işi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtirafçı Engin Erkiner ve MİT ajanı İbrahim Yalçın ikilisinin bir polis organizesi olduğunu, yaptıklarının başka türlü izah edilemeyeceğini söyledim, durdum. Bunun için her birinin kendilerini nasıl tanıttıklarını gösteren kendi el yazılarıyla altında imzalarının olduğu iki belge ortaya koydum. Gerisini hiç önemsemedim. Analarına, bacılarına, kızlarına, mallarına, mülklerine tek bir söz etme gereği duymadım; beni ilgilendiren siyasal süreçte işlevleriydi onu yazdım.  İki cümle yetti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engin Erkiner kendini anlatıyor; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Emniyet kuvvetlerine yardım maksadıyla yakalandığım günün akşamı ve onu takip eden günde aşağıda sıralayacağım evleri bulmaları bakımından polise yardım ettim” (Engin Erkiner Polis İfadesi, s:16)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Yalçın’ın el yazılı itirafı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek 150 bin TL’da paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " (İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikili, görevlerine son 3,5 yılda çok hız verdiler. İhbarları ihbarlara ekleyerek, ilgili ilgisiz herkesi polis ağına düşürdüler. 14 yoldaşa yapılan operasyon ve Özel Yetkili Mahkemede yargılanma bunun sonucu ortaya çıktı. Buna hala devam ediyorlar. İhbarla yetinmediler, ötesini de yaptılar;  vefat etmiş ebeveynleri, karıları, kız kardeşleri, evlatları aklın almayacağı yalan senaryolarla belden aşağı küfürlerle dillerine doladılar. İşte bu kısmı, siyasal tarihin hiçbir belgesinde yer almayan bir ek olarak bu ahlaksızlardan geldi. Ama bu tarzı tüm devrimciler iyi bilirler; Özel Harp Dairesi işi… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;235. Dosya’da bu ahlaksızları tek tek belgeleriyle tarihi seremoni içinde polis şebekesi olduklarını ispatladım. Tekrara gerek yok…(Bkz. http://acilciler-thkpc.blogspot.com/)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ikili polis şebekesi etrafında sürüklenen Aptal ve Joker gibileri ise hakir görerek küçümsedim, muhatap almadım. Zaten Aptal, anıldığı an adını bilen biriydi. Joker ise sallamaların uzmanı olarak, dedemi öldükten sonra bile yaşattığını gösterince beli kırıldı, benim için de yok oldu. Esasında olay şudur, sahibi varken köpeklere dönüp bakılmaz; Asillerin yolunu takip ettim. Hiçbir asil, sahibi varken kölesine bakmaz, sahibin suratına konuşarak mesajını iletir… &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de Kılçık Haydar diye biri olmalı. Hayatta görmediğim, bir anımın bile olmadığı, &lt;br /&gt;“polisle el ele vererek devrimcilerden silah toplamış” biri, adımı kutsal kitaplarda arayacak kadar sapıtmış. Bu cehennemi ilgiye karşı, gösterdiğim ilgisizliğe ise bu gün bile hayret eder dururum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanımadığım bir köpek, hepsi bu olsa gerek. Tek bir satırımı heba etmedim, görmezden gelmekle yetindim. Bu kin ve intikam denizinde, bu uydurmalar okyanusunda, devlete mesajdan başka anlamı olmayan ve sonuçta tek hedefi ihbarcılıkta anlam bulan çırpınışlara prim vermedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan, adını hayatımda duymamış olduğum, kendi söylemine göre ilk tokattan sonra devrimi de devrimciliği de bir kenara atıp, bu işe bulaştığına bin küfür etmiş biri aniden karalamalara başladığına tanık oldum. İlgisizliğim o kadar ki, adını dahi doğru yazmayı beceremiyordum; Cahş mı?  Cihat mı? Cahit mi? Her ne bok ise,  Boyacı olduğunu kendi ego sergisinden öğrendiğim biri çıktı birinin şalvarından…( “Şalvardan çıkma” bir deyimdir, bilen bilir) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam ırkçı, milliyetçi, Alevi, Kürt ve Ermeni düşmanı bir faşist., Yani insanlık düşmanı, herkese düşman herkese karşı kinli. Yüksel Eriş Hoca’nın kardeşine, ailesine karşı bile pervasızca ağza alınmayacak karalamalar yapan biri. “Üç beş kuruşluk” biri, her şeyi kin ve nefretle, yeteneksizliğinin, cehaletinin, bilgisizliğinin altında ezilmişliğinin gözüyle gören biri. Yazdığı her şey yalan, abartma ve karalamadan ibaret bir alçak. İlk ve Son Test yazılarımla bu veledi zinayı, bir izmarit gibi ayakkabımın altına alarak, çiğneyip attım (bkz. 211. ve 212. DOSYA http://acilciler-thkpc.blogspot.com/ ). Benim için bu pislik de bitmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boyacı Cahş, sahipleri gibi, hayatında tek bir satır siyasi yazı yazmamış, böyle bir kaygısı olmamış, işi gücü, bilinçaltına işlemiş, kim tarafından “kendisine, kızına, karısına, baldızına ve de annesine bir telefon ya da elektrik faturası karşılığı” ne yapılmışsa yapılmış olmanın sendromuyla yazıp duruyor. Homoseksüellerde görülen refleksle, ilk kez iğfal olmanın ardından bir sürükleniş yaşıyor. Bu yüzden, faşistlerin katlettiği genç insanlara “Kazma” diye hakaret ederken, Kazma sapının çağrıştırdığı fantezilerle gecelerini süslüyor. “Anasını, bacısını, Kızını, baldızını, karısını” satan biri olarak da herkesi kendi gibi algılamaya çalışıyor, karalıyor…. