Sınırları insan erdemleriyle belirlenmiş, ne sınıfsal ne de etnik nedenlere mahkum olmuş doğrularımızla özgürlük ve demokrasi mücadelesini sürdüreceğiz...

DİRENEREK BARIŞI VE HAKLARIMIZI KAZANACAĞIZ

DİRENEREK  BARIŞI VE HAKLARIMIZI KAZANACAĞIZ

Mihrac Ural’la BBC’nin yaptığı röportaj;

http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2012/09/120907_mihrac_ural_int.shtml

“Suriye'de isyancılara karşı savaşan Türkiyeliler”

Mahmut Hamsici

BBC Türkçe

Suriye'de yaşanan gelişmelerin, önemli oranda Arap nüfusa sahip Hatay ve çevresindeki yansımaları son dönemde Türkiye basınında geniş yer buldu.

Bazı basın organları yerel halkın, Beşar Esad yönetimi karşıtı isyancıların Hatay'daki varlığından rahatsız olmasını öne çıkarırken bazılarıysa ortada bir rahatsızlığın değil, Esad yanlılarının kışkırtmalarının olduğunu öne sürdü.

Hatay'da son dönemde gerçekleştirilen iki önemli etkinlik de farklı basın organları tarafından bu iki farklı tavır doğrultusunda değerlendirildi.

25-26 Ağustos'ta Hatay'a bağlı Yeşilpınar Belediyesi tarafından düzenlenen 'Barışa Çığlık' etkinliğiyle, 1 Eylül'deki barış mitingini, kimi basın organları Suriye'deki savaşa tepki olarak kamuoyuna yansıtırken kimileriyse provokasyon olarak aktardı.

Yeni Şafak ve Sabah onu manşetlerine taşımıştı

Bu ikinci kesimdeki basın oranlarından Yeni Şafak ve Sabah gazeteleri, manşetten verdikleri haberlerde 'bu provokasyonları THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi) Acilciler örgütünün lideri Mihraç Ural yürütüyor' iddiasında bulundu.

Bu haberler Hatay’da Suriyeli muhaliflerin sokaklarda karşılıklar çıkardığı ve halın da bundan tedirgin olduğu yönündeki haberlerle, içinde muhaliflere silahlı eğitim verildiği iddia edilen Apaydınlar kampıyla ilgili olarak Türkiye basınında yayımlanan haberleri takiben yayımlandı.

BBC Türkçe'nin Suriye üzerinden telefonla ulaştığı Mihraç Ural, hakkındaki suçlamaları yanıtlamanın yanısıra kendisinin aktif olarak yer aldığını söylediği çatışma alanına ilişkin gözlemlerini ve içinde yer aldığı yeni örgütü Mukaveme Suriye'yi anlattı.

'Lazkiye'deyim, 32 yıldır Hatay'a gelmedim'

Ural, Alevileri kışkırttığı ve Hatay'a gelip gittiği iddialarını yalanlarken, 'Lazkiye'de olduğunu', 32 yıldır da Hatay'a ayak basmadığını, Türkiye'ye dönmek istediğini, ancak hakkındaki soruşturmaların zamanaşımından düşmesini önlemek için sürekli davalar açıldığı için dönemediğini belirtiyor.

Suriye istihbarat teşkilatı El Muhaberat'a yakın olduğu iddialarını da reddeden Ural, "Tam tersine Suriye zaman zaman bize baskı yaptı, 'Türkiye bizim komşumuz, bu topraklardan Suriye'ye zarar veremezsiniz' dedi. Ve biz sorumluluklarımızı üstlenmek için zaman zaman Suriye'nin dış politikasını zorlayan işlere kalkıştık çünkü halkımızı yalnız bırakmayacaktık" diyor.

Ural, Suriye'de rejimin sıkı bir savunucusu izlenimi verdiği konusunda ise, durumun pek de göründüğü gibi olmadığını söylüyor.

Anlattıklarına göre, Suriye kendisini dört kez tutuklamış.

1999'da Öcalan Suriye'yi terkettikten sonra Türkiye'nin talebi üzerine tutuklandıktan sonra bir yıl hücrede kaldığını söylüyor.

2000'de hücreden çıkttığını ama "Türkiye'yle biz bugün dostuz. Artık Türkiye'ye karşı topraklarımızdan herhangi bir yanlış istemiyoruz" uyarısına maruz kaldığını anlatıyor.

'Apo'yla 19 yıl birlikte yaşadım'

Öcalan'la yakın bağına ilişkin haberler, Ural'ın yalanlamadığı iddialardan.

"Apo'yla 19 yıl boyunca Suriye'de birlikte yaşadım'' diyor Öcalan için ve ''Aynı sofrada yedik, aynı evde yatıp kalktık. Dünyada tanıdığım en az milliyetçi olan adamıdır'' diye kendisinden bahsediyor, 'bölücü' olmadığını savunuyor Öcalan'ın.

Bölünme konusu, başka bir bağlamda, ama bu kez de Nusayrileri hedef alan bir suçlamayla gündeme gelmişti.

'Alevi devleti iddiası cahillik'

AKP Gaziantep milletvekillerinden Şamil Tayyar, Hatay ve civarında Suriye'ye olası müdahaleye karşı çıkanları ve bu yöndeki protesto gösterilerini Nusayri devleti kurma planlarının bir parçası olarak nitelemişti.

Ural, iddiayı en basit ifadeyle coğrafya ve kültür bilmemek olarak değerlendiriyor ve "Bunu iddia etmek cahilliktir. Asi nehrinin geçtiği bütün ova, Sünni ovasıdır. Aleviler dağdan itibaren sahile doğru uzanırlar. Alevilerin dağın alt kısımlarıyla bir ilgileri yok, bağlantıları yok. Dünyada en son olarak devlet kurmak isteyecek birileri olursa onlar da Alevilerdir. Alevilikte şeriatçılık yoktur. Alevilik insan merkezli evrimci bir inanç topluluğudur. Şeriat ne anlama gelir? Kanun yapmak, yani anayasa... Peki yeryüzünde bir akıllı var mıdır ki şeriat yapınca savcı, kolluk kuvveti cezaevi olmadan yönetebilsin? Oysa Alevi'nin böyle bir derdi yok. Alevi'nin derdi Tanrısına, insana hürmet etmektir, saygı göstermektir. Böylesine Sünni bir şeriat algısı olmayanbir topluluğun devlet kurma iddiası olamaz'' görüşünü dile getiriyor.

'THKP-C Acilciler örgütünün genel sekreteriyim'

THKP-CAcilciler, Mahir Çayan ve arkadaşlarının kurduğu THKP-C örgütünün, hemen hemen tüm liderlerinin 1972’de Kızıldere olayında öldürülmesini takip eden yıllarda bu hareketi izleyerek kurulan örgütlerden biriydi.

Silahlı mücadeleyi benimseyen örgüt, çıkışında yayımladığı ‘Türkiye Devriminin Acil Sorunları’ broşürü nedeniyle THKP-C Acilciler adıyla anıldı.

Ural, Türkiye'de bazı yayın organlarında gündeme getirilen ‘Acilciler’ bağını inkar etmiyor.

1986'da örgütün genel sekreterliğine getirildiğini, Soğuk Savaş’ın bitimine paralel bir şekilde siyasi evrilmenin yaşandığını anlatıyor.

''Bu siyasi evrimin sonucunda Acilciler örgütü barışçı, demokratik mücadeleyi esas alan bir yol izlemeye çalıştı. 22 yıldır Acilciler örgütü, dünyanın hiçbir yerinde ve ülkemizde kayıtsız, şartsız bir biçimde herhangi bir silahlı mücadeleye girişmedi. Ama halkımızın haklaı için hukuk çerçevesinde, bir demokrasi, hukuk, insan hakları mücadelesi yürütmektedir" görüşlerini savunuyor Ural.

'Mukaveme Suriye' sınırdan sızmalara karşı mücadele ediyor'

Ural, Suriye'de şu anda faaliyette bulunan örgütün ise Acilciler olmadığını, 'yeni bir direniş hareketi' olduğunu kaydediyor.

Mukaveme Suriye'’ adlı hareketin kurucuları arasında Türkiyelilerin de bulunduğunu vurgulayan Ural, örgütün özellikle ‘Türkiye'den ayrıldıktan sonra bölgede giden ve geri dönemeyen Türkiyeli devrimcilerin öncülüğünde’ kurulduğunu aktarıyor.

''Türkiyeli Kürt, Suriyeli Kürt, Türkiyeli Sünni, Suriyeli Sünni, Türkiyeli Şii, Suriyeli Şii, Türkiyeli Arap, Suriyeli Arap hepimiz elbirliğiyle Mukaveme Suriye'yi inşa ettik."

Ural'ın anlatımlarına göre, hareket Suriye'nin içişlerine karışmıyor, muhalefetle de sorunları yok, ama vatansever oldukları sürece.

Örgütün sınırdan sızdırıldığını iddia ettiği yabancılara ve kendi ifadesiyle 'vatan hainlerine' karşı bir mücadele çizgisine sahip olduğunu belirtip hareketin başında kendisinin de bulunduğunu vurgularken, ''Mihraç Ural'ın başında bulunduğu Mukaveme Suriye'nin savaşı bütün bölge halkı adına bir savaştır. Şu anda sadece sınır bölgelerinde faaliyetteyiz" diyor.

'Adana, Hatay ve Mersin'den gençler savaşmak için Suriye'ye gelmek istiyor'

Ural'ın bir iddiası da, Adana'da Nusayri nüfusun yoğun olduğu Adana, Hatay ve Mersin'den gençlerin bölgeye savaşmak için gitmeye çalıştıkları.

Bu iddiayı bağımsız kaynaklarca doğrulamak mümkün değil.

Ural, bu gençleri geri çevirdiklerini belirterek, şu görüşleri dile getiriyor: "Biz böyle bir çağrı yapmadık. Gelip katılmak isteyen binler var. Bölgemizin sınırları suni sınırlarla birbirinden ayrılmıştır. Bu harita gerçekçi bir harita değildir. Bu haritanın yaşaması mümkün değildir. Biz hiç kimseye herhangi bir çağrı yapmadık. Gelmek isteyenler sürekli heyetler göndererek yanımıza gelerek gelmek istediklerini belirtiyorlar. Adana, Mersin, Hatay yörelerinden gençler arasında çok yoğun bir talep var. Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda ve İsveç'ten buraya gelmek için çok yoğun bir talep var. Yoğun olarak Arap Alevileri gelmek istiyor, ama sadece onlar değil. Biz buna şu anda olumlu yanıt vermiyoruz. Suriye halkı kendi gücüyle zafer kazanacaktır. Onlara bulunduğunuz ülkelerde Suriye dostları olarak etkinliklere katılmanız yeterlidir diyoruz."

'Esad yönetimiyle resmi ilişkimiz yok'

Ural, örgütün Esad yönetimiyle ilişkisine ilişkin iddialarıysa yalanlıyor.

Ancak, örgüt üyelerinin arkasında Beşar Esad posterleriyle çekilmiş görüntüleri hatırlatıldığında ise ''Biz burada tamamen halk komiteleri olarak varız. Bu, emperyalizme karşı tavır alma refleksiyle ortaya çıkmış bir siyasi yapıdır ve bu siyasi yapı çok geniş bir çevrede onay göremeye başladı. Ve devletin bize zaman zaman burada bunu yapın, şurada şunu yapmayın gibi müdahalelerine karşı tavır aldığımızda halk da bizim yanımızda oldu. Şu 2000'e yakın militanımız var. Bu örgüt, İdlib'in ilçesi olan Serkin'den, Kesab'ın en uç noktasına kadar bu sınır boyundaki sızmalara karşı savunma hareketi olarak yerini almaktadır" görüşünü savunuyor.

YALAN ADILI TANRIYA TAPAN BASIN BUDUR

YALAN ADILI  TANRIYA TAPAN BASIN BUDUR

MİHRAC URAL'I HEDEF ALMIŞLAR...

Mihrac Ural - 31 Ağustos 2012 / Cuma - Lazkiye.

Siyasal mücadelem boyunca haksızlığa uğradım, yalan ve kurguların saldırısına maruz kaldım. Bu gün aynı senaryolar devam ediyor. Bu ahlaksız basın her zaman yalanların kurgu ve abartmaların basını provokasyonların basını oldu. Bunun için şaşırmadım. Ahlaksızlık üzerine kurulu bir basın başka bir şeyi başarması mümkün değil. Bu basın yalan adlı bir tanrıya tapıyor dini inançlarının esası budur. Bu açıdan hesap verecekleri merciinin sırat köprüsündeki kararına güveniyorlar. Oysa yeryüzünü ve göklerin gerçek kutsal güçleri, bunların tanrılarıyla savaş halindedir ve insanlığı barışı için inanç gücünü destekliyor. Yalan tanrılarının köleleri evveli yalan ahiri yalan bir bataklıkta gerçekleri çarpıtma abesiyle uğraşıyor.

YENİ ŞAFAK her zaman olduğu gibi karanlıkların basınıdır. ilkelliğin, gericiliğin insan haysiyeti ve onurunun karşısında olandır. Adımı sütunlarında konu ederken herkesin bildiği ya da kolayca öğrenebileceği gerçekleri bile pervasızca çarpıtmaktan çekinmiyor;

1)-Suriye'de Lazkiye'de yaşadığımı bilmeyen kimse yoktur ama onlar beni Fransa’da yaşıyor diye lanse ediyorlar.
2)- uzun yıllar olduğu gibi bu günlerde de ikametim dışında hiçbir yere gitmememe rağmen, Hatay’a eylem için geçtiğimi yazıyorlar.
3)- hayatım boyunca devlet dinilen yapılarla uzak yakın hiçbir ilişkim olmamasına rağmen, Suriye Mahabartıyla ilgili çabalarım olduğu yalanını iddia ediyorlar; doğrularım arkasında duran biri olarak Suriye dahil bir çok ülkede siyasi nedenlerle zindan yattığımı bilmemeyi tercih ediyorlar.

Bütün bu yalan makinesi on yıllardır çalıştırılıp duruyor. Bunun için bir itirafçı soysuz olan Engin Erkiner adlı polis işbirlikçisi ve MİT ajanı olan İbrahim Yalçın adlı biri bu yalanları bir provokasyon senaryosu olarak üretim basına pazarladıkları bilgisi elimize geçmiş bulunmaktadır. Bu açıdan bu yalanları önemsemediğimi Suriye’yi anti emperyalist direnişinde sonuna kadar savunacağımı, bu savunumu sadece Suriye topraklarında yürüttüğümü kamuoyuna deklare ederim.

THKP-C (Acilciler) Basın Açıklaması 30 Ağustos 2012 / No: 44

BARIŞA OMUZ VERELİM

Barış insanın doğasına en uygun ortamdır. İnsan toplumsal bir varlık olarak güven içinde anlamlı bir yaşam sağlayabilir, uygarlıklar da bu ortamların ürünüdür. Rekabet gelişmenin önemli bir verisi olsa da savaş rekabet değil tahriptir, üretmez. Yakar ve yıkar.

İki yıla yakındır bölgemizde savaş tamtamları çalıyor. Tüm savaşlar gibi bölgemizde kurgulanan savaş kirli bir savaştır; sadece ölüm, gözyaşı, yıkım ve parçalanmayla sonuçlanacak barbarlıktır. Böylesi bir yıkımı bölgenin hiçbir halkı hiç bir gerekçeyle kabul etmez. Binlerce yılın komşuluk ilişkisi, kardeşlik ve barış erdemi içinde yaşamış toplulukların, savaşla ilgili hiç bir girişme onay vermesi düşünülemez.

Savaş bir dayatmadır. Bölgemize talan amaçlı çıkarlar için dıştan yapılan bir dayatmadır. Dünyanın her köşesinde talan yapan emperyalist güçler bu dayatmanın kirli tarafıdır. Erdoğan yönetimiyle; Katar, Suudi Arabistan ve Körfez Emirlikleri gibi Arap gericiliğini temsil eden ülkeler bu dayatmanın yerli uzantılarıdır. Ülkelerinde barış içinde yaşayan farklılıkları, yer yer milliyet farklılıklarına, yer yer din ve mezhep kışkırtmalarıyla kardeş kanına sürüklemektedirler. Kaos ve iç savaş sonunda kimsenin kazanmadığı düşman kardeşler arenasında tek zararlı taraf, birbirine kırdırılan kardeşler olacaktır. Bunun tek anlamı ise, barış ve güvenli yaşamın katlidir.

Bölgemiz ve komşumuz bu ağır süreçten geçerken evi camdan olan ülkemizin göreceği zarar korkunç bir boyutta olacaktır. Bir yandan organik bağlarla örülü ilişkiler, diğer yandan bölünmesi mümkün olmayan coğrafyaların etkisi altında savaş, ülkemizi bir boydan bir boya kana bulayacak vahşet olarak ikame edilecektir. Enerji kaybı, yaralı düşmek takati kesilmek savaşan kardeşlerin kaderi olurken, hükümranlık bu savaşı körükleyen ve seyredenlere ait olacaktır. İstenen de budur.

Onlar yıkım istiyor, ölüm istiyor, talan istiyor. Ama halklarımız barış ve güvenlik istiyor, gelecek kuşakların barış içinde bir arada yaşama hakkını istiyor.

Bunun için ülkemizin dört bir yanında SAVAŞA KARŞI BARIŞ panelleri, miting ve yürüyüşleri, basın açıklamaları, bir vicdan sesi olarak yükseliyor. Antakya bu vicdanın adıdır. Dünya şer güçleri bu küçük kenti, bu barış ve kardeşlik alanını cehenneme çevirmek için, savaş ve istihbarat bürosu haline getirmek istiyor. Bölgenin gerçek düellosu da bir biçimde burada başlıyor. Bu kentin önemi, yeryüzünün tüm azılı katillerine karşı gösterdiği haklı refleksle anlam kazanıyor. Bu kadim Roma kenti, evlatlarının duyarlı duruşuyla dünya şer güçlerine ve onların savaş tamtamcılarına geçit vermeyeceğini böylece ilan ediyor.

Buradan çağrımız bölgede savaşa karşı daha bir dirençle durmak için, tüm barış güçlerini daha çok etkinlik yapmaya davet ediyoruz. Bu ülkemiz ve halklarımız için öncelikli olan barış içinde bir arada yaşama için gereklidir.

THKP-C(Acilciler)

30 Ağustos 2012

SURİYE'Yİ KORUYALIM ÜLKEMİZİ KOLLAYALIM...

SURİYE'Yİ KORUYALIM ÜLKEMİZİ KOLLAYALIM...

HEPİMİZ ORADAYIZ...MİTİNGTEYİZ...

Mihrac Ural - 24 Ağustos 2012 / Cuma

SAVAŞA KARŞI BARIŞ İÇİN... SURİYE'Yİ KORUMAK, ÜLKEMİZİ KOLAMAK İÇİN, 26 AĞOSTOS 2012 / PAZAR GÜNÜ ANTAKYA-YEŞİLPINAR (3AYNİL CAMUS) BELDESİNDE, MİTİNGTE OLACAĞIZ...

Ölüm örgülerinin gelip kapımıza dayandığı bir koşulda kendimizi korumanın tek yolu komşumuz, ikinci anavatanımız Suriye’de bilinçlice, haince ve vicdansızca kışkırtılap desteklenin kıyımı durdurmak, savaşı engellemek gerek. Savaşa karşı barış şiarını bu günün en gerçekçi çağrısı yapan da budur. Bunun adı acil önlemdir.

Yeşilpınar Belediyesinin duyarlı çabaları böylesi bir mitingide anlam bulmulmuştur. Hepimiz adına önemli hayati bir önem kazanan bu girişim, bölgemiz olaylarına olduğu kadar ülkemizdeki etkilerine karşıda duyarlıca bir davranıştır. Bu mitinge katılım aynı zamanda, savaşa karşı kararlı bir tavır alıştır.

Unutulmasın ki, bir tehlike anında hayvanlar bile kendince önlem alır, refleks gösterirler. İnsanlar bunu bilinçle, önlem kadar savunma hazırlıklarıyla birlikte ele alırlar. İflas etmiş dış politikaların sonucu, Erdoğan iktidarı, yeryüzü oranlamasına göre şehrimizde m² başına düşen azılı katil sayısını birinci sıraya oturtmuştur. Bu durum önlem algılarımızı daha da kapsamlı hale getirmemizi gerekli kılıyor. Bu miting, alacağımız önlemlerin en demokratik olanı, en doğal, en haklı, en toplumsal ve en siyasal olanıdır. Bu hakkı kullanmayanlar, eli kanlı şebekelerin kıyımı gelip dayattığında kimseden hiç bir yardım beklemesinler.

Hiç bir gerekçe geçerli değildir, hepimiz, çevremizle birlikte bu mitinge katılmayı görev sayacağız...

FAŞİZAN REJİM ÇÖKECEK. BARIŞ KAZANACAK

FAŞİZAN REJİM ÇÖKECEK. BARIŞ KAZANACAK

SİZİNLE BİR HESABIM OLACAK BUNU BÖYLE BİLİN

Mihrac Ural - 23 Ağustos 2012 Perşembe

ANTAKYAM, KADİM ROMA KENTİ. UYGARALIK VE BARIŞ ŞEHRİ...

EVLATLARIN SAVAŞA KARŞI BARIŞI HAYKIRIYOR, SAVAŞ TELLALLARI İKTİDAR OLMANIN HOYRATLIĞIYLA BASKI ÜZERİNE BASKI, SALDIRI ÜZERİNE SALDIRI DÜZENLEYEREK BARIŞ STANDINI YIKIYOR, KIRIYOR DÖKÜYOR...

Bu bir siyasal yönetim tarzıdır. Tarihte de öyle yapıp bu güne geldiler. Osmanlının devamı olmak Yeni-Osmanlı olmak budur. Buna karşı tarihin her kesitinde halkın direnmesi olmuştur. Bu da halkın haklı duruşunun refleksidir.

Bugünün verileri ve gelişmeler çok farklı. Artık halk direnişi son sözü söylemeye yönelmiştir. Osmanlının yeni versyonları bu kaderle yüzleşmekten kurtulamayacak.. Despotluk yıkılacak demokrasi egemen olacaktır. Suriye olayları bunun ilk kıvılcımı sayılabilir.. Bu aynı zamanda, tarihin kirli cilveleriyle iki ayrı devlette yaşamaya mahkum edilen aynı halkın kader birliği içindeki davranışını da içeriyor. Bölge siyasal yeniden dizayn sancıları çekerken, halkın iradesi dış güçlerin kirli amaçlarla oluşan senaryolarına karşı böylesi bir birlik içinde zafer kazanacaktır. Tarih hep öyle yazılmıştır, haklı davaların sahipleri bu toprakların yerli halkı olarak kendi toprakları üzerinde özgür ve demokratik koşullarda yaşayacaktır. Kazanacak olan da bu güçtür. Kimse arada kalmasın, insan olmanın, yerli olmanın ölçütü ve vicdanı halkın yanında tutum almayı gerektiriyor. Beklenen de budur.


.

BUNLAR NEDİR?




Mihrac Ural – 13 Ağustos 2012 / Pazartesi

Biri Türkiye’den diğeri Libya’dan. Eli kanlı şebekelerin Suriye halkının kanına girmek için eli kanlı şebekelere sunduğu lojistik destek artıkları. Alttaki fotaya bir göz atın…

...