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önüne gelene karalama yapan Boyacı Cahş, son alarak onurlu dostum Mehmet Yavuz’a yönelik karalamalara kalkışmış. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimi karaladıysa cevabını fazlasıyla almaya devam ediyor. Mehmet Yavuz da iki satırla hakkını vermiş &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte okuyalım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HURDA çelik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmet Yavuz - 10 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahit isimli hurda Çelik'i muhatap bile almıyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisini mıro masallarıyla başbaşa bırakıp mastürbasyon fantazilerini görmezden gelmiştim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lakin Hasan Balcı'nın sürekli vurgu yaptığı bu hurdanın yazılarına bir göz atma gereği duydum. İyi ki de duymuşum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu iftira makinası, hiç tanımadığı şahsım hakkında eleştiri sınırları aşıp '' karısını kızını satan'' gibi onur kırıcı ithamlarda bulunmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulan hurda; nerede tanık oldun bu iğrençliğe ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aç kulaklarını; onurumu zedeleyen bu iftira ve hakaretlerini ispatlaman için yasal yollara başvuruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya söylediklerini mahkeme huzurunda kanıtlarsın, ya da elin karısını, kızını diline dolamanın bedelini bir şekilde ödersin..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna hazır ol..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-257870274092130462?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/257870274092130462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=257870274092130462' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/257870274092130462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/257870274092130462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/245-dosya-boyaci-cahs.html' title='245. DOSYA BOYACI CAHŞ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-6023828167922301708</id><published>2011-12-09T02:49:00.000-08:00</published><updated>2011-12-09T02:50:24.750-08:00</updated><title type='text'>SİSTEM KÖLECİ OLURSA DEVLET NEDİR PEKİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Hasip Yiğitoğlu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;9 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samimi ve orta akıllı olan bir Allah”ın kulunun ülkemizde mutlu olduğunu söylemesine ihtimal vermiyorum.Bin yıldır ülkemizin üzerinde oturduğu toprak beddualı sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selçuklular,Osmanlılar ve sonrada Türkiye Cumhuriyeti.Bu sürecin tamamında insan merkezli bir yönetimle yüzleşmedi bu coğrafyanın insanları.Hep devlet için yaşadı insanlar.Devlet için savaştılar, ama paylaşımda kendileri yok.Devlet için öldüler,ama çocukları aç ve sefil.mağdur,mazlum ve ötekiler,tıpkı babaları,dedeleri ve ataları gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin yıldır aynı zihniyetli devletler kuruldu.Hepsinin zihni aynı,hepsi tebaa referanslı devletler.Vatandaş algısı kul bu zihniyetin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin yıldır bu topraklar üzerinde adalet hiç olmadı.Hukuk karşısında eşitlik hiç bir zaman uygulanmadı.Üreten,emeğinin karşılığını alan bir toplum inşa edilmedi maalesef.Eğitimli,onurlu,öz benlikli bir nesil için tüm yaratıcı çabalar,düşünceler hep cezalandırıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa”da Ortaçağ zihniyetinin acımazsız uygulamalarına karşın,Anadolu”nun üretici,duygusal,romantik,insani ve etnik-inanç yönünden çok yönlü mozaik Kültürlü toplumlar yıkıldı,harap edildi.Bu coğrafya hep işgal edildi.Yerlileri kovuldu,horlandı,katledildi.&lt;br /&gt;İnsanlarımız ne zaman huzurlu bir yaşam yakaladı.Bu coğrafyanın yalnızca işgalci olmayan esaslı insanları açısında değil,işgalci halkın mazlumlarının da huzurlu hayatları olmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selçuklu,Osmanlı,Türkiye Cumhuriyet”li hangi dönemde,üreten,emek eden,köylü-esnaf-işçi-memur rahat bir hayat yaşayabildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hele hele son yüzyıl süreci,bu anlamda envanteri çıkartıldığında ,katliamlarla,faili meçhul cinayetlerle,darbelerle,olağan üstü hallerin despotik uygulamalarıyla,mazlum halklarıyla,dış bağımlılıkla,cemaatlerin ve etnik odakların baskılarıyla anılabilir ancak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep avutuldu insanlar,Büyük Ulus,din gibi argümanlarla.Türk ve İslam fetişizmi yapılıd..Hayatın başka her insani unsuru,zorla ve baskıyla toplumsal değer olmaktan çıkartılmıştır.Böylece de insanlar din,mezhep,etnik,sosyal ve kültürel temelde ayrıştırılarak bölücülük yapılmıştır.Böl ve yönet anlayışına denk düşen uygulamalarla insanlar arası düşmanlıklar işlevleştirilmiştir.Avunma uygulamalarına karşı duran insanların hali ise malumunuz.Katliamlı tehcir uygulamalarına maruz kalmışlardır.