Türk Kızılay’ının İlk yardım çantası bir de BKS adlı şerit tarama silah şarjörü ; Ferdi silahların en ağırı, ormanda bir tarama yapınca ağaçlar testere kesiği gibi ardı ardına devrilir. Bu şarjörün rengine iyi bakın YEŞİL…

Bu malzemeler, Erdoğan’ın tetikçisi eli kanlı şebekelerin Türkmenleri vatan haini haline getirmek isteyen, Suriye’deki sorunları daha da derinleştirme amacı taşıyan çabalarının araçlarıdır. Son çatışmalarda ele geçirildi.

Önceki yazım “SAHUR” da bu çatışmaları anlattım. Kıran kırana yürüyen mücadelede eli kanlı şebekelerin istila etmeye çalıştıkları alandan arındırıldılar. Son taramalarda ise geride bıraktıkları seyyar hastane ve kaçarken düşürdükleri BKS Şarjörü. Önemli bir ayrıntı gibi gelmeyebilir. Ama üzerindeki YEŞİL boya çok şey anlatır.

Malumunuz, Kaddafi Libya’sının bayrağı yeşildi; Kaddafi her yeri yeşile boyamaktan da zevk duyardı. 1982’de Libya’ya gittiğimde “YEŞİL SAHA” diye gösterdikleri geniş bir sahanın yeşile boyanmasından ibaretti… Silahlarda tabi bu arada yeşile boyanıp dururdu. Kaddafi devrildi, silahlar eli kaide’nin eline geçti. Aynı silahlar Akdeniz üstünden Suriye’ye doğru yola çıktı. Suriye halkının katledilmesinin bir aracı oldu.

Okura ve kamuoyuna Erdoğanın kirli çabalarının, Suriye halkına düşmanlığının iç yüzünü yansıtan bu artıkları sunuyorum.

11-12 Ağustos 2012 tarihleri arasında Kastal Maaf nahiyesi, Mazraa, Beyt Subyra, Beyt Mılk köyleri korusunda, MUKAVEME SURİYYİ güçlerinin, eli kanlı şebekelere verilen ağır kayıplar ardından ele geçirilen bu artıklar, bir kez daha Türkiye’nin dünya şer güçleri adına neler yapmaya çalıştığını göstermeye yeter.



SAHUR



Mihrac Ural – 13 Ağustos 2012 / Pazartesi. Lazkiye – Beyt Mılk korusu.



Bir sahur vakti, Malatya’da linç edilmek istenen insanları, Suriye’de linç edilen halka nasıl bağlar bilir misiniz? Birbirini hiç tanımayan insanları kader birliği paydasına nasıl taşır tahmin edebilir misiniz? İşte böylesi bir sahur vaktinde, ekmek arasına sokuşturulan kızarmış patatesle linç edilmek istenen bir halkın savunması için, karanlık ormanların, tepelerin, vadi ve derelerin yol geçit tanımaz çamlıkların içinde, yok edilmek istenen bir halkın savunusu için, yaşam hakkını koruması için, hepimiz adına, sahurdan sahura, bitip tükenmeyen bir mücadele var farkında mısınız?



Anlatayım;



Erdoğan ve Barzani anlaştı. Suriye kaosunu derinleştirmek için biri ayrılıkçı, aşiretçi İsrail destekli sözde Kürt şiddet eylemlerine başlayacak diğeri ise tarihinde hiç anmadığı Türkmenler üzerinden aynı yolu döşeyecek.



Barzani'ye karşı vatansever Kürtler gereken cevabı verdi. "Ortak ülkemiz Suriye'de tahribe, yıkıma, kıyıma geçit yok" dedi. Halk komitelerine tanınan yerel güvenlik gücü olarak bölgelerini sızmalara karşı korumaya başladı.



Türkmenler ise Erdoğan’a karşı ezici çoğunlukla geçit vermedi. Vatan hainleri tetikçi kuklalar, sınır bölgelerinin askeri avantajlarıyla, Erdoğan yönetiminin Amerikan-Katar-Suudi destekli mali ve askeri katkılarıyla, kesif ormanlık alanda kıyım üretmeye devam etti. Asimetrik savaşın bildik vur kaç taktikleri, dehşet ve kaos yaratan gerginlikleri Suriye’nin en güvenli bölgelerini sarsmaya başladı. Ama her şey hesap ettikleri gibi yürümedi.



MUKAVEME SURİYYİ güçleri oyunu ters yüz etti. Gerilla savaşına başlardı. Eli kanlı şebekeleri ne zaman nerede nasıl vuracağı belli olmayan girişimleriyle, tokat üzerine tokat vurarak vatan hainlerini, Erdoğan tetikçisi şebekeleri şaşkına çevirdi. Artık savunma olmayacaktı, rüzgar ekenler fırtına biçmeye başladı.



Kastal Maaf Nahiyesine bağlı Mezraa, Beyt Subayr, Beyt Mılk ormanlık alanında, halka eziyet eden, mallarını gasp edip cana kıyan eli kanlı şebekeler kıstırıldı. Sınıra uzaklığı yaklaşık 15 km olan ormanlıklarda 11 sabahından 12 sabahına kadar süren ağır çatışmalar MUKAVEME SURİYYİ güçlerinin zaferiyle noktalandı. Geniş bir alan eli kanlı şebekelerin elinden kurtarıldı. Mukaveme güçlerinde 6 şehit 5 yaralı vardı. Eli kanlı şebekelerden 30 azılı katil hak ettiği cezayı buldu. Silahlar, çaldıkları araçlar ve onlarca materyale el konuldu.



Bu bir vatan savunması, ölüm kültürüne karşı yaşamı, barışı savunmanın kavgası . Direnişe destek olmanın, içinde yer almanın onuru buradadır.



Zifiri karanlığın ormanlığında, ölüm saatlerinin gerisin geriye sayıldığı zaman eğriliklerinde vuruştum. Barış için özürüm vardı safımı belirledim... Beyt Mılk köyü korusunda şehit düşen 6 yoldaşımın kanlı cesedini pikaba taşıdım, 5 yaralı yoldaşıma omuz verdim… Ölmedim… Yine o korudu... Ayaktayım, tutkuyla yolumdayım...


SURİYE BAŞBAKANI VE ALTBENLİK



Mihrac Ural – 7 Ağustos 2012. Çarşamba. Suriye sınır bölgesi- Lazkiye / Kesab



Suriye’de kıran kırana bir alt benlik savaşı yürüyor. Vatan kimliği edinemeyenler nerede olursa olsunlar alt benliklerine yeniliyorlar. Suriye Başbakanı, alt benliğin nerelere kadar ne tür etkiler yaratacağına bir örnektir. Ama Suriye başbakanlardan da generallerden de daha güçlüdür.



Haber bomba gibi patladı. Dünya şer güçlerine ve onun kirli iş tetikçisi eli kanlı şebekelerine, yalan kurgu medyasının diline yeni bir sakız verdi. “Suriye Başbakanı muhalefet saflarına katılarak görevinden kaçtı”. Bomba etkisi yaratan bu gelişme, Suriye Radyo – TV binasında patlayan bombaya eşlik etti. Suriye yönetimi ve devletini sarsmak için kurgulanan her senaryonun büyük mali ödemeler, mahalle baskısı ve kuşatması altında ikame edildiği ortaya çıktı. Bir kez daha ve bin kez daha görülen o ki, Suriye’de vatan kimliğine karşı dar, sığ, Ortaçağ mezhep algılarının savaşı dayatılmak istenmektedir. Tüm araçlar, ana amaç olan Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) ikamesi için ortaya konan mezhepsel çatışmaya yakıt olarak ileri sürülmektedir.



İki farklı bilinçaltının savaşından söz etmek, bu anlamıyla doğru bir tespittir. Biri tarihin derinliklerinden çıkıp gelerek, kendi iç evrim ve denkliğini sağlayarak oluşmuş, vatanseverlik kimliğiyle kendini ikame etmiş benlik, diğer ise her türden gelişmeye karşı duran, karanlık dönemlerin, doğaüstü vahilerin esiri olmuş mezhepsel alt benliktir. Suriye olaylarının ikinci aşamasında, durmadan kışkırtılan ve iç kanamanın derinleştirilmesi için körüklenin alt benlik budur. Bu öylesi bir mahalle baskısı oluşturuyor ki, Başbakan olsanız da kar etmiyor, olay bir akıl tutulması, yol yöntem kaybı, pusula şaşırmasıdır…



Suriye Başbakanı Riyad Hicap, vatan kimliğini terk ederek aşiret kimliğine sığınmayı tercih etmiştir. Nedeni ne olursa olsun, bu sığınış meşru değildir. Azınlığın hükmüne boyun eğmedir vatan temsilciliği yerine dar aşiret temsilciliğiyle örtünmedir. Bu dönemin öne çıkan tarihsiz ve kimliksiz ülkelerin petrol ve gaz servetleri üzerindeki yükselişleri ve bu zemin üzerinde kimlik oluşturma çabalarının etkisi, alt kimlikler üzerinde derin etkiler yarattığı bilinir. Bu etkiler vatan sınırlarını aşan mezhepsel, etnik, aşiretsel bağlarda da kendini yoğun olarak gösterir. Öyle ki, kendi coğrafyasını tanımayan, onun derinliklerini özümsememiş olanlar, hangi makama gelirse gelsinler, bir tarafları her zaman aşiret, mezhep yarda etnik etkiler altında ezilir kalır. Suriye Başbakanının ezildiği yer burasıdır. Oysa Hafız Esad ve Beşşar Esad gibi, hiçbir zaman ne aşiret ne mezhepsel bir kurgu üzerinde siyaset gütmeyen, vatan coğrafyası, ulus bağımsızlığı noktasında kararlı duruş sergileyen liderlerin varlığında, iç dünyaların karanlık labirentlerinde aşiret tutsaklığıyla yamak ve bunu ülkenin en kritik döneminde bir hançer gibi arkadan saplamak işte bu tarihsiz ve kimliksizlerin başarabildikleri tek şeydir.



Ancak bu büyük bir yanılgıdır. Böylesi sığ düşünce ve algılar hiçbir zaman tarihi derinlikleriyle kimliğini oluşturmuş vatan algısına karşı zafer kazanamaz. Bunun tarihsel imkanı bile yoktur. Bunların en büyük yanılgısı aşiretlerinin ya da mezheplerinin coğrafi yayılma alanlarını vatan sanmalarıdır. Bu tüm gerici güçlerin tüm ırkçıların tüm din istismarcılarının düştüğü handikaptır. Bu nedenle yürüttükleri kirli savaşları, kanlı kıyımları yeryüzünün tüm dindaşları ya da mezhep kardeşlerinin adına yürütüldüğü sanısındadırlar; onlar bu vehimlerden, bu kof algılardan güç alırlar. Vatan ihanetlerini de bu anlamda, bir ihanet değil de öze dönem olarak görürler. Oysa yaptıkları, vatan yerine dar kabuklara sığınma, vatan sorunlarıyla yüzleşme yerine alt benliklerin ucu açık ilişkileriyle korunma yollarını ararlar. Vatan bunlar için hiçbir anlam taşımaz. Suriye Başbakanının sergilediği duruş, bu tür örnekler için önemle dikkate alınması gerekmektedir. Bu sadece Suriye için değil, aynı zamanda tüm ülkeler için geçerli bir veridir.




Suriye Başbakanı, İgeydad aşiretine mensuptur. Bu aşiret, Irak, Suudi ve Suriye’de konumlanan büyük bir aşiret. Bu aşiret Irak işgali sırasında Amerika’ya karşı duruş alan önemli aşiretlerden biridir. Bu aşiretin anti-emperyalist direnmeci tutumu, Suriye yönetimi tarafından da desteklenmiştir. Aşiretin, büyük bir kısmı Irak’ta olmasına karşın siyasal olarak Suriye’de yer alan kesimi daha etkindir. Devlet işlerinde, Suriye’nin son yıllarında devletin en etkin yerlerinde bu aşiretin elamanları yer aldı. Bir eleştiri bir suçlama bir tepki olacaksa, devletin bizatihi kendisi de olan bu insanları içerir. Ama bunlar, işledikleri yanlışları devlet sırtına yıkarak, alt kimliklerini temiz tutuklarına inanırlar. Alan değiştirdiklerinde ise, temiz olacaklarını sanırlar. Oysa suçlamasını yaptıkları her şeyin bir numaralı aktörüdürler. Bir ülkede Başbakan olmak için yürünen devlet görevleri süreci bunu anlatmaya yeter.




Buna rağmen, binlerce yılın deneyimi içinden çıkıp gelmiş olan Suriye devleti, ne birkaç generalin kaçışı ya da şehit edilişiyle ne Başbakanın ya da bir iki diplomatın kaçışıyla kurulu dengeleri sarsılabilecek bir devlettir. Bu ülkenin siyasi iradesi, halkının siyasi iradesidir. Bunu başbakan temsil etmez. Suriye’de halkın siyasal iradesini temsil eden yönetici kadronun belirlenmesinde başbakanın bir rolü de yoktur. Sistem kendi önlemlerini kurumsal bir yapılanma içinde, anayasanın da verdiği yetkilerle siyasal iradesini belirleyen kurum, kuruluş ve yasalara sahiptir. Başbakan ülkenin hizmet veren tüm kurumlarının başında olsa da ana yönelimi belirleyen bir yerde değildir. Bu nedenle başbakan hangi pusulaları şaşırırsa şaşırsın, halkın siyasal iradesini temsil edebilecek konuma değildir.



Suriye dostları tedirgin olmasınlar. Olayların merkezinden sizlere yazdığım bu satırlarda temin ederim ki, Suriye kazanacaktır. Bir ülke başbakanının karşı saflara kayması acıdır ağır bir yaradır da. Bunu inkar etmek mümkün değil. Ama olayın özü budur. Alt kimliklerin mahkumları bu davranışlarıyla üst kimlikleri sarsamayacaktır. Bunu birlikte göreceğiz. Bu örnekler çoğalsa da, vatan ihanetleri böylesi sığ kimliklerin hançer darbelerine maruz kalsa da vatan kimliği, tarihin derinliklerinden çıkıp gelmiş gücüyle bunlara karşı başarı kazanacaktır. Suriye, karanlık akıllara, dar mezhepçi çıkarların bölgede emperyalizmin maşası olarak işlev görmesine asla teslim olmayacaktır.



Halkın ezici çoğunluğunun bağımsız siyasi iradesine güvenelim. Bu iradenin gücü herkesten daha güçlüdür. Suriye bu iradeyle ayaktadır ve bu iradeyle direnmektedir.




BAY PROVOKASYON…



Mihrac Ural – 10 Ağustos 2012 / Cuma. Lazkiye – Belluran



Bazen anlamakta güçlük çekersiniz türünden olaylar vardır. İşte öyle bir şeyden söz edeceğim. Birileri ne türden bir direnme, mücadele haberi görse derhal “aman etmeyin, yapmayan provokasyon olur” diye tutturur. Bunu da öyle ağdalı cümlelerle örter ki, sanırsınız tarihin en barışçıl döneminde yaşarken birileri bu dönemi provoke edecek, savaş çıkaracak sanırsınız. Yok öyle şey…



Savaş çoktan başlamış ama adam sağır, bomba sesini bile duymuyor. Dünya şer güçleri mali ve askeri tüm güçleriyle bir halkı yok etmek için tarihin en gelişmiş ferdi silahlarına ek, ağır silahları da ortaya koyarak komşumuza ölüm yağdırıyor. Bununla da yetinmiyor, ülkemizi savaşın açık tarafı yapmak için çırpınıp şehrimizi şer güçlerin askeri karargahı haline getirmiş. Barış kenti şehrimizi, dünyada metre kare başına azılı katil sayısının en yoğun olduğu şehir haline getirip, bu şehirde kanlı eylemleri başlatmak için Suriye olaylarının sonuçlanmasını bekliyor. Bütün bu gelişmeler bay provokasyonu ilgilendirmiyor. O varsa yoksa her mücadeleye, her direnme çabasına ve çağrısına provokasyon demeyi ibadet haline getirmiştir.



Bay provokasyon belli bir kişi değil, bu nedenle kimse belli bir isme takılmasın. O aramızda sıklıkla gördüğümüz, bildiğimiz, üç beş kitap bile okumamış haliyle yarım aydın sayılmayacak bir tiptir. Cahildir, ama ilgisiz okur tarafından bu özelliği fark edilmez. Ezberlediği bir iki kelimeyle, sizi vicdani bir sorumluluk altına alarak yaptığı demagojiyle susturmak ister; “yapmayın etmeyin, yaptığınız halkın katledilmesine yol açar, polisin saldırısını kışkırtır, kan akar” der ve vicdanınızı ezmeye çalışır. Oyalar, esir eder, susturur ve sonuçta direnme enerjinizi tüketerek sizi korumasız hale getirir. Gerisini ise düşmanınız yerine getirir… Bu gün de olan budur. MUKAVEME SURİYYİ haberleri sanal ortamda dolaştıkça bu tipleri bir kez daha aktifleşti. Böylesi yaklaşımlara karşı yazdığım bir yorumu sizlerle paylaşarak konuya açıklık getirmek istedim. Birlikte okuyalım..



Dönem çok dikkat ister. Bu doğrudur. Ama bu deve kuşu olmayı gerektirmez. Her şey açık ve net kim hangi haberi ve hangi oluşumu hangi kurgu ve yalanlarla nerelere oturtmak istediği de çok açık. Bunu Suriye olayları yeterince öğretmiş olmalı. Tarihin en kapsamlı yalan makineleri Suriye’yi yıkmak için çalıştırıldı. Bu gün aynı şey MUKAVEME SURİYYİ için yapılmak istenmesi bir tuzaktır ve buna düşmek için gönüllü olanların az olmadığını görmek acıdır.



MUKAVEME SURİYYİ haberi, Suriye’ye ait gerçek bir veridir.Sayfası da şudur https://www.facebook.com/syr.moqawama?ref=hl#!/syr.moqawama . Bu bir haber, herhangi bir haber gibi. Kimisi olumlu kimisi olumsuz karşılayacak. Bu platformun üyeleri de bu haberi farklılıklarıyla yorumlayacak. Ama haberi gerçekliğinden çıkarıp verilen emekleri provokasyon alarak görmek yada klavye başında bir çaba görmek aklın almayacağı bir haksızlık ve cinnettir. Ölümü göze alan, halkı için çırpınan ve halkın tarihinde bu ölçekte bir başka benzeri olmayan yapılanmanın yine halk tarafından kucaklanışını görmezden gelmek gerçek provokasyondur derim. Tarihler boyunca doğranan ve yeniden doğranmak için hazırlıkların yapıldığı bu halk ilk kez bu kapsamda ve meşru zeminde sivillerin oluşturduğu savunma gücü ve iradesini çok dikkatli yorumlamak gerek. İddialı olacak ama söyleyeyim, bu güç bu halkın savunmasında artan önemde rol oynayacak tek gücü olacaktır; devletin baş edemeyeceği süreçlerde sonuç alacak tek güç bu oluşumdur. Bu amaçla da kurulmuştur. Bu gerçekliği bulandırmak isteyenler, haber üzerinde yalan kurgular yapabilir ama bizler gerçeği açıklamakla yükümlüyüz.



Bu haber, ilgili olduğu halkın yeryüzünde ilk ve tek sivillerce oluşmuş silahlı savunma gücü olması çok çok önemlidir. Üstelik bu gücün içinde Hıristiyan, Sünni, Şii Ve Alevi tüm inançlar ve Kürt militanlarda aktif yer almaktadır. Bu nedenle, bazen hayretlere düşüyorum, böyle bir haberi görmezden gelmek mümkünü olur mu? Bu haberi provokasyon yapmak için Türkiye’de Hatay’da ve özel olarak Alevilere ait gibi göstermek isteyenlere bakıp, onlara da cevap vermeden yorum yapmak olacak şey mi? Böylesi yorumlar yapılan çarpıtma habere katkıdır. Bu nedenle MUKAVEME SURİYYİ haberini en iyi şekliyle halka aktarmak gerek; Suriye kaynaklı ve Suriye gerçekliğiyle ilgili bir haber olduğunu yansıtmak onu takip etmek gerek. Her gün, her saat, inanılmaz bir fedakarlıkla halkı için mücadele eden ve başarı üzerine başarı kazanan bu gücü tanıtmak bu coğrafyada tarihler boyu mazlum olan bir halkı savunmak kadar önemlidir.



Her şeye provokasyon diyip elimizi kolumuzu yeterince bağladık. “Artık çok geç” oldu diyorum. Bununla ilgili aynı başlıklı makale de yazdım ve gerçekleri anlattım. Biliyorum ki, hazırlıklı olan bu süreci belirleyecektir. Suriye vatan savunmasında mücadele eden güçleri halka daha iyi tanıtmanız dileğiyle…



Not: Dün gece (9-10 Ağustos 2012), Belluran beldesi kırsalında Beyt 3vvan köyünde pusuya düşürülerek, korkakça ve haince katledilen Albay Hatim Zureyk’in (Şabatli beldesinden) yola atılan cesedini MUKAVEME SURİYYİ güçleri ısrarlı ve kararlı bekleyişleriyle, ölümü göze alarak eli kanlı şebekelerle çatışıp almıştır. Yöre halkının bu çabaya biçtiği büyük değeri, MUKAVEME SURİYYİ güçlerini coşkun bir sevgiyle kucaklayarak gösterdi. Konuyla ilgili bilgiyi MUKAVEME SURİYYİ sayfasından izlemek mümkün.



İTİRAFÇI ENGİN ERKİNER VE MİT AJANI İBRAHİM YALÇIN HAKKINDA BİLGİ EDİNİN

SÖZÜN BİTTİĞİ YER...


Söylenti değil, siyasi hasım iddiası değil, üçüncü kişilerin doğrulamasını bekleyen söylem değil. Ölüler adına konuşmak da değil..

El yazılarıyla, imzalarıyla, yorumsuz resmi belge ve kanıtlarla gerçekler ortaya konuyor.


İşte belge ve kanıt, kendi el yazılarıyla, altında imzalarıyla söyledikleri. Altı üstü birer cümle...

Birinci cümle, Polis işbirlikçisi İtirafçı Engin Erkiner’e aittir;

Emniyet kuvvetlerine yardım maksadıyla yakalandığım günün akşamı ve onu takip eden günde aşağıda sıralayacağım evleri bulmaları bakımından polise yardım ettim (Engin Erkiner Polis İfadesi, s:16)


İkinci cümle; MİT ajanı İbrahim Yalçın’a aittir;

Bir hafta sonraya gün kestik. (28 Ağustos 1986) ben, o günü MİT’e bildirdim. Çok sevindiler, başarılar vs. diyerek 150 bin TL’da paralarını alarak vedalaştık… Örgüt bittiği zaman, benim işim de bitecek. Artık devlet arkamda olacak hiçbir sıkıntım olmayacak. " ( İbrahim Yalçın el yazısı İtirafnamesi s:9-10)

Bu satılmış kişi, muhabımız değildir. Cezasını beklesin. İbreti alem sonu için, zaman aramızda hakemdir.

Bu ikili, bugün ihbar, şaibe, kirlilik ve ahlaksız suçlamalarla devrimcilere hayasızca saldırıyorlar. İşleri bu, sermayeleri de. Özel Harp Dairesinin Kürt özgürlük hareketine ve liderine yönelik saldırılarının aynısını, aynı dille yöneltiyorlar. Bu kuklaları iyi tanıyın.