&lt;br /&gt;Kanaat ve şükür zihniyetli,kendine değer vermeyen,feda eden bir halk yaratılmak istendi hep.Başarılmadığını söylemekte yanlış olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer böyle olmasaydı,aynı coğrafya üzerinde bu zihniyetin uygulamaları bin yıl sürebilir miydi.&lt;br /&gt;Maalesef insanı yok sayan aşağılık bu sistem zihniyeti süreci çok sürmüştür.&lt;br /&gt;Bu bağlamda bu sürecin artık ifşa olduğu kanaatindeyim.Son günlerdeki devletle ve sistemle,kararlılık ve devamlılık mesajı veren yüzleşme tartışmaları bu duruma bir ip ucu niteliğinde diyebiliriz.&lt;br /&gt;Dün Türk-iş sendikası genel kurulunda,yıllardır unutturulan insani beklentili söylemlerin genel kurula damgasını vurması,bu açıdan bir nebzede olsa umutları artırmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP genel başkanı kılıçdaroğlu”nun,HAK,kapalı alanlarda alınmaz.Alanlarda ancak HAK alınır,alanlara inmelisiniz,Sosyal Güvenlik Bakanının bu KÖLECİ SİSTEMİN değişmesi lazım,değiştirilmelidir açıklamaları,sabır,kanaatkarlık ve şükürlü yanlış yorumlamaların eseri siyasi zihniyetlerin eskisi gibi toplumsal hayata etkilerinin olamayacağını göstermeye başladığını söyleyebilirim.Genel kurula değişim taleplerinin damgasını vurduğu gözden kaçırılmamalıdır.Ayrıca,Bakanın bu sistemin KÖLECİ olduğu itirafı,BU DEVLET KİMİN sorusunu akla getirmektedir.İşçinin,üretenin,köylünün,memurun olmadığı,insanı baz almayan bu devlet sorgulanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden sabredeceğiz,niye kanaatkar olacağız bize ait olmayan bir devlete.Şükür demek içinde elimizdede bir şeyde yok .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haksızlığa, hukuksuzluğa, üretimsizliğe, vergi zulmüne, eğitimsizliğe, sağlığımızın kaybına, emeğin değerlendirilememesine, kader haline gelen teröre, bilgisizliğe sabır ve kanaatkar olmak için nesnel bir nedenin olduğunu düşünmek normal insanların kabul edeceği bir durum olmamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde bu devleti bu köleci zihniyetin tutsaklığından kurtarmalıyız.Aksi halde mutsuzluğumuzun devamını kendi inisiyatifimizle devam ettireceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hasipyigitoglu@hotmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2758419957223326111-6023828167922301708?l=mirural.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mirural.blogspot.com/feeds/6023828167922301708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2758419957223326111&amp;postID=6023828167922301708' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/6023828167922301708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2758419957223326111/posts/default/6023828167922301708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mirural.blogspot.com/2011/12/sistem-koleci-olursa-devlet-nedir-peki.html' title='SİSTEM KÖLECİ OLURSA DEVLET NEDİR PEKİ'/><author><name>Mihrac Ural</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05960407205175263759</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2758419957223326111.post-4249250056282653170</id><published>2011-12-07T13:28:00.000-08:00</published><updated>2011-12-07T13:37:01.095-08:00</updated><title type='text'>ERDOĞAN’IN İFLAS SEREMONİSİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight:bold;"&gt;Mihrac Ural&lt;/span&gt; – 7 Aralık 2011&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iflas seremonisi izliyoruz. Kraldan çok kralcılık yaparak, haksızca, hiçbir gerekçesi olmadan, komşumuz Suriye’ye yaptırımlar uygulanışını ve iflasını izliyoruz. Komşumuz, bağımsız olduğu kadar onurlu bir ülke. 40 yıldır dünya emperyalist güçleri tarafından yaptırımlara uğramasına rağmen direnme çizgisinden zerre kadar taviz vermemiş bir ülke. Nitekim Türkiye halkının iradesine aykırı olarak, Erdoğan yönetimince Suriye’ye uygulanan yaptırımlara cevabını aldıkça, Erdoğan’ın hesapsızlığını ve iflası da ortaya çıkmış oldu. Bu yaptırımlar, Suriye’den çok, Türkiye’ye ağır zarar vermiş oldu. Suriye’nin, onurlu bir bağımsız ülke olarak gösterdiği haklı tepki, hesapsız AKP iktidarının halkımızı, daha nerelere savrulacağına ilişkin önemli bir işaret gibidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak BOP Eş Başkanlığı yükümlülüğü altındaki Erdoğan iktidarı, kirli işlerine, komşumuza yönelik saldırılarına devam etti.  İkiyüzlü politikalarla, arkadan hançerleyerek, 9 aydır eli kanlı şebekeleri destekleyip Suriye üzerine salan Erdoğan ikt