Belgeleri, kanıtları, el yazılı itirafnameleri, polis ifadelerini yorumsuzca alttaki linklerden takip edebilirsiniz.

http://tarihselhainler.blogspot.com/ ve http://acilciler-thkpc.blogspot.com/

30 Haziran 2013 Pazar

GERÇEKLER, DİKTATÖR ERDOĞAN’I YENİLGİYE UĞRATACAKTIR




Mihrac Ural – 19 Haziran 2013 / Çarşamba

Avusturya kamuoyuna gerçeklerin aktarılması amacıyla, "Der Standard" güncel gazete adına gazeteci Rusen Timur Aksak’ın benimle yaptığı röportajı siz okurlarımla paylaşıyorum. Daha önce sorulmamış sorulara da verdiğim cevaplar, konular ve bölge hakkında önemli bilgi paylaşımı içermektedir.



SORU: Reyhanli saldirisi ile suclandiniz lakin Radikal'e verdiginiz
röportaj'da alakanizin olmadigni tam tersine Israil'in parmagi
olabilcegni demistiniz?

Banyas'daki olaylarin neresindeydiniz ne de olsa "Suriye Mukavemeti"
diye bir milis yönetiyorsunuz?


MİHRAC URAL’IN CEVABI

İki sorunuz da aynı çevrelerin ortak kirli ve karanlık akıllarca yargısız infaz amacıyla, şahsımı karalamak için üretilmiştir. Bu soruların muhatabı ben değilim. Bunu bilmeyen yok ama medyanın boş teneke çok ses çıkarır hesabıyla, çamur at izi kalır mantığıyla sorulmaktadır. Bu sorularınıza cevabım da şudur.

Öncelikle, Banyas katliamını kim yaptıysa onu lanetliyorum. Bu katliam bir vahşettir bir cinnettir. Böylesi bir vahşetle ilişkilendirilmem, faillerin kendilerini örtme çabasından başka bir anlama sahip değildir; ne zaman ne de mekan açısından ne de başka hiçbir açıdan benim Banyas’ta olmamın mümkünü yoktur. Böyle bir iddiayı yapma saçmalığı sadece izleyenleri hafife almak, okuru  küçümsemektir, Kurgudan ibaret olan bu itham, belgesiz, kanıtsız, yargısız infazdır.  Kaldı ki, bu katliamı yapanlar bunu açıkça üstlendiler. Selefi Nusra cephesi “Sahil volkanı” adı altında bir yıldır sesiz kalan Suriye sahil şeridini kana bulamak için bu katliama girişti. Bayada camii imamı şeyh Ömer Beyasi ve tüm ailesini çoluk çocuk kadın ihtiyar demeden öldürdü. Bu katliamı sırtıma yıkmak için benim aynı günlerde Lazkiye’de bir şehit taziyesindeki videomdan kırpıntılarla oluşan görüntülere dayanarak yaygara kopardılar.

Bu video tümüyle izlenirse orada da söylüyorum “ Yardım için bizi çağırırlarsa bu hafta Banyas’a gidebiliriz” tarih 2 Mayıs 2013. Yani bizler katliamın olduğu sırada Banyas’ta değildik. Ne ben ne de benimle ilgili bir militan ordaydı. Banyas’a hiç gitmedim, orada da ne bir işim var ne de gitme durumundayım. Benim tüm mücadelem bir halk savunma mücadelesi olarak Lazkiye’nin Kuzey kırsalındadır yani tam ters yöndedir. Bunun yüzlerce tanığı da var. Ama sahtekar medya yaygara için videoda söylediğim askeri terimlere sosyal boyut mezhebi içerik katarak ifade etmesi saçmalığı ve aldatmacası bu suçlamalara zemin hazırladı. “Tahirir” ( Kurtarma) ve “tathir” (Temizleme) dedim. Bu iki kelime askeri termonolojiye ait kelimelerdir; bir yerin kurtarılması (Tahrir) ve ardından da tuzakların, bombaların, gizlenmiş kınasın, tuzakların temizlenmesi anlamına gelir. Ve ben de bunu kast etmiştim. Asker olanlar bunu çok iyi bilir. Banyas vatan hainlerinin evinden kurtarılmalı (tahrir) ve mayınlardan, bubi tuzaklarından, pusuya yatmış olanlardan da temizlenmelidir (tathir). Bu iki kavramı bir mezhebin diğerini temizlemesi olarak algılamak sadece bir aptallıktır, abesle iştigaldir.

Kaldı ki benim içinde olduğum Mukaveme Suriyyi laik bir savunma örgütüdür. Halkın refleksleriyle Sünni, Alevi, Hıristiyan, Dürzi, Arap, Türkmen, Kürt, Asuri vb herkesin içinde yer aldığı bir vatansever savunma gücüdür.  Lazkiye’nin kuzey kırsalındaki yerleşim birimlerinin insanlarından oluşur ve hareketli değildir, sorumluğu altındaki alanlar dışına çıkmaz. Bu güç yüz yüze savunma savaşında bile halka zarar vermez; Yaşlılara, kadınlara, çocuklara asla dokunulmaz. Esire asla dokunulmaz, cesetlere asla dokunulmaz. Bu yüksek ahlakı taşıyan Mukaveme Suriye Banyas’taki vahşetle ilişkilendirilmeye çalışılması halkı aldatmanın tarihteki en çirkin türlerinden biridir. Banyas katliamını kim yaptıysa, arkasında kim duruyorsa tümden ve şiddetle lanetliyorum. Yargısız infaza karşı, tüm şer güçlerini adıl bir uluslararası mahkemede birlikte yargılanmaya  meydan okuyarak davet ediyorum.

Reyhanlı olaylarını da sırtıma yargısız infazla yıkmak isteyenlere bir çift sözüm var.  Reyhanlı benim Hatay ilimin, dostlarımın, akraba ve arkadaşlarımın İlçesidir. Bu beldeye uzanan elleri, bu beldenin insanına yönelik kıyımı, kim düşünmüş, kim desteklemiş ve kim yapmışsa tümünü şiddetle lanetlerim.

Reyhanlıda patlatılan bombalar bir vahşettir, bir insanlık kıyımıdır.

Hayatımın her döneminde, halkım için çalıştım, özgürlük ve demokrasiyi savundum, bu eylemleri hep kınadım, benim böylesi bir eylemde olmamın hiç bir nedeni ve ahlaki ve vicdani yanı olamaz.

SORU: Sizin milisiniz'de sadece Arap kökenli Nusayri mi var?

MİHRAC URAL’IN CEVABI

Mukaveme Suriyyi gerçek anlamda bir halk refleksidir. Bu refleksi klasik anlamda bir milis gücü olarak da görmek yanlış gibi geliyor bana. Bunu daha çok II. Dünya savaşı sırasında Hitlerin Fransa’yı işgaline karşı Fransız halkının gösterdiği “Rezistans de France” a benzetebiliriz. Bir işgalciye, bir dış müdahaleye karşı halkın elindeki her araçla direnmesi olayıdır.

Böylesi bir hareketi bildiğimiz bir askeri güç olarak milis ya da gerile örgütleri gibi  emir komuta zincirinde düzenli birlikleri olan bir askeri  yapı olarak görmemek gerek. İçinde doktorlardan, avukatlara, bilim adamlarından üniversite öğretim üyelerine, üniversiteli öğrencilerinden sıradan halka kader tüm vatanseverler kadın erkek demeden vatan savunması refleksi göstererek bu oluşumu  var ettiler. Böyle olunca, bu yapı laik ve  tüm etnik, dini; mezhebi, inançsal yada inançsız her dokudaki insanı  vatan ortak paydasında içinde barındırır.

Mukaveme Suriyyi, Hıristiyan dininin tüm mezheplerini, Sünnileri, Alevileri, Şiileri, Dürzileri, Arapları, Türkmenleri, Ermenileri, Kürtleri içinde barındıran Suriye mozaiğinin temsilcisidir. Arap Alevilerin oranı ise tamamen bulunduğumuz yörenin demografik yapısına uygun bir yoğunlukları vardır; Cisir el Şuğur’da Sünni arkadaşlar vatan savunmasında daha yoğundur, Lazkiye’de Aleviler. Ancak her yerde ve her koşulda, Suriye’nin tüm dokuları bu mücadelenin içinde eşit ve adil temsil konumlarıyla yer almaktadır.

SORU: Sizin milisiniz'de Türkiyeliler varmi?

MİHRAC URAL’IN CEVABI

Mukaveme Suriyyi hareketine, Türkiye’den gelip katılmak isteyen binlerce müracaat bulunmaktadır. Bizler bu katılımı şimdilik kesinlikle kabul etmiyoruz. Herkes ülkesinde bulunduğu yerde barış için çalışsın diyoruz. Türkiye ve Suriye, tarihten gelen halkların kardeşliğiyle bağlı bağlarının kopmaması, kanlı süreçlerin açılmaması, diktatör Erdoğan yönetiminin savaş eğilimlerinin önüne geçilmesi, Yen-Osmanlıcı yayılmacılığın bölgeyi yıkıma götürecek pervasızlığını dizginlenmesi için çalışmalarını öneriyoruz.

Mukaveme Suriyyi saflarında çok az sayıda Türkiyeli bulunmaktadır. Bunların önemli bir kısmı ise 12 Eylül 1980 darbesiyle sürgün olanlardır. Türkiye’nin anti-demokratik yönetimi ve yasalarının haksızca mahkum ettiği ve zaman aşımı haklarını gasp ettiği için geri dönemeyenler Mukaveme Suriyyi saflarında ekmeklerini yediği bu ülkeyi sonuna kadar savunma kararlılığıyla vatan savunmasında yer almaktadırlar. Bunların başında oda beni bulunmaktayım ve şöyle düşünmekteyim; ister Amerika’da ister Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde yaşıyor olayım, yaşadığım ülke haksızca bir emperyalist işgale ya da dış müdahaleye kalırsa orda da vatan savunmasında yer almam onurlu bir insan davranışı olacaktı. Benim yaptığım da her onurlu erdemli insanın yapacağıdır.

SORU: Amerika'nın silah tesvik etmek istediğne ne diyorsunuz, bu
Suriye'deki dengeleri nasıl etkiler?


MİHRAC URAL’IN CEVABI

Amerika zaten yetkililerinin de sık sık açıkladığı gibi onayı olmasaydı hiç b.ir a Arap ülkesi bu eli kanlı canilere yardım bile demezdi. Bu anlamıyla Amerika olayların başından itibaren bu kirli savaşın ortasında ana güç olarak Suriye halkının birbirini kırması için çaba vermektedir: bunu anlamak için, Amerikalı diplomatların; büyük elçilerin, dışişleri bakan yardımcılarının eli silahlı teröristlerden hiç farklı olmayan, olayların içinde yer aldıklarını bilmek yeterlidir.

Amerika Akdeniz üzerinden Kafkaslara kadar tüm bölge üzerinde hükümranlık sürmek istemektedir. Petrol, gaz, stratejik madenler, tatlı su kaynakları, tahıl alanları ve bunları korumak için gerekli olan askeri üsler için yarım asırdır ısrarlı bir çaba içindedir. Bunlara önemli eklenmesi gereken İsrail’in korunmasını da eklediğimizde en gerçekçi talan senaryolarının sac ayakları belirlenmiş olur; Lübnan iç savaşı bunun için alevlendirilmiş (1975), İsrail bunun için 1982 savaşıyla Lübnan’ı işgal etmiş eski işgallere yeni topraklar eklemiş ve  2000 yılına kadar süren amansız böl yönet  yöntemi uygulanmıştır. Onlarca kıyım saldırısı yapılmıştır.  BOP, İsrail’in Lübnan’a açtığı haksız son savaşla (12 Temmuz 2006) da sonuç alamayınca Suriye en büyük engel olarak saldırının açık savaş hedefi olmuştur. Suriye’deki sorunların gerçekçi nedenleri de budur. Bunu mezhep savaşı, Suriye içi bölgeler savaşı, demokrasi ve özgürlük amaçlı halk ayaklanması olarak yorumlamak ise  abesle iştigaldir. Dolaysıyla Amerika bu savaşın baş aktörü olarak eli kanlı katil sürüleri olan selefi şebekelere  mali ve askeri destek vermekten çekinmemektedir. Hiçbir insan kakı ve hukuku tanımadan uyardığım yapmaktadır. 

Şimdi kongreden geçirilen karar ise yapılanı resmileştirmekten ve süreç üzerinde siyasi-diplomasi etkinlik kurma amacından başka bir anlamı yoktur. “Gizli yapıyordum şimdi de açık yaparım” demenin İngilizcesidir…

SORU: Suriye'de Abdullah Öcalan ile uzun zaman beraber kalmışsınız, peki bu
tanisiklik sizin ve size yakin olan cevrenin ve de PKK'nin yakinlasmasina sebep olmusmudur?


MİHRAC URAL’IN CEVABI

 !2 Eylül faşist askeri darbe biz Türkeli devrimcileri en güvenli liman olarak gördüğümüz Suriye’ye attı. Bu ülke benim gerçek anavatanımdır. Akrabalarımın yarısından çoğu da  bu ülkede   bilinen ilk uygarlıklardan buyana yaşar Finikelilerden bu yana gelen tüm uygarlıkların  mayası olan bir halka mensubum.  Bu güvenli limanda, tüm çevreler farklı siyasi görüş ve algılarına rağmen bir araya gelince bizlerde ülkemizdeki faşist yönetime karşı ortak bir cephede birleştik. Faşizme Karşı Birleşik Direniş Cephesi (FKBDC) 10 devrimci siyasal örgüt tarafından böylece kurulmuş oldu. Bu örgütte ve yönetiminde ben de,  Öcalan da, Taner Akçamda, Teslim Töre de, Mihri Belli ve diğerleri yer aldık. Bu bir kader birliğiydi ve çok iyi dostluk geliştirip güçlendirdik.

Bu gün Kürt halkının kazandığı hakların döşeme taşları buradaki çabalarla da ilgiliydi. Doğal olarak yakınlaşmalar oldu, kader birliğinin yollarında birlikte omuz omuza olmak vardı. Ancak bu zaman zaman kesintilere uğradığı da ya da bu gün olduğu gibi “Açılım süreci” ne bakışta farklılıkları da içermektedir. Daha da ötesi  Kürt halkının atanmış siyasi temsilcilerinin diktatör Erdoğan’la giriştikleri balayı türü gelişmeler neticesinde ortaya çıkan  tutumlarına karşı,  ciddi rahatsızlıklarımızın olduğunu söyleyebilirim. Birilerinin çıkıp “Lazkiye’yi ilhak” edebileceğini pervasızca ve cahilce seslendirmesi (sonra tekzip etse de) korkunç bir hataydı. Diğer taraftan Suriye’ye karşı  eli kanlı terör şebekleriyle   Suriyeli Kürtleri ortaklaşa harekete davet eden  Erdoğancı sürüklenişler ciddi rahatsızlıklar oluşturdu.

Ama biz inanıyoruz Kürt halkının gerçek liderleri, bu atanmış siyaset maymunlarının düşündükleri gibi  bir duruş içinde değiller: Kürt halkı  on yıllar içinde kazandığı özgürlük ve demokrasi  etkinliğini özelikle Türkiye solunun yaptığı katkıları bir kenara iterek, bir diktatör bozuntusunun arkasında sürüklenmeyecektir. Kürt Halkı Taksim direnişinde hala yer almama hadikabını bir biçimde aşması gerekmektedir. Bunun da belirtileri geç olsa da görümlüye başladığını umuyorum; Selahittin Demirtaş’ın 18 Haziran 2013 meclisteki grup toplantısında yaptığı açıklamalar ve direnişi sahiplenme yönünde Türkiye sol güçleriyle omuz omuza olduğunu açıklaması, sanırım 7 Haziranda Öcalan’ın basına yansıyan Taksim direnişini sahipleniş konuşmasının etkisidir.

SORU: İç savaş cercevesinde milisiniz Suriye Ordusu ile koordine oluyormu?

MİHRAC URAL’IN CEVABI

Öncelikle Suriye’de bir iç savaş yoktur. Dünya medyasının sansasyonelliğe önem veren yayın politikasının ekrana yansıttığı görüntülerle kıyametin koptuğu sanılır. 14 ili olan Suriye’nin 13 ilinde bir devletin vermesi gereken tüm hizmetler, hiç aksamadan meşru yönetim vasıtasıyla yürümektedir; eğitim hizmetleri, belediye hizmetleri, mali, yargı, adalet, öğrenim, sağlık, ulaşım, iletişim, kültürel ve sanatsal etkinlikler kesintisiz yürümektedir.

Suriye’de meşru yönetimin halkın güvenliği için peşine düştüğü selefi terör örgütleriyle mücadelesi vardır. Olayı bu şekliyle doğru tanımlamak gerek. Sahil şeridini kapsayan illerde ise tek bir terör eylemini dahi kalmamıştır, Halk normal yaşamını tatilini ve rahatını tam anlamıyla yaşamaktadır. Karşıt medyanın özel olarak kameralarına zom yaptırdığı hadiseler, gerçeğin çarpıtılarak abartılmış halidir yalan ve dolandır.

Dolaysıyla Mukaveme Suriye güçlerinin  konuşlandığı Lazkiye’nin kuzey kısal alanlarında da   sıcak temas hattı dışında hiçbir olağanüstü halin olmadığını belirtirim:Şu an ben bu satırları sizlere Lazkiye’nin kuzeyinde Türkiye sınırında olan meşhur basit beldesinden deniz kenarından yazıyorum. İnsanlar yığınlarla yaz tatilini yapıyor su sporları dahil her konforu yaşayarak günlerini geçirmektedirler. Ve bu hat tam da temas hattıdır yanı yüzlerce metre ötede eli silahlı katil sürülerinin mevzileri bulunmaktadır.

Anlatmak istediğim, dış güçlerin haksız ve meşru olmayan müdahaleleri olmasaydı Suriye’de hiçbir şey olmazdı ve  bu kirli savaş anında biterdi. Ama bölgede çıkarı  ve talan  eğilimleri olanlar buna müsaade etmemektedirler.

Bu koşullarda, bir halk refleksi hareketi olan Mukaveme Suriyyi’nin  halkın ayrılmaz bir parçası, güvenliğinin yegane teminatı olan Suriye halk ordusuyla dayanışma içinde olması kadar doğal hiçbir şey olamaz. Zaten kendi başımıza  hiçbir sorumsuz süreçte olmayacağımız da  ilkelerimiz arasındadır. Bu açıdan ilk sorunuzda ifade ettiğim ne Reyhanlı ne de Banyas olaylarıyla uzak yakın bir ilgimizin olması mümkün değildir.

SORU: Esinizin Esed'in akrabası oldugu iddaa edildi, sizin Suriye Devlet Baskanın'la
herhangi bir tanisikliginiz varmi?


MİHRAC URAL’IN CEVABI

Öncelikle böylesi soruların muhatabı olmayacağımı ifade edeyim. Ailevi sorunları siyasete taşıyan hayasızların bu konudaki yalan yanlış karalama almaçlı çamurlarını ciddiye almayacağımı bilmelisiniz.
Bu kof iddiaların kaynağını herkesin bilmesini de isterim.Şahsım hakkında  bilinen bilinmeyin tüm karalamaların tek bir kaynağı var. Başka kaynak bulanı alnından karışlarım. O da MİT ajanı itirafçı Engin Erkiner ve ortağı İbrahim Yalçın denilen ikilidir. Bunlar mensup olduğum örgüte MİT tarafından örgütü ve tüm devrimci mücadele yoldaşlarımı tasfiye etmek için görevlendirilmiştir. Bunun önemli ölçüde de başardılar,  Malatya Beylerderesi katliamında, İlker Akman ve arkadaşlarının pusuya düşürülmesine yol açan ihbarı MİT ajanı Engin Erkiner yapmıştır, Ankara biriminde tüm arkadaşlarımızın tasfiyesi yakalanması ve Ömür Karamollaoğlu’nun ölümüne yol açmıştır. Ankara’da işi bitince İstanbul birimini yok etmek için MİT’in talimatıyla İbrahim Yalçınla bir araya gelmiştir.  Burada da her şeyi tasfiye etmiş bildiği bilmediği herkesi suçlayacak ifadeler vererek itirafçılık yapmıştır. Bu ikili şu  sürede, benim Suriye anavatan savunmasında  halkımın mücadelesini verirken diktatör Erdoğan’a bağlı olan MİT kurumunu bir görevlisi olarak basında çıkan karalamaları, ahlaksızca servis etmiştir: tümü yalan ve tümü soytarıca söylemlerdir.

İşte bu yalanlar arasında çocuklarımın anasını hiçbir düşmanlık türünde dile gelmemesi gelen aileleri karıştırma ahlaksızlığı yaparak Beşşar Esad’la akrabalığı olduğu iddia edilmiştir. Bu asılsız iddia da sırf, sırtıma yıkılan yargısız infazlarla Suriye’yi ilişkilendirme amacı taşımaktadır.  Bu kadın onurlu, emekçi bir ailenin kızıdır. Esad’larla uzak yakın hiçbir akrabalığı ya da komşuluğu yoktur. Ülkesinin devrimci gençlik teşkilatında görev almış yaşantımın önemli bir bölümünün tüm zorluklarını benimle paylaşmış arkadaşlarıma annelik yapmış hizmet etmiş, dil öğretmenliği yapmış kadındır. Ailesi Türkiye ve Suriye arasında bölünmüş, Amcası  ve amca çocuklarının tümü Mersin/Tarsus’ta ikamet etmektedir.. Karalama yapacağım diye suratını karalayan bu soysuzları ve onlara alet olan aşağılık medya kuruluşlarını kınamakla yetiniyorum.

Beşşar Esad’ı, her Suriyeli kadar ben de tanırım. Ancak bu tanıma, hiçbir şekilde ne resmi bir ilişki yada herhangi bir konuyla özel olarak ilgili bir tanışma değildir. Yaşadığım ülkenin, halkının ezici çoğunluğunca seçimle başa geçmiş meşru cumhurbaşkanı olarak Beşşar Esad, bu halkın simgesi ve lideri olarak kendi üzerinde taşıdığı yükümlülük kadar,  vatandaşları olarak, temsil ettiği makam nedeniyle taşıdığı yükümlülüklerle da yakından ilgiyim. Suriye halkı için bu gün en büyük vatani değer olarak da görmekteyim.

SORU: Suclamalari kabul etmeyip adil bir yargilama olursa Türkiyeye dönebilcegnizi belirtmisdiniz?

MİHRAC URAL’IN CEVABI

Evet, bunu belirttim ve yeniden sorunuz üzerine bir kez daha deklere ederim. Adil bir yargılamanın olacağı an ülkeme dönüp bana yargısız infaz yapanlarla adalet önüne çıkmaya hazırım. Bu benim medeni cesaretim ve alnımın aklığıyla ilgili bir onursal duruyumdur. Meydan okuyorum; kim zerre kadar ülkeme, ülke vatandaşlarıma zarar verdiğimi ispat ederse boynum onun önünde kıldan incedir.

Ancak herkes bilmeli ki benimde kul hakkım vardır. Hakkımı sonuna kadar takip edeceğim bu dünyada olmasa da  ahirette varsa bir hak hukuk mercii, ondan bunu isteyecek ve alacağım,

Hakkımda zerre kadar mesnetsiz, kanıtsız belgesiz suçlama ve karalama yapanların da suratlarına tükürme hakkını kullanacağım.

SORU:Suriye de yasamaniza ragmen hem Facebook, hem de Twitter'i Türkce olarak kullanmaniz dikkat cekiyor?

MİHRAC URAL’IN CEVABI

Suriye benim devletler hukuku çerçevesinde mülteci olduğum bir ülke. Bu ülke doğal coğrafyasıyla anavatanımdır; memleketim Antakya bu coğrafyanın tarihsel kapsayıcılığı içindedir. Dolaysıyla dünyanın tüm sınır şeritlerinde olanlar için geçerli olan çok kültürlülük içinde yaşıyorum. Ancak siyaset dilim Türkçedir. Bu güzel dili de seviyorum. Arapça kavram zenginliğinin sonsuz okyanusundan bol blo yararlanarak Türkçe siyasal yazılarıma zenginlik katıyorum. Çünkü hedef kitlem ülkemdir halkımdır Türkiye’dir.  Bu güzel ülkenin aşığıyım, tutkum da köklerim de orada,  farklılıklarıyla Türkiye’ye aşık bir insanım, bundan hiçbir zaman kopmadım.

Dolaysıyla Arapça yazılarım olmasına yaygın kısa anekdotlarım bulunmasına rağmen halkımla en uygun anlaşma dili olarak Türkçeyi tercih ettim. Konuşmalarda video çekimlerinde ise sıklıkla Arapça hitaplarla bu dengeyi sağlıyorum. Bu da bana çok geniş çevreye kanaatlerimi davamı ve taleplerimi aktarma olanağı yaratmaktadır. Fransa’da yaşamaya devam etseydim, Fransızcayı da kullanacaktım ama bu olmadı iki anavatanımda yaşamayı daha onurlu saydım mücadeleye ve halkıma daha yakın gördüm ve bunu ikame ettim.

SORU: Türkiye sinirinda siginan Suriyeli mülteciler sinir illerdeki mezhep ve etnik dengeyi tehdit edebilir mi sizce?


MİHRAC URAL’IN CEVABI

Bu sorunuzun cevabını zaten Antakya halkı, Antep ve Adana halkı açıkça verdi. Diktatör Erdoğan Suriye olayları henüz yokken bu sığınmacılar üzerine kurguların yapmış, hazırlanan senaryolara uygun çadır kentleri kurmuştu. Bu politikanın nasıl bir eli kanlı politika olduğu ise iki yıldır süren Suriye olaylarında görülmüştür; selefi teröristleri mali ve askeri destekle Suriyelileri katletmek için 910 km lik sınırını açmasının nedeni de budur.

Bunun ötesinde de, Komşu Suriye’ye böylesine kirli ve kanlı saldırıları organize ederken ilticacı Suriyelilerin ülkede demografik dengeleri, inanç ve mezhepsel dengeleri alt-üst edecek konumlanışlarına da kolaylık sağlamaktadır. Son dönemlerde ırkçı yönelimlerle Türkmenler üzerine yürütülen Türkleştirme politikaları kadar her soy ve boydan mülteciye Türkiye vatandaşlığı vererek yüz binlerce seçmen oyun AKP’ye akması için çalışmaktadır.

Bu durum bu topraklarda binlerce yıldır yaşamış olan, bu bakir toprakları ziraata ve yaşama açarak gerçek vatan haline dönüştüren yerli halka karşı, bir soy kırım olarak dayatılmaktadır. Zaten yer yer ortaya çıkan çatışmalarda bunu göstermektedir. Hiçbir kültürel ortaklıkları olmayan, hiç bir tarihi birliktelikleri olmayan yeryüzünün dört bir yanından insan katletmek için toplanmış azılı katillerle bir arada olmak korkunç tedirgin edici bir vakıadır. Gerginliktir korku ve kaygıdır.

Bu gün özellikle Hatay, diktatör Erdoğan tarafından, metre kare başına yeryüzünde an çok azılı katil düşen ili haline getirilmiştir:  Bu insanlık dışı karanlık akıllar, Libya’da, Yemen‘de, Tunus’ta, Mısır’da, Afganistan’da, Çeçenistan’da, Suudi’de, Haliç ülkelerinde, kendi halklarını katlettikleri yetmezmiş gibi bir de Suriye’de ve Türkiye’de kıyım için gelmektedirler. İşin en korkuncu da Suriye’de kaybedecekleri kesin hale geldikçe, sınırlardaki öbekleşmeleriyle Hatay başta olmak üzere her yerde kanlı eylemlere girişme eğilimleri artmaktadır.  Kimisinde patlayıcı, kimisinde kimyasal bulunmakta ve bu ipi kopmuş azılı katiller her an patlayacak bir bomba halinde sağda solda dolaşmaktadırlar. Reyhanlı olaylarında kesinlikle parmakları olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır. Yayınlanan jandarma gizli belgeleri buna yeterince işaret etmiştir.

Bunun için tek önlem, eli silahlı tüm ilticacı maskesi koymuş teröristleri aileleriyle birlikte sınır dışı etmeyi gerektirir. Savaş korkusuyla iltica edenleri ise insanı nedenlerle korumak bir haktır: Ancak Suriye’den gelenlerin çok küçük bir azınlığı bu sürükleniş içinde olmuştur diğerleri Türkiye’yi bir askeri üs olarak kullandıkları ise açıktır:

14 Eylül 2012 Cuma

MİHRAC URAL'IN BBC RÖPORTAJI


Mihrac Ural’la BBC’nin yaptığı röportaj;


“Suriye'de isyancılara karşı savaşan Türkiyeliler”

Mahmut Hamsici
BBC Türkçe

Suriye'de yaşanan gelişmelerin, önemli oranda Arap nüfusa sahip Hatay ve çevresindeki yansımaları son dönemde Türkiye basınında geniş yer buldu.
Bazı basın organları yerel halkın, Beşar Esad yönetimi karşıtı isyancıların Hatay'daki varlığından rahatsız olmasını öne çıkarırken bazılarıysa ortada bir rahatsızlığın değil, Esad yanlılarının kışkırtmalarının olduğunu öne sürdü.
Hatay'da son dönemde gerçekleştirilen iki önemli etkinlik de farklı basın organları tarafından bu iki farklı tavır doğrultusunda değerlendirildi.
25-26 Ağustos'ta Hatay'a bağlı Yeşilpınar Belediyesi tarafından düzenlenen 'Barışa Çığlık' etkinliğiyle, 1 Eylül'deki barış mitingini, kimi basın organları Suriye'deki savaşa tepki olarak kamuoyuna yansıtırken kimileriyse provokasyon olarak aktardı.

Yeni Şafak ve Sabah onu manşetlerine taşımıştı

Bu ikinci kesimdeki basın oranlarından Yeni Şafak ve Sabah gazeteleri, manşetten verdikleri haberlerde 'bu provokasyonları THKP-C (Türkiye Halk Kurtuluş Partisi Cephesi) Acilciler örgütünün lideri Mihraç Ural yürütüyor' iddiasında bulundu.
Bu haberler Hatay’da Suriyeli muhaliflerin sokaklarda karşılıklar çıkardığı ve halın da bundan tedirgin olduğu yönündeki haberlerle, içinde muhaliflere silahlı eğitim verildiği iddia edilen Apaydınlar kampıyla ilgili olarak Türkiye basınında yayımlanan haberleri takiben yayımlandı.
BBC Türkçe'nin Suriye üzerinden telefonla ulaştığı Mihraç Ural, hakkındaki suçlamaları yanıtlamanın yanısıra kendisinin aktif olarak yer aldığını söylediği çatışma alanına ilişkin gözlemlerini ve içinde yer aldığı yeni örgütü Mukaveme Suriye'yi anlattı.

'Lazkiye'deyim, 32 yıldır Hatay'a gelmedim'
Ural, Alevileri kışkırttığı ve Hatay'a gelip gittiği iddialarını yalanlarken, 'Lazkiye'de olduğunu', 32 yıldır da Hatay'a ayak basmadığını, Türkiye'ye dönmek istediğini, ancak hakkındaki soruşturmaların zamanaşımından düşmesini önlemek için sürekli davalar açıldığı için dönemediğini belirtiyor.
Suriye istihbarat teşkilatı El Muhaberat'a yakın olduğu iddialarını da reddeden Ural, "Tam tersine Suriye zaman zaman bize baskı yaptı, 'Türkiye bizim komşumuz, bu topraklardan Suriye'ye zarar veremezsiniz' dedi. Ve biz sorumluluklarımızı üstlenmek için zaman zaman Suriye'nin dış politikasını zorlayan işlere kalkıştık çünkü halkımızı yalnız bırakmayacaktık" diyor.
Ural, Suriye'de rejimin sıkı bir savunucusu izlenimi verdiği konusunda ise, durumun pek de göründüğü gibi olmadığını söylüyor.
Anlattıklarına göre, Suriye kendisini dört kez tutuklamış.
1999'da Öcalan Suriye'yi terkettikten sonra Türkiye'nin talebi üzerine tutuklandıktan sonra bir yıl hücrede kaldığını söylüyor.
2000'de hücreden çıkttığını ama "Türkiye'yle biz bugün dostuz. Artık Türkiye'ye karşı topraklarımızdan herhangi bir yanlış istemiyoruz" uyarısına maruz kaldığını anlatıyor.

'Apo'yla 19 yıl birlikte yaşadım'

Öcalan'la yakın bağına ilişkin haberler, Ural'ın yalanlamadığı iddialardan.
"Apo'yla 19 yıl boyunca Suriye'de birlikte yaşadım'' diyor Öcalan için ve ''Aynı sofrada yedik, aynı evde yatıp kalktık. Dünyada tanıdığım en az milliyetçi olan adamıdır'' diye kendisinden bahsediyor, 'bölücü' olmadığını savunuyor Öcalan'ın.
Bölünme konusu, başka bir bağlamda, ama bu kez de Nusayrileri hedef alan bir suçlamayla gündeme gelmişti.

'Alevi devleti iddiası cahillik'

AKP Gaziantep milletvekillerinden Şamil Tayyar, Hatay ve civarında Suriye'ye olası müdahaleye karşı çıkanları ve bu yöndeki protesto gösterilerini Nusayri devleti kurma planlarının bir parçası olarak nitelemişti.
Ural, iddiayı en basit ifadeyle coğrafya ve kültür bilmemek olarak değerlendiriyor ve "Bunu iddia etmek cahilliktir. Asi nehrinin geçtiği bütün ova, Sünni ovasıdır. Aleviler dağdan itibaren sahile doğru uzanırlar. Alevilerin dağın alt kısımlarıyla bir ilgileri yok, bağlantıları yok. Dünyada en son olarak devlet kurmak isteyecek birileri olursa onlar da Alevilerdir. Alevilikte şeriatçılık yoktur. Alevilik insan merkezli evrimci bir inanç topluluğudur. Şeriat ne anlama gelir? Kanun yapmak, yani anayasa... Peki yeryüzünde bir akıllı var mıdır ki şeriat yapınca savcı, kolluk kuvveti cezaevi olmadan yönetebilsin? Oysa Alevi'nin böyle bir derdi yok. Alevi'nin derdi Tanrısına, insana hürmet etmektir, saygı göstermektir. Böylesine Sünni bir şeriat algısı olmayanbir topluluğun devlet kurma iddiası olamaz'' görüşünü dile getiriyor.

'THKP-C Acilciler örgütünün genel sekreteriyim'

THKP-CAcilciler, Mahir Çayan ve arkadaşlarının kurduğu THKP-C örgütünün, hemen hemen tüm liderlerinin 1972’de Kızıldere olayında öldürülmesini takip eden yıllarda bu hareketi izleyerek kurulan örgütlerden biriydi.
Silahlı mücadeleyi benimseyen örgüt, çıkışında yayımladığı ‘Türkiye Devriminin Acil Sorunları’ broşürü nedeniyle THKP-C Acilciler adıyla anıldı.
Ural, Türkiye'de bazı yayın organlarında gündeme getirilen ‘Acilciler’ bağını inkar etmiyor.
1986'da örgütün genel sekreterliğine getirildiğini, Soğuk Savaş’ın bitimine paralel bir şekilde siyasi evrilmenin yaşandığını anlatıyor.
''Bu siyasi evrimin sonucunda Acilciler örgütü barışçı, demokratik mücadeleyi esas alan bir yol izlemeye çalıştı. 22 yıldır Acilciler örgütü, dünyanın hiçbir yerinde ve ülkemizde kayıtsız, şartsız bir biçimde herhangi bir silahlı mücadeleye girişmedi. Ama halkımızın haklaı için hukuk çerçevesinde, bir demokrasi, hukuk, insan hakları mücadelesi yürütmektedir" görüşlerini savunuyor Ural.

'Mukaveme Suriye' sınırdan sızmalara karşı mücadele ediyor'

Ural, Suriye'de şu anda faaliyette bulunan örgütün ise Acilciler olmadığını, 'yeni bir direniş hareketi' olduğunu kaydediyor.
Mukaveme Suriye'’ adlı hareketin kurucuları arasında Türkiyelilerin de bulunduğunu vurgulayan Ural, örgütün özellikle ‘Türkiye'den ayrıldıktan sonra bölgede giden ve geri dönemeyen Türkiyeli devrimcilerin öncülüğünde’ kurulduğunu aktarıyor.
''Türkiyeli Kürt, Suriyeli Kürt, Türkiyeli Sünni, Suriyeli Sünni, Türkiyeli Şii, Suriyeli Şii, Türkiyeli Arap, Suriyeli Arap hepimiz elbirliğiyle Mukaveme Suriye'yi inşa ettik."
Ural'ın anlatımlarına göre, hareket Suriye'nin içişlerine karışmıyor, muhalefetle de sorunları yok, ama vatansever oldukları sürece.
Örgütün sınırdan sızdırıldığını iddia ettiği yabancılara ve kendi ifadesiyle 'vatan hainlerine' karşı bir mücadele çizgisine sahip olduğunu belirtip hareketin başında kendisinin de bulunduğunu vurgularken, ''Mihraç Ural'ın başında bulunduğu Mukaveme Suriye'nin savaşı bütün bölge halkı adına bir savaştır. Şu anda sadece sınır bölgelerinde faaliyetteyiz" diyor.

'Adana, Hatay ve Mersin'den gençler savaşmak için Suriye'ye gelmek istiyor'

Ural'ın bir iddiası da, Adana'da Nusayri nüfusun yoğun olduğu Adana, Hatay ve Mersin'den gençlerin bölgeye savaşmak için gitmeye çalıştıkları.
Bu iddiayı bağımsız kaynaklarca doğrulamak mümkün değil.
Ural, bu gençleri geri çevirdiklerini belirterek, şu görüşleri dile getiriyor: "Biz böyle bir çağrı yapmadık. Gelip katılmak isteyen binler var. Bölgemizin sınırları suni sınırlarla birbirinden ayrılmıştır. Bu harita gerçekçi bir harita değildir. Bu haritanın yaşaması mümkün değildir. Biz hiç kimseye herhangi bir çağrı yapmadık. Gelmek isteyenler sürekli heyetler göndererek yanımıza gelerek gelmek istediklerini belirtiyorlar. Adana, Mersin, Hatay yörelerinden gençler arasında çok yoğun bir talep var. Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda ve İsveç'ten buraya gelmek için çok yoğun bir talep var. Yoğun olarak Arap Alevileri gelmek istiyor, ama sadece onlar değil. Biz buna şu anda olumlu yanıt vermiyoruz. Suriye halkı kendi gücüyle zafer kazanacaktır. Onlara bulunduğunuz ülkelerde Suriye dostları olarak etkinliklere katılmanız yeterlidir diyoruz."

'Esad yönetimiyle resmi ilişkimiz yok'

Ural, örgütün Esad yönetimiyle ilişkisine ilişkin iddialarıysa yalanlıyor.
Ancak, örgüt üyelerinin arkasında Beşar Esad posterleriyle çekilmiş görüntüleri hatırlatıldığında ise ''Biz burada tamamen halk komiteleri olarak varız. Bu, emperyalizme karşı tavır alma refleksiyle ortaya çıkmış bir siyasi yapıdır ve bu siyasi yapı çok geniş bir çevrede onay göremeye başladı. Ve devletin bize zaman zaman burada bunu yapın, şurada şunu yapmayın gibi müdahalelerine karşı tavır aldığımızda halk da bizim yanımızda oldu. Şu 2000'e yakın militanımız var. Bu örgüt, İdlib'in ilçesi olan Serkin'den, Kesab'ın en uç noktasına kadar bu sınır boyundaki sızmalara karşı savunma hareketi olarak yerini almaktadır" görüşünü savunuyor.

31 Ağustos 2012 Cuma


Mihrac Ural - 31 Ağustos 2012 / Cuma  -  Lazkiye.

Siyasal mücadelem boyunca  haksızlığa uğradım, yalan ve kurguların saldırısına maruz kaldım. Bu gün aynı senaryolar devam ediyor. Bu ahlaksız basın her zaman yalanların kurgu ve abartmaların basını provokasyonların basını oldu. Bunun için şaşırmadım. Ahlaksızlık üzerine kurulu bir basın başka bir şeyi başarması mümkün değil. Bu basın yalan adlı bir tanrıya tapıyor dini inançlarının esası budur. Bu açıdan hesap verecekleri merciinin sırat köprüsündeki kararına güveniyorlar. Oysa  yeryüzünü ve göklerin gerçek kutsal güçleri,  bunların tanrılarıyla savaş halindedir ve insanlığı  barışı için inanç gücünü destekliyor. Yalan tanrılarının köleleri evveli yalan ahiri yalan  bir bataklıkta  gerçekleri çarpıtma abesiyle uğraşıyor.

YENİ ŞAFAK her zaman olduğu gibi karanlıkların basınıdır. ilkelliğin, gericiliğin insan haysiyeti ve onurunun karşısında olandır. Adımı  sütunlarında konu ederken herkesin bildiği ya da kolayca öğrenebileceği gerçekleri bile pervasızca çarpıtmaktan çekinmiyor;

1)-Suriye'de Lazkiye'de yaşadığımı bilmeyen kimse yoktur ama onlar beni Fransa’da yaşıyor diye lanse ediyorlar.
2)-  uzun yıllar olduğu gibi bu günlerde de  ikametim dışında hiçbir yere gitmememe rağmen, Hatay’a eylem için geçtiğimi yazıyorlar.
3)- hayatım boyunca devlet dinilen yapılarla uzak yakın hiçbir ilişkim olmamasına rağmen, Suriye Mahabartıyla ilgili çabalarım olduğu yalanını iddia ediyorlar; doğrularım arkasında duran biri olarak Suriye dahil bir çok ülkede siyasi nedenlerle zindan yattığımı bilmemeyi tercih ediyorlar.

Bütün bu yalan makinesi  on yıllardır çalıştırılıp duruyor. Bunun için bir itirafçı soysuz olan Engin Erkiner adlı polis işbirlikçisi ve MİT ajanı olan İbrahim Yalçın adlı biri  bu yalanları bir provokasyon senaryosu olarak üretim basına pazarladıkları bilgisi elimize geçmiş bulunmaktadır.  Bu açıdan bu yalanları önemsemediğimi Suriye’yi anti emperyalist direnişinde sonuna kadar savunacağımı, bu savunumu sadece Suriye topraklarında  yürüttüğümü kamuoyuna deklare ederim.

30 Ağustos 2012 Perşembe

THKP-C (Acilciler) Basın Açıklaması 30 Ağustos 2012 / No: 44



THKP-C (Acilciler) Basın Açıklaması    30 Ağustos 2012 / No: 44

 BARIŞA OMUZ VERELİM

Barış insanın doğasına en uygun ortamdır. İnsan toplumsal bir varlık olarak güven içinde anlamlı bir yaşam sağlayabilir, uygarlıklar da bu ortamların ürünüdür. Rekabet gelişmenin önemli bir verisi olsa da savaş rekabet değil tahriptir, üretmez. Yakar ve yıkar.

İki yıla yakındır bölgemizde savaş tamtamları çalıyor. Tüm savaşlar gibi bölgemizde kurgulanan savaş kirli bir savaştır; sadece ölüm, gözyaşı, yıkım ve parçalanmayla sonuçlanacak barbarlıktır. Böylesi bir yıkımı bölgenin hiçbir halkı hiç bir gerekçeyle kabul etmez. Binlerce yılın komşuluk ilişkisi, kardeşlik ve barış erdemi içinde yaşamış toplulukların, savaşla ilgili hiç bir girişme onay vermesi düşünülemez.

Savaş bir dayatmadır. Bölgemize talan amaçlı çıkarlar için dıştan yapılan bir dayatmadır. Dünyanın her köşesinde talan yapan emperyalist güçler bu dayatmanın kirli tarafıdır. Erdoğan yönetimiyle; Katar, Suudi Arabistan ve Körfez Emirlikleri gibi Arap gericiliğini temsil eden ülkeler bu dayatmanın yerli uzantılarıdır. Ülkelerinde barış içinde yaşayan farklılıkları, yer yer milliyet farklılıklarına, yer yer din ve mezhep kışkırtmalarıyla kardeş kanına sürüklemektedirler. Kaos ve iç savaş sonunda kimsenin kazanmadığı düşman kardeşler arenasında tek zararlı taraf, birbirine kırdırılan kardeşler olacaktır. Bunun tek anlamı ise, barış ve güvenli yaşamın katlidir.

Bölgemiz ve komşumuz bu ağır süreçten geçerken evi camdan olan ülkemizin göreceği zarar korkunç bir boyutta olacaktır. Bir yandan organik bağlarla örülü ilişkiler, diğer yandan bölünmesi mümkün olmayan coğrafyaların etkisi altında savaş, ülkemizi bir boydan bir boya kana bulayacak vahşet olarak ikame edilecektir. Enerji kaybı, yaralı düşmek takati kesilmek savaşan kardeşlerin kaderi olurken, hükümranlık bu savaşı körükleyen ve seyredenlere ait olacaktır. İstenen de budur.

Onlar yıkım istiyor, ölüm istiyor, talan istiyor. Ama halklarımız barış ve güvenlik istiyor, gelecek kuşakların barış içinde bir arada yaşama hakkını istiyor.

Bunun için ülkemizin dört bir yanında SAVAŞA KARŞI BARIŞ panelleri, miting ve yürüyüşleri, basın açıklamaları, bir vicdan sesi olarak yükseliyor. Antakya bu vicdanın adıdır. Dünya şer güçleri bu küçük kenti, bu barış ve kardeşlik alanını cehenneme çevirmek için, savaş ve istihbarat bürosu haline getirmek istiyor. Bölgenin gerçek düellosu da bir biçimde burada başlıyor. Bu kentin önemi, yeryüzünün tüm azılı katillerine karşı gösterdiği haklı refleksle anlam kazanıyor. Bu kadim Roma kenti, evlatlarının duyarlı duruşuyla dünya şer güçlerine ve onların savaş tamtamcılarına geçit vermeyeceğini böylece ilan ediyor.

Buradan çağrımız bölgede savaşa karşı daha bir dirençle durmak için, tüm barış güçlerini daha çok etkinlik yapmaya davet ediyoruz. Bu ülkemiz ve halklarımız için öncelikli olan barış içinde bir arada yaşama için gereklidir.

THKP-C(Acilciler)
30 Ağustos 2